![]() |
Yeni Global Değerler; Liberal Ekonomik Düzen (3)
LİBERAL EKONOMİK DÜZEN > Sivil toplumun ekonomik düzen modeli serbest piyasa ekonomisidir. Serbest piyasa ekonomisi kavramı yerine sıklıkla kullanılan kapitalizm, uzun yıllar kavram olarak aşağılanmış ve haksız eleştirilere uğramıştır. Gerçek liberal ekonomik düzen, "tekelci kapitalizmin" ve "emperyalizmin" karşısındadır. Gerçek liberal ekonomik düzen, rekabetçi piyasa ekonomisinin yanındadır. Rekabet, piyasa ekonomisinin en önemli ve temel kurumlarından birisidir. > Liberal ekonomik düzenin temel ilkeleri; özgürlük, rekabet, özel mülkiyet, miras, veraset ve sınırlı devlettir. Liberal ekonomik düzende mülkiyet dokunulmaz ve kutsal bir hak olarak kabul edilir. Özgürlük, bireylerin hem siyasi, hem de ekonomik özgürlüklerini içerir. Liberal ekonomik düzen, bireylerin ekonomik özgürlüklerini (teşebbüs özgürlüğü, tercih özgürlüğü) ve siyasi özgürlüklerini (konuşma özgürlüğü, din ve vicdan özgürlüğü, seçme ve seçilme hakkı ve özgürlüğü) savunur. .......yazının devamı için.... http://www.canaktan.org/yeni-trendle...ek/liberal.htm |
Sayın sangre
-Gerçek liberal ekonomik düzen, "tekelci kapitalizmin" ve "emperyalizmin" karşısındadır- Günümüz burjuvajisi sizin anlattığınız rekabetçi liberal ekonomiden çok tekelci ekonomiye rağbet ediyor. Çünkü kapitalizm, bencil burjuvazinin elindedir. Burjuvazi sadece çıkarını gözetir. Kapitalizmse burjuvazinin hedeflerine göre şekillenir. Sizin anlattığınız liberal düzen, tekelci kapitalizmin gerisinde kalmıştır ve onun hazırlık aşamasıdır. Bunun sebebini ise Leo Huberman Sosyalizmin Alfabesinde; ''Amerikan halkına yutturulmak istenen en büyük yalanlardan biri de, ekonomik sistemimizin, "hür özel teşeıbbüs" olduğu iddiasıdır. Bu, doğru değildir. Ekonomik sistemimizin yalnız bir kısmı, rekabetçi, serbest ve bireycidir. Geri kalanı –ve çok dada önemli kısmı– tam tersidir: tekelleştirilmiş, denetim altına alınmış ve kolektivisttir. Rekabet, teoriye göre, güzel bir şeydi. Ama kapitalistler, uygulamanın, teoriye uygun düşmediğini gördüler. Rekabetin kârı azalttığım, birleşmenin ise kârı artırdığını gördüler. Amaçları kâr olduğuna göre, rekabete ne gerek vardı? Birleşmek, onların açısından, çok daha iyiydi. Ve birleştiler de: petrolde, şekerde, viskide, demirde, çelikte, kömürde ve daha bir sürü metalarda. ''*sözleri ile açıklamıştır *Sosyalizmin Alfabesi, 1 bölüm, tekel |
Alıntı:
Kapitalizm kelimesini de literatüre sokanlar, Yapısalcı-Marxist kesimdir.. Ben bu kelimeyi kullanmıyorum.. Eğer bahsettiğiniz şey piyasa ekonomisi ise, bu ekonomik düzen kimsenin elinde değildir.. Veya herkesin elindedir diyebiliriz. Kendi çıkarını düşünen kesim, sadece işverenler değildir.. İşçiler de kendi çıkarlarını düşünmektedir.. Zaten gönüllü sözleşmeler de bunun bir sonucudur. Liberal ekonomik düzen çok farklı alanlarda kendine yer bulmuştur.. Mesela, güvenlik ve özel teşebbüsün girmek istemeyeceği altyapı çalışmaları hariç, her sektör özel kişilere bırakılmalıdır diyen Liberteryen Friedman ile, devlet bunların dışında eğitim, sağlık gibi halkın tümünü ilgilendiren alanlarda da faaliyet göstermelidir diyen Hayek, hatta devletin sosyal adalet ve gelir dağılımını, sosyal refahı ve buna benzer daha bir çok konuda söz sahibi olmasını savunan sosyal demokrat Ordo Liberalleri de Liberal ekonomik düzeni savunan iktisatçılar, ekollerin arasında olduğu söylenebilir.. Bu yüzden tek bir Liberalizm olmadığı biliniyor. Alıntı olarak verdiğin yazı da yanlış.. Tabii ne zaman yazıldığını da bilmiyorum ama günümüzde rekabeti sağlayacak yasalar mevcuttur.. Yazıda bahsedildiği gibi, şirketlerin karlarını arttırmak için birleşmesi gibi durumlar yasalara aykırıdır.. Bu konuda haksız rekabet yasaları, anti tröst ve anti kartel yasaları vardır.. |
Bahsi geçen konunun Türkiye ayağı için, Bknz;
http://www.cu.edu.tr/insanlar/mceker/ANTİKARTELYASASI.doc Edit; Linke tıklayınca nedense açılmıyor, pencereye yapıştırırsanız açılır diye umuyorum. |
Alıntı:
''Burjuva'' ile ''kapitalist''in aynı şeyler olduğu tartışılır; tıpkı ''işçiler'' ile, ''proletarya''nın aynı şey olduğu hususu gibi. İkisi arasında nedensel-yapısal bir ilinti olduğu çok açık, fakat nesnel-iktisadi olanı önceleyen politikayı dışarıda bırakmadığımız müddetçe, ikisini birbirine eşitlemek anlamlı olmuyor. Ellen Meiksins Wood'un ''Kapitalizmin Arkaik Kültürü''ne göz atmanızı tavsiye ederim. Alıntı:
''Piyasa herkesin elindedir'' iyimserliğinin, ''bizim cemaatte herkes liderdir''den daha hayırlı bir optimizm olduğundan şüpheliyim. Mesele şu: İktisadi eşitsizlikler, politik olanın kuruculuğu söz konusu olduğunda, çeşitli toplumsal sınıf/gruplar arasında güç eşitsizliğine tahvil oluyor mu, olmuyor mu? Ben ''olmuyor'' diyen ciddi bir sosyologla karşılaşmadım, Marksist veya değil. Alıntı:
Alıntı:
Alıntı:
|
Hehe.. 1 yıl önce açtığım konuyu nerden bulduysan artık.. Neyse ki değiştiğimi söylemekten çekinen biri pek değilimdir. O yüzden sorun yok, iyi ki güncellemişsin :)
Alıntı:
O yüzden bu konuda saçma bir eleştiri getirmişim.. Biraz da duygusal davranışım.. Artık pek sorun ettiğim söylenemez. Alıntı:
Alıntı:
Alıntı:
Sanırım o itirazımı bu konu üzerine yazmışım.Gerçi böyle bir iddiaya karşı neden farklı Liberal ekollerin olduğunu anlatmışım, orasını anlamadım :) Alıntı:
Az gelişmiş (veya hiç gelişmemiş) ülkelerde bu yoğunlaşma endeksi en alt seviyelerdedir.. Ama bu durumun da, ülkenin sermaye yoğun olana kadar o ülkeye olan katkısı yadsınamaz heralde. Doğrudan yabancı yatırımların, bir ülke içinde sermaye, istihdam, yeni teknoloji, know-how, ihracat artışı, idare becerisi ve yabancı pazarlara ulaşım gibi çok önemli katkıları var.. Tasarruf ve teknoloji açığını azaltamada da keza öyle. Bu yüzden bu tür ülkelerde, yasalar ülkenin çevre ve sosyal standartlarına her hangi bir zarar vermeyecek şekilde bir miktar esnetilebilir.. Ama Avrupa-Kuzey Amerika gibi bölgelerde bu yasaların eksiksiz olarak uygulanmasına tarafım. |
Bu forumda bazı üyeler nedense beni hiç şaşırtmıyor.
Bir kere de Marxist jargonun dışına çıkmayı deneseniz, Dünyadaki gelişmelere bu kadar Fransız bir yaklaşım içinde olmasanız dişimi kıracağım. Bu arada Sangre Dostum yazınız için Teşekkürler, fakat ben gerçekten de son gelişmelerden sonra, bu ülke ile ilgili iyice umutsuzluğa kapıldığımı itiraf etmeliyim, Dünya gidiyor Mersine, Biz gidiyoruz tersine. Saygılar. |
Jargonları değilde bence nedenleri, olguları ele almak lazım.
Örneğin 2 tablo verecem ve bu şu an basit bir olgu. Dünya Nüfusu __________________________________________________ Gayri Safi Hasıla __________________________________________________ Dağılımdan aldıkları pay. ___________________________________ Dağılımdan aldıkları pay __________ Kırmızı çizginin dünya nüfusuna oranı ______ Mavi Çizginin Dünya Nüfusuna Oranı ___________________________________ Sonuç: no problem!? Sebep: hiç bir sebebi yok, Tanrı'nın adaleti. Bakış Açısı : Balık kavağa tırmanabilir. Ne olmuş yani?!. |
Gerçek liberal ekonomik düzen, rekabetçi piyasa ekonomisinin yanındadır. Rekabet, piyasa ekonomisinin en önemli ve temel kurumlarından birisidir.
Sayın Sangre, ben bir öğretmenim. Bahsettiğiniz düzende benim yerim nedir mesela? Ben ne kadar para almalı ve nasıl bir kurumda nasıl bir sosyal güvence altında çalışmalıyım? Performansa ve rekabete dayalı düzende hangi tarafsız kurul benim çalışmamı ödüllendirecek ya da işsiz kalmamı önleyecek? Konu hakkında bilgisizim o yüzden soruyorum. Saygılar |
Sevgili taylan74,
Bir meslekdaşınız olarak sizin yerinizi ben tarif etmeye çalışayım. İktidar yanlısı iseniz, bir devlet okuluna tayininiz yapılır. Kısa sürede müdür yardımcısı, müdür olursunuz. Yağcılık yeteneğinize göre bir Milli Eğitim Müdürlüğünde Müdür Yardımcısı olursunuz. Daha sonra da Milli Eğitim Müdürü bile olmanız mümkündür. Bütün bu aşamalarda, bir şekilde kendinize ek gelir sağlama şansına da sahip olabilirsiniz. (Dersane ve özel okul denetimlerinde, bir zarf içinde çaktırmadan ilgili müdür yardımcılarına hediye edilen banknotlardan size düşen pay, ya da direksiyon kurslarında eğitmenlik görevinden elde edebileceğiniz ek gelirler, öğretmen evlerinde bedava yemek -müdür veya yardımcılarından da para alacak değiller ya - ve daha başka yan gelirler...) İktidar yanlısı değilseniz, ama bir şekilde tayininiz yapılmışsa, her çalıştığınız kurumda, ya yağdanlık müdür ve müdür yardımcılarının hışmına uğrayıp huzurunuz kaçar ve şöyle gönül rahatlığıyla öğretmenlik yapamazsınız, ya da hükümetin lütfettiği (!) maaş yetmediği için pazarda limon, terlik, vs. satmaya mecbur kalırsınız. Öte yandan branşınız uygunsa ve sizde hür teşebbüs ruhu varsa, özel ders piyasasında yer edinip, iyi para kazanır, liberal ekonomiyi baştacı edersiniz. Bütün bunları yapamıyorsanız, birisinin aracılığıyla ya da nadiren de olsa beyninizin hakkıyla bir özel öğretim kurumuna kapağı atarsınız ama alacağınız para patronun iki dudağı arasındadır. Artış istemeye kalkarsanız hiç şansınız yoktur çünkü patronun kapısında sizden daha düşük ücretle ve daha kötü şartlarda çalışmaya hazır yüzler, binler vardır. Sizin ne denli iyi bir öğretmen olduğunuz patronu çoğu zaman ilgilendirmez. O edeceği kara bakar. Öyle olmasa zaten batar. Sendika mı dediniz? Ruhuna fatiha okunalı epey zaman oldu sanırım. |
| Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 20:15 . |