![]() |
Yaratılışçı Görüşün Bilimsel Sınaması
Amatör Filozof'tan alıntıdır...
Sörf yaparken okuduğum bir yazı sanırım ilginizi çekecek... Evrim teorisini destekleyen yığınla kanıt olmasına, bilim dünyasında evrimin geçerliği konusunda kuşku olmamasına rağmen, yaratılışçıların bilim dışı propaganda faaliyetlerinin etkisiyle sürekli olarak evrimi tartışıyoruz: ara fosiller, mutasyonlar, doğal seçilim vs vs. Buna karşılık yaratılışçı iddialar pek tertışmaya konu olmuyor, bilimsel veri bazında değerlendirilemediği için sınanamıyor, yaratılışçı görüşün destekçileri de evrim teorisinin yanlış olduğunu kanıtlarlarsa, yaratılışın otomatikman doğrulanacağını varsayıyor ve ayrıca bir kanıtlama çabasına –özellikle– girmiyorlar. Gelin bir değişiklik yapalım, biraz da “Yaratılış’ı tartışalım, yalnız bu tartışma elden geldiğince bilimsel yönteme uygun olsun, bazı verileri değerlendirmeye çalışalım, bakalım ne bulacağız? Bilindiği gibi yaratılışçılar –özellikle Amerika’da– yaratılış görüşünün evrim teorisi ile birlikte derslerde okutulmasını istemektedirler. Bilimsel çevreler ise yaratılışın sınanabilir olmadığı bu nedenle bilimsel bir hipotez gibi değerlendirilemeyeceğini belirtmektedirler, ben de kişisel olarak bu görüşe büyük oranda hak veriyorum. Ancak bu tutum, genellikle, eleştirilerin hep evrime yöneltilmesi, yaratılışın pek fazla irdelenmemesi, bilimsel eleştiriden muaf kalması sonucunu doğurmaktadır. Bu nedenle, ben bu yazıda yaratılışçı görüşün sınanabilir olduğunu varsayacağım ve bu konuda bir deneme yapacağım. Öncelikle belirtmek gerekir ki bu yazının konusu teizm- materyalizm tartışması değildir, Tanrı’ nın varlığı ya da yokluğu ile ilgili değildir. Evrimi Tanrı’nın biyolojik dünya için koyduğu kanun olarak kabul eden teistik evrim görüşünü bilimsel verilerle uyuşmaz olarak görmüyorum, kişinin inanç durumuyla ilgili felsefi bir tercih olduğunu düşünüyorum. Bu yazıda ele almak istediğim, klasik yaratılışçı görüştür. Önce bu görüşü tanımlayalım: Dünyadaki canlı türleri, bir yaratıcı (Tanrı) tarafından ayrı ayrı yaratılmıştır, aralarında akrabalık yoktur, bir türden diğerine dönüşüm söz konusu değildir. Her bir tür, yaratıcının isteğiyle, dünya yüzünde aniden ortaya çıkmıştır. Tabi, daha önceki dönemlerde, dünyanın yaşının çok genç olduğu ve insan ve diğer tüm canlıların tümünün aynı anda yaratıldığına inanılıyordu. Ancak günümüzde dünyanın çok yaşlı olduğu ve türlerin de dünya üzerinde ilk ortaya çıkış zamanlarının farklı olduğu, ilk canlılığın ortaya çıkışından günümüze kadar en az 1 Milyar yıl geçtiği, önce tek hücreliler, daha sonra ilk çok hücreli canlılar, giderek diğer canlı türlerinin ortaya çıktığı biliniyor. Bu nedenle günümüzdeki yaratılışçıların çoğu, canlıların tümünün, yakın bir tarihte, bir anda yaratıldığı savlarından vazgeçtiler. Bunun yerine farklı canlı türlerinin zamanları geldiğinde teker teker yaratıldığını öne sürüyorlar. Şimdi bu iddiayı inceleyelim: Herhangi bir canlı türünün bir anda ortaya çıkması ne demektir? Daha önce benzeri görülmemiş bir canlının aniden dünya yüzünde belirmesidir. Bu canlı, dünyadaki maddelerden oluştuğuna göre dünya yüzeyinde bulunan taş, toprak, su gibi nesnelerin içindeki milyonlarca atom ve molekülün, yaratıcının emriyle, bir anda organize olması ve canlıyı oluşturması gerekir. Yani başka deyişle, canlının bir anda yerden bitivermesi ve dünya üzerinde yaşamaya başlaması gerekir. Bu durum bilinen bütün fizik, kimya ve biyoloji kurallarına aykırıdır, dolayısıyla yaratılışı “mucize” olarak tanımlamak gerekir. “Mucizeler imkansızdır” deyip geçmeyelim, çünkü kendimizi yaratılışçıların yerine koyarak düşünüyoruz, yaratılışçı mantığına göre mucizelere inanmak gerekir. Peki kaç defa bu tarz bir mucize olmuş olabilir? Kısa bir hesap yapalım: Dünya’ da şu ana kadar saptanmış, halen yaşayan, tür sayısı 1.5 milyondur ve giderek bu sayı artmaktadır (tek hücreli canlılar bu sayının dışındadır), tüm türlerin % 99’ unun da yok olduğu belirtilmektedir. O halde şu ana kadar ortaya çıkmış canlı türü sayısı en az 150 milyondur. Türlerin dünya üzerinde varolmaları için yaratıcının şu ana kadar en az 150 milyon mucize yarattığını belirtmek gerekir. Şimdi, yaratılışın sınanabilirliği açısından kritik soruya geliyoruz: Bu mucizeler gözlenebilir mi? Gözlenemez diyorsak, yaratılışın sınanamayacağını kabul etmek gerekir, sınanamayan bir görüşün de bilimsel bir teori gibi okullarda okutulmaya hakkı olmaz. O halde mucizelerin gözlenebilir olduğunu kabul etmek gerekir, zaten mantık da bunu gerektirir, şayet bir canlı aniden dünya üzerinde beliriyorsa, birilerinin bunu görebilmesi gerekir. Tabi ki bu tür gözlemlerin yapılabileceği dönem insan bilincinin ortaya çıktığı dönemden daha eski olamaz. Ayrıca böyle bir gözlemin yapıldığını duyurmanın en sağlam yolu yazıya dökmektir. Dolayısıyla yaklaşık 6000 yıllık bir zaman diliminde yapılan gözlemlerin kayıtlarına ulaşma şansımız olabilir (Daha önceki dönemlerde olmuş olabilecek yaratılış örnekleri ancak sözel olarak aktarılabilir, bu durum çok güvenilir olmayacağından , gözlem süresini yazının bulunuşuyla sınırlamak uygundur) Peki bu 6000 yılda kaç tane tür oluşum mucizesi olmuş olabilir? Pek çok, ancak rahat gözlenebilme açısından böcekleri ve deniz canlılarını konu dışı bırakalım ve sadece karada yaşayan hayvan ve bitkilerin gözlenebildiğini varsayalım. Bunların günümüzde saptanan sayısı yaklaşık 300000’ dir. Türlerin % 99’ unun yok olduğunu kabul edersek, ilk kara canlılarının görüldüğü tarihten günümüze kadar yaklaşık en az 30 milyon karada yaşayan tür ortaya çıktığı tahmin edilebilir. Canlıların karada ilk görüldüğü tarih yaklaşık 300-400 milyon yıl önceye uzanır, yani yaklaşık olarak ortalama 10 yılda bir tür ortaya çıkmaktadır. O halde yaklaşık 6000 yıllık yazılı insan tarihi döneminde en az 600 yeni karada yaşayan canlı türünün ortaya çıkmış olması gerekir. Peki, günümüzde sayısı milyarlara ulaşan insanların herhangi birinin bir tür oluşumuna şahit olduğu, yani bir insanın gözleri önünde, birdenbire topraktan bir hayvan (hayvanlarda soyun devamı için en az bir dişi ve bir erkek gerektiğine göre herhalde iki hayvan demek gerekir) ya da bitkinin bitiverdiği bildirilmiş mi? Bildiğimiz kadarıyla “Hayır” Yani şu ana kadar hiçbir insan, yaratılışçılarca iddia edildiği şekilde bir türün aniden oluşumuna tanık olmamıştır. Peki niçin böyle olabilir? Birkaç olasılık var:
Sevgiyle ve akılla kalın... |
Yaratılışa inanan arkadaşların bir yorumda bulunmaması ilginç...
Evet yorum bekliyorum yoksa hepinizin evrim teorisini desteklediğinizi düşüneceğim... |
Bir yorum yokmu ey müslümanlar...
|
Bir solukta okudum desem yeridir. Gerçekten mantık yaratıcıyı reddediyor.
Hurmadan başka meyve Deveden başka hayvan bilmeyen tanrı acaba bunları biliyor mu ? Cennet yemyeşilmiş, cennette ırmaklar akıyormuş, ağaçların gölgesi varmış. Ordaki şaraplar sarhoş etmiyormuş, ha bir de gögüsleri yeni tomurcuklanmış huriler varmış... Cehennemde de ateş varmış... Bu dünyada zaten var bunlar. O zaman cennette bu dünyada cehennem de... Öyle "ol" demeden olmuyor hiçbirşey. |
Saygideger arkadaslar;
Bilhassa evrim ve evrimlesmenin, kitlesellesmesiyle birlikte, yaratici da, baska bir oznellik yuklenerek, bu gelisime ayak uydurmaya calismistir. Iste bu temelde, yaratici gibi, akilli tasarimci mantiginin da degerlendirilmesi gerekir. Yani evrimin nasil olustugunun, onun oyle olusmasina bir akilli tasarimin, sebep oldugu. Bu konudaki gorusleriniz nedir? Akilli tasarimin da mantiksal olmadigini, nasil izah edersiniz. Benim cevabim burda, http://www.turandursun.com/forumlar/...t=5958&page=85 Mesaj 850 Sizler, evrimsel gelisme ile akilli tasarim karsilastirmasini, nasil yapiyorsunuz. Konuyu, hem bilimsel, hem de inancsal acidan ele alabilirsiniz. Saygilarimla; evrensel-insan |
Yalnız yazıda canlılığın oluşumundan bu yana geçen zaman ve tür sayısı göz önüne alındığında 10 yılda bir yeni tür ortaya çıkması gerektiği söyleniyor,peki çok yavaş işleyen evrimsel süreçte neden aynı kural işlemiyor?bu biraz çelişkili değilmi bu kadar çeşitlilk bu sürede evrimin bu yavaş işleyişine rağmen nasıl ortaya çıkmış peki?
|
sevgili arkadasım yazıda evriminde aynı dalavere icinde oldugunu unutarak yaratılısın bilimsel olmadıgını sözde ispatlamaya calısmıssın...yalnız aynı verileri acaba evrim, yaratılısa ters olarak ispatlıyor mu ispatlayamıyor mu bunu sorarak gitmemissin...işin özünü kavrayamayan insanlar evrimle - yaratılısı çorba yaparlar...bu yazıda onlardan bir tanesi...objektif bir yazı değil...
mucizelere inanılmayacaksa eğer...bana evrimin ilkel canlıyı nasıl olusturduguna dair bir ispat bile getiremediğin bilim mi oluyor sence...bırakın bu gibi dalaşmaları...ateistliği savunacaz diye evrimin arkasına geçenler gülünç duruma düşüyolar... bir de yazmıssın yaratılıscı arkadaslardan cevap yok mu diye...vere vere bir hal kaldık...evrim teorisi bolumunde yazdıgımız yazıların hattı hesabı yok..hiç okumamıssın demek ki... |
Canlılığın sudan karaya çıkış sürecinden baz alınarak yaratılışçı görüşün savı gereği 10 yılda bir tür çıkması gerekir deniliyor.
Evrime göre düşünelim hiç durmayan bir süreçtir evrim, binlerce, onbinlerce türe çoğaldığından aynı zaman dilimlerinde aynı şekilde binlerce tür evrimleşip yeni türlere dönüşmekte yani on yılda bir, tek tek yaratılışçı mantık gereği tür çıkmasından bahsedilemez. evrimde tek teklik yoktur, zaten kuram dayandığı yasa gereği ilk çıkıştan sonraki sürecin hiç durmadan yeni türlerin çoğalarak evrilerek yeni türlere dönüşmesi ki bu yeni tür tanımını sabit algılamayın, yine sabit kalmayan bir süreçle yeni türlere evrilme aynı zamanda tutunamayan türlerin yok olması veya yeni durumlara göre yeni türlere (aynı türün bir kaç türe dönüşme süreci) evrilmesi dersem belki daha anlaşılır olur. Siz evrimdeki ilk hücreden çıkış ve geldiğimiz noktaya gelinceye kadar olan türler arasındaki ayrışmayı her türden bir çift algısından uzaklaşın önce, binlerce tür ve çoğalma şekliyle (eşeyli,eşeysiz, mitoz, ) düşünün.Tek hücrelilerin oluşumu, adaptasyonu, çoğalması, ortak yaşarlığa geçiş, çok hücreli yaşam, organ ve organellerin oluşumu, bu arada türler çoğalmakta(bitkisel veya hayvansal ilk türlerin ataları), sudaki ilk canlılardan karaya geçiş, Buraya adaptasyonun binlerce milyonlarca canlılığın karadaki yaşamı başlatma sürecinde türleşme, ve devamı, hep belli bir zaman dilimde değil gittikçe çoğalan türlerin evrime uyarak farklı özellikler geliştirerek hem sayıca hem türce çoğalması olayıdır. Yani bununla binlerce milyonlarca türün oluşumunun geniş zaman sürecinde olduğunu söyleyen evrimle 10 yılda bir tür çıkmıştır diyecek yaratılışçı görüşün karşılaştırılması yanlış olmuş. Şimdilik saygımla gittim... |
Alıntı:
ayrıca 10 yılda bir tür çıkarma olayı diye bir şey (...)nerde yazıyor bu? |
2000 sene yaşayan adem amca'yı unutmamak gerekir.
|
| Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 22:04 . |