![]() |
Evrensel Kurandan Günlük Ayetler
Kendisini Evinde Ziyaret Edenlerin Yemeğe Kalmalarını Önlemek İçin Kur'an'a Ayet Koyar (Ahzab Suresi, Ayet 53) Tanrı elçisi olduğunu ilan ettikten sonra Muhammed, kendisini ziyaret için evine gelenlerin azlığından şikayet ederdi. Fakat Medine'ye hicretten sonra giderek güçlenince taraftarlarının sayısı artmış ve bu yüzden ziyaretçileri çoğalmıştır. Evine gelen bu misafirlerin fazlaca oturmalarından ya da yemeğe kalmalarından rahatsız olmaya başlayınca yine vahiy yoluyla çözüm aramıştır. Örneğin Buharı ve Tirmizi gibi kaynaklardan öğrenmekteyiz ki, Muhammed, Zeyd'in karısı Zeyneb'e aşık olup da onunla evlendiği günün gecesinde düğün yapmış ve düğüne gelen davetliler, gecenin geç vakitlerine kadar ziyafetten ayrılmamışlar ve bu nedenle Muhammed'in sabrını taşırmışlardı. Ve işte bu gibi hallerden rahatsız olduğunu anlatmak üzere Kur'an'a ayetler koymuştur.13 Bu ayetlerle kendi hzurunda fazla kalınmamasını. yemeğe çağrılmayınca evine gidilmemesini, yemeğe çağrılanların yemekten sonra lafa dalıp oturmaya devam etmemelerini anlatmıştır: "Ey inanlar! Peygamber'in evlerine, yemeğe çağrılmaksızın girip de yemeğin pişmesini beklemeye kalkışmayın; fakat davet edilirseniz girin ve yemeği yiyince lafa dalmadan evden dağılın. Bu haliniz Peygamber'i üzüyor, o da size bir şey söylemeye çekiniyordu. Allah gerçeği söylemekten çekinmez..." (K. 33, Ahzab Suresi, ayet 53.) Bazı yorumcular bu hükmün bir "terbiye" kuralı olduğunu ve Müslüman kişilere birbirlerini taciz etmemeleri, davetsiz yemeğe gitmemelerini, yemekten sonra uzun uzadıya lafa dalıp hane sahibini rahatsız etmemelerini sağlamak için konduğunu söylerler. Evet ama öyle olmuş olsaydı, yukarıdaki ayetin Müslümanlar arası ilişkileri konu edinmesi gerekirdi. Oysa ki, burada sadece Muhammed'in evine gidenlere hitap var; onlara deniyor ki: "Muhammed'in evine davetsiz olarak gitmekle ya da yemekten sonra fazla kalmakla onu üzüyorsunuz; böyle yapmayın..." vs. Öte yandan böylesine basit bir terbiye kaidesini yerleştirmek için Tanrı'yı araç edinmeye, yani böyle bir kuralı Tanrı ağzıyla koymaya gerek var mı? Muhammed bunu kendisi de söyleyebilirdi. Ne var ki, bunu kendisi söylemiş olsa ve örneğin: "Evime davetsiz gelmeyin, davetli olarak geldiğinizde fazla kalmayın, vs." şeklinde bir şeyler demiş olsa, muhtemelen taraftarlarını gücendirmiş olabilirdi. Bundan dolayıdır ki, kendisini "misafirlere bunu söylemekten utanıyormuş" ve "sözün doğrusundan çekiniyormuş" durumuna sokmuştur. Nitekim yukarıdaki ayette: "Bu haliniz Peygamber'i üzüyordu da size bir şey söylemekten utanıyordu, (Tanrı) ise sözün doğrusundan çekinmez." diye yazılıdır. Eğer misafirlere böyle bir terbiye kuralını söylemek "sözün doğrusu" ise, bu takdirde "Tanrı'nın peygamberiyim" diyen bir kimsenin sözün doğrusunu söylemekten çekinmesi niye? Yine tekrar edelim ki, her hususta olduğu gibi bu hususta da Muhammed, kendi huzuru ve rahatı için Tanrı'dan vahiy indiğini söyleyerek Kur'an'a ayet koyma kolaylığından yararlanmıştır! |
Kendisine "Raina" Sözcüğüyle Hitap Edilmesini Küçültücü Bulduğu İçin "Unzıırna" Diye Hitap Edilmesini İster ve Vabiy İndiğini Söyleyerek Kur'an'a Ayet Koyar (Bakara Suresi, Ayet 104) Arapçada "raina" diye bir sözcük var: "yavaş davran", "bizi gözet", "acele etme", "bize imkan ver", "bize riayet et" gibi anlamlara geliyor. Bu sözcüğü Müslümanlar. Muhammed'in kendilerine bir şey öğretmeye uğraştığı zamanlar söylerlerdi; daha doğrusu onun söylediklerini kavrayabilmek için: "Acele etme, yavaş ol ki söylediklerini anlayalım" demek isterlerdi. Bu şekliyle sözcüğün olumsuz herhangi bir yönü olmadığı için, Muhammed onların dediği gibi yapardı. Ne var ki buna benzer bir sözcük İbrani ve Süryani dillerinde bulunmaktaydı ve kullanılış şekliyle hakaret niteliğini taşımaktaydı: Örneğin "bizim çoban" anlamına geldiği gibi, aynı zamanda "Dinle a sözü dinlenmez herif!" ya da "Dinle a dinlenmeyesi herif demekti. Yahudiler bu sözcüğü birilerine sövüp saymak, hakarette bulunmak için kullanırlardı. Ve işte Müslümanların Muhammed'e "raina" dediklerini görmekle, aynı şeyi onlar da. fakat sırf Muhammed'i küçültmek, aşağılamak maksadıyla yapmaya başlamışlardır. İslam kaynaklarının bildirmesine göre bu durum, başta Muhammed olmak üzere bütün Müslümanları rahatsız eder olmuştur. O kadar ki, Muhammed'in en önem verdiği kişilerden biri olan Sa'd İbni Muaz, Yahudilerin bu şekilde konuştuklarını işitince: "Ey Allah'ın düşmanları, size lanet olsun. Vallahi hangi birinizin Resulallah'a karşı bunu söylediğini bir daha işitirsem, boynunu vururum" demiştir. Fakat Muaz'ın bu tehdidine karşı Yahudiler şu yanıtta bulunmuşlardır: "Siz de (Muhammed' e) bunu söylemiyor musunuz (yani 'raina' demiyor musunuz)?" Ve işte bundan dolayıdır ki Muhammed, Müslümanların kendisine "raina" demelerini yasaklamıştır; daha doğrusu Tanrı'dan, "raina" sözcüğü yerine "unzurna" sözcüğünün kullanılması için Müslümanlara şu buyruğun indiğini bildirmiştir: "Ey iman edenler! 'Raina' demeyin, 'unzurna' deyin ve (söylenenleri) dinleyin..." (Bakara Suresi, ayet 104.) Buradaki "unzurna" sözcüğü "tebliğ edilen, öğretilen, emredilen ya da yasak edilen şeylere iyi kulak vermek ve itaat etmek" anlamına gelmektedir.(Elmalılı H. Yazır, age, c.l. s.453 vd.) Söylemeye gerek yoktur ki, Muhammed bu ayeti sırf kendi prestijini korumak maksadıyla koymuştur. Bu işi, Tanrı'dan vahiy indi diyerek değil, fakat: "Ey Müslümanlar! Bana raina diye hitap etmeyiniz, unzurna deyiniz" şeklinde konuşarak yapması mümkünken, görüldüğü gibi yapmamıştır. Çünkü ne kadar önemsiz ya da hatta ne kadar gereksiz olursa olsun, her işini Tanrı'dan indiğini söylediği vahiylerle yapmak kolayına gelmiştir. Üstelik de bu yoldan korku salarak dilediği sonuca erişmenin daha etkili olacağını düşünmüştür. Nitekim yukarıdaki ayete bir de şunu eklemiştir: "... Kafirler için elem verici bir azab vardır." Böylece şunu demek istemiştir: "Ey mü'minler! Görüyorsunuz ya 'raina' demeyiniz, 'unzurna'deyiniz ve iyi dinleyiniz, itaat ediniz; yoksa kafirlere azabı elim vardır, iman yoluna gitmeyip de küfür yoluna gidenler, o azabı elimden hissedar olurlar, siz de o kafirlerden ümid ummayın... " Bütün bunlar bir kez daha şunu ortaya vuruyor ki Muhammed, kendi günlük siyasetinin gereksinimlerini Tanrı'dan geldiğini söyle-disi buyruklarla karşılama kolaylığından yararlanmakta bir hayli ileri gitmiştir! |
ugurce82'ye katılıyorum. Örütnme,ganimet,zina için gereken 4 şahit meselesi vb. olaylar tamamen Muhammed'in yaşadığı olayların bir sonucu olarak Kuranda yer almıştır. Evrensel olduğunu iddia eden Kuranın da çelişkilerinden biridir.
Fasıl:NİKAH BÖLÜMÜKonu:Resulullah (sav)'ın ZevceleriKaynak:Müslim, Nikah 87, (1428); Nesai, Nikah 26 (6, 79)Ravi (r.a.):EnesHadis:Zeyneb'in iddeti tamamlanınca, Resulullah (sav), Zeyd (ra)'e: "Git onu bana (kendinden) iste" dedi. Zeyd gitti, Zeyneb'e geldiği zaman hamurunu yoğuruyordu. Zeyd der ki: "Onu gördüğüm zaman içimde bir zorluk hissettim, ona bakamaz hale geldim. Sırtımı ona çevirerek, geri geri yaklaştım ve: "Ey Zeyneb! Beni Resulullah (sav) gönderdi. Seni istiyor" dedim. Zeyneb: "(Ben (istihare yoluyla) Rabbimle istişare etmeden bir şey yapacak durumda değilim!" dedi ve kalkıp mescide gitti. Derken Resulullah'a vahiy geldi. Aleyhissalatu vesselam kalkıp izin almadan Zeyneb'in evine girdi. Zeyd der ki: Gündüzün ilerlemesiyle Resulullah (sav)'ın bize ekmek ve et yedirdiğini gördük. Yemekten sonra halk çıkmış, bazı kimseler evde kalmış sohbet ediyordu. Resulullah (sav) da çıktı, peşinden ben de çıktım. Hanımlarının hücrelerine birer birer uğrayıp selam vermeye başladı. Onlar: "Ey Allah'ın Resulü (yeni) hanımını nasıl buldun?" diyorlardı. Hz. Enes (ra) der ki: "Bilemiyorum, halk çıktı!" diye ben mi haber verdim, başkası mı haber verdi. Aleyhissalatu vesselam gelip evine girdi. Ben de beraber girmek istedim. Benimle kendi arasına perde çekti. Örtünme ayeti nazil oldu. Halk, kendilerine verilen öğütten derslerini aldı: "Ey iman edenler! Yemek için davet olunmadan Peygamber'in evine girip de orada yemek vaktini beklemeyin. Davet edildiğinizde ise girin, fakat yemeğinizi yedikten sonra sohbete dalmadan dağılın. Bu hareketiniz Peygamer'e eziyet verir. O da size bunu açıklamaktan sıkılır. Allah ise hakkı açıklamaktan çekinmez" (Ahzab 53). Kayıt No.:5615 Buradan da anlıyoruz ki evrensel emir olan kadınların örtünmesi olayı eğer Muhammed'in eşini başkası bu şekilde görmemiş olsaydı gelmeyecekti. Yine aynı şekilde safvan olayındaki kişi sayısı daha fazla olsaydı zinanın ispatı için gerken sayı 4 değil 6,7 belki daha fazla olabilirdi. |
Bütün bunlar Kuran' ın Hz. Muhammed tarafından yazıldığını gösteren deliller değil, çıkarımlarınızın tamamının sizin yorumunuz olduğunu hatırlatmaya gerek yok sanırım..
Hz. Muhammed'e inanıp ona gelen birçok insanı Hz. Muhammed kıramadığından, o müslüman insanları geri çeviremediğinden, belkide vahiy alan birisini yeterince rahat olması açısından da bu ayet inmiş olabilir..Veya başka bir sebep de olabilir.. Ayrıca bu rahatsızlığını direk olarak onları kıracağını düşündüyse misafirlere kapıyı açmazdı veya eşine kapıyı açtırmaz bunun için eşine bahaneler öne sürdürürdü.. Rahatsız, yorgun, hasta vs. gibi öne sürülecek birçok sebep var.. |
Alıntı:
Bu söylediklerin kutsal sayılan ve evrensel olduğu kabul edilen bir kitap için geçelrli değildir. O anki bir olay için ayet mi iner. Kendi yaşamıyla ilgili bir problemin kutsal bir kitapta ne işi var. |
Yahu artık kabul edin be! Kuranı muhammed yazdı işte. Mantıklı düşünün kardeşim. Evrensel bir kitap olduğu iddia edilen kuran da peygamberlerin evine langadank girmeyin, yemeği yiyin defolun gidin manasında o gün yaşanan sıkıntılarla ilgili ayet var. Kabak gibi ortada. Haa bu arada bir konuya da değinmek istiyorum. sonuçta muhammed son peygamber değil mi? Bir daha peygamber gelmeyecekse, ve inananların iddia ettiği gibi "bu hükmün bir "terbiye" kuralı olduğunu ve Müslüman kişilere birbirlerini taciz etmemeleri, davetsiz yemeğe gitmemelerini, yemekten sonra uzun uzadıya lafa dalıp hane sahibini rahatsız etmemelerini sağlamak için"-uğurce82 den alıntıdır- konulan bir hükümse, o zaman bu ayete ne gerek var? muhammed oraya peygamberin evine yerine birbirinizin evine deseydi daha inandırıcı olabilirdi. Ama gaflarından bir tanesi daha işte. Napalım. Biz kabul etmiyoruz ama inananlar böyle kabul ediyorlarsa yorum yok.
|
Kendi Yanında Yüksek Sesle Konuşulmaması ya da Önüne Geçilmemesi İçin Kur'an'a Ayetler Koyar (K. 49, Hucurat Suresi, Ayet 1-3) Giderek güçlenip itibarının arttığını görmekle Muhammed yavaş yavaş kendisini öylesine "yüce" görmeye başlamıştır ki, önüne geçilmesine ya da kendi sesini bastıracak şekilde konuşulmasına dahi tahammül edemez olmuştur. Nitekim yukarıda belirttiğimiz olaydan, yani Beni Temim heyetinin İslam olmasından hemen sonra Ebu Bekir, kendi ahbaplarından Ka'ka İbn-i Ma'bed İbn-i Zürare adında birini bu kabilenin başına "emir" olarak tayin etmesi için Muhammed'e başvurur. O sırada orada bulunmakta olan Ömer b. Hattab, Ebu Bekir'in bu teklifine karşı çıkar ve Ka'ka İbn-i Ma'bed yerine başka birini teklif etmek üzere: "Hayır o olamaz, Akra İbn-i Habisi (bu göreve) tayin buyurunuz" diyerek Muhammed'den ricada bulunur. Ömer'in bu müdahalesine Ebu Bekir içerler ve yüksek sesle ona: "Sen muhakkak bana muhalefet etmek istiyorsun" der. Bu sefer Ömer sesini yükselterek "Hayır sana muhalefet etmek istemeni" diye karşılık verir. Onların seslerini biraz fazlaca yükseltmiş şekilde konuşmalarından rahatsız olan ya da bunu kendisine karşı saygısızlık sayan Muhammed, Tanrı'dan şu ayetin indiğini söyler: "Ey inananlar!... Seslerinizi Peygamber'in sesinden üstün yükseltmeyiniz. Seslerini Peygamber'in yanında kısan kimseler, Allah'ın gönülehni takva ile sınadığı kimselerdir. Onlara mağfiret ve büyük ecir vardır..." (K. 49 Hucurat Suresi, ayet, 2-3.) ( Abdullah İbn-i Zübeyr'in rivayetine dayalı hadis için bkz. Sahih-i Buhari Muhtasarı, c.X, s.370-1, Hadis No: 1646. Bu konuda ayrıca Celaleddinal-Suyuti'nin yapıtlarına, özellikle bkz. Luhah al-nukül al-Kur'an. Ayrıca bkz. Elmalılı H. Yazır, age, c.VI, s.4447 vd. ) Görülüyor ki, Muhammed'in yanında seslerini kısan kimseler, Tanrı'nın gönüllerini korku ile sınadığı kinişlerdir ve bunlar büyük mükafatlara konacaklardır. Söylemeye gerek yoktur ki, bütün bu işler Tanrı'yı araç edinmeden yapılabilecek (ve daha doğrusu yapılması gereken) şeylerdendi. Ne var ki, Muhammed için kişileri kendisine itaatkar kılmanın en kolay yolu "vahiy indi" diyerek iş görmekti. Dikkat edilecek olursa, böylesine basit bir iş için dahi Muhammed, Tanrı'dan "mağfiret ve büyük ecir" geleceğini vaat ederek iş görmüş ve kişileri sırf kendi çıkarı doğrultusundaki davranışlara zorlamıştır. Şimdi muhtemelen şöyle denecektir: "Tanrı elçisinin yanında ve onu rahatsız edercesine konuşmak ve tartışmak doğru değildir; bu itibarla böyle bir kurala gerek vardı!" Pek güzel ama, böylesine basit buseye Tanrı'yı karıştırmak gerekir mi? Kaldı ki, bu yasağı koyduğu tarihlerde Muhammed, artık iyice güçlenmiş ve korku salarak herkesi sindirmiş durumdaydı: "Yanımda yüksek sesle konuşmayı yasakladım" demiş olsa, buyruğu yine de yerine getirilmiş olurdu. Bu böyle olduğuna göre yüksek sesle konuşmayı önlemek için "Tanrı'dan vahiy indi" demenin ve üstelik bir de Tanrı'nın "mağfiret ve ecir" vereceğini söylemenin alemi var mıydı? Elbetteki yoktu! Ama Muhammed, yukarıda da dediğimiz gibi, her işini öylesine Tanrı aracılığıyla yapmaya alışmıştı ki, yüksek sesle konuşmaları önlemek ya da öğleleri kuşluk uykusundan uyandırılmamak için bu yola başvurmakta sakınca bulmamıştır. |
Alıntı:
Hz. Muhammed yukarıda saydığım bahaneleri öne sürerek kapıyı açmaz veya açtırmazdı..Bunun için ayete neden gerek duysun, kapıyı açmaz olur biter bu kadar basit.. Ben Hz. Muhammed gibi ilk başta okuma yazma bilmeyen biri Kuran gibi bir edebi bir eser yazdığına hiç ihtimal vermiyorum..Kuran ayetleri indiği anda Mekke' deki şairler şiirlerini yakmışlar, şiirlerini yazılarını yırtmışlar Kuran' ın uslübuna...MAdem böyle bir uslüp kullanılıyordu o zaman kadar neden Kuran gibi bir uslübu kimse kullanmamış .. Ayrıca sizin yorumunuzdan başka da hiçbir kimse "bu Kuran' ı ben yazdırdım" veya "Muahmmed benden yardım aldı" diyen neden bir tane bile insanevladı yok ? Farkındamısınız bilmiyorum ama tüm çıkarımlarınızın hepsi sizin yorumunuz, iddanızla ilgili hiçbir şahit, hiçbir güvenilir kaynak yok . |
Alıntı:
İkinco konuya gelecek olursak özellikle Hatice'nin kuzeni Varaka bin Nevfel'le sık sık görüşmesi, yunan ve diğer ülkelerdeki kölelerin yanına gidip sık sık onlarla konuşup bilgi alması inanmayanlar, onu bu saydıklarımdan bilgi alıyor şeklinde nitelemiştir. |
Alıntı:
Alıntı:
Alıntı:
Alıntı:
|
| Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 02:28 . |