Turan Dursun Sitesi Forumları

Turan Dursun Sitesi Forumları (https://turandursun.com/forumlar/index__1.php)
-   Felsefi Tartışmalar (https://turandursun.com/forumlar/forumdisplay.php?f=148)
-   -   Tanrının zamandan bağımsız olması (https://turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=37637)

kkwejr213 07-09-2015 19:21

Tanımlamanız doğru. Evren de zaten O'nun oluşan ve değişen halidir. Yani bir değişmeyen ve sonsuz olan hali bir de oluşan ve değişen hali vardır. Sonsuz olan, O'nun ezeli niteliği maddi evren ise O'nun ebedi halidir. Yani geçmiş de gelecek de O'dur.

İlahimasal 07-09-2015 19:41

Ahiret bile zamana bağlı bu allahin işide zor.saati kur bekle.
Tik,tak,tik,tak

spartacus 07-09-2015 19:43

Bir şeyden eylemi ile söz edilmesi = zaman(soyutlanır.) Zaman bir noktada olayların gerçekleştiği boyut olarak ifade edilir. Lakin dikkat edilmesi gereken boyut ve koordinatlama işi öznece yapılan kıyas, kıstas esasına dayanır. O halde elimizde olan olayların ve şeylerin nesnelliğidir, kavram olanlar ise zaman ya da benzeri soyutlarımızdır. Gerçek olan hareket ve değişimdir, soyutlanan ise zaman, iyi, kötü, önce, sonra, baş, son gibi bağıl kavramlarımızdır.Zaman konusunda bir kaç paradoks vardır ve aslında paradoksa neden olan faktörün temelinde öznelcilik, yani soyutu somutun yerine ikame vardır. Buradan bakılabilir.
https://tr.wikipedia.org/wiki/Soyutlama
Alıntı:

wiki-link´isimli üyeden Alıntı
soyutlama sonucu olan kavram ve düşünceleri saltıklaştırır ve bunları nesnel gerçekliğin yerine koyar. Soyutlama, gerçekte, yeniden somuta varmak ve somut bütünü parçalarında da birbiri ile olan ilişkileri içinde tümüyle kavramak için kullanılan bir yöntem, bir araçtır. Soyutçuluk, bu amacı araçlaştırır ve somuta varmak amacını unutarak soyutta kalır.

Paradoksun en önemli nedeni soyutlamak üzerinde yapılan çıkarım hatasıdır. Ortada bir hata vardır. Diğeri ise mantık temelindeki hatadır-nesneyi, niteliklerinden ayrık, ya da niteliği nesnesiz, somut işaretsiz ele alan mantık hatası. Örneğin ışığın kırılması algı şiddetine göre farklı renklere bürünür, mantık hatası ve en kabaca izahı, bir elmanın kırmızı olmasının, o elmayı ortaya çıkartan şey olması-düşüncesi- hatasıdır. Yani elmanın rengi kırmızı olmasaydı, elmadan söz edemezdik anlayışı. Gerçekte ise tam tersidir, ışığı kıran elmanın yüzeyi ve yüzeydeki kimyasal bileşimlerin içeriğidir...

Üçüncü hata ise zaman konusunu bilmek, ama zamana nesnel, zaman kavramını aşan nitelikler yüklemek hatasıdır. Yani zamanın uzaylaştırılması hatası. O çerçeve de de nesnellik ve nesnel gerçek, zaman uzayı içerisinde bir tren gibi hareket eden bir yapıya dönüştürülür, bu da diğer hatadır. İçinden geçilen bir zaman uzayına sahip değiliz, zaman uzay değildir, koordinatlanmış bir boyuttur sadece. Boyut da uzay değildir, belirli bir satıhın, satıh özelliklerine dayanarak, yine bazı belirli ölçeklerle insanca yapılan kıyaslar ve kıyasa bağlı birim ölçülerinde ifade edilen koordinatlama işine boyut denir. Neyse;

Adına tanrı, Allah vb denmiş olsun, zamandan münezzehtir dendiği anda ezel ve ebedden söz edilmemesi gerekir. Zira ezel ve ebed aslında sadece hayaldir, fizik dışıdır. Bizler geçmişten söz ederken bize göre değişken nitelikler arasındaki farktan söz ediyoruz, yani ortada olanın bir geçmişi ya da geleceği yok, gideceği böyle bir zaman yoluda yok. Sadece değişir, bizlerde değişimlerin kimilerini referans alıp, buradan belirli birimlerde koordinatlama, kıyas işi yaparız ve kıyaslarımıza göre bir nesnenein, koşul dahilindeki o anki niteliği ile ortam bileşenleri ve ilişki ağındaki hareket ve değişimin ulaştığı bir başka sonuç arasında kıyas yaparız. Kıyasladıkalrımızdan birisi geçmiş hal, diğeri ise şimdiki hal olarak önce ve sonra gibi kavramlara sahip olmamıza olanak verir. Değişen şey açısından ise zamanın bir değeri yoktur, zamanda ne ileri gitmiştir, ne de geri, sadece değişmiştir. İşte bu nedenle bu değişim bir OLAY durumudur, çünkü mevcut olanın, mevcut koşulun değişimi, hali durumdaki kıyasına göre olaydır. O nedenle denir ki, kıyasla elde edilen soyutlama sonucu, zaman olayların gerçekleştiği boyuttur. Yani tam da az önce sahip olduğumuz önce ve sonra kavramının koordine edilmiş zemini...

Gelelim paradokslara. Tanrı zamandan münezzeh ise o halde tanrının sahip olduğu tek nesnellik, şimdi olabilir. tanrı sadece şimdiyi yaşar ve elinde geçmiş ya da gelecek gibi bir argüman taşımaz. Bu bu gerzek paradokstan dolayı vakti zamanında tasavvufçuların kavradığı, bir basamak ilerlediği aşamadır. Tanrının ise evreni 6 günde yarattığı vb bahsedilir. Bu halde ortada bir eylem vardır. Bu eylem iradi olmakla zaten çoktan paradoks açısından sınıfta kalır, zira zaman ancak olayların gerçekleştiği boyut olarak kavranırken, zamansız eylemden söz etmek hiç bir mantık ve akılla izah edilemez. Demek ki bu kurguda ciddi bir hata var ve paradoksa kurban olacak.
..............................A................... ...........

Yukarıda A şeyimiz var, solu ezel, sağı ebed olsun. Solda sonsuz sayıda nokta var ve noktalar A nesnesinin eylem gösterdiği anlar olsun. A'nın şu anki durduğu yer ise 2015 yılı, yani aslında şimdi olsun. Şimdi, bu A, bunca sonsuz noktayı aşıp, nasıl durduğu konuma gelebilir? Gelemez çünkü hem buradaki zaman anlayışı yanlıştır hem de ilgili kurgu hatalı... Kurgu o düzeyde yanlış ki Allah zamandan münezehtir dedirtemiyor, diyen diyorda, dediği ile öne sürdüğü kurgu çelişip, çatışıyor. Neyse anlamayanalr için şöyle düşünsünler, sonsuz bir kuyuya taş atarsam, taş kuyunun dibine ne zaman düşer? Düşmez, çünkü dibi yok, o halde dipsizden gelen taş şimdiye nasıl gelebilir? Gelemez çünkü bir başlangıcı yok. Geldik mi zaman vb kavramlarımızın hasılının REFERANS'A muhtaçlığına geldik. Demek ki paradokstaki temel hatalardan biriside bu tür kavramların referans muhtaçlığıymış, o halde Tanrı iradi eylemlerinde hangi referansla izah ediliyor, hiç bir şey yoktu diyorlar o halde tanrı neye göre tanımlanabildi, bir şey olmalı ki, bir nitelik öngörülecek tanrının da iradesi dışında bir şeyler olmalı. Hasılı nesnel gerçekliğin yerine konamazlar ya da nesnel gerçekler, olaylar, bu kavramlara endekslenemezler, tam tersine kavramlarımız nesnel gerçek, nitel ve hal farkları, durum, koşul farkalrı üzerinde soyutlanıyormuş. Yukarıdaki paradoksun çözümü;
Çözüm -> .
Sadece 1 noktamız var, zaman dediğimiz de bu noktanın devinimi bu devinimle açığa çıkan hal-nitelik değişimlerinin, bir kıyasla koordinatlanması.. Bu kadar, öyle ne gelinecek sonsuz bir ezel ne de gidilecek sonsuz bir ebed yoktur.

Tasavvufçular geçmişte bu yaratılış masalını zaten çözmüşlerdi, her ne kadar gerçek olan şimdidir, Allah ise geçmişte bir şeyleri yaratıp koymadı, ne yaratıyorsa şimdide yaratıyor dediler, hatta Allah geleceği bilemez de dediler-çünkü gerçek olan sadece şimdidir ve Allah geçmiş ve gelecek gibi gerçeklik dışı alanlarda yorumlanamazdı, şimdi bir yaprak düştü ise işte Allah tam da o eylemde vb dedilersede, ne kendileri tam anlayabildiler ne de anlattıkları kişilerde anlayabilme kapasitesi vardı. Zira bu gün bile kavramlarımız ne yazık ki antikçağdan beridir kalıt biçimine dönmüştür, yanlış kullanrıız ama yine de kullanırız.

Zaman kurgusu ve insan mantığının lineer kayıt biçiminin aslınde nesnel karşışığı, gerçeği nasıl bir şey mi? Aşağıya ekleyim, odur, zaman sayılamaz olandır, çünkü hareket ve değişim kendi özgülünde niteliktirler, sayılamazlar, sayılabilir olan bunlardan doğan hal, durum vb farklarının kıyasıdır, sayılan satıh(zaman yolu?!, uzayı) filan değildir, mevcut olanların hareketi, değişimi ve mevcut olanların ilişkisel ağdaki birbirinden görece farklarıdır-nicel olan bu-;
Zaman -> bundan soyutlanır, çünkü nesnel gerçek budur-> .

------------------------- Bölüm 2 ------------------------------
Boyut işi ise işte bu noktanın halden hale, renkten renge, durumdan duruma geçmesinin ölçeklenmesi, birimlere dökülmesi, hafıza edilmesi ve kıyası, koordinatıdır. Evet biz zaman birimlerini kullanarak hesap yapacağız çünkü kaynağımız zaten tam da devingen olan noktanın, bu devinim ve nitelik farklarıyla idi, bu halde bir niteliği ya da farklı özellikleri ve farklı nitelikleri kıyaslayarak, hali hazırdaki devinimin varabileceği boyutları hesaplayabilirdik, bizde aslında bunu yapıyoruz. Gelecek dediğimiz özünde noktanın şimdi halden farklı hale, niteliğe bürüneceğini öngörebilmemizle ilgili, bu ise afaki değil, gözümüzün önündeki hareket ve değişimi analizle ilgili, geçmişte şimdiki haline nazaran daha farklı öngördüğümüz önceki(! işte zaman) halidir, ancak gerçek değildir, şimdi gerçek olan nokta ve şimdiki hali ne ise odur.

Sonuç olarak ne kuyuya bir deli taş atsın ne de kırk akıllı uğraşsın, yeter ki kavramlarımızın kaynağını, membasını unutmayalım, yanlış ve yanılsamalara düşmeyelim. Bizi yanılsamaya götüren ise ne yazik ki özneliğimzidir, biz bir şeyleri referanslamadan, kıyaslamadan bu yetiye sahip olmadan asla iradi bir eyleme ve harekete ve dahi yoruma sahip olamazdık. Yine de bilmemiz gerekir ki biz ve konumuz uzayda bir noktanın milyarda biri dahi değildir, o endenle bir şeyleri yorumlayıp,anlamak istiyorsak ve bu fizik, dış dünya olacaksa, kendimizi merkeze koymamayı, kenara atmayı, gözlemci olmayı öğrenmemiz şart.

Tanrı zamandan münezehtir doğru, tanrı bilmez, görmez, işitmez, duymaz, buyurmaz, eyleme geçmez, ancak iddia edilen tanrı böyle ise mantıksal paradokslar ortadan kalkar, yok tanrıya buyurtan, eylem yapan bir irade gözüyle bakılırsa, tanrının münezehliği orada bitmiş demektir. Ne zaman buyurdu, nerede, kime buyurdu? ne zaman yarattı?-ki madem eylemdir değil mi ve madem Tanrı ezeli o halde bu eylemi gerçekleştirmek için ne kadar bekledi? Kuyu ve taş işte :). Çözüm mü tasavvufçular buldu, tanrı sadece şimdidedir ne ezeli ne ebedidir, ne geçmişi ne geleceği bilmez, şimdide ki eylemi ise oluşumlardan sorumludur-Allah dilemedikçe dileyemezsiniz anlayışı. Neyse, işin bu kısımları hayli, uzun bir konu..

Tanrı üzerine senaryo ve kurguların kaynağında insanın mantık, bilgi ve benzer yanılsamaları var. Bu yanılsamalar o derece de mantıksızlıkalra dönmüş ki, bir dediğiyle, diğerini çürütmüşler, lakin asıl iksir ne yazık ki inanca dayalı ideolojik şartlanmalarda, bu şartlılık yoğurda kara demek şartlılığıdır, inanan beyaz demek istese bile şartına bakar ve çıakr gözünü re eder. mantık, akıl sorunun da da böyledir, kişiler şartlılıkalrı için akıllarını ve mantıklarını yok saymayı çıkar yol olarak görmüş durumdalar... Tanrı ilgili senaryoların en mantıksız, en akılsız, gözden ve kulaktan da uzak eylemlerin, senaryo kahramanı. Öyle roller verilmiş ki, bu rolleri oynayabilmek imkansız, çünkü zemini yok, ortamı yok, koşulu yok. Kaç bin koyunum vardı aslı yok yaylasında, manda yuva yapmış söğüt dalına, yavrusunu sinek kapmış gördün mü? Hee gördüm, inandım, iman ettim, başka türlü açıklanamıyor.

Tanrı ezel ve ebed olduğu sürece asla yaratma eylemini gerçekleştiremeyecek, senaryoya göre değerlendiriyorum tabi ki, yoksa yaratılan hiç bir şey yok, sadece ama sadece halden hale, nitelikten niteliğe kendi üzerinde hareket, değişimle dönen oluşumlar var, haller, nitelikler, formlar oluşuyor ve kayboluyor ve kaybolan sadece bunlar, nitelik, olagelenlerde bu. Varlık, ortada olan ise, "kendinde şey", ne oluşuyor ne yok oluyor ne de gaipten var oluyor, bu olmaklık, hal kapsamıdır, şey kapsamı değil ve şeylerin sıfatları konusu dahi nitelikle ilgilidir. Özünde şeyin hiç bir anlamı yok, anlamdan münezzeh :) Anlamı olan nitelikler, formlar vb, kavranan da bunlar, soyutladıklarımız da :) Diğeri ise nesnel gerçektir, şekilsiz(şekil nitelik ile ilgili), şemalsiz düzeydir, ayrıştırılamaz, sınırlanamaz, sayılamaz, kıyaslanamaz, öncesi ve sonrasından bahsedilemez-çünkü nitel düzey değil, öncede kendidir, sonra da ne halde olursa olsun-. Anlatması kadar kavranması da zor olan konular diye düşünüyorum...

İlahimasal 07-09-2015 19:51

Işık hızına ulaşinca zaman duruyor ise,ışık hızının üstüne çıkilirsa zaman geriye gider.
Allah ışıkdan hızlımı? Yavaşmı?

Bence yavaş zaman onun mekanında işliyor.hızlı olsa dururdu.

Allah geçmisdeki bilgileti bile olmuş bitmiş gibi anlatıyor.geçmişe gidemiyor.
Dahada ilginci. Ahireti bizim gibi bekliyor.

Çok yavaş çoook.

Tik,tak,tik,tak

fidato 08-09-2015 15:16

İlgilenip okuma zahmetinde bulunanlara ve hatta cevap verme zahmetinde bulunanlara çok teşekkür ederim. Ben böyle ortamlarda mahlas ile nasıl hitap edilir pek bilemediğimden bir kusur işlersem lütfen affedin.

Benim anlattığım kurguda bahsettiğiniz soyutlamaları anlam daraltması açısından yapmamıştım. Ya da yapmak istememiştim. Belki yetiştirilme tarzımdan, belki de doğrunun böyle olduğunu sanmamdan ötürü edindiğim bilgileri kavramsal ifadeler yerine çoğunluk tarafından anlaşılabilmesi için sadeleştirip örneklemeler ile anlatma mecburiyetim var. Lakin bunu pekte beceremediğimi gösterdiği için spartacus’e teşekkür ederim. Bunu daha doğru bir yöntemle yapmaya çalışacağım umarım anlatımımda başarılı olurum.

Kurgudaki kavramları tekrar belirtmek istiyorum.

Önceliği Tanrı’ya vereyim. Ben günümüz inanışları (Dinleri) çerçevesinde çizilen Tanrı kavramını kullanmıştım. Doğal olarak da İslamiyet’teki Allah kavramını. Bu açıdan şüphesiz yaratma eyleminde bulunduğu bunu irade ile yaptığı kuşkusuzdur. Onun sözlerinden oluştuğu belirtilen Kur’an incelendiğinde net bir şekilde zaman ve mekanın ve diğer her şeyin Allah tarafından yaratıldığı ve bir amacının olduğu anlaşılmaktadır. Sanırım burada itiraz edilecek bir durum yok diye düşünüyorum. Eğer ki belli sorunlar neticesinde Kur’an metninde belirtilen Allah kavramında özelliklerini azaltmak veya çoğaltmak yoluna gidilecekse durum değişebilir. Burada eklenen veya çıkartılan özellikle ile yeniden belirlenmiş olan Allah kavramı ile tekrar düşünmemiz gerekir.

Zaman konusunda çok söyleyeceğim yok aslında. Spartacus onu anladığımı ama niteliklerini hatalı belirlediğimi belirtmişti. Burada benim zamanı nasıl algıladığımdan ve tanımladığımdan çok en başta belirttiğim gibi çoğunluğun bunu nasıl tanımladığıdır. Özellikle bir dine mensup kişilerin Tanrı’nın yarattığına inandıkları Evren’de onda bulunan Dünya’da ve onda bulunan kendilerinde zamanı nasıl yorumladıklarını baz aldım. Eğer konuyu bilimsel boyutta anlatmak isteseydim, fizik açısından farklı bir zaman, felsefe açısından farklı bir zaman ve hatta biyoloji açısından zaman tanımı kullanmam gerekirdi. Genel olarak insanlarda kabul gören (ve evet kesinlikle hatalı olduğunu benimde bildiğim) içinden geçilebilen veya tren, akan bir nehir gibi düşünülen çizgisel zaman tanımıdır.
Burada altını çizerek önemle belirtmek istediğim, çizgisel bir zaman düşünüldüğünde ve genel algılardaki Tanrı düşüldüğünde Tanrı’nın gerçek olamayacağıdır. Tıpkı çizgisel bir zaman düşünülemeyeceği gibi Tanrı da düşünülemez. Eğer ısrarla inanmak istenirse olabilecek durumu anlatmak istedim.

Yani spartacus paradoksu çözmemiş aslında tamamen böyle bir paradoks olamaz demiştir. Elbette olamaz ama maalesef oluyor. Bunu anlatmaya kalktığınızda da “sen bunu anlayamazsın.” Veya insanın algısı buna yetmez.” Deniyor.
Bu kurguda ki zaman kavramını değiştirsek ve hareketi-değişimi-farklılaşmayı kabul etsek bile elimizdeki Tanrı kavramı ile yine paradoksa sebep oluruz. Her hâlükârda böyle bir Tanrı gerçek olamaz.

Zaman yani hareket ve farklılaşmak/değişmek en küçük birimi ile an olarak ifade edilir. Sanırım buna itiraz edilmeyecektir. Geçerli olan ise, yani gerçek olan ise şu andır. Bir önceki ve bir sonraki değil. Sadece o an. Bir önceki an artık yoktur. Bir sonraki an ise daha olmamıştır (Sanırım bu anlatımım da soyutlamak olarak görünecek ve eleştiri alacağım). Spartacus’ün belirttiği gibi bu durum elbette ki idrak edilmiş ve tasavvufçular tarafından Tanrı kavramı değiştirilmiştir. Tasavvuf düşüncesi içine girersek sanırım baya konuşmak gerekir. Bu durumu daha fazla açmayı, konuşmayı ve tartışmayı isterim fakat şimdilik bu kadarı ile yetinmem gerekir. Umuyorum ki en azından niyetimi anlatabilmişimdir.

spartacus 08-09-2015 16:21

Alıntı:

fidato´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 566321)
Zaman konusunda çok söyleyeceğim yok aslında. Spartacus onu anladığımı ama niteliklerini hatalı belirlediğimi belirtmişti.

Sevgili fidato, bu başlıkta böyle bir şey yapmışsam hata yapmışımdır, sizin yanlış tanımladığınızı ifade ettiğimi hatırlamıyorum, genel olarak yerleşik -antikçağdan berdir diyerekte destekledim-, hakim olan anlayışa yönelikti ifadelerim. Yani hakim anlayış gereği, öteden beri bu konu lineer bir çizgide bir yön tayini dahilinde kendi şahsına münhasır bir zaman kavrayışının hata ve yanılsamalarına göre idi.
Alıntı:

fidato´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 566321)
Genel olarak insanlarda kabul gören (ve evet kesinlikle hatalı olduğunu benimde bildiğim) içinden geçilebilen veya tren, akan bir nehir gibi düşünülen çizgisel zaman tanımıdır.
Burada altını çizerek önemle belirtmek istediğim, çizgisel bir zaman düşünüldüğünde ve genel algılardaki Tanrı düşüldüğünde Tanrı’nın gerçek olamayacağıdır. Tıpkı çizgisel bir zaman düşünülemeyeceği gibi Tanrı da düşünülemez. Eğer ısrarla inanmak istenirse olabilecek durumu anlatmak istedim.

Tabi ki, aslında o anlayışla yola çıkılırsa paradoks ürettiğini ifade etmek istedim, tabi işin zorlu tarafını da kabul madem o anlayışla bakarsak paradoks üretebiliyor, o halde açıkla nasıl? sorusuna yanıt aradım. Yani paradoksu çözmeye çalışmak azslında nafile, çünkü çözülemez, zira paradokslarda asıl eğilmemiz gereken mantıksal hatalardır. Bu konuda da yine mantiki düzeyde yaptığımı bir hata var, bir kavram kargaşası var ve birde tahayyl sorunu var. Yani paradoksta bir kaç yönden arıza var.
Alıntı:

fidato´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 566321)
Yani spartacus paradoksu çözmemiş aslında tamamen böyle bir paradoks olamaz demiştir. Elbette olamaz ama maalesef oluyor. Bunu anlatmaya kalktığınızda da “sen bunu anlayamazsın.” Veya insanın algısı buna yetmez.” Deniyor.
Bu kurguda ki zaman kavramını değiştirsek ve hareketi-değişimi-farklılaşmayı kabul etsek bile elimizdeki Tanrı kavramı ile yine paradoksa sebep oluruz. Her hâlükârda böyle bir Tanrı gerçek olamaz.

Aynen, böyle bi paradoks insan zihni, iradesi ile öngörülebilirde, nesnel gerçek çerçevesinde olamaz. Yani bir karşılığı, muhatabı olmaz. Yine de teolojinin zaman anayışı ne yazık ki lineer olmak zorunda, bir kere her şeyi önceden belirleyen bir metafiziğe mahkum, haliyle öncedelik, irade ve belirleme sorunu dönüp, dolaşıp lineer mantık ve düz bir çizgi ve zaman anlayışını hakim kılıyor.

Hem ezelin referanslanamamsından dolayı tanrı yaratma eylemini gerçekleştiremez, ama hem de birde hesaba katılmayan eylem ve zaman ölçeğiyle bu kurgu hatalı olur.Hal böyle olunca zamanı tanrının yaratması, tanrının da eylemsizliğidir ancak. Eylemsiz bir tanrının yaratmak fiili de anlam taşımaz. Zira yaratmak bir eylemdir o halde zamanı yaratmadan evvelden bahsetmek zaten başlı başına arıza ise de bir de eylemden söz etmek bir başka arızadır. Eylem varsa zaten zaman vardır, bir şeyler değişmiştir, değişebilirdir ki eylem olabilsin.
Alıntı:

fidato´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 566321)
Zaman yani hareket ve farklılaşmak/değişmek en küçük birimi ile an olarak ifade edilir. Sanırım buna itiraz edilmeyecektir. Geçerli olan ise, yani gerçek olan ise şu andır. Bir önceki ve bir sonraki değil. Sadece o an. Bir önceki an artık yoktur. Bir sonraki an ise daha olmamıştır (Sanırım bu anlatımım da soyutlamak olarak görünecek ve eleştiri alacağım). Spartacus’ün belirttiği gibi bu durum elbette ki idrak edilmiş ve tasavvufçular tarafından Tanrı kavramı değiştirilmiştir. Tasavvuf düşüncesi içine girersek sanırım baya konuşmak gerekir. Bu durumu daha fazla açmayı, konuşmayı ve tartışmayı isterim fakat şimdilik bu kadarı ile yetinmem gerekir. Umuyorum ki en azından niyetimi anlatabilmişimdir.

Evet uzun, uzadıya gidiyor, aslında 1 satırla dahi anlaşılabiliyor zaman üzerine yapılmış yanılamalarımız, lakin idrak edebilmek, kavrayabilmek çerçevesinde bir çok zorlukalr yaşıyoruz.
Birincisi bizler özneyiz, ben neredeyim dediğimiz anda dahi biz, önce kendimizi sonra çevreyi sınırlamak zorundayız. Ben demekle dahi aslında yaptığımız farklı, ayrı olmanın algısıdır. Haliyle bir noktadan sonra o düzeye varır ki, her şeyin merkezine kendimizi koyar ve çevremizde ne varsa hepsini tanımlarız. Her tanım aslında bir sınırdır, ancak böylelikle her şeyden bir şey ayrıştırılabilip, kendine has tanımlanabilir. Bu yapıldığı anda bu bile bir sınırlamadır, bu sınır tanımlanan şeyi diğerlerinden ayrımaya yarar.

Neyse gel zaman, git zaman o noktaya varmışıszdır ki, artık her yanımızı koordinatlamış(boyut), her yana referans noktaları koymuş(kuzey, güney, doğu, sağ, sol, yukarı, aşağı, a cisimi, b cisimi vb) ve her bir referansımızı da kendimizi ölçüt alarak yorumlamışızdır. Aslında bu açıda durmak bilimsel değildir, yani bir gözlem durumu da değildir, sadece öznenin aldığı etkileri, çeşitli kıyaslar eliyle yorumlamasıdır. Bu halde peynir küflenince, küflenmeden önce, sonra demiş sonrada demiş ki, işte zaman sayesinde küflendi. Yani zaman olmasa küflenmeyecekti algısı hakim oluyor. Sonra kendine bakıyor, dün diyor, yarın diyor, deek ki diyor ben de zamanın içinde(!) bir yöne doğru gidiyorum. Yönüde kendine göre belirliyor mu? Belirliyor, önceye gri diyor, sonra ya da ileri, geçmiş ya da gelecek. Kime göre geçmiş?Kendine, konumuna göre, kime göre gelecek kendine konumuna... Buradan bir zaman UZAYI hayal ediyor ve evreni, her şeyi bu zaman uzayının içine sokuyor. Sonr a da evren bu zaman uzayında bir yönden(geri), bir yöne(ileri) giden bir trene benzetiyor.

Neyse, yukarıdaki paragrafın sonuna göre kısaca şunu diyebilirim, zaman uzay değildir ve ne evren ne de herhangi bir şey bir zaman uzayı içinde bir yönden bir yöne gitmez. Hareket yönden bağımsızdır, nesnel gerçekte ve doğrusu neyin ileri, neyin geri olduğu meselesi, sadece özneldir, sadece öznel... İleri de şimdi, geride şimdi, zaman uzayı yok, yerinde -yeride devingen olmakla birlikte- devinim var o kadar... Her şey deviniyor, hareketli ve yerinde-üzerinde ve sadece şimdi, zaman açısından mı her zaman şimdi :)

Bu paradoksu anlatanın en idealyolu bana göre zaman üzerinden yapılan hatalı kurguları izah etmektir, aksi taktirde bu paradoks çözülemez. Vaktinde Zenon Paradoks'u vardı işte, aslında net çözülemiyor, çözümlerde ise kısa vadede hesaba katılamaz boşluklar doğuyor, ama bir kaç bin yıl için hesaba katılamaz küsüratlar, milyar yıllar konu olunca muazzam boşluklar veriyor. Zenon'daki hata ise hreketi yöne ve mesafeye bağlı kılmaktı. Zenon hareket yerine mesafeleri bölüyordu, hata bu idi ama paradoks diyede mesafe cinsinden değilde hareket cinsinden bir soru soruyordu-hareket bölünüp, dilimlenebilir bir satık değildir ki.

Tanrı ve zaman konusunda da, inanırlar bu paradoksun içinden çıkamazlar, en fala her zaman yaptıkları gibi akıl ve mantığı inkar eder, kenara çekilirler. Zaten bu paradoksun sebebide bir yerde bu tutum değil mi, ya da tasavvufçuların bazıalrının farkettiği gibi, abartılan tanrı kurgusunun ne kadar da geçersiz olduğunu farkedip, Allah sadece şimdidedir, her şeyide sadece şimdide, an'a yaratır diyecekler ve Kur'an'ı da bir kenara koymayı bilecekler-halı sebeplerle, dışlanmak veya candan olmaktan korkuyorlarsa işte gizlice yapacaklar, sırra fian gidecek iş.:)

Yıldıztozu 26-12-2015 22:45

Tanrı zamana bağımlı değilse evreni yaratacak zamanı da yoktur. Evrenimiz için zaman 13.7 milyar yıl önce başladı ve bu zamandan önce evrenimiz için herhangi bir nedensellik söz konusu değildi.
Hawking'in ''Evreni tanrı mı yarattı?'' belgeselini tavsiye ederim.
http://www.dailymotion.com/video/xrh...i-yaratti_tech

spartacus 27-12-2015 03:03

İrade ve zamansızlık -> olay ve zamansızlık

İmkansızdır, bir adım daha öne gidelim, Allahsızlıktır :)


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 22:39 .