![]() |
Dini müsamaha ve sınırları
Konuyu nereye açacağıma karar veremedim, eğer uygun değilse başka bir yere taşınmasını arzediyorum.
İkinci Dünya Savaşından ve Auschwitz 'travmasından' sonra felsefe de şöyle bir soru belirginleşir: "Akıl kendini feshedecek kadar ilerlemeli midir?" Adorno (İtalyan-yahudi asıllı Alman) ve Horkheimer (Yahudi asıllı Alman) sorarlar bu soruyu. İkiside inançsızdır. Geçenlerde Almanya'daki sünnet krizinde buna benzer bir şeyi görebildik. Dinler, din özgürlüğü altında bir çok ritüelleri için uygun zemin hazırlayabiliyorlar. Çoğumuz da bundan dolayı dini emirlerin içeriğini sormayarak kabul ediyoruz. Sonuçta bu en ahlaksız şeyleri de dayatmaya yol açabilir. Peki burada dini müsamahanın sınırı nedir, nerededir? İnsan aklı o kadar gelişti ki, bu gelişmenin, daha doğrusu ilerlemenin sonunda dini bireyin vicdanına bıraktı. Ya biraz daha gelişir, biraz daha ilerler ve bunun akabinde akıl herşeye saygı gösterip kendini feshederse? |
Herseye saygi gostermemiz mumkun degildir.
Bunu yaptigimizda, kendimize olan saygimizi yitirmeye baslariz. Ortak dogrularimiz da var cunku. Bunun siniri, digerinin ozgur dusuncesini veya ozgurlugunu tehdit edene kadardir. Ornegin; gelismis bir ulkede belli bir cogunluk, bolgesel olarak seriat mahkemesi kurmak isteyebilir, dinsel ozgurluk adi altinda, ancak farkli ulustan bir cocuk veya bir yetiskin gelip caldiginda, onun elinin kesilmesini ongoremezsiniz. Ancak bir insanin din ozgurlugu adi altinda, basi kapali oldugu halde egitim almasini veya calismasini destekleyebilirsiniz. Siz nasil ki basiniza kep, sapka, bere takma ozgurlugune sahipseniz, o da inanci geregi basini kapama ozgurlugune sahip olmalidir. Bunun siniri da ancak sizin basiniza da, bas kapatacaksin baskisi gelene kadardir. Biri topluma iliskin haklar baglaminda tehditken, digeri gayet insani bir haktir. Ahlak konusuna girmiyorum. Zira kime gore ahlakli-ahlaksiz degiskendir. Akil kendini feshedecek kadar ilerlediginde, o artik akil olmaktan cikip, dini dogma benzerine donusur. Yani ille de dini veya din disi gerekceyle sunnet olmak istiyorum diyen birine, hayir sunnet olmamalisin demek de akildisidir. Uymuyorsa sayet, elestirir, sunar birakirsiniz. Sunnet yasaklansin diye dayatma yaptiginizda, o akil ilerlemesi degil, dini dogma haline gelmis dusuncedir. O insan onu yaptirmak arzusunda ise dini inanci geregi, yalan soyleyerek estetik acidan yaptiriyorum diye de gidip sunnet olabilir. Karsidaki de kendini kandirdigiyla kalir. Bu bir kadina, hayir silikon taktirmamalisin veya birine hayir erkeklik organini kestirmemelisin, sen kadin degil erkeksin demekle/dayatmakla esdegerdedir. Insanlarin kendi bedenleri uzerindeki tasarruflari kendilerine aittir ve bu en temel haklardan biridir. |
Bilim, Dini Yok Etmelidir - Sam HARRIS
Alıntı:
|
Alıntı:
|
Din öyle bir şey ki, elini veren kolunu kaptırır.
hem onlar bize saygı duymazken biz neden hep onlara saygı duymak zorunda bırakılıyoruz. Din denince, herkes de aynı laf:SAYGI DUYARIM Birisi, hayal ürünü şeylere inanıyorsa ben neden onun bu saçma inancına saygı duyacakmışım ki. Ne acıdır ki, bir şeye karçı çıkarken, bu benim fikrim uygun görmüyorum dersen tepki alırsın ama dini inancım gereği bunu uygun görmüyorum dersen cevap hazır:SAYGI DUYARIM Saygı duymayalım lütfen |
Alıntı:
|
Alıntı:
Yazdıklarımı bir daha okursanız, aydınlanma çağından itibaren farklı bir akıl algılayışının ortaya çıktığını anlayabilirsiniz. Örneğin o dönemde Gotthold Ephraim Lessing'in 'Nathan' adlı eseri Selahaddin Eyyubi zamanındaki müslüman ve hıristiyan ilişkilerini ele alır. Bunun anateması da müsamaha, yani töleransdır. İnsanların birbirine, daha dogrusu dinlerine saygı göstermesini ister. Bu tür soruları felsefi açıdan düşünmemiz lazım. Akıl kendi kendini yüceltmeye devam eder, ilerlemesini 'müsamaha etmeye' sınırlarsa, yani kendi yadsımasını içine almazsa, mutlaka 21. yüzyılda bile Auschwitz tarzı olaylar olacaktır. Bu elbette kendini tarihin sonuna ulaştığını zanneden İnançlılar ve İnançsızlar için de geçerlisir. |
Alıntı:
Bilim (daha doğrusu 'science', 'humanities' bu konuda kastedilmiyor sanırım), argümanlarla herhangi bir konu hakkında sonuca ulaşmaya çalışır. Elinizdeki verileri toplar ve bununla bir şeyi açıklamaya çalışırsınız. Din, argümanlarla yürümez, çalışmaz. İkisinin metodları farklıdır. O yüzden de her çeşit dini inançlara argümanla yaklaşamazsınız ve umduğunuzu bulamazsınız. Dinler duygusaldır. İnsanların sevinçlerine, korkularına eğilir. İnsani duygularla yürür. Bilimsel düşünce ele alınan konuları açıklayarak, yani buna bir neden, bir gerekçelendirme vererek başlar. Dinlerde bu yoktur veyahut bu gerekçelendirme bir yere kadardır. Tanrıyı kim yarattığını sorar ve Tanrının yaratılmadığını ama yine de var olduğu cevabını alırsınız. İşte birbirinin sınırı da burada başlar. Çünkü birisi için sınır yok iken, diğeri insani duygular üzerine kurulu olduğu için bir yerde duvara toslar. |
Alıntı:
|
Alıntı:
http://www.huffingtonpost.com/sam-ha...i_b_13153.html |
| Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 23:30 . |