![]() |
Fransız Meclis önündeki vatandaşlarımızın hali
Arkadaşlar, Ermeni Yasası Fransız Meclisi'nden bugün geçti. Oylama sonucu şu şekilde gerçekleşmiştir: 129+125+063+019+000+106=442.
Ben oylamayı Fransız Meclisi'nin sabah saat 9.30 (TSİ 10:30) açılması itibariyle başından beri izledim. Bizim Türkler, sabah saat 7:00'de (Fransız Meclisi açılmadan önce, yani affedersiniz karga bokunu yemeden önce, yani yani henüz daha gün ağırmadan önce) Meclis önüne gelip içerdeki Fransız Milletvekillerini protesto etmişler. Fakat bizimkiler oraya adeta bir maç izler gibi gitmişler. Bir de şu var tabii ki: Televizyonlardan gördüğünüz gibi bizimkiler kuru bir kalabalık olmaktan öteye gitmemiş orada. Hemen hemen hepsi ya öğrenci ya da gurbetçi. Oradaki çoğu kişi başörtülüydü. Tabii ki ben bunları söylerken, iğneyi kendimize batırıyorum. Bizimkiler Meclis önünde 5000 kişilik bir kuru kalabalık olarak sanki bir maça gider gibi henüz hava karanlıkken, sabah saat 7:00'de toplanmışlar. Oradaki vatandaşlarımızın durumu ortada. Yani oradaki vatandaşlarımızın Fransız Meclis'inde alınacak kararı değiştirme gibi herhangi bir gücü yoktu! Ama öğrnecisi okulunu bırakmış, gurbetçi işçi olan vatandaşlarımız ise günlük kıyafetleriyle işini-gücünü bırakmış oraya gelmiş. Oradaki başörtülü kadınlardan bunu anlamak zor değil. Anlamadığım şey ise, aşağıdaki Valerie Boyer'in çıkışından da görüleceği gibi oradaki vatandaşlarımızın Meclis'te alınacak kararı etkileme gibi bir güçleri yoktu. Ha, şu olurdu: İyi bir lobi faaliyeti yürütebilen ve Meclis'teki karara etki edebilen birkaç Türk vatandaşımız olsaydı, o zaman durum lehimize dönüşebilirdi. Nitekim 5000 kişilik Türk topluluğuna karşılık Meclis'teki 30-35 kişilik Fransız milletvekili yasayı kolaylıkla geçirdi! Boyer'den Türk göstericilere tepki Yasa teklifini hazırlayan Fransız milletvekili: Türklerin bize ne yapacağımızı dayatmak istemesi kabul edilemez! Fransa meclisi genel kurulunda bugün kabul edilen yasa teklifini kaleme alan iktidardaki Halk Hareketi Birliği (UMP) Marsilya milletvekili Valerie Boyer, bugün meclis binası önünde gösteri yapan Türkler'e tepki gösterdi. "DAYATMA KABUL EDİLEMEZ" Meclisteki oylamadan sonra A.A. muhabirinin sorularını yanıtlayan Boyer, ''Türklerin meclis binasının önünde gösteri yapıp bize ne yapılacağını dayatmaları kabul edilemez. Bu alışık olmadığımız bir durum'' dedi. ''Örgütlenme ve gösteri yapma hakkının karşı mısınız?'' sorusunu yanıtlamayan Boyer, yine Türk yetkililerinin diplomatik ve ekonomik alanda yaptırım tehditlerinin kendisini ''şoke'' ettiğini söyledi. ''Türkiye'ye bir şey dayatmamız söz konusu değil'' ifadesini kullanan Fransız milletvekili, bu tür bir yasanın diğer AB ülkelerinde de geçtiğini ifade ederek, ''Bu Fransız meclisinin özgür iradesinde alınan bir karar'' diye konuştu. ''Bu yasa teklifi Türkiye'ye karşı değil'' diyen Boyer, Fransa'nın Türkiye ile ilişkilerine büyük önem verdiklerini söyledi. Boyer, özellikle ''AB kapısını çalan Türkiye'nin bu tepkisini anlamakta güçlük çektiğini'' ifade etti. A.A. muhabirinin parlamentonun araştırma komisyonunun ''tarihin tarihçilere bırakılması, parlamentoların yasa yapmaması'' yolundaki soruyu yanıtlamaktan kaçınan Boyer, yine Fransız tarihçilerin yaptığı uyarıyla ilgili soruyu da cevap vermedi. Kaynak: Boyer'den Türk göstericilere tepki, 22.12.2011, 15:28. Tasarının mimarına öpücüklü kutlama Bakan Patrick Ollier, tasarının mimarı Valerie Boyer'i öperek kutladı. Bugün tüm gözler, "soykırımı inkar yasası" olarak bilinen, 1915 olaylarıyla ilgili Ermeni iddialarının reddedilmesini suç sayan yasa teklifini parlamentoya sunan Valerie Boyer'deydi. ÖPEREK KUTLADI Fransız Ulusal Meclisi'nde kabul edilen "soykırımı inkar yasası"nın mimarı olan milletvekili Valerie Boyer'i ilk kutlayanlardan biri de Fransız hükümeti adına parlamento ile ilişkilerden sorumlu bakan Patrick Ollier idi. Fransız Bakan, Boyer'i öperek kutladı. Kaynak: Tasarımın mimarına öpücüklü kutlama, 22.12.2011, 15:11. Not: Bu haberlerde haber editörünün "Türkiyelilik" politikasını gütmesi yüzünden doğru yerlerde kullanılmayan "Fransa" ve "Fransız" kelimelerini yeniden düzenledim. Yani, normalde Türkçe'yi doğru düzgün kullanmayan hiçbir editöre iş verilmez ama, bu adamlar bu hatayı saçma bir politika yüzünden bile bile yapıyorlar. Hangi millettensin? Bildiğiniz gibi, Türkçe'de ikamet ettiğiniz herhangi bir yer için "-li, lu" eki kullanılır. Örneğin ben İstanbul'da oturduğum için, bana "Nerede oturuyorsunuz?" sorusu sorulursa, "İstanbul'da" derim. Ama bana "Nerelisiniz?" sorusunu sorsanız, "İstanbulluyum" derim. Ancak bana "Milliyetin (national) nedir?" sorusunu sorarsanız, "Türküm" derim. Çünkü bu sihirli kelime hepimizi aynı şemsiye altında toplar. Aynen şu şarkıdaki gibi. Rihanna, bu şarkısının analizini yaparken, şarkı sözlerinin çok derin anlamlara sahip olduğunu söylüyor. Buna göre şarkıdaki "Under my umbrella, ella, ella, ey, ey, ey..." sözünün Tevrat'ta "Ellah", İncil'de "İlah" ve Kuran'da "Allah" olarak geçen Tanrı'nın olmadığı anlatılmak istenmiş. Tıpkı Penguen dergisinin çizeri Bahadır Baruter'in "Allah yok, din yalan!" dediği karikatüründeki gibi. Fakat bu gerzekler, hiçbir dünya dilinde olmayan bir şeyi yapıyorlar ve "Türkiyeli" diyorlar. Siz bu kelimeyi Fransızca olarak söyleyin, ben de bu olaya Fransız kalacağıma, dolayısıyla size katılacağıma söz veriyorum. |
Bu olay, Avrupa'nın göbeğinde yaşanmış en büyük siyasi soytarılıklardan biri olarak tarihe geçti. Bakalım daha neler göreceğiz. Umalım da Fransa'nın aptallığı bu yasayla sınırlı kalsın.
|
Alıntı:
1. Ne İşçi Partisi tarafından örgütlenen Talat Paşa Komitesi'nin, ne de Ustalık Dönemi'nde olduğunu iddia eden AKP'nin Fransa'ya karşı hiçbir yaptırım gücü olmadığı anlaşılmıştır. 2. Dış politikasında "Sıfır Sorun"u temel ilke olarak kabul eden AKP, ilk acı yenilgisi almıştır. Hem de Ustalık Dönemi'nde. 3. Yurtta ve dünyada önemli olanın, kemiyet (sayı) üstünlüğü değil, sayısı az da olsa nicelik olduğu ortaya çıkmıştır. Bu sonuç Batı Medeniyeti'ne göre şekillenmiştir. Bu son sonuç ülkemizdeki politikaya da ışık tutmaktadır. Çünkü Fransız Meclisi'nden geçen kararı Meclis önünde toplanan 5000 kişilik Türk topluluğu değil, Meclis'teki 30-35 kişiden oluşan Fransız milletvekilleri almıştır. Demek ki Doğu'nun geri kalmış toplumlarında kemiyet önemli iken (bkz. Türkiye'deki 12 Haziran 2011 Genel Seçimleri'ne), Batı'da sayıca az ama nicelik bakımından etkin olan insan kalitesi önemlidir (bkz. Fransa Meclisi'ndeki 22.12.2011'de Meclis'ten geçirilen Soykırımı İnkar Yasası'na). |
Nasl bir yaptırım uyguliyicaklar ki zaten ticaret haçmi turizim derken hiç bir şey yaptırımda bulunamazlar fransaya ki buda iyi olur her koşul altında fransanın tek hatası düşünceyi tamamen yasaklaması olmuş buda özgürlükler kapsamında yanlış bir adım düşünce doğru veya yanlış kısmı ile değil bir düşüncenin engellendiği ve cezalandırılmaya çalışıldığı yönünden bakarsanız durum böyledir.
Alıntı:
|
Yandaş yalamalar, nasıl yalanacaklarını şaşırmışlar (Bundan sonrakisi kız olsam hem Tayyip'e hem de Abdullah Gül'e aynı anda (double penetration) verirdim olacaktır korkarım.), Sarkozy korkudan Abdullah amcamızın telefonuna çıkamıyor falan diyorlardı. Hatta bazıları kıskandığını falan söylüyorlardı Türkiye'yi.
Anlaşılan Sarkozy mikine bile takmıyormuş bizimkileri. Ben genel de öylelerin telefonlarını açmam da oradan biliyorum. Biz zamanında bu lavukları kurtarmamış mıydık Kutsal Roma Germen İmparatorunun gazabından? Nankör bunlar, azizim. Ayıp ayıp... :D Öte yandan bu Sarkozy denilen adam sahiden bir soytarıdan fazlası değil. Bir de bilmediğimden soruyorum. Mesela dünyanın herhangi bir ülkesinde Cezayir'de olan biteni soykırım saymamanın ya da Ruanda'daki soykırımda Fransızların parmağı yoktur demenin suç olmaması gibi bir durum var mı? Ya da Amerikalıların Kızılderilere soykırımın tanımın yapılmadığı bir dönemde yaptıkları soykırım değildir demenin suç olduğu bir ülke? Yoksa bir tek mevzu bahis Yahudilere yönelik olanı mı? Bir de eğer öyleyse bizimkisi? Evet, onlar da kötü şeyler yapmışlar, iki yanlış bir doğru etsin demeyeceğim. Olan bitenin sorumlusu bence Tc olmasa da yaşananların acısını yürediğinde hissetmediği ve yerinden yurdundan edilenlere geri dönün denmediği, açıkça değil Osmanlı babam da bu cürme ortaksa onları da kınıyorum denmediği, savaş hali ya da Ermeniler de aynısı yapmışlar şeklinde olayları mazur göstermeye yönelik komik savunmalara gidilmekten vazgeçilmediği, olan biteni olduğundan daha küçük göstermeye çalışılmadığı sürece olan bitenin vebalinin ciddi bir kısmı Türkiye Cumhuriyeti Ddevletinin boynunda kalmaya devam edecektir. Ancak sahiden de insanların kendi kapılarının önünü temizlemeden tarihin gördüğü en büyük trajedilerden birini -ki bence bu sadece Ermenilere yönelik olaylarla sınırlı tutulmamalı, I. Dünya Savaşı öncesinde ve savaş sırasında Balkanlarda, Kafkaslarda, Anadolu da yerinden yurdundan edilen, katledilen tüm Osmanlı tebasını aynı kefeye koymak lazımdır, hepsi mazlumdur - siyasi malzeme yapmaları gerçekten aşağılık bir hareket. Ama kimsenin niyeti üzüm yemek değil. Sen yaptın, ben yapmadım, ben az yaptım, sen çok yaptın, ben yaptım ama sor bir neden yaptım diyerek ne aynı acıların bir daha yaşanmaması için bir şeyler yapmış olursunuz, ne de bu suçlara ortak olmuş olmaktan kurtabilirsiniz. |
Firestorm, Türkiye-Fransa Ticari ve Ekonomik İlişkiler hakkında verdiğin bilgi için teşekkür ederim. Yalnız, bugün Fransa Meclisi'nde yenilgi alan iktidar kadrosuna güvenilemiyeceği bu son olayla doruğa çıkmıştır.
Salaklıkta şampiyon bir kadro! Bilirsin; son günlerde cep telefonu operatörlerinde numara taşımayla ilgili bir araştırmanın sonuçları televizyon reklamlarında Numara Taşımada Şampiyon Avea ile veriliyor. Eğer bu linki tıklarsan, orada bir bu reklamın videosunu izleyebilirsin. Bu reklama göre, operatörler arasındaki numara taşıma sayıları şöyle gerçekleşmiş: 1. AVEA: +510,000 2. Diğer Operatörler: 309,000 3. Öbür Operatörler: -819,000 Yani bu reklamı yapan gerzek herifler, bu kadronun bir başka yenilgisini bile lehlerinde kullanmaktan çekinmiyorlar. Nasıl? Time dergisinin Tayyip Erdoğan'ı kapak yaptığını bilirsin. Bu kapak için Türkiye'den 120,000 oy gitmiş ve birinci seçilmiş başbakanımız. Fakat Time'ın bir başka anketinde de, Tayyip Erdoğan -180,000 oy alarak en az sevilen ya da sevilmeyen lider olarak seçilmiştir. İşte Time editörü AVEA reklamında gibi, 1. En çok sevilen lider: Tayyip Erdoğan, +120,000 oy. 2. En az sevilen lider: Tayyip Erdoğan, -180,000 oy. sonuçlarının çıkmasına çok şaşırmış ve oturmuş, bu tezat durum için bir makale döşenmiş; Tayyip Erdoğan neden -80,000 oy aldı diye? Öyle ya, bir ülkenin başbakanı hem en çok sevilen hem de en az sevilen bir lider nasıl olur ki? Time editörü, bu şaşırtıcı -%20'lik farkın nedenlerini araştırmış ve bir makale yazmıştır. Üçüncü olarak, biz aynı durumu ülkemizin yıllara göre cari açık tablosunda da görüyoruz. Bu tabloda da durum aynen AVEA tablosundaki gibi iç karartıcıdır. Fakat bu yüzsüz herifler, her alandaki yenilgiyi işte böyle lehlerine çevirerek durumu kurtarmaya çalışıyorlar. Şimdi söyle bakalım: Sen bu kadroya güveniyor musun? |
Alıntı:
Yazına gelirsem ben bu konuya türkiye, devlet veya hükümet fransa karşısında yenildi filan olarak bakmıyorum burada yeniden bir taraf varsa oda düşünce özgürlüğü olmuştur. Bir insan dünyanın en yanlış fikrini bile savunabilir ama bu onun düşüncesinin yasaklanması gerektiği anlamına gelmez. Buna katliyamlar filan şeklilnde savunmak gerekir ise siteninde amaçı olaraktan Dinleri savunmak dine inanmak gibi şeyler yasaklanmalı ilk önce cünkü ermeni soykırımında ki ölen insanlardan katlarca fazlası din uğruna öldürülmüştür ama yinede onun bile yasaklanmasına karşı çıkardım. En başta da dediğim gibi dünyanın en yanlış düşünceside olsa bunun savunulması böyle yasaklanamaz onun yerine düşüncenin yanlış olduğu farklı yollarla anlatılmalı bu yanlış düşünceya sahip olan insanlar bilgilendirilerek biliçlenmeleri sağlanmalıdır. He bide o rakamlar ticari rant oyunları her firma bir şekilde kendini en iyi konumuna sokmak ister buda bir çeşit kampanyadır. Mesela sen bunu görürsen ve araştırmazsan ilk opratör değişikliğinde avea'yı seçiceksindir cünkü anketlere göre bu kadar insan geçmiştir ve bu kadar insan geçtiğine göre iyidir tabi bu anketlere vs ne kadar güveniyorsan açıkcası ben o tür anketlere hiç güvenmemişimdir. Not:Time gazetesinde erdoğana eksi verenlerden biride bendim :heh: bence en popiler adam olması hikayeside akp örgütünün işi ama en popiler adam olmamalı sıralamasını görmemişler mi nedir pek çözemedim açıkcası :heh: |
Bu kirli çıkın da elbette bir gün ortaya dökülecektir!
Firestorm, bir konuda haklısın. Reklamlarla halkın yanıltıldığı ya da yanıltılmaya çalışıldığı doğrudur. Tıpkı izlenme (reyting) oranını bildiren AGB adlı kuruluşun yaptığı gibi. AGB, yanıltıcı reyting ölçümleriyle haksız kazanç sağlamaktan suçlu bulundu ve el çektirildi.
Şimdi, hazır konu yanıltmaktan açıldığından, dünkü Fransız Meclisi önündeki 5000 kişilik Türk topluluğunun çeşitli kanallarda gösterilen görüntüleri hakkında da bir noktanın altının iyice çizmemiz gerekiyor. Örneğin TRT ve yandaş kanallara bakarsanız, Meclis önünde toplanmış 5000 kişilik Türk topluluğunun yalnızca başörtülü olanlara odaklanılmış olduğu görülür ve sanki bütün topluluğun bunlardan ibaretmiş olduğunu görürüz. Ulusal Kanal ise, dünkü Ana Haber bülteninde Meclis önünde toplanan Talat Paşa Komitesi'nin yaptığı açıklamalara odaklandı ve bu görüntüleri sundu bize. Bu durumda ilkinde bir yanıtma sözkonusudur çünkü izleyicide, topluluğun yalnızca başörtülü ve dinine düşkün insanlardan ibaret olduğu izlenimi oluşturulmaya çalışılmıştır. Açılış mesajımda bu durumu bildirdim ama olayın arka planından söz etmemiştim. Şimdi bu mesajımla olayın arka planını açık bir şekilde görebiliyoruz. İkincisinde ise, orada toplanan kalabalık hakkında izleyici yanıltılmamıştır; Talat Paşa Komitesi'nin ordaki faaliyetine yer verilmiştir. Peki bu yanıltıcı durum hakkında bir vizyon yaparsak, ne söyleyebiliriz? Bu konuda en azından şunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Nasıl ki Çiller Dönemi'nde faili meçhul cinayetler örtülü ödenekle Çiller tarafından gizlenmişse (bkz. Mesut abimizin dobra dobra konuşarak anlattığı "Örtülü ödenek bilgilerini Çiller gizledi!" haberine), ileride bunların da miadı dolduğunda, bugünkü istenmeyen olaylar teker teker çözülecektir. Örneğin, şimdi hapiste olan yazar Soner Yalçın tarafından keşfedilen Opus Dei tarikatının artık kopyası diyemeyeceğim çünkü her hal ve hareketi önceden bilinen ve bu nedenle çakması durumuna düşmüş cemaatler ve tarikatların şimdikilerle nasıl bir ilişki içinde oldukları yani kirli çıkını bir bir ortaya çıkacaktır (Bkz. Mehmet Şevki Eygi Soner Yalçın'ı nasıl doğruladı?) |
Fransa Meclisi Ermeni Soykırımını inkar etmeyi suç sayan bir karar aldı. Peki Türkiye Cumhuriyeti'nin tutumu, Fransa meclisi önünde toplanan ve protesto eden Türk vatandaşların tutumundan daha değişik ve faydalı olacak mı?
Cevabı da tarihte aramak lazım .. Nitekim koca bir hiç.. Alıntı:
|
Geçen TRT de bu tasarıyla ilgili bir programa İbrahim Kaboğlunu çıkardılar.Devlet televizyonunda hem de Ermeni katliamıyla ilgili bir programa Kaboğlunu çıkarmaları çok ilginç,çünkü Kaboğlu hem Ermenilerden özür kampanyasını yürütenlerden biri,hem Laz ''bölücüsü'' hem de uslanmaz bir solcu.
Kaboğlu Sarkozy'nin Türkiye'ye karşı olumsuz tavrındaki aşırılığın normal olmadığını,klasik sağ refleksiyle açıklanamayacağını,bunun altında yatan ve gözden kaçan sebebin onun Yahudi köklere sahip olması olduğunu savundu. Bozulan İsrail ilişkilerinin Sarkozy'nin Türkiye'ye olan yaklaşımını etkilemesi mümkün. Kaboğlundan birkaç saat sonra-tesadüf mü bilemem-Tayyip de onun Yahudi köklerinden bahsetti,ama politik tavrında İsrail etkisi olup olmadığını sorgulamak için değil,''senin dedeni de biz kurtardık''türünden aşağılayıcı bir cümle sarfiyatı için. Kaboğlunun tesbiti çok önemli bence,20 sene Fransada ders vermiş,Sarkoziyi de iyi tanıyan biri. Tayyip İsraile rest çekerken nasıl bir gücü karşısına aldığını biliyordu,bilmiyordu ise bile önümüzdeki 10-20 yıl hep beraber öğreneceğiz. |
| Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 11:17 . |