![]() |
Kur'an ve mûcize
Bizi mûcizeler göndermekten alıkoyan şey; ancak öncekilerin onları yalanlamış olmalarıdır. Semûd'a da gözleri göre göre bir dişi deve vermiştik de, ona zulmetmişlerdi. Halbuki Biz, âyetleri ancak korkutmak için göndeririz." (İsrâ: 59)
İyi de Allaam yareppim!... Mâdem sen her şeyi önceden ve olmadan biliyorsun. "Bu "öncekiler"in yalanlayacaklarını da bilmen gerekirdi. Her defasında "nankörlük" ettiklerini söylediğin Ben-i İsr'âil'i sayısız peygamberler ve hadsiz hesapsız mûcizeler ile desteklemeye devam ederken, "ataları daha önce uyarılmamış" (secde:3/Yâsin:6) gariban Kureyş'e neden kızarsın ? Hani sen "kimse kimsenin günahını çekmez" demiyor muydun ? “…Hiçbir günahkâr, başkasının günah yükünü üstlenmez...” (İsra: 15) Senin hükmün bu ise; öncekilerin mucizeleri yalanlama günahı sebebiyle, henüz bu mucizelere muhatab olmamış insanları neden mahkûm ediyorsun ? Sana, zâtının yüceliğine yakışıyor mu bu ? Sen kendi sözünü/hükmünü çiğnerken, insanların çark etmelerine neden kızıyorsun ? "Allah dilediğini siler, dilediğini olduğu gibi bırakır; Ana kitap O'nun katındadır." (Rad: 39) Demek ki bizim yanımızda "ana kitap olmadığı için, 'kıvırma' şansımız da bulunmuyor. :D Muhammed'in elindeki 'sihirli değnek' sıkıştığı her noktada olanları, adı Allah olan bir 'ilah'a bağlamasıdır. Nasıl olsa, o dönem okuma-yazma bilen çok adam yok. Mantığı muhakemeyi bilen yok. İnsanlarda var olan zekâ, mevcut kültürün yaptırımlarıyla cedelleşip menfaatleri koruma noktasında çalışıyor ancak. Bu da kişileri menfaatperest ve riyâkâr yapıyor. Bu tip insanların çoğunlukta olduğu bir ortamda gücü elde edip kurnazca kullanırsanız, kendinizi peygamber de ilân edersiniz, Tanrı da... Muhammed, insanların zaaflarını, ölüm korkularını, ebedi hayat/cennet beklentilerini kullanıp cehennemle tehdit ederken, tüm bunları da hikmetinden sual olunmaz bir ilaha hamletmiş. Yıllardır ortaklık edip ekmeğini yediği yahudi tüccarı, adamın hiç suçu günahı yokken "Muhammed emretti" diye öldüren Muhayyisa; öz be öz kardeşine "O zât emretse idi, vallahi senide öldürürdüm" dememiş miydi. Mûcize, insanların bir yaratıcı olduğuna inanmalarını sağlamak için değil; 'elçi' olduğu iddiasını taşıyan kimselerin, bu iddialarını ıspatlaması içindir. Misâl; bir insanın hayatındaki en mühim, öncelikli ilkenin âdâlet ilkesi olduğunu varsayalım. İnsan bu düşüncesinde samimi ise, bu samimiyet o şahsı âdil yapar fakat, yargıç yapmaz. Demem o ki, yargıç olabilmek için adil olmak adâletten söz etmek yetmez. Ayrıca hukuk diploması da şart. Bir yargıç için hukuk diploması ne ise; Tanrı elçisi içinde mucize aynı şeydir. Gelelim İsrâ: 59’un ‘nâzil’(!) oluşunun hikmet-i celilesine… Sebeb-i Nüzûlü: Alıntı:
" Ey habibim. De ki; Mûcize tâze bitti, isterlerse onlara biraz mühlet verelim." Ben de diyorum ki; Ey Mekke'ini 'ulu' rabbi... Hani sen, müşriklere günahları artsın diye 'mühlet' vermiyor muydun ? "İnkar edenler, kendilerine vermiş olduğumuz mühletin, sakın kendileri için hayırlı olduğunu sanmasınlar. Biz onlara ancak günahları artsın diye mühlet veriyoruz. Onlar için alçaltıcı bir azap vardır." (Âl-i İmran: 178) Muhammed hemen tüm Arap yarımadasının en büyük askeri gücüne sahip olduktan sonra "nâzil" olan - Hicri. 9. yıl - Tevbe Sûresi, müşrikler için şunu der. "Ey iman edenler! Müşrikler ancak bir pisliktir..." (Tevbe: 28) Bu durumda kendisinden mûcize istenince birden bire merhamet deryasını tecelli ettiren Mekke'nin 'ulu' rabbi kimlere acımış olmakta ? Kendi nitelemesiyle "pislik" lere... Pisliklere bu kadar acıyıp şefkat kanatlarını uçsuz-bucaksız derinlikler üzerine gererken; İlyas'ın eşeğini, Muhammed'in devesini, Belkıs'ın hüdhüd kuşunu, Kehf ashâbının it'ini Cennet'ine alırken; alemleri yüzü suyu hürmetine yarattığın "habibin" Muhammedi on sene müddetle koruyup gözeten Ebû Tâlip'in imansız gitmesine neden râzı oldun ? Rivâyetlerdeki, 'Mûcize geldikten sonra artık tartışma biter ve inanmayanlar üzerine âzab iner' ya da 'Köklerini kuruturum' üfürmeleri tam bir şeytanlık. Bir hüküm; Tanrı katından geliyor ise, zaman ve mekanla mukayyet olmayan ilkesellik barındırmalı. Mâdem helak olacakların soyundan gelip de Allah'a iman etme ihitimali olan bir kişi dahi olsa, bu bir kişinin 'yüzü suyu' hörmetine müşriklere 'ağır/yumuşak' davranılıyor; o zaman Kur'an kısslalarında hikâye edilen toptan helâk edişleri ne ile açıklayacaksın ? Onların soyundan gelecek ve muhtemelen imanlı olacak bir kişi dahi yok muydu ? Bu iş "Muhammed'in hatırına" oluyor ise, bu 'hatır' senin af ve merhametinden daha mı üstün ? Ayrıca Allah'tan mûcize isteyen kim ? Müşrikler Muhammed'e gelip 'Eğer gerçekten Allah'ın elçisi isen bize bir mûcize göster de sana inanalım" demiyorlar mı ? Allaam yareppim. Madem söylenenleri işitiyorsun; isteyenin kimler olduğunu da bilirsin. Neden o zaman "isterlerse" demiyorsun da, Muhammed'in arkasında "tam siper" olup "istersen" diyorsun ? Mâzerete dikkat eder misiniz ? Eğer mûcize gelir de müşrikler gene inkâr edecek olurlarsa Allah onlara "hiç kimselere etmediği âzabı" eder ve soylarını kuruturmuş. Peki; eldeki Kutsal kitaplara göre en çok peygambere muhatab olan, en çok mûcize gören kâvim hangisi ? El-Cevâb; İsrailoğuları. Kızıldeniz'in yarılmasıyla firavundan kurtulan, akabinde böğüren buzağı heykeline secde eden kim ? MESİH'e verilen mûcizeler başka hangi peygambere verildi ? O'na ne oldu peki ? Ferisilerin şikâyetleri, 'öldürün onu' istekleri üzerine; Yaruşalim'in Roma vâlisi Platus 'un emriyle çarmıha çakıldı. Yani İsrailoğuları sadece mucizeleri inkar etmekle kalmamış, o mucizelere aracılık eden MESİH'i de çarmıha çakıp, Tanrıya meydan okumuşlar. Bu durumda; mûcizelerle alay eden, peygamberlerini öldürerek Allah'a meydan okuyan Ben-i İsrail'e ne oldu ? Kökleri kurudu mu ? Adamlar bu gün dünya ekonomisinin patronu. :D Kur'an; Muhammed'in 23 yıllık "elçi"lik iddiası müddetince ürettiği strateji ve taktikleri, Cehennem ile korkutmalarını, Cennet rüşveti dağıtımını içeren bir kitaptır. İşin en tuhaf tarafı da tüm mükevvenâtın yaratıcısı olduğu iddiasındaki Allah, sıkışınca bahaneler uydurmaktadır. "Biz onlara melekleri de indirseydik, kendileriyle ölüler de konuşsaydı ve her şeyi karşılarında (hakikatın şahidleri olarak) toplasaydık Allah dilemedikçe yine de iman edecek değillerdi. Fakat onların çoğu bilmiyorlar." (En'âm: 111) Yahu mâdem sen dilemedikçe kimse inanmaz. O zaman; önceki peygamberleri mucizlere neden vesile yaptın ? Kureyş'e neden mühlet veriyorsun ? Bizleri neden "imtihan" ediyorsun ? Mûcize görüp de inanmadan ölenler Cehennemde ebedi kalırken, Mûcize görmeden ölenler, bir müddet yatıp çıkacak mı ? Mûcizelere rağmen inanmayacak kadar "inat" edenler; kendilerine "mühlet" verildi diye hidâyete mi erecekler ? Bu durumda mühlet, mucizeden daha mühim bir iman aracı olmuyor mu ? Ne demişti bir zamanlar süper star Ajda Pekkan ? Palavra, palavra, palavraaaa... * Kureyş, sâdece mûcize istemiyor. Muhammed'e meydan okuyup; "Hadi Allah'tan iste de, başımıza taş yağdırsın" diyorlar. "Hani onlar, "Ey Allah'ım, eğer şu (Kur'an) senin katından inmiş hak (kitap) ise hemen üzerimize gökten taş yağdır veya bize elem dolu bir azap getir" demişlerdi." (Enfâl: 32) Âyetteki bir ayrıntıya çok dikkat edilmeli. "Eğer gerçekten sen Tanrı isen, her şeyin sahibi isen, hadi başımıza taş yağdır" demiyorlar. "Kur'an senin katından inmiş ise" diyorlar. Yâni, müslümanların "müşrik" deyip burun kıvırdığı insanlar, zâten Allah'a inanıyor. Şahidi de bizzat Kur'an. "And olsun ki onlara: «Gokleri ve yeri yaratan, gunesi, ayi buyrugu altinda tutan kimdir?» diye sorarsan, suphesiz «Allah'tir» derler..." (Ankebut:61) Demek ki Kureyş Allah'ı inkâr etmiyor; Muhammed'in elçilik iddiasına karşı çıkıyor ve "Eğer doğru sözlülerden isen, bize bir mucize göster" diyorlar. Bu da gâyet doğal bir istek değil mi ? "Son peygamber "olduğunu iddia eden, 1400 sene önce yaşayıp ölmüş, hiç görmediğin Muhammed'e şahitlik ediyorken; Kendine ait tv kanalında her gün arz-ı endâm eyleyip, vaaz-ü nasihâtte bulunan, "resul" olduğunu ileri süren Evrenesoğlu'na neden inanmıyorsun ? Bunu ölçüsü, kaydı, şartı nedir ? Muhammed'in de mucizesi yok, Evrenesoğlu'nun da. Bir Tanrı var ise eğer ve bizler de onu nesnel/somut olarak görebilecek güç ve kapasitede değilsek; o zaman aklımızla, O Tanrının şaşmaz-değişmez ilkelerini farketmeliyiz. Mucize ile inanan Tanrıya değil, gördüğüne inanmış olur. Zâten mûcize, Tanrının varlığını kanıtlamak için değil, elçilik iddiasında bulunan kiş(ler)in elçiliğini ıspatlaması içindir. E, Muhammed'de böyle bir durum olmayınca; Yanında kelle uçuracak fedâileri, tüm Arap yarımadasını istilâ edecek ordusu bulunmayınca; "şefkat"(!) damarları kabarıvermiş. :D Güçsüz bir insanın kendisine kötülük edene ses çıkar(a)maması, "Ben affedersem Allah da bana 'öte taraf'ta karşılığını verir" diye düşünmesi, zâten doğaldır. Mühim olan, muhatabından intikam alacak gücün kudretin olduğu zaman kendine hâkim olabilmektir. Muhammed, kendisinden mûcize istendiğinde çok şefkatli ve merhametlidir. Neden ? Çünki; mucize istendiği dönem Mekke dönemidir ve gelenleri tehdit etme öldürme imkânı yoktur. Medine'ye geçip de, çevresinde bir miktar fedai toplanınca, kendisini eleştiren/hicveden insanları suikast ile öldürtür. Bunların içinde 120 yaşındaki şâir Ebû Afek ve beş çocuk annesi dul Esma binti Mervan da bulunmakta. Ka'b bin Eşref'!in adını duymayan müselman yoktur zâten. Kureyzâ'ya ne oldu Kureyzâ'ya. Neden Kureyzâ'nın affedilmesi istendiğinde 'Şefaatçi' olarak başka birini değil de, esirler hakında ne düşündüğünü daha önceden bildiğin Sâd bin Muaz'ı seçtin ? Halbuki Ben-î Nâdir ve Ben-î Kaynuka Yahudilerine şefaat için, münafık Abdullah bin Ubeyy'in şefaatini yeterli görmüştün. 'Önceden bildiği' noktasındaki iddiamın kanıtı aşağıda. Alıntı:
Sâd, daha önce ölmüş olsaydı, Muhammed Kureyzâ'yı katletmek için başka ne gibi bir 'çözüm' bulacaktı kim bilir ? Kendi kavminin müşriklerine şefkat kanatlarını gerip, mucize istediklerinden ötürü azab görecekler diye Allah ile onlar arasına perde olurken, Allah'ın bir zamanlar seçip âlemlere tercih ettiği İsrâiloğullarına mensup Ben- î Kurayzâ'ya neden acımadın ? Ayrıyeten Allah, ezel ve ebed ilme sahip değil midir ? Kimlerin iman edeceğini, kimlerin etmeyeceğini bilmiyor mu ? "Ben dilemedikçe kimse iman edemez" sözü kime âit ? O zaman mucize isteyenlere müddet vermenin anlamı ne ? Bir bilen büyüğümüz ne buyurmuştu vakt-i zamânında ? "Dün, dündür, bugün bugündür." E, kızmayın adama. Eğer Kur'ana inanıyorsanız, bu söze de inanmanız gerek. |
Gayet yerinde tespitler.....okumaktan keyif ve bilgi aldım tesekkür ederim sevgili Vefik Sami
|
jman hastaligindan kurtulmus herkesin gorebilecegi gercekleri, kurandan cok daha apacik bir sekilde ortaya dokmussunuz. Zevkle okunuyor iletileriniz.
|
Muhammed'in mucize isteyenlere karşı yan çizdiği ayetler Kuran'da epey yer kaplıyordur. Geçmişteki kavimleri mucizeye boğan Allah nedense Mekkeliler isteyince her seferinde bahaneler uyduruyor.
Kuran'dan özetle; - Göstersek de inanmazsınız, büyü müyü dersiniz, o yüzden gerek yok göstermeye. - Gösterirsek iş işten geçer, azabımız gelir de helak olursunuz, sizi sevdiğimizden göstermeyiz. - Gösterirdik ama nasılsa biz dilemedikçe iman etmezsiniz, o yüzden göstermeye lüzum yok. |
Alıntı:
Esâsen Kur'an mealini ilk okumaya başladığım andan itibâren, kimi çelişkileri görebiliyordum. Ama; bunların üzerine gidecek cesâretim yoktu. Çeşitli teviller ile 'ortadaki'ni "halının altına" süpürmeye çalıştım. Fakat öyle bir zaman geldi ki; o 'halı'nın altında yer kalmadı. Yaklaşık altı ay kadar "Tanrı" fikrine kapılmadan boşlukta yaşadım. Artık çok rahattım. Fakat içimde bir şeylerin eksikliğini de hissediyor gibiydim. Bilmiyorum, belki sizler buna "şartlanmışlığın prangası" da diyebilirsiniz. Sonra İncil okumaya karar verdim. Matta incilinin 5/6/7.ci bölümleri beni çok etkilemişti. İncil'in dört bölümünü de ( Matta/ Markos/Luka/ Yuhanna) okudum. Pavlus'un mektupları İnci'lin içerisinde sanki sırıtıyor. Çünki MESİH genel olarak Tanrısal ilkelerden söz ederken, Pavlus'a koyu bir kuralcılık hâkim. Bilmiyorum, belki de Yahudi/ Ferisi gelenekten gelmesinin etkisiyledir. Anlayacağınız; çevresinde tek Hristiyan dahi bulunmayan, bu güne kadar hiç bir Hristiyanla tanışmamış, ömründe Kilise görmemiş, Kiliseye gitmemiş, Vaftiz olmamış, Pavlus'a şüphe ile bakan, sâdece Matta/Markos/Luka ve Yuhanna incillerinden tanıdığı MESİH'e iman etmiş, eski tâbirle "Nev'i şahsına münhasır" bir MESİH imanlısıyım. Aslında bir mecbûriyetim de yokken, beni ateist ya da deist zanneden arkadaşları yanıltmamak adına inanç kimliğimi açıklıyorum. Hiç bir forumda kendi inancımın reklamını yapma yoluna gitmedim. Sâdece İslamdan irtidat etmeme yol açan çelişkileri paylaştım/paylaşıyorum. Belki birilerine faydam olur diye. Kimin neye inanacağı ya da inanmayacağı benim sorunum değil. |
Tabi ki inanmak bazi bosluklari, kendi ici bos da olsa, doldurabiliyor. Ancak, bunun bilincine vardiktan sonra hala iman etmeyi dogrusu anlayamiyorum. Muhammed'in asmasi, kelle ucurmasi, Isa'nin, "biri tokat atarsa, obur yanagini cevir"inden ibaret degil bu dinler; herbiri de insan gutme, somurme araci. Eski ahit de ayni tanrinin icadi degil mi? Hristiyanlar buna da inanmiyor mu rabbin eseri diye? Peki cok mu mantikli veya insancil kurana kiyasla? ASlinda, iman hastaligindan yakinda kurtulacagina suphem yok, iletilerinin iceriginden bu seziliyor; sadece zaman meselesi oldugunu dusunuyorum.
|
Sevgili Vefik Sami,
Sizinle başka forumdan tanışıyor muyuz ? Sevgiler |
Alıntı:
Alıntı:
Saygıyla. |
Sevgili zakay, üslubunuzu tanıdım, emin olmak için sordum.
Sizinle tekrar aynı forumda olmak çok güzel. Hoş geldiniz, iyi ki geldiniz. :) Sevgiler |
Bu paragrafların en az 3 ayrı dilde okunarak youtube'a yerleştirilmemesinin, insaniyet adına büyük bir kayıp hatta ayıp olacağı düşüncesindeyim, 4-5 bilemediniz 10 kişi tarafından okunup usulca internet arşivine karışmaması gereken bir yazı.
|
| Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 18:05 . |