![]() |
Varoluş nedir? ne değildir?
Alıntı:
Saygıdeğer Paslıçivi ve katılım/katkı sağlayacak herkesle tartışmak ve fikirlerinden faydalanmak isterim. Sevgili Paslıçivi, Öncelikle bulunduğun FARKINDALIK ve BİLİNÇ düzeyi nedeni ile,şahsına içten takdirlerimi ve tebriklerimi sunmak isterim. Özellikle kısmen benimde katıldığım başka yazışmalarınızdan alıntıladığım aşağıda ki tesbitlerin büyük bir kısmına katıldığımı bilmenizi isterim. Ancak, "Varoluş"un ne olduğu noktasına vardığımızda Agnostik tarafınızın ağırbastığını müşahade ediyorum.Yada ben öyle algıladım... Bunu "Bilmiyorum" diye açıklamaktan ziyade "Bilinemez" demeyi tercih ettiğiniz dikkatimi çekti. Varoluşun bilinemzliği ve nedenleri konusu üzerinden devam etmek dileği ile bu başlığı açma gereği hissettim. Alıntı:
Ancak bu konuya Teistleri ve Nonteistleri sınıflandırırken yazının sonunda tekrar değinmek istiyorum... Alıntı:
Sizin Varoluşu tanımlarken yaklaşımınız hangi görüşe daha yakındır?Örneğin "Varoluş" hayata Aktif olarak müdehale eder mi? Varoluş sizce "İnteraktif" midir? Örneğin insanın yaklaşımlarına karşı tepki verir mi? Yoksa daha ziyade "Deizm"benzeri bir duruşmu sergiler? varoluşu sorgulamak... Alıntı:
Alıntı:
Meditasyon dışında..yani gün içinde bu duyguların bizleri etkilemesini nasıl önleyebiliriz? "Varoluş" ile sürekli bir BAĞ kurmak gibi bir opsiyon sözkonusumu sizce? Alıntı:
Farkındalık arttıkca Bilinç düzeyine bağlı olarak yukarı çıkış söz konusu...Ancak insan yaşantısında yavaş yavaş mı yoksa ani sıçramalarla mı gerçekleşir? Bu soruları sorma sebebim kendi gözlemlerimle karşılaştırmak olduğu kadar..Sizlerin görüşlerinden faydalanmaktır... Sevgi ve Saygılarımla... not:Aynı saatlerde online olamayabiliriz ancak akşamları iletileri okuma şansım olabiliyor...Bilginize. |
Saygideger UlulElbab;
Buradaki varolustan tam kasdedilmek istenen nedir, pek bilmiyorum ama; ne varolusun kendisi kendisini ortaya koyabilir, ne de varolusu insanoglu varolus adina ortaya koyabilir. Herseyin ne oldugunu ortaya koyan sadece ve sadece bizim de icinde bulundugumuz tur, insanogludur. Dolayisiyle insanoglu disindaki bir turun kendini ortaya koymasi kendi adina mumkun olsa bile, bunu algilayacak insanoglu dialogu yoktur. Sonucta insanoglunun hem kendi turu ile hem de kendi disi ile diaslogu sadece kendinden kaynakli bir monologdur. Bu temelde de birincisi, varolus konusunda her sorulacak soru ve her verilecek cevap, bir ideolojik inancsal dogru olacak, bilimsel olamayacak ustelik evrensel bir icerikten ziyade; ideolojik inancsal dogru farklari tartismasi olacaktir. Butun bunlarin isiginda varolusa verilecek cevap ne olursa olsun, sadece ideolojik inancsal bir ayrim icereceginden, varolusun bu temelde sorgulanmasinin ne insanliga ne de turune bir yarari yoktur, ustelik tartismasal bir icerikle belki de kimilerinin varolusa bir yaratici icerigi vermesi tehlikesini dogurur. Kisaca, her sey bir insanoglu ortaya koyumudur, ortaya konan sey ne olursa olsun, hem kendi kendini ortaya koyamaz, hem de insanoglu ortada yoksa, ortaya konum olmaz. Cunku insanoglunun monologu, sadece kendi turu adina, kendi turune ait ve kendi eliyledir. Ortaya konanin acisindan ne bir katilim, ne de bir rol alim soz konusudur. Varolus, felsefenin varlik konusunu isleyen metafizik dalinin ideolojik temelli inancsalidir. Saygilarimla; evrensel-insan |
Alıntı:
Yukarıda ki ifade de 1/Sonsuz tesbitten biridir diyebiliriz o halde? Çünkü sizde her ne kadar bir tanımlama yapılamayacağını söylesenizde yazınızın sonunda "Varoluş" hakkında bir tanım yapmışsınız. Alıntı:
Saygılarımla... UlulElbab |
Saygideger UlulElbab;
Herseyden once neyin ne oldugunu ortaya koyan tur ve kendi icin koyan tur insanoglu monologudur. Maalesef ne bir alternatif var, ne de ortaya insanoglu eliyle konan, kendisini ortaya koyabilme yetisine ve bunu insanogluna iletebilme yetisine sahip. Benim tanimimin kaynagi sudur. Insanoglunun sorusunun isareti "var" dir. Insanoglu soru isaretinden sonra, sorusunu sorar, "Ne var?" ve cevabini verir, "varolus"" iste bu misalden de algilanacagi gibi; varlik, varolus; sorusu isaretlenenin, yani varin; yansisinin algilanarak kavramlastirilip, yansitilmasidir tamamen insanoglu temellidir, ya ogreti ya bilgidir ve DONUSUME UGRATILMIS BIR TUREVDIR. Insanoglu, algisini ya duyum ya da duyu ile alir, duyum ile aldiklarini soyut olarak kavramlastirir ve zaman, tanri bunlardan birisidir. Varolusta ayni temelde kavramlastirildiginda, yani soyut icerik verildiginde (eger duygu ile algi varsa, o zaman kavram somut, yani maddesel olur) ortada henuz bir sorun yoktur. Ama, o soyut kavrama soyut icerikler verildiginde hatta insanoglunun yeti ozellikleri verildiginde, o soyut kavram canlilasir bir de ustelik ona karsi bir bag iliski kuruldugunda (kole, teslimiyet v.s.) iste o zaman da tanrilasir. Varolusun tehlikesi de, iste insanoglunun onu soyut/somut bir kavram yapmasinin disinda, ona verecegi icerik ve insanoglu yetisi ve de onunla kuracagi bag ve iliski, yani tehlike, varolusun, tanri icerigi almasi ve insanoglunun da bu kendi verdigi icerige, kendisinin baglanmasi ve iliski kurmasidir. Saygilarimla; evrensel-insan |
sevgili ululelbab, topiğinizi yeni farkettim.. fırsat buldukça katkıda bulunmayı ve fikir alışverişinde bulunmayı isterim..
|
Alıntı:
önce bilgi/bilmek ne demek onu kavramamız lazım.. bilgi: tüm dünya insanlığının önünde sınanabilinir, tekrarlanabilinir ve herkesin tartışmasız hemfikir olduğu datalardır.. dünyanın küresel bir şekli vardır, denizler tuzlu sulardan oluşur vs, gibi.. bilmek: yukarıda tanımını verdiğim bilgiye/dataya ulaşma halidir, öğrenmektir.. o yüzden bilmiyorumdan ziyade bilinemez ifadesini kullanıyorum.. varoluş bilinemez değil de bilinebilir olması için yukarda verdiğim tanımı kapsaması lazım.. yani biri çıkıp da ben bilimin sunduklarından ötesini biliyorum dediği an; bu bilgi dediği şeyi tüm dünya insanlığı önünde tartışmasız sınanabilinir, tekrarlanabilinir olarak sunması lazım.. şayet bunu yapamıyorsa ben ozaman o kişiye "sen bir şey bilmiyorsun, sadece bildiğini zannetmek denen derin bir bilinç yanılgısındasın, yani beyin kimyan sana bir rüya bir inanç geliştirmiş derim.. Alıntı:
varoluş dediğim şey biz insanoğluna yansıyan ve bizim de algılayıp yansıttığımız herşeydir, yani insanlık, yaşam ve evrenin kendisidir.. bu varoluş dediğim kavramın zaman ve mekan boyutlarını çizemediğimiz sürece varoluşun mutlak manada ne olduğu bilinemez demek istiyorum.. varoluşa bilinemez değil de bilinir diyebilmem için bize yansıyan bu evrenin zaman ve mekan boyutlarını keskin sınırlarla çizilip önüme konması lazım.. yani benim kafamda bu konuda hiçbir soru işareti kalmaması durumudur.. ben burda mutlak bir uyanıklık/farkındalık olan mutlak inançsızlıktan bahsediyorum.. varoluşu net olarak ikiye ayırıyorum.. bildiklerimiz ve bilmediklerimiz.. ama insanoğlunun varolan bilinç evrim süreci henüz bunu algılamaya ve bununla yaşamaya uygun değil.. işte bildiklerimizle bilmediklerimiz arasında bir köprü kurmak zorunda.. o köprünün adı da inanç dediğimiz kavram.. burda inanılan şeyin ne olduğu hiç ama hiç önemli değil.. işte bu inanç dediğimiz kavram insanın bu acımasız varoluşta hayatta kalıp soyunu devam ettirebilmesi için bir süspansiyon görevi görüyor.. yani bilinç evrimi açısından bir arageçiş formudur, inançlı insan.. inançlı insan derken tüm teizm ve nonteizm bilinç düzeylerinin teslim olduğu inançlardan bahsediyorum.. ve bu inançlı insan kavramını da bir insanlık hastalığı olarak görüyorum.. çünkü inançlı dediğim insan varoluşu ucundan kıyısından özellikle de tanrı odaklı bildiğini zannetme yanılgısında.. ve bunun getirdiği şey de tüm dünya insanlığı arasında bir bölücülük, ayrımcılık ve savaş.. çünkü herkes inandığı şeyi bir gerçeklik olarak algıladığı için kendi inancı dışındaki her görüşü/inancı karşısına alıp bir rakip olarak görüyor.. varoluş hayata aktif müdahele edermi diye soruyorsunuz.. varoluş ve hayat iki farklı şey değildir.. insan, yaşam, hayat, evren bunların hepsi varoluş halinde bir bütündür zaten.. varoluş ayrı, hayat ayrı şeyler değildir.. varoluş tam bir bütünlük sergiler.. herbir atom elektron quark birbiriyle iletişim içindedir.. kelebek etkisi gibi burda bir kelebeğin kanat çırpnışından milyarlarca ışık yılı uzaktaki bir yıldız haberdardır ve etkilenir.. varoluşu oluşturan en küçük öğeler/parçacıklar biribiriyle sürekli bir iletişim halindedir.. ve varolan bize yansıyan tüm hareketlilik biribirinden etkilenerek bir iç dinamizm oluşturur.. bu iç dinamizm dediğim şey varoluşta kaostan düzene geçiş olarak ilerlemektedir.. bir avuç kumu masanın üzerine rasgtele attığınızı düşünün, bu kum taneleri kendi iç dinamikleriyle masa üzerinde belli bir şekil düzen alır.. bu varoluşun çok basit ve kısa metrajlı bir örneği gibidir.. varoluş da aynı bunun gibidir, kendi iç dinamikleriyle kaostan düzene geçmeye çalışan bir hali vardır.. bu kaostan düzene geçişten her türlü somut soyut kavram nasibini alır.. varoluş sonsuz bir süreçtir sadece.. ve insan bu sonsuz süreç içerisinde yaşam şansı bulmuş bir canlı türüdür.. insan olsa da olmasa da varoluştaki süreç devam edecektir, varoluş insan merkezli/odaklı değildir.. gün gelir insan soyu tükenir ve varoluşa çok daha uyumlu/dayanıklı bir canlı türü ortaya çıkar.. Alıntı:
ama bu günlük sıkıntı endişeleri minimuma indirebiliriz.. bunun da tek yolu anda/şimdide yaşayabilme becerisidir.. sizi üzen geçmişteki bir olay bitmiştir ama bu sizin zihninizde bir data/input olarak kalıp egemenliğini sürdürdüğü sürece sizi mutsuz kılacaktır.. aslında o olay yaşanmış ve bitmiştir, bu konuda yapabileceğiniz hiç bir şey yoktur, geçmişe gidip o olayı düzeltemezsiniz.. yapabileceğiniz tek şey o olayın sizi köle edip üzen zihindeki efendiliğine son vermektir, yani geçmişte/zamanda değil anda/şimdide yaşamanızla mümkündür.. çünkü anda/şimdide o sizi üzen olay yoktur, şimdide/anda şu an yaşamdan aldığınız haz vardır.. yada gelecekle ilgili kaygılar da aynı şekildedir.. daha o zaman gelmemiştir ama sizin zihninizde bir data/input olarak varolduğu için siz o datayı ana/şimdiye çağırır ve o üzüntüyü peşin yaşamaya başlarsınız.. oysa gelecekte ne yaşanacağı kimse bilemez ve geleceği yaşayacağınızı bile bilemezsiniz.. çünkü ölüm dediğimiz şey sadece bir sonraki nefesinizidir, bir sonraki andır sadece... ve bunun hangi an olacağını ne bilebilirsiniz ne de siz müdahele edebilirsiniz.. işte yine zihnimizdeki geleckle ilgili dataların köleliğinden kurtulmanın yolu şimdide/anda yaşayabilmektir.. dünya insanlığının yaptığı budur.. zihnin/zamanın kölesi olup mutsuzluğa düşmüştür ve düştüğü bu mutsuzluktan kurtulmak için ego dediğimiz sahte benliği oluşturup sahte bir mutluluk içinde yaşamak zorundadır.. yapılması gerken tek şey bu insanlığın bu hastalıkla halini tedavi etmektir, yani ialcı/medicine/meditasyonu vermektir.. ama meditasyon kavramı yeterince önemi anlaşılmdığı için henüz bilimsel platformada ele elınıp üzerine çalışılmamaktadır.. ve varolan şuanki insanlık egosunu yoketmede çok başarılı olamaz, bu işi insan yavrusuna daha çocukken öğretmemiz ve alıştırmamız gerekmektedir, aynı tuvalet eğitimi gibi, aynı kişisel hijyeni öğrettiğimiz gibi.. artık taşlaşmış bir egoyu meditasyonla kazıyıp yoketmek çok zordur, çünkü kişinin mutluluğunu sağlayan şeydir ego ve savunma düzenekleri.. meditasyon direk bu egoya ve savunma mekanızmalarına saldırdığı için kişinin mutluluğu gider ve büyük bir manevi kaos yaşar.. kişi kendini kaybettiğini zanneder, doğrudur kendisini kaybetmektedir ama kaybettiği kendisi değil sahtebenliğidir.. bu aşamayı geçebilirse yani altın ateşten geçmeyi başarabilirse işte o zaman onu saf altın yani özbenlik beklemektedir ki, bu yaşamda deneyimlenebilecek tek ve en muazzam şeydir.. çünkü artık sahte bir benlik/yaşam/mutluluktan, gerçek/öz benliğe/yaşama/mutluluğa geçiş yapıp, ulaşırsın.. bu mistik anlamda tam bir kurtuluşa ermektir.. |
Saygideger arkadslar;
Varolusta ve insanoglunun kendisi de dahil; tum ortaya koyum da bir mantiksal bakis farki yatar. Ya herseyi surekli suregelen surec temelinde KENDI IC DINAMIGINI insanoglu algisiyla yansitirsiniz. Ya da herseyi yine surekli suregelen surectemelinde AKILLI TASARIMCILIK insanoglu algisiyla yansitirsiniz. Iste bu iki ana fark; bir kisinin herseye ama hilafsiz herseye bakis acisinin inancsal mi, bilimsel mi? oldugu farkinin ortaya kondugu en guzel ornektir. O zaman soralim, varolus; bir KENDI IC DINAMIGI olan bir olgu mudur?, yoksa bir AKILLI TASARIM urunumudur? cevap hangisi ise, nedenini de aciklarsaniz ve digerinin neden olmadigini da aciklarsaniz, sevinirim. Yani doganin/evrenin ve de onlari olusturan her turlu mustakil var olarak algilanan varligin kendi ic dinamigi mi vardir?, yoksa tum bunlar BIRININ/BIRSEYIN ESERI MIDIR? Ayrica, Bir seyin eseri ise; o birseyin kendisi neyin eseridir? Ustelik bu temelde, eger bir ic dinamik veya baskasi soz konusu ise; bunun boyle oldugunu ortaya koyan, baskasinin veya ic dinamigin kendisimi dir?, yoksa bu ortaya koyus, tamamen bir insanoglu algisinin MONOLOTIK YANSITIMIMIDIR? Saygilarimla; evrensel-insan Saygilarimla; evrensel-insan |
Alıntı:
İlginiz ve katkılrınız için teşekkür ederim. Sayenizde Farkındalığımı artırmayı umuyorum. Saygıdeğer Paslıçivi, Yaygın ve Doğru bir tesbit var; "insanlar kendi inancını mutlak doğru/hakikat, diğer inanç türlerini mantık dışı, aldanma, saçma olarak gelir, algılar." Bu tesbite kesin olarak katılıyorum.Kaç yıl önce bunu fark ettiğimi hatırlıyamıyorum. Zira bu bir anda Gerçekleşmiş bir "Farkındalık" değil. Sanırım çocukluk yıllarımda başladı...Farklı Dinler ve Kültürler içinde(Babamın Görevi gereği Yurtdışı)geçirdiğim yıllar ve Babamın başkıdan uzak bir Müslüman olması nedeniyle beni tamamen Özgür bırakması etkili oldu... Daha sonra Farklı Dillerde (Latince,Aramice,Arabca ve İbranice öğrendim)Araştırmalarım sözkonusu... Dini metinleri Orjinal dillerinde inceleme ve karşılaştırma fırsatım oldu... Kurt Rudolph'un Teoloji konusunda muhteşem uzmanlıpına hayranım... [Bugünlerde Mandaizmi incelemekle meşgulüm... http://www.archive.org/details/MN41560ucmf_1] Konuya tekrar dönmek gerekirse; Ben kendimi Monoteist,Hanif Muhlis ve Mümin olarak tanımlıyorum. İslam ve Müslümanlık hakkında görüşüm;Ciddi anlamda bir tahrifat söz konusu... Diğer Dinlerde de öyle...Ancak Öz olarak HEPSİ bir... Saygıdeğer Üstad Paslıçivi, Ben DİN kelimesinin çoğulu olmadığına kanaat getirmiş bulunuyorum. Bununla birlikte Din!"lerin" ,Piramitin tabanı için gerekliliği yazdsınamaz... Çünkü Kitleleri bir Disiplin ve düzen içinde tutmak onları Farkındalığa hazırlamak gibi çok önemli bir Rolü var... O nedenle Piramidin Zirvesine çıkanlar (Resüller,Nebiler..kısaca Elçiler) Çağın gereğine göre bir Şeriat sunmuşlardır... Elbette kısa sürede Tahrif edilmiş ve Kitleleri Yönetmekte kullanılır hale gelmişlerdir... Çıkar amaçlı kötüye kullanma sözkonusudur. Ancak Öz itibari ile baktığımızda Her yöntemin asıl amacı "Tekamül" dediğimiz Olgunlaşmayı hedef almışlardır... İşte tam bu noktada Monoteist,Hanif Muhlis ve Mümin olarak BEN TÜM DİNLERE İNANIYORUM ve Hepsinin ÖZÜNÜN BİR Olduğunu düşünüyor Hiçbirini "saçma" veya "sapık" ve saire diye nitelemiyorum. Musevilik,İsevilik ve Muhammedilik başta olmak üzere Budizme,Konfüçyusün öğretilerine... Ve Zerdüştün Gathalarına ve Avestaya baktığımda ÖZ olarak O BİRİ görüyorum... Sümer Tabletlerine....Asur ve Babil medeniyetlerine ve hatta Şamanizmde O BİRİ görüyorum... Biliyorum bir çelişki gibi görünecek ama kendimi hiçbirine dahil görmüyorum... Bir anlamda hepsine inanıyor, hiçbirini birbirinden ayırmıyor ama kendi konumumu Dinler üstü görüyorum Yıllar içinde Yanlış ve Doğruyu Ayırt etme konusunda Meditasyon sayesinde ciddi bir ilerleme katettiğimi farkettim... Sizce Monoteist Hanif Dinlerden Özgür olabilir mi? Çünkü ben Gerçek Dinlerden Özgür olmanın onlarda ki "Doğruları" görebilmek ve dolaysı ile Dinin gerçek kaynağının BİR olduğunu ve "sıradan halkın" bir ihtiyacı olduğunu anlamak olarak tanımlıyorum. "Sıradan Halk" tanımımın yanlış anlaşımaması için ayrıca bir açıklama yapma gereği hissettim; Bu tanımlama kesinlikle bir aşağılama olarak algılanmamalı,daha ziyade "Hazır Terkip" kullananları anlatmak için bir terim gibi düşünülmeli... Hazır terkip bir Hap gibi ...kalabalıklara,kitlelere sunulur...Seri üretim Tekstil gibi...Seri üretilenlerin dışında kendi bedenine özel dikilen vardır... İslami Literatürde "Takva Elbisesi"diye anılır... Son olarak "Çıplak Gerçek" ile karşılaşan ve özümseyenler vardır... Bunlar kendi "yoğurt yiyişleri" olan yiğitlerdir...Çıplaktırlar:) Gerçek Merkezdedir...Merkeze giden çizgilere Doğru denir... Gerçek TEKdir...Gerçeğe giden Doğrular ise çoktur... ... Sizden öğreneceğim çok şey var Sayın Paslıçivi...Bir Dilbilimci ve Eğitimci olarak Öğrenme Kavramının tek kutuplu olmadığını aksine karşılıklı etkileşim üzerine kurulu olduğunu söyleyebilirim... Yukarıda ki ifadeleri,Egosu ile ciddi mücadelelere girmiş bir insan olarak yazıyorum ve yine Tüm bunları kafanızda ki "inanan,inançlı v.s" kalıplarını gözden geçirmeniz ve Ön yargılarınız varsa ...onlardan Arınmanız için yazmış bulunuyorum... ARINMA Anahtar kavramlardan bir tanesi ve AYNAyı temiz tutmanın önşartı. Saygı ve Sevgilerimle... UlulElbab |
Saygideger UlulElbab;
Yani siz, bir ic dinamikten degil de; bir akilli tasarimcidan bahsediyorsunuz. Ustelik bu akilli tasarimciyi tasarimlayan cikmazi algiladiginiz halde ve butun bunlarin bir insanoglu monologunun bir ortaya koyumu oldugunu algiladiginiz halde, oyle mi?, yoksa yaniliyor muyum? Oyle ise, bunun boyle oldugunu ortaya koyan da siz, bir insanoglu degil misiniz?, yani insanoglundan baska bir ortaya konan kaynak oldugunu neye dayanarak, hangi dialogla ve kiminle gerceklestiriyorsunuz? Saygilarimla; evrensel-insan |
Alıntı:
Akıllı bir Tasarım ve Evrene,dolaysı ile İnsanoğluna müdehale baktğımız herşeyde,daha doğrusu duyularımızın algıladığı herşeyde VAR. Akıllı bir canlı olan insan bunu BİLecek kapasitede... Bilinemezlerin başladığı asıl nokta aşağıdaki Sizin sorunuzda yatıyor; "Bir seyin eseri ise; o birseyin kendisi neyin eseridir" Bu noktada vereceğim örnek biraz Panteist esintiler taşıyor ama sonuş itibari ile bir misaldir... Vücudumuz Trilyonlaca Hücreden oluşuyor... Herbiri doğuyor/üretiliyor...Görevini yerine getiriyor ve ölüyor... Ancak herbir hücrede DNA barındırıyor..yani BÜTÜNden bir iz taşıyor... Ancak hiçbir Hücre O BÜTÜNÜ tanımlayamıyor..Şeklini ortaya koyamıyor... O BÜTÜNÜ bir yaratan olup-olmadığını bilemiyor...Bütün ile karşılaştırıldığında bir Hücrenin ömrü Bütüne göre çok kısa... Karşılaştırmalı örnek bir "yaratıcı"ile "insan" açısından birebir örtüşen bir misal değildir elbet ama bir fikir vermesi açısından bakmak lazım... Onun neyin eseri olduğu konusunda AGNOSTİK kalmakta fayda görüyorum... Bilinemezlikleri kabul ediyorum. Saygılarımla... |
| Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 15:38 . |