![]() |
Anti-Psikiyatri
Psikiyatri ''bilimi'', bilimin egemen sınıf elinde nasıl da araçsallaşıp afyonlaşabildiğini göstermesi bakımından oldukça dikkate değerdir. Tıpkı din gibi, özünde toplumsal ve politik olan sorunların üzerini örtmeye yaramaktan başka bir işe yaradığı yoktur. Psikiyatri, sosyo-politik zeminin mağdur ettiği bireylere ''hasta'' yaftası yapıştırıp, kusuru sosyo-politik sistem yerine bireyde arar. Örneğin birey işsizlikten ötürü bunalıma girdiyse, burada sorun işsizlik ya da işsizliği dayatan sistemde değil sendedir! Psikiyatri bununla da kalmaz, hastalığı tanımlama tekelini elinde tuttuğu için, bireyleri sindirip düzeni temize çıkarmak için yarı-bilinçli bir misyon da üstlenir. Bireyi hasta olduğuna ve hastalığının kökeninin biyolojik olduğuna, yani yine bireyin kendisi olduğuna inandırarak kişiyi sıkıştırır. Birey kendini gerçekten de sorunlu ve hasta hissederek kendini sorgulamaya başlar. Korku, kaygı, suçluluk duygusu ve kendi gibi 'hasta' olmayıp 'normal' olanlar karşısında eksiklenme baş gösterir. Birey iyice içine kapanır. Tüm bu yöntemlerle bireyin isyanı sindirilemez ve itirazına devam ederse bu sefer de 'tıbbi' tedavi adı altında binbir çeşit psikoterapik ilaçla ''tedavi edilmeye'', yani maddi araçlar da kullanılarak sindirilmeye çalışılır. Aslında sistemin mağdur ettiği bir birey, duyarsız ve sisteme uyan diğer bireyler arasında belki de tek sağlıklı bireydir ama anormal ve düzeltilmesi gereken bir vaka muamelesi görür. Psikiyatri, hastalığı hiç sistemde aramaz, hep bireylerde arar.
Psikiyatri, kapitalizmin yeni dinidir. Artık suçluluk hissi, korku ve kaygıyı psikiyatri vermekte, düzeni temize çekmek üzere düzenin mağdurlarını suçlama misyonunu o üstlenmekte, eskinin günahkarlık kavramına benzer biçimde bireye kendini anormal ve hastalıklı hissettirmektedir. Üstelik psikolog ve psikiyatristler, tıpkı din adamları gibi, bu işi paraya da dökmüşlerdir! İktidarlar, kendine karşı çıkan ya da bir biçimde mağdur ettikleri herkesi sindirmek için ille de asker-polis gücünü kullanmaz. Ya da tutuklayıp hapse atmaz. Bundan daha öncelikli ve etkili bir yol benimser. En başta başkaldıran bireyin ve etrafındaki insanların bu başkaldırıyı ezmesi ve dışlaması için bunu bir hastalık, bir anormallik olarak tarifler ve topluma benimsetir. Psikiyatri denen 'bilimsel faşizm', iktidara bu yolda büyük destek sunar. Akıl hastaneleri ve terapi seansları başkaldırının sistem adına ezilip hastalığın tüm 'kabahatinin' bireyde arandığı, böylece bireyin daha da sindirildiği aslında tümüyle politik bir süreç olarak yaşanır. Sosyo-kültürel yapının mağdur ettiği insanlar, ''ruh hastası'' olarak yaftalanıp -tıpkı mahkumlar gibi- bir yere kapatılır. Mahkumların 'ıslah edilmesi' gibi, bu insanlar da 'tedavi edilmeye' başlanır. Ta ki tüm sorunun kendilerinde olduğuna inanıp sistem eleştirisi yapmayı bırakana ve mevcut düzene uyumlu bir birey olana kadar. Psikiyatrinin 'normallik' ve 'sağlıklılık' tanımı temelde mevcut sisteme uyum, o sistemin üzerinde yükselen toplumsal ilişkilere ve kültüre uyumdur. Aykırılık yapanlar olsa olsa 'deli' ya da 'ruh hastasıdır'. Başta burjuva medya olmak üzere devrimcilere sürekli olarak 'patolojik vaka', 'şiddet eğilimli tipler', 'asosyaller' v.s. denmesi boşuna değildir. Bu söylemlerin tümü sistemin tahakkümünü bireyler üzerinden her gün tekrar tekrar üretmeye yarar. Kısacası: Kahrolsun psikiyatri! İmamları nasıl dikkate almıyorsanız, psikolog takımını da dikkate almamanızı tavsiye ederim. Zira aynı temelden kök almakta ve aynı amaca hizmet etmektedirler. Ruh sağlığında bir sorun hissediyorsan bunun sebebi toplumsaldır, biyolojik değil. Çözümü de yaşam pratiğini devrimcileştirmektir, psikiyatriste sonunda seni suçlaması için bir tomar para boca etmek değil. Emekçiler sadece fiziksel olarak değil duygusal olarak da sömürülüyor. Kapitalizm, başta medyası ve reklamları olmak üzere algımızı ve duygu dünyamızı da kontrol edip yönlendirmeye çabalıyor. Arzularımıza uygun ürünler satmak yerine, ürünlerini arzulamamızı sağlamak üzere duygu dünyamıza tecavüz etme yoluna gidiyorlar. Psikiyatri denen yeni din, emekçilerin duygulanımlarının bir sonraki günün sömürüsü için kontrol edilmesi, sınırlar içinde tutulması ve yeniden üretilmesini sağlayan modern bir afyondan başka birşey değil. |
Mümkünse sadece sosyalizm/komunizm hakkında konuş, bilmediğin anlamadığın ve hatta anlayamayacağın konulara girme.
Psikiyatriyi depresyondan ibaret görürsen olacağı budur. |
Foucault da, ''Delilik ve Toplum'' adlı eserinde biraz daha ağdalı cümlelerle, psikiyatrinin özünde bir toplumsal kontrol aracı olduğunu, objektif ve bilimsel bir kurum değil, toplumsal norm ve standartlar üreten bir nevi güç mercii olduğunu söylüyor. :)
Daha fazla itibar ettiğim yerlerden okuyup anlayabildiğim kadarıyla, 'psikiyatri' genel başlığı altında çok fazla ideolojik varsayımlarla yönelen psikayatri akımları da var ve yine bizzat bilim içerisinde de yeterince eleştiriliyor zaten. Ayrıca psikiyatrinin tolumsal şartlanmışlıkları da yine iligli bilim insanları tarafından ifşa ve analiz edilip, objektif, rasyonel tartışmaların ve revizyon önerilerinin önü açılıyor. Sürekli yeni deneyler, araştırmalar, eski dogmaların çöpe atılması vs. söz konusu. Ama tam anlamıyla ''bilimsel'' bir disiplin olarak, oldukça genç sayılacak ve 'bilim-öncesi' evrelerinden kalma bir çok yükü olan bir disiplin anladığım kadarıyla. Her halükarda bugün 'psikiyatri' ana başlığı altında yer alıp, son derece objektif, bilimsel, ampirik metotlar kullanan ve diğer akımları sert bir şekilde eleştiren akımlar da var (hatta yine anladığım kadarıyla bugünkü ana akım bu). Konu hakkında uzmanımsı bile değilim hiçbir şekilde. Ama konuyla ilgili birkaç aklı başında, genel anlaşılır makale okumak bile, bence, sevgili Freddie'nin bu kati, nihai, apodiktik hükümlerinin konuyu biraz fazla basitleştirdiğini anlamak için yeterli. |
hakikaten çok sığ bir konu olmuş. günümüzdeki sistemin, birey üzerindeki psikolojik etkileri elbette ki yadsınamaz ancak tüm psikiyatrik vakaların bundan kaynaklandığını iddia etmek aşırı komik olmuş. benim bir dostum var... eskiden obsesif-kompülsif bozukluğu vardı. ne kadar büyük sıkıntılar çektiğini anlatabilmem mümkün değil. ciddi ve uzun bir psikiyatrik tedavi sürecinden geçti. fakat tedaviye başlangıcı ile bitişi arasında dağlar kadar fark var. dahası, bu arkadaşımın kardeşi de aynı hastalığa sahip şu anda ve o da tedavi görüyor... neyse. eğer başlık sahibi ciddi ciddi bu düşünceye sahipse bize ve kendisine cevaplamakla yükümlü olduğu sorular var. bunlardan bazıları şöyle:
1) akıl hastalıklarının hiçbiri kapitalizm öncesinde yok muydu? bütün akıl hastalıklarının kökeninde, sadece kapitalizm ve sömürülen işçi hakları mı var? mesela ilk çağlardaki insanlar, hiç akli denge bozukluklarını bilmiyor ve bunlar üzerinde tedavi yöntemleri geliştirmeye çalışmıyorlar mıydı? 2) madem ki mental bozuklukların sebebi günümüz sistemi; o halde başarılı olan psikiyatrik tedavilerin başarılı olabilmesinin altında yatan sebep ne? sistem değişmediği halde, kişinin iyileşebiliyor olmasını psikiyatrinin gerçekten başarılı olabildiğine değil de neye bağlamalıyız? 3) doğuştan getirilen psikolojik hastalıkları nasıl yorumlamalıyız? kapitalizm artık insanın genlerine mi işliyor? yoksa üç yaşındaki çocuklar bile emekçiler duygusal olarak sömürüldüğü için mi bu türden hastalıkları sergiliyorlar? 4) psikolojik hastalıklar sadece emekleri sömürülen işçilerde görülen hastalıklar mı? günümüzde kapitalizmin tüm nimetlerinden faydalanan insanların ailelerinde bu türden hastalıklar hiç ortaya çıkmıyor mu? 5) bazı psikolojik hastalıklar genetiktir. örneğin amişlerde bipolar bozukluk görülme sıklığı dünya ortalamasından daha yüksektir. amişlerde bipolar bozulukluk görülme sıklığının yüksek olmasını, bu hastalığın genetik kökenlerinin genetikçiler tarafından da desteklenmesini nasıl açıklayacağız? demek ki artık genetik bilimine de mi güvenmemeliyiz? artık genetikçiler de mi psikayatrların günümüz sisteminin şakşakçıları olmuşlardır? bunun yanında psikiyatriye getirilmiş çok ağır eleştiriler ve sarsıcı deneylerin olduğu da bir gerçek. özellikle de sosyal-psikolojiyle ilgilenen biliminsanları sorguluyorlar bu tür konuları... bu konuda çalışmalar yürütmüş david rosenhan'ın çok önemli bulduğum ve psikiyatrinin çok ciddi biçimde sorgulanmasına ve gelişmesine yol açmış müthiş bir deneyi vardır. rosenhan, aralarında kendisinin olduğu hiçbir psikolojik hastalık geçirmemiş sekiz kişiyle, isimlerini değiştirip farklı farklı hastanelere başvururlar. sözde şikayetleri de başka kimse tarafından duyulmayan garip seslerdir. bu sekiz kişi bu sorunları dışında gerçekte nasıl yaşıyorlarsa aynen öyle yaşamaya devam ederler. bu sözde hastalar, gereken yerlere gönderildikten sonra da bir daha hiç bu şikayetlerini dile getirmezler. buna karşın, hastanedeki hastalar onların hasta olmadıklarını anlamalarına rağmen, hastane görevlileri onların hasta olmadığını anlayamaz! sonuç da: hastalar(!), en azı bir hafta, en fazlası 52 gün ve ortalama 19 gün olmak üzere hastanede tutulduktan sonra; biri "manik depresif psikoz", diğerleri de "remisyonda şizofren" tanısı ve ağır ilaçlarla yollanırlar... ben psikiyatrinin bu türden eksikliklerini, kapitalizme ya da aslında bu türden hastalıkların olmamasına değil de; bu bilimin halen emekleme döneminde olmasına bağlıyorum. bilime sığ ve geçerliğini yitirmiş ideolojileri bulaştırmamak lazım. |
Bilim materyalisttir. Materyalizm, sadece fen bilimlerinin değil sosyal bilimlerin de temelidir. Öğretir ki, insan, sadece biyolojik değil, aynı zamanda kültürel bir varlıktır. Etrafıyla ve diğer insanlarla olan iletişim ve etkileşimleriyle kendini vareder, şekillendirir. Birey, yalnızca toplumsallığı içinde ele alınabilir. Toplumsal ilişkilenme biçimlerinin ana hatlarını belirleyen de ekonomik ve politik sistemdir. Dolayısıyla, arada çok katı ve direkt bir belirlenim olmasa da, toplumsal sistem ile bireyin karakteri ve psikolojisi arasında sıkı bir ilişki olduğu yadsınamaz. Bu da demektir ki, bireyin psikolojisi ele alınırken, onun ilişkilendiği herşey ve bu 'herşeyin' temelini oluşturan ekonomik-politik sistem ele alınmalı ve psikolojik bir sorunun tedavisi bu şekilde uygulanmalıdır. Biricik sağlıklı psikiyatri bu şekilde kurulabilir. Ancak herşey herşeyle ilgilidir ve ekonomik-politik sistemce belirlenen sadece bireyler değildir. Psikiyatri de sistemin elinde araçsallaşmıştır. Onun hastalık ve tedavi tanımları kaçınılmaz olarak egemen ideolojinin hizmetine girmiş, gerçekte sistemin mağduru olan insanları sindirme araçlarına dönüşmüştür. Konuyu bunları anlatabilmek için açtım. Yoksa bireyin psikolojisini kaba bir indirgemecilikle tümüyle sisteme bağlamak, psikiyatriyi tümden mahkum etmek v.s. için değil. İndirgemeci ve kaba bir bakış açısıyla hareket etmiyorum ama beni böyle okuyan sizlersiniz arkadaşlar.
Alıntı:
Alıntı:
Alıntı:
Alıntı:
Alıntı:
|
Belki örnekler üzerinden gitmek, anlatmaya çalıştığımızı daha anlaşılır kılacak ve birbirimizi anlamamızı sağlayacaktır.
Tecavüz mağduru olduğu için ağır psikolojik sorunlar yaşayan bir genç kızı ele alalım. Günümüz psikiyatrisi('burjuva psikiyatrisi' dememek için kendimi zor tutuyorum), bu genç kızın sorunlarını terapi ve ilaç tedavisiyle çözdüğünüzü iddia eder. Peki gerçekten böyle midir? Sorun mağdurda başlayıp mağdurda mı bitiyor? Örneğin, mevcut ataerkil kültürün tecavüze uğramayı 'kirlenmişlik' gibi gören geleneksel düşünce kalıplarının etkisi ve mevcut toplumsallaşma biçimine sinmiş bulunan o 'tecavüzün suçunu kadında arayan' zihniyet, 'dişi köpek kuyruk sallamasa' söylenceleri v.s. mağdur kızın psikolojik yıkımında hiç pay sahibi değil midir? Ya da zanlıya odaklanalım; mevcut ataerkil kültürel yapı zanlının bu eylem için harekete geçmesinde hiçbir kabahat sahibi değil midir? Kadının alınıp zorla sahip olunabilecek bir nesne gibi görülmesi ve adamın onunla empati yapamamasında tüm bir toplumsal varoluş koşullarının kusuru yok mudur? Peki ataerkil kültür gökten mi indi? Erkeği üstün tutan ve mülkü ona veren gelenksel ekonomik ve sosyal ilişkilenme türlerinden temel almadı mı? O halde gerçek bir tedavi, sadece mağdura yönelik değil, tüm topluma ve sisteme yönelik eleştirel-dönüştürücü bir perspektifi içermek zorunda değil midir? İşin bu yönünü, yani asıl kaynağını görmezden gelen bir psikiyatri, tümüyle mevcut sistemin egemenlerinin işine gelmekte değil midir? Psikiyatrist ve psikologlar da 'esas bataklık dururken sivrisineklerle uğraşıp' bunun üzerinden cebini dolduran asalaklar konumuna düşmekte değil mi? Tüm bunları reddedip, tecavüzcünün kendi biyolojik yapısındaki bir kusurdan ötürü tecavüzcü olduğunu savunan, yani işi gene ya bir gene ya da zanlının beyninin bir yerinin olması gerekenden farklı olmasına bağlayan yaklaşım da güya bilimsel görünmesine karşın bal gibi de spekülatif ve ideolojik değil mi? |
Alıntı:
Ha bi ara evrimsel psikiyatri ne iştir ne diyolar onlara da bi ara bak istersen. |
sanırım burada "psikiyatri"den kastınız "psikoloji", "psikiyatrist"ten kastınız "psikolog". zira beyinde dopamin aktivitesindeki fazlalığa bağlı olarak ortaya çıkan şizofreni hastalığını dopamin antagonistleriyle tedavi etmeye çalışmanın kapitalizmle bir alakasının olmadığı açıktır. bunun gibi pek çok örnek verilebilir. psikiyatri bilmi insanların davranışsal bozukluklarının biyolojik nedenlerini bulup buna yönelik tedavi yöntemleri geliştirir. psikiyatri bilmini reddetmek evrimi reddetmekten daha az komik değildir.
|
sevgili Freddie,
psikiyatri'nin topyekun bilim değil, yeni bir din filan olduğunu iddia ettin ama ilk mesajında... İvan'ın 'sığ' demesine alınganlık göstermişsin, ama eleştirilere rağmen aynı düzeydeki iddialarına devam ediyorsun. Eleştirdiğin disiplinde bugün itibariyle hangi metotlar uygulanıyor, hangi başarılar elde ediliyor, hangi iç-tartışmalar yaşanıyor, bakış açılarında hangi önemli değişimler var vs. gibi 'detaylara' girme gibi bir zahmette bulunmadan, oturduğun yerden 'bilim eleştirisi' yapıyor, neyin bilim olup olmadığı hakkında, hem de çok kati ifadelerle, hüküm veriyorsun. Son mesajlarında konuyu getirip dayattığın yer ise çok farklı: Örneğin çok ağır şartlar altında çalışan maden işçilerinde beliren bedensel rahatsızlıkları inceleyip tedavi yöntemleri geliştiren tıp disiplinlerine, ''tüm bu hastalıkların kaynağında yatan sınıf sömürüsü gerçeğini görmezden geliyorlar'' gibi bir gerekçeyle ''bu bilim değil, dindir'' denilir mi hiç? Siyasi erki, toplumsal anlayışı vs. eleştirebilirsin, maden işçilerinin durumu kökten düzeltilmiyor, insanlar sömürülüyor vs. diye. Siyasi gücün asıl sorunları ortadan kaldırmak yerine, tıp bilimiyle işçileri 'çalışır' hale getirme derdinde olduğunu söyleyebilirsin. Ama buradan hareketle tıp bilimine ''bilim değil, din'' denir mi yahu? Mesela 'emperyalist odakların' matematik ve fizik bilimini kullanarak, yeni silahlar, bombalar, yeni sömürü araçları vs. ürettiğini söyleyebilirsin. Ama buradan hareketle metematik ve fizik bilim değil, dindir filan denilir mi hiç? Alıntı:
|
Alıntı:
Koyulaştırdığım yer bana göre anlamlı ve temel önemdedir, konuda bence bu temelde işlenmeliydi, politik bir argümana yaslamak-yaslanabilirlik amacı taşımamalı ya da bu durum bir sonuç olarak açığa çıkmalıydı.. Elbetde insan içinde yaşadığı doğa-çevreden nasıl yalıtılamaz ise toplumsal yaşamdan da yalıtılamazdır(ki bu dediğime belirli bir kesim katılır belirli bir kesim ise katılsa bile edinilmiş şablonlar yada toplumsal-düşünsel konumu gereği ayak diretir). Fakat günümüzde 2 tür anlayış ve eğilim vardır, birincisi parça her şeydir(bütünü dışlar) diğeri ise aksine... önce bunu görmeli ve bence her meseleyi bir arıza olarak=kapitalizm demek yerine, hem izlenimlerin objektif kaynağına inebilmeli hem de bakış açılarının objektifliği ya da subjetifliği üzerinden bir değerlendirme yapılabilmelidir... Örneğin "küçük güzeldir(ki bilhassa bilimsel alanlarda da bu anlayışa karşı çıkılmalı)", "birey her şeydir", "öznel tek doğrulayıcıdır", "her şey ispat edilebilir=matematik, ezoterik kuram(bunlardan geçilmiyor, hatda bilimsel kuramlar bile) vs", "aksi kanıtlanmadığına göre benim dediğim doğru olmalı", "bir bina varsa tasarlayanı da vardır=kırmızıya kayma varsa o halde her şey yoktan yaratıldı(patladı)"...... gibi bilimsel olmayan fakat şablonik kabullerden oluşan standart haline getirilmiş bir yaklaşım anlayışı hakimdir. Yani kısaca bu gün her alanda denebilecek düzeyde bir şablonlama, paketleme anlayışı(haliyle ayrışması) hakim hale gelmektedir..... Bu dediğim özelde bir yaklaşım değildir, yine de her türlü açmazı bulup, işte kapitalizm demek de aynı şablonlaştırmanın bir başka yansımasıdır denebilir. Çünkü burada önemli olan merkez dayanağın ne olduğudur. Objektif olarak biz neyi ele alıyoruz, amaç kapitalizmin bir eksiğini daha dile getirmek mi? yoksa gündelik yaşam içerisindeki gözlemlerimizin -fikri düzeyde- kaynağında yatan temel ilişkilerin açığa çıkartılması ve nasılı, nedeni temelinde fikir geliştirmek mi? Eğer elimizde sihirli ve her şeye hazır bir reçete sunan bir kelime olsaydı ve buda "kapitalizm" olsaydı, ne gözleme, nede bilince ve hatda hiç bir konuyu ele almaya gereksinimimiz olmazdı... Bütünü parçalara ayırıp, tüm bileşim ve ilişki ağından yalıtmak metodu ortaçağdan beri kalıtım haline gelmiş bir metoddur. Kimse bu metodu özellikle ve bilerek uyguluyor değildir, bu toplumsal yaşam içerisinde hazır alınan ve ete-kemiğe bürünen bir yaklaşım biçimidir. Bu yaklaşım bu gün her alanda hakim bir yaklaşımdır. Benim, sadece benim hangi partiye oy vereceğime bakarak nasılki ülkede seçim istatistiği yapılamaz ise, bu anlayışlarında temel arızası benim, ama sadece benim hangi partiye oy vereceğime bakarak(daha doğrusu kendisinin-öznel) bir yargıya varmasıdır. Neredeyse her konuda temel yöntem haline getirilmiştir denebilir. Örneğin Psikolojik bozukluk ile biyolojik bozukluk tamamen aynı şeyler olarak ele alınabilir mi? Tamamen ayrı şeyler olarak ele alınabilir mi? Aynılaştırılamaz, ama yalıtılamaz da olmalı. Önce bu soruları sormak gerekir. Ben bir örnek vereyim, yaklaşık 1 ay ilaç tedavisi gördü. İlaçları içtiğinde yerli yersiz yaptığı gülme krizlerinide, ağlama krizlerinide atlattı. Sonra 3 ay geçti ve tekrar gülme ve ağlama krizleri baş gösterdi. Şimdi ise ne ağlama nede gülme krizleri yaşıyor. Çünkü içinde bulunduğu koşulları değiştirdi, yani insanların çoğunluğunun içinde olduğu, hayatlarının büyük kısmını geçirdiği, ama insanın değersiz görüldüğü, hissetildiği, hissettiği anti-demoktratik, ama toplumsal bir ortam olan iş koşullarını. Psikiyatrist durumun bilincinde olsa dahi bu koşulları değiştiremezdi... Örneğin bir örnek daha, yaklaşık 10 yıl önce idi sanırım, üsküdar'da brisi eşini öldürmüştü. Böylelikle şeytanı öldürdüğüne inanmış ve bu inancıyla bu eylemi gerçekleştirmişti. Gelecek kaygısı nasıl bir şeydir? Bir çok soru sorulabilir ve bunların insan ve toplum üzerindeki etkileri, davranış bozuklukluklarına dönüşüp, dönüşmedikleri vb bir çok yönden ele alınabilir. örneğin her an her yerde bir tanrı tarafından gözlemlenme inancı nedir? Şizofrenik paranoid bir durumdur, bir açığa çıkıştır....... "Küçük güzeldir" bu sözü bir yerlere not almalı... Psikolojik sorunları salt biyolojik(kimyasal) davranış bozuklukları diyeceğimiz(akıl hastalığı diyeyim) bir alana indirgemek elbetde küçüğün güzelliğidir denebilir. Denebilir çünkü yazının başında belirttiğim ve hakim hale gelmiş pragmatist yaklaşımlar objektif gibi görünen subjektif önermelerini bu biçimde dayanaklı hale getirirler, bir nevi kişinin, kendi, kendisini kandırmasınında ve düşünsel mutluluğunda bir yöntemdir bu. Diğer tarafdan da konuyu sosyal psikoloji ve insan üzerindeki etkileri temelinde ele almak "Tekrar edeyim, psikolojik sorunların biyolojik bir kökeni de olduğu önermesini değil, sorunu tümüyle biyolojik kökene indirgeyen bakış açısını hedef aldım." ve açılımı bu temelden yapmak gerekir diye düşünüyorum. Konu psikoloji olduğunda biyolojik sorunlar diyeceğimiz alan küçüktür ve salt psikiyatri temelinde biyolojik bir alana da indirgememek gerekir... |
| Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 15:35 . |