![]() |
Nihilizm, Boşluk ve Vicdan
Boşluk... Sanırım nihilistler haklı. Herşeyin temelinde 'kocaman' bir hiç var. Herşey bu hiçten doğdu. Bu hiç, madde-enerjiye temel oldu. Maddeye hareketi ve duyarlılığı verdi. Bu duyarlılık, inorganik maddelerde pasif, organik maddelerde ise aktifti. Fakat duyarlılık, tıpkı hareket gibi maddeye işlemişti. Aslında bize cansız görünen madde de canlılığı içinde barındırıyordu. Hiçlikteki birlik, maddeye dönüşümle birlikte çeşitliliğe büründü. Birlik içinde çeşitlilik ya da çeşitlilikteki birlik. İnsan da kendi oluşturulmuş 'ben'inin derinliklerinde bir 'öz ben' taşıyor. O hiçliği... O hiçliğin bilincine varabiliyor. Boşlukla bağlantılanmaya çalışıyor. Hareket eden ve duyarlı olan herşeyin içinden akmakta olduğu o evrensel boşluğu buluyor kendi derininde. İçinden herşeyi çıkaran bir hiçlik... Envai çeşit rüyamızı doğurabilen o karanlık ama huzurlu derin uykumuz gibi.
İnsan kendi bedeninin, duygularının, arzularının, düşüncelerinin, hepsinin gelip geçici olduğunu ve kendine ait şeyler olmakla birlikte kendi olmadığını, asıl kendiliğin en derindeki o hiçlikte olduğunu anlayınca bir daha asla eski haline dönemiyor. Eskiden, ''Çok üzgünüm'' derken, artık, kendi bedenindeki hüzne 'yukarıdan' bakar gibi bir hale geliyor. Tam da bu şekilde, o hüzne kapılmayı bırakıyor, o üznün içinde bir biçimde soğurulduğuna tanık oluyor. Bu durum, neredeyse tüm duygular için geçerli. İnsanın biyolojisinde yaşama tutunan, kendi fizikselliği için endişelenen bir taraf var. İşkenceye uğrayanların bu yönleri başlangıçta baskındır örneğin. Canları için endişelenir, kendilerine çok üzülürler. Çünkü içlerindeki o doğal içgüdü fazlasıyşa baskındır hala. Ama zaman geçtikçe, umutlar tükendikçe, acıya alışmaya başladıkça, o doğal dürtü sönümlenmeye başlar. Kişi artık canının yakılmasına ya da birşeyler kaybetmeye tepki vermez olur. İşte o an, kişinin boşlukla irtibatlandığı, kendi canının derinindeki esas hiçliği sezmeye başladığı eşiktir. Artık yaşlanıp çürümeye yazgılı, her yanından gelip geçicilik fışkıran bedeniyle özdeşleştirmiyordur kendini. İşkence altındaki insanlar huzuru ve gerçeği uykuda bulurlar. İşkenceye alındıklarında derler ki, ''Bir uyusam, şu eziyet bitse de gidip yerime yatsam ve uykuya dalsam.'' Uykuya özlem, yaşama tepkinin bir sonucudur aslında ve onun verdiği huzurla insan aslolanın uyku, hiçlik, yokluk olduğunu bilir. Kendi hayatı, tüm bireyleri bir haline getiren o ezeli ve ebedi derin uykunun almış olduğu bir moladır, sınırlı bir maceradır. Yaşayan her bedende, uykudayken döndüğümüz ezeli ve ebedi hiçliğin birliği 'uyanınca' parçalara ayrılır. Uyanıkken kendimizi sınırlı ve gelip geçici bir bedende, kendine has duygu ve düşünceleri olan, ötekilerden ayrılan bir birey olarak buluruz. Kendimizi, 'uyanıkken' gördüklerimize ve o kimliğimize kaptırdığımız orandan acı çekmeye yazgılıyız demektir. Çünkü en büyük yanılgıya tutulmuş ve asıl gerçekliğimizden(ölüm) korkup kaçar olmuşuzdur. İnsanın bu yanılgıyı aşabilmesi için hayattan bir darbe yiyip ondan vazgeçmesi, tepki duyması gerekebiliyor. Bu yüzden işkence, çoğu kişi için bir gerçek uyanış yolu haline gelebiliyor. Temeldeki hiçliği, ölümün kaçılacak bir son değil en derindeki özümüz olduğunu, aslolanın 'uyanmak' ya da rüya değil derin bir uyku olduğunu anladığımızda, 'öz ben'imizi keşfettiğimizde ise artık hiçbir şey eskisi gibi olamıyor. Bu anlattıklarım, hayattan tümüyle kopuş, inzivaya çekiliş, hatta bir an evvel ölüme gidiş çağrısı izlenimi veriyorsa kendimi yeterince ifade edememişim demektir. Zira tam tersi söz konusu! Ölümden korkmayı bırakınca, bu korkusuzlukla hayata karışınca bambaşka bir kişi ortaya çıkıyor. Başka duygular, başka düşünceler. Kendindeki hiçi bilip, kendine ve çevrene ilişkin hiçbir şeye bağlanmayınca, bu bağlılık olmaksızın onlarla ilişkilenmek insanı tek kelimeyle özgür kılıyor. Tanrının senin bedeninde uyanıp hayata karışması gibi. Kendini hayatın içinde değil, hayatı kendi zihninde akar gibi hissetmek çok garip ve özgürlük hissi veren bir duygu. Hiçbirşeye bağlanmamak, kendini hiçbirşeye kaptırmamak, ölümden çekinmemek, derindeki hiçliğine sığınmak ve onun her daim farkında olmak... Bu durum, insanın kendi duygularına bağlılığını da zayıflatıyor. Hiç tanımadığınız birine hiç gereği yokken iyilik etmeyi de tercih edebiliyorsunuz, sevdiğiniz ve bir kötülüğünü görmediğiniz bir arkadaşınızın canını yakmayı da, arkanıza hiç bakmadan çekip gitmeyi de, herşeyi yıkıp geçmeyi de, en uç fikirleri ve değer yargılarını -hiçbirine esir olmadan- savunabilmeyi de... Hiçliğe ulaşan insan, pek çok duygu ve ahlaki tercih arasında özgürce salınabiliyor ama hiçbirine bağlılığı kalmıyor. Zira herşey bir hiç. Mutlak ve senden bağımsız bir ahlak yok artık, sevgi ve nefret de yok, din yok, tanrı yok, devlet yok, sahiplenmek yok, kıskançlık yok, dünya yok, insanlık yok; kıyamet çoktan kopup herşeyi dürüp katlamış sende. Ve vicdan da yok. Boşlukta vicdan yok. Haksızlığa uğrayan savunmasız ve masum birini gördüğünde, onunla kurduğun onca empatiye, aklının çalışmasına ve ona üzülmen gerektiği bilgisine sahip olmana rağmen, vicdan yok. Hiçliğinle bağlantılanırken, ilk zamanlar, bazen duygularına kendini kaptırma eğilimi yine de ortaya çıkabiliyor. Vicdan yapıp üzüledebiliyorsun. Ama sonra, hiçliğini hatırlayıp, o hiçten bakıyorsun bedeninde oluşan ve adına vicdan denen duygu silsilesine. Dışarıdan bakınca uzun süreli bir etkisi kalmıyor bu duygunun, artık seni kendine çekemiyor. Çünkü hiçliğine sığınmışsın. Evet, ben bunu hiçliğe ya da boşluğa sığınmak diyorum. Sadece vicdan konusunda değil mutluluk, sevinç ya da keder gibi duygularda da, bu duygular ne zaman beni yutmaya kalksa sığınırım boşluğuma. Boşluğumdan bakarım o duygulara, sanki başka biri bakıyormuş gibi. Kendime karşı başka biri gibi olurum. Sonra tüm duygular hiçliğimde eriyip gider. Boşluğum bana hiçbir şeye bağlanmamak için gereksindiğim şeyi verir. Hiç olma bilincini!.. Bağlanmak, kendini kaptırmayı, kendini kaptırmak da esareti doğrurur. Esaret, can derdini doğrurur; can derdine düşmek de kişinin kendine üzülmesini getirir ki pek zavallı ve acılı bir durumdur. Sözünü ettiğim işkencelerin aslıdır. Ve hayatın yaptığı bu işkenceler, sana sendeki hiçliği 'vura vura' öğretir. Hayat, eğer ona çok değer verirsen, kendini kaptırırsan, sana sadece hayal kırıklığı ve hüzün verir. Aslolan hiçliktir. Hayat da ondadır zaten. Hiçliğini keşfedersen, bu keşfi hep hatırda tutarak hayata karışırsan, artık hayat seni değil sen hayatı üzmeye başlarsın. Uyandığın her gün, uyanıkken birşeyler yapma fırsatı yakalayan hiçliğin oyun sahasıdır artık. Ölüm ise, öze dönüştür; zaman zaman fazlasıyla bunaltıcı olan şu hayat oyunundan kurtuluştur. Bedenin, sen olan birşey değil senin olan birşey gibi görünür artık. Tıpkı bir elbise gibi kesip çıkarmak istersin kendinden. Artık yaşlanmak, yaralanmak ya da çürüyüp gitmek endişelendirmez seni; zira elbiseyi kendin sanmayı bırakmışsındır. Nihilizm insana bunları öğretebildiği, verebildiği ölçüde anlam ifade eder. Nihilizm bir başlangıçtır. Yaşama, ona bağlanmadan müdahele edip dönüştürmek, ona bağlanılmadığı için sınırsız ve özgürce dönüştürmek için bir başlangıçtır. En devrimci yaklaşımları muştulayan materyalizmimiz bu temel üzerine inşa olmalıdır. |
Evet her şey aslında bir hiçtir. Doğa kanunları ve düzen insanlığa karşıyken, bu dünyaya nasıl bir anlam katabiliriz ki? Nihilizm insanlığın aydınlanmasıdır, gerçek özgürlüktür.
|
Alıntı=
Temeldeki hiçliği, ölümün kaçılacak bir son değil en derindeki özümüz olduğunu, aslolanın 'uyanmak' ya da rüya değil derin bir uyku olduğunu anladığımızda, 'öz ben'imizi keşfettiğimizde ise artık hiçbir şey eskisi gibi olamıyor. Ölümden korkmayı bırakınca, bu korkusuzlukla hayata karışınca bambaşka bir kişi ortaya çıkıyor.-------- Ölüm tüm yaşayanların ödemesi gereken bedel olması sebebiyle her bilinçli canlının kabusudur. Bu bedeli ödemek zorunda kalmak için sonsuzluğun herhangi bir anında yaşamı tatmak kafidir. Ama korkmayın, ölüm korkusu öldükten bir kaç saniye sonra bitiyor.:lol: |
Saygideger arkadaslar;
Nihilizm algisinin, insan ve insanligi adina; bir kac buyuk tehlikesi vardir. Bunlardan ilki bireyci akilcilik, ikincisi tasarimci akilcilik, ucuncusu "kaybolus" un getirdigi teslimiyet ve "psikolojik cikmaz/bunalim" dir. Eger nihilizmin "hicligi" insan ve insanlik kanalina aktarilamazsa, insanoglunu ya "koyunlastiran", ya da "canavarlastiran" icerige sahiptir. Sonucta, bireyci akilciligin iki farkli yansisi olan bencillik ve bananecilik, bir cumle oncesi icerigin temellerini teskil eder. Ayrica nihilizmin ilk algisinda vicdan degil; akil one cikar. Saygilarimla; evrensel-insan |
Saygideger arkadaslar;
Metafizigin teolojik temeldeki "Tanri varligi" ile ortaya atilan akilci ideolojilerin olumlu ya da olumsuz hepsi, tanrilasma/tanrilastirma ve tanrisal zihniyetten kurtulamaz ve arinamaz. Cunku, nihilizmin bu konudaki akilci yanasiminin "tanriyi oldurmesi" sadece akilci yuzeyselliktedir. Yani, tanrilasma, tanrilastirma ve tanrisal zihniyetin olumlu ve olumsuz dusunce ve davranislarindan, arinmayi ve kurtulmayi icermez, ya bireysel bencilligi ve bananeciligi, ya da toplumsal var/yok tartismasini icerir. Yani inancsal temelde olumlu, ya da olumsuz bir akilci dogrulayis soz konusudur. Bu da sadece dogrulayani baglayan bir icerige sahiptir. Saygilarimla; evrensel-insan |
Tanrıyı öldüremezsiniz.
Tanrıyı öldürmek bir anlamda insanı öldürmektir. Çünkü tanrı denilen metafizik kavramın gercekliği sadece kavram düzeyinde ise ayrıca bu kavramın sahibi insan beyni olduğu doğruysa kavramın üreticisini öldürmelisiniz :)
Sevdiklerimizi kaybetmek gercekten de zor.Sevdiğimiz için zor belkide. Fakat Ölüm yanı başımızda.Cevremizde ,kendi vucudumuzda vs. Her an hücrelerimiz ölüp yeniden doğmakta. Kandaki alyuvarlar örneğin .Bildiğim kadarıyla her dakikada 3 milyon alyuvar ölüp,yerini yenilerine bırakmaktadır. İnsan denilen organizma ölümü bir kabus olarak algılayabilir yada algılamayabilir. Ne dersiniz ; ölümü bir kabus yada son olarak mı algılayalım ? Dahası , ölümün neden kabus olduğunu düşünüyoruz ? saygılarımla |
Saygideger natan;
Sence olum kavramina veriln her turlu anlam ve icerik, Neden verilir? Ne olarak verilir? Bu kavrama verilen icerik, bir inancsal midir, yoksa bir dusunce midir? Bu icerigin bilimselligi ve bilimsel gozlemlenebilirligi, test edilebilirligi ve yanlislanabilirligi mumkunmudur? Insanoglu turunun mu, yoksa birinin mi konusudur, olum (olmek)? Olum (olmek), bilinci ve farkindaligi ne demektir? Olumu (olmek), oldurebilmek mumkun mudur? Neyse simdilik sorulari burda kesiyorum. Saygilarimla; evrensel-insan |
Hayat anlamlı mıdır? Hayata anlam katan nedir?
İnsanlık bu sorularla uğraşıyor .Bence bu soruların altında ezilmek ,soruyu soran kişinin kendisine yaptığı bir eziyet. Hayat ,ondan zevk almayanlar için anlamsızdır. Kendisini,eşini dostunu, ağaçları,hayvanları ve genel anlamda ekosistemi sevmeyen,onlara değer vermeyen bireylerin gözünde BOŞtur. her şey aslında bir hiçtir. - Sayın Tyler Bir düşünür "hayatın neresinden dönersen kardır" demiş. Yukarıda sarf ettiğiniz cümlelere gercekten katılıyorsanız neden boş ve anlamsız bir yaşam akışında yer alıyorsunuz ? Ayrıca Nihilizmin insanlığı hangi anlamda "aydınlattığını" açıklarsanız ben de bu açıklamanızdan faydalanmış olcağım. Bu iyiliği bana yapar mısnız ? saygılarımla |
Evrensel dostum,
Soruların ve ilgin için teşekkür ederim. Sorularının her biri bir biriyle bağlantılı. Birinin cevabı diğerinini açıklamaya yönelik. Ölüm ve yaşam her ne kadar bir birinden bağımsız da görünse iç içedir.her an yaşam var,her an ölüm.İnsan bilinci bir gün öleceği gerceğini kabullenemediği için genelde "öteki dünyayı" yaratır.Öteki dünya denilen hayal ürünü şeyler sistemi bu bilincin zayıflığından ileri geliyor. Gercekci olmak gerekir. Ölüm bir gün karşılaşacağımız sahnedir.Bu sahneye elbette bir gün çıkacağız.Bu gerceklik karşısında üzülmek yerine şuanda yaşamın keyfine varmalı,onu değerlendirmeli ve kendi anlayışımıza göre bir anlam katmalıyız. Buraya kadar yazdığım şey benim bireysel bakış açım olduğu gibi çevremden edindiğim gözlemimdir de. Olumu (olmek), oldurebilmek mumkun mudur? -Sayın Evrensel "Ölümü öldürmek" ten kastınız tam olarak nedir ? Bu sorunuzda ne demek istiyorsunuz ,biraz daha açar mısnız ? Ölüm yaşamın olmamasıdır derler,buna katılıyor musunuz ? saygılarımla |
?
Sayın Freddie,
Hiçlik nedir ? Hiçlikten bir şey doğar mı gercekten ? Doğarsa ; Neden ve nasıl doğar ? saygılarımla |
| Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 06:02 . |