![]() |
Türkiye’deki CIA Kurgusu
Türkiye’deki CIA Kurgusu
14 Ekim 2013, 12:42 http://www.ulusalkanal.com.tr/images...saityilmaz.jpg Doç. Dr. Sait Yılmaz ABD’nin Türkiye’de kurduğu birbirinin içine geçmiş zincirin halkalarını sırası ile CIA-ABD Dışişleri Bakanlığı-ABD Diplomatik Temsilcileri-Sivil Toplum Örgütleri olarak sıralayabiliriz. Bu yapının yoğunlaştığı faaliyet alanı Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerimiz, bunların sinir merkezi ise adeta bir ajan yuvası olan ABD’nin Adana Başkonsolosluğu’dur. Ankara’daki büyükelçilik ise ABD Dışişleri Bakanlığı adına ülkemize yönelik demokratik (!) çözümlerin ikna merkezi olarak, büyükelçinin başrolde olduğu yaklaşık 1500 kişilik bir ekiple çalışmaktadır. Bu elçilerin faaliyetlerini gelecek yazıda anlatacağız. CIA elemanları daha çok ABD Büyükelçiliği bünyesinde legal olarak, diplomat sıfatı ile çalışır ve Türk hükümeti ile doğrudan muhatap olmak yerine Büyükelçilik kanalı ile resmi kanaldan ilişkide bulunur. CIA, kadrolarının bir kısmını diplomatik görünüm altında büyükelçilikte, konsolosluklarda istihdam ederken (bunlara konsolosluklara yerleştirilen kültür, ticaret vb. ataşelerini de dâhil etmek gerekir) ülkeye işadamı, teknisyen, hatta öğrenci olarak gelenler de CIA’nın kadrolarını oluşturmaktadırlar. ABD Büyükelçisinin Ankara'da neredeyse resmi bir arabulucu konumuna yükselmesi; ABD Büyükelçiliğinin Ankara'nın siyasi trafiğini idare edebilmek için Washington'dan fazladan stajyer CIA ajanı getirecek konuma gelmesi; Türkiye Cumhuriyeti Devleti içinde oynanan gölge oyunlarının ne kadar geniş bir ağa sahip olduğunun acı bir göstergesidir. Türkiye’de birçok askeri darbenin arkasındaki güç olan Amerikan gizli servisleri, Türkiye’nin dış politikasının bütün çizgilerini belirlemeye çalıştıkları gibi, iç politikaya yönelik müdahalelerde de bulunmaktan çekinmemişlerdir. Amerika çıkarlarını korumak üzere ilgili ülkelerde Amerikan ideallerini benimsemiş, uygun kadroların yetişmesine büyük önem vermektedir. Bu nedenle seçilen ülkenin güvenlik aygıtını oluşturan kadrolar, başta ABD olmak üzere Batılı merkezlerde eğitilmekte ve doktrine edilmektedirler. CIA’nın devlet kurumlarımız içinde etkin bir yapılanması ya da doğru bir ifade ile sızması söz konusudur. Her bakanlıkta en azından bir müsteşar düzeyine ulaşan bu yapılanma dışında, bilinçli ve bilinçsiz olarak pek çok kişi de bu ağın içinde yer almıştır. Geçmişte CIA’nın Türkiye’deki derinliği ile ilgili İhsan Sabri Çağlayangil şöyle demekte idi; “CIA’nın adamı olursunuz, onun adına çalışırsınız ama bundan sizin haberiniz olmaz.” 1970’lerde İsviçre’de eski CIA görevlilerince çıkarılmakta olan “CIA Insider” dergisi siyasi baskılar sonucu kapatılmadan önce çok önemli ifşaatlarda bulunmuş ve çeşitli ülkelerde CIA için çalışanların isimlerini açıklamıştı. Temmuz 1978’de bir Türk gazetesinin aktardığına göre CIA arşivlerinden sağlanan belgelerde; Türkiye’den Ahmet Kabaklı (Tercüman Gazetesi), İlhan Çevik (Turkish Daily News), Metin Toker (Milliyet Gazetesi), Şaban Karataş (TRT eski Genel Müdürü), Tekin Erel (Son Havadis Gazetesi) gibi isimler bu listede yer almakta idi. 2013 yılı Nisan ayında TBMM içinde CIA’dan maaş alan 32 milletvekilinin listesi ABD kaynaklı bir internet sayfasına kaza ile kondu ama kısa süre içinde çekildi. Batılı ajanların sızdığı sivil toplum örgütleri; istihbarat işlevlerinden daha çok Türkiye’de kitle örgütlerini, meslek odalarını, sendikaları giderek eritip-bitirdiler, Türkiye’yi teslim almanın vasıtası haline getirdiler. Bunlar olmadan Türkiye’de iç dinamikleri kontrol etmek ve kendi amaçları doğrultusunda dönüştürmek mümkün değildi. Bu yapılar vasıtası ile Türkiye bugün tarihinde hiç olmadığı kadar yaygın ve etkili bir istihbarat ağı ile sarılıp, sarmalanmıştır. Bu ağ Türkiye’yi bölmek ve dönüştürmek isteyen ABD ve Avrupa Birliği’nin (AB) emrindedir. Bunlar vasıtası ile toplum ve değerleri yozlaştırılıp, çürütülmekte, ulusal değerler yıkılmaktadır. Açıkça ulus-devlet, milli egemenlik ve bağımsızlık düşmanlığı yapılmakta, Amerikancılık, AB’cilik ve vatansızlık meziyet haline getirilmektedir. Demokrasi geliştirme görüntüsü altında ABD’nin çeşitli ülkelere sızma kutusu olan parti örgütü NED ve NDI’nın Türkiye’de çalıştığı kurumlar arasında; TESEV, TÜSES, TÜSİAD, KADER, Türk Parlamentolar Birliği, TESAV, Türk Demokrasi Vakfı, Meclis Anayasa Komisyonu gibi pek çok yapı bulunmaktadır. Bu yapılar içinde öne çıkan isimler saymakla bitmez. Brüksel ve Washington’da temsilcilikler açan Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği (TÜSİAD); Amerikan yönetimi, Kongre, iş çevreleri, düşünce kuruluşları ve çeşitli Türk-Amerikan dernekleri ile işbirliği içindedir. Ayrıca Brookings Institution, German Marshall Fund, CFR gibi önde gelen görünüşte düşünce merkezi olan istihbarat teşkilleri ile Türkiye programları oluşturmaktadır. Gülen cemaatinin Türk İşadamları ve Sanayicileri Konfederasyonu (TUSKON) ise Pekin, Brüksel ve Moskova’dan sonra 2008’de Washington’da temsilcilik açtı ve kendi gündemine uygun Amerikan yatırımcıları, düşünce çevreleri ve idari kurumlar ile işbirliği yapmaktadır. Gene cemaat bağlantılı Siyaset Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı (SETA) da ABD başkentinde açtığı temsilcilik vasıtası ile Amerika’daki düşünce kuruluşları ile Türkiye programları yürütmekte ve buralarda Türk kökenli Amerikalı uzmanlar (Ömer Taşpınar, Soner Çağaptay) çalışmaktadır. CIA”nın kontrolünde hizmet veren Richard Brookings Enstitüsü, Sabancı Üniversitesi’yle ABD’de ortaklaşa toplantı düzenledi. Güler Sabancı’nın da katıldığı toplantıda konuşan Yahudi lobisinin önemli ismi Richard Holbrooke, “Türkiye’nin, İran ile ilişkilerinde dikkatli olacağını umarım” demişti. Wolfowitz, Sabancı Üniversitesi ve Brookings Enstitüsü adlı düşünce kuruluşunun Washington”da düzenlediği 2. Sakıp Sabancı konferansında “Doğu ve Batı’yı Kucaklayan Türkiye” başlıklı bir sunum yaptı. CIA’nın kendisi de Türkiye hakkında bilgiler yayınlamaktadır. CIA’ya göre; Türkiye’de nüfusun yüzde 70-75’ini Türk, yüzde 18’ini Kürt ve yüzde 7-12 kadarını “diğer azınlıklar” oluşturmaktadır. Buradan hareket edilerek, yine CIA verilerine göre Türkiye’deki Kürt nüfusun 14 milyon 525 bin olduğu sonucuna varılabilir. CIA’nın başka ülkelerdeki ilişkilerinin fark edilmemesi için ABD’deki sendika, dernek, vakıf, özel kuruluşlar aracılığıyla seçilen ülkedeki benzerine para aktarılır. Böylece hem arkasındaki CIA kaynağı gizlenir hem de bu kuruluşların “Amerikan kuklası” olarak anılmasının önüne geçilir. Eski CIA Başkanı Stansfield, 1967 yılında Amerika’nın başka ülkelerdeki yararlı ve dost unsurlarına harcadığı paranın yılda 10 milyon dolara vardığını açıklamıştı. Ancak yapılmakta olan öylesine büyük bir operasyondu ki, Ford, Rockfeller ve Carnegie Vakfı dışında yabancılara burs veren kurumların 1963-1967 arasında harcadığı paranın üçte biri CIA’dan gitmişti. Bugün bunlara George Soros gibi yeni oyuncular eklendi. Soros’un şebekesi Türkiye’de bölücülüğün, etnik ve mezhepsel ayrımcılığın körüklenmesi ve TSK.nın nüfuzunun kırılması işinde özellikle Taraf gazetesi aracılığı ile ABD’ye ciddi katkılar sağladı. Soros Vakfı’nın dört yönetim kurulu üyesi TESEV’in Yönetim Kurulu’ndadır. Kıbrıs’ta Annan Planı’nın desteklenmesinde işbirliği yaptılar. TESEV’in dağıttığı Kıbrıs Kitapçığı Oslo’daki Uluslararası Barış Enstitüsü tarafından hazırlandı. Türk-Yunan Forumu üyelerinin bir kısmı da TESEV yöneticisidir. İşin bir de Avrupa Birliği cephesi var ki, AB’nin sağladığı kurgu, ABD’nin ki ile uyum içinde ve tamamlayıcıdır. AB Sivil Toplumu Geliştirme Programı tarafından organize edilen Türk Yunan Sivil Diyaloğu çalışmaları Bilgi Üniversitesi tarafından organize edilmektedir. CIA Yöntemleri Amerikan Teknik Yardım Programı çerçevesinde görev alacak öğretim görevlileri kısmen doğrudan doğruya Amerikan yardım teşkilatına bağlı Amerikalı uzmanlarca, kısmen de Milli Eğitim Bakanlığı’nın onayıyla bizzat Yardım Teşkilatı’nın yaptığı sınavlar sonucu seçiliyordu. Burs alan kişilerin öğretim dalları da yine uzmanlarca saptanmaktaydı. Bursiyerler Amerika’ya gittikten sonra önce bir süre Washington’da kalıyor ve orada “Amerikalılaştırma Enstitüsü (Institute of Americanization)” tarafından Amerikan toplumuna karşı sempati ve o toplumun değerlerini benimseme eğitiminden geçiriliyorlardı. ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından yönetilen bu eğitim, bursiyerin oradaki okulunda da devam eder, yurda döndükten sonra bu kişi Amerikan Yardım Teşkilatı tarafından takibe devam edilirdi. Bu kişilerin daha sonra Milli eğitim örgütünden önemli yerlere tayin edilmesi ve böylece arzulanan eğitim politikasının yerleşmesine çaba gösterildi. Amerikalılar, eğitim müfredatını teknik alanlara yayarak üniversite öğrencilerinin politize olmasını önlemek istemiş ama 1960 Devrimi olunca yanıldıklarını anlamışlardı. DP iktidarının ilk yıllarında İmam Hatip Liselerinin açılmasını teşvik eden ABD, bunun yeterli olmadığını görünce başka arayışlara girdi. ABD Savunma Bakanlığı’ndan ayrı olarak CIA, kendi amaçları için bütün dost ve müttefik Üçüncü Dünya ülkelerindeki sivil ve askeri teşkilatlarının eğitilmesini ve donatılmasını üstlenir. Buralarda çalışan yüzlerce kişi Amerika’ya götürülüp kurs görürler. Son yıllarda ortaya çıkan Vikileaks belgelerinden de CIA’nın Türkiye’deki ağı hakkında bilgi sahibi oluyoruz. Örneğin Freeland adlı şirket; özel şirketler adına ABD’nin Türkiye’den ihtiyaç duyduğu gençlerden bir kadro kurup, enformasyon toplamaktadır. Gene Vikileaks’te yer alan üç belgede; Fulbright’ın Türkiye’den 2008, 2009 ve 2010 yıllarında geleceğin liderleri olarak yetiştirilmek üzere seçtiği 100’den fazla isim yer almaktadır. Bu isimlere internetten çok rahat ulaşabilirsiniz. Fulbright’ın her sene Türkiye’den Amerika’ya taşıdığı 250 öğrenciden en azından 50’sinin CIA tarafından devşirildiği sır değildir. Keza ABD’deki York Trade, eğitim danışmanlığı görüntüsü altında adam toplamaktadır. Türkiye’deki birçok ünlü üniversitenin ABD ile olan ve eğitim amacı dışına taşan bağları sır değildir. Hatta bu üniversitelerin öğretim kadrosu ve yönetimin belirlenmesinde bu dış bağlar etkili olmaktadır. Pek çok akademisyen sözde bölgesel analiz yapıyorum diye bu üniversitelerin ABD’deki efendileri olan üniversite ve araştırma merkezlerine raporlar göndermekte, karşılığında ise yaz aylarında akademik görüntü altında ABD’ye bedava seyahat imkânı ve atölye çalışmaları ile değerli (!) görüşlerini paylaşma ve ABD’nin tekelinde olan uluslararası dergilerde yayın yapma fırsatı bulmaktadırlar. Türk öğrencilerin başına sarılan pek çok bölümde eğitimin İngilizce olması ve akademisyenlere SCI yayın yapma zorunluluğu Amerika’nın dayattığı bir sistemdir. Böylece Türk öğrenciler Amerikan doktrinine uygun hale gelmekte, akademisyenler ise Batılılar tarafından kontrol edilen SCI yayınlarına bilgi transfer etmek zorunda kalmaktadırlar. CIA’nın bugüne kadar Türkiye içinde uyguladığı strateji; ideolojik ayrıştırma, etnik farklılıkların körüklenmesi, laik-dinci çekişmesi yolu ile halkın birbirine düşürülmesi, sürekli bir gerilim ve çatışma havası ile toplumsal muhalefetin beslenerek, rejimin gerektiğinde restorasyonu için ülkenin yeni tip hükümetlere hazırlanmasıdır. Her açıdan güvenlik ve istihbarat için buna uygun sosyal sistem gerekli idi. Ülke yönetimi kendi başına yönetilmemeli, en azından kendilerini bu kadar özgür (there will no free ride) hissetmemeliydiler. Ülke üzerinde korku mekanizması yaratılması ve manipülasyon için gene ülke medyası kullanılmaktadır. Yapılan işin özeti; kamuoyu algılama süzgeci yaratmak (public perception manufacturing), bunun içinde içerik katma (autentification) ve başka kaynaklardan doğrulama (verification) yapmaktır. Uyutulacak toplum, öncelikle CIA uzmanlarınca siyasi, sosyal ve psikolojik incelemelere tabi tutulur, daha sonra elde edilen veriler doğrultusunda o topluma uygun bir “uyutma paketi” hazırlanır ve bu uyutma paketi söz konusu toplumu istenilen yönde biçimlendirmek için yavaş yavaş uygulamaya konulur. Uyutma paketi uygulamaya konulurken, söz konusu toplumdaki en güzide kişiler ve kurumlar seçilerek devreye sokulur. Zaman zaman bu kişi ve kurumlar bile "neye ve kime" hizmet ettiklerinden habersiz ABD ve CIA'nın gönüllü neferleri olarak toplumun uyutulması projesinde yer alırlar. Uyutma Paketi daha çok medya iletişim araçlarıyla uygulanmaktadır. CIA'nın, Tavistock Enstitüsü aracılığıyla "uyutma paketi" uyguladığı ülkelerden biri de 1946'dan beri ABD'nin stratejik ortağı olan Türkiye Cumhuriyeti’dir. Eski CIA Ajanı Edward Snowden’in ortaya çıkardığı dinleme skandalı ABD Ulusal Güvenlik Ajansı NSA’nın yaptırdığı gizli telefon dinlemesinin sadece Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler ofislerini değil Türkiye, Yunanistan, Fransa ve İtalya’yı da kapsadığını ortaya çıkardı. Snowden’in Alman Der Spiegel dergisine sızdırdığı 'Çok gizli' belgeyle ortaya çıkan dinleme skandalında adı geçen kurum ve ülke temsilciliklerine mikrofonlar yerleştirip dinleme yapıldığı gibi bilgisayarlara da girilerek elektronik posta ve yazışmaların takip edildiği açıklandı. NSA, her ay Almanya’da en az 500 milyon telefon konuşması, e-posta yazışmaları veya SMS mesajlarını takip etti. Son yıllarda Ergenekon operasyonlarına yansıyan ses kayıtları ve belgelerin kaynağını tahmin etmek zor değildir. Amerika’nın Türkiye’ye ilgisi yalnızca gelişmeleri izlemekle kalmıyor, Amerikan yardımları ve bunların organizasyonu ahtapotun avını sarmasına benzer şekilde gelişiyordu. Amerika, Türkiye ile ilişkilerinde eğitime büyük önem vermişti. Hedef alınan kişilerin Amerikan yaşam tarzını benimsemelerine dikkat edilen ediliyor ve bu kişiler ajanlaştırılıyordu. ABD’nin Türkiye’ye sızma yöntemlerinden birisi ABD’den gelen akademisyen, emekli asker vb. rollerdeki Amerikalıların Türk kadınları evlenerek, hem Türkçelerini geliştirmeleri hem de sabit bir konum edinmeleri olmuştur. Bu yöntemin uzun vadeli ve istenen ajan miktarının çokluğu ABD’yi mahallinde eleman teminine ve özellikle ABD’de sağlanan eğitim imkanlarını kullanarak, daha kolay yaklaşma yoluna itmiştir. ABD’nin terörle mücadele kapsamında verdiği istihbarat, tavşana kaç-tazıya tut demek işlevi görmektedir. Ankara'daki ABD Karargâhı olarak bilinen ve Irak'ın kuzeyindeki insansız hava araçlarından alınan görüntülerin aktarıldığı Savunma İşbirliği Ofisi (ODC) Başkanlığı, ABD'nin Ankara Büyükelçiliği nezdinde faaliyet göstermektedir. 1947 yılından beri Türkiye’de kurulu olan ofisin, TSK.nın yanı sıra Amerikan istihbarat örgütleriyle de organik bağı bulunmaktadır. ABD Büyükelçiliğine bağlı ODC, bünyesinde faaliyete sokulan “gerçek zamanlı istihbarat merkezi”, Türk tarafına hedefleri göstermekte, harekete geçip geçmemeye ise Türk tarafı karar vermektedir. Bu istihbarat uydu istihbaratı yanında insansız hava araçlarından gelen bilgilerle oluşturulmaktadır. ABD’nin Ankara ile anlık istihbarat paylaşımı için İncirlik’e konuşlandırdığı 4 adet İHA’nın görev yaptığı ‘Göçebe Gölge Operasyonu’; ABD Hava Kuvvetleri’nin yanı sıra Battlespace Flight Services adlı özel güvenlik şirketinden gelen personelle kurulan 30-40 kişilik kadro ile yönetilmektedir. Uludere gibi bir trajediye karşın eski bir ABD yetkilisi, Göçebe Gölge’nin genel anlamda başarılı olduğunu, Türklerin sınır ötesi harekâtını engellemekte son derece etkili olduğunu söyledi. Amerikalı analistler, kaydedilen videoyu Ankara’da bulunan ABD-Türk ortak istihbarat merkezine (füzyon hücre) göndermeden önce izleyip değerlendiriyor. Böylece istihbarat anlık değil, genelde en az 15-20 dakikalık bir gecikme ile geliyor. Yarın, Türkiye’deki ABD Diplomatlarının Faaliyetleri. Doc.Dr.Sait Yılmaz @DocDrSaitYilmaz ulusalkanal.com.tr Kapsamlı bir yazı,olduğu gibi görüşlerinize açıyorum. Türkiyeyi ,Dünyayı anlamak çağımızın en korkunç emperyal savaş makinesi ABD ve Onun dünyadaki işlerini gören, Dünya milletleri ve halklarını köleleştirmek için operasyonlar yapan CİA hakkında bilgilenmeden mümkün değildir. İnsanlığı köleleştirmek ,kaynaklarını yağmalamak yoksul ve rezil bir yaşama mahkum etmek isteyen ABD ülkemizdede çirkin amacı doğrultusunda savaşıyor. Sait yılmaza teşekkürler ediyor bu konuda paylaşımların artmasını canı gönülden bekliyorum. Vietnamda 2 milyon insanın katili,Irakta 2 milyon insanın katili. Hiroşimada yüzbinlerce çocuğun katili ABD ; Ülkemde ne Türk ne kürt tek bir insanın bile ölümüne sebep olmasın istiyorsak bu haysiyetsiz canavarı yok edilene kadar amansız takip edeceğiz,etmeliyiz Vietnam halkı başardı. |
Mükemmel paylaşım için teşekkürler sn. xcan.
Alıntı:
|
Aradım bulamadım Erdem siz bulursanız ,bende çok merak ettim.
|
Müsait olunca bakacağım ben de sn. xcan; umarım bulabilir ve burada paylaşabilirim.
|
Bir de soyle bir haber var.
“TSK'yı AKP eliyle kafesledik“ "Amerika Türk Ordusu'nu AKP eliyle kafesledi." Kürt açılımının fikir babası ve CIA'nın Türkiye uzmanı Henri Barkey, Amerika'nın AKP hükümetiyle birlikte Türk Ordusu'na operasyon düzenlediğini açıkladı. Barkey, tüm amaçlarının ordunun Kuzey Irak'a girmesini engellemek olduğunu söyledi. 16 Haziran 2012 Cumartesi 02:46 "Amerika ve AKP hükümeti Türk Ordusu'na operasyon düzenledi". Yeniçağ gazetesinde yer alan bu sözler, CIA'nın Türkiye uzmanı Henri Barkey'e ait. Amerikan askerini Türkiye'ye yerleştirecek 1 Mart tezkeresi'nin reddedilmesinin üzerinden 25 gün geçmişti. Henri Barkey, Utah Üniversitesi’nde “Felaket ile Flört: Türkiye-Irak-ABD” adlı bir konferans verdi ve “Ameirka'nın AKP liderleriyle anlaşarak Türk Ordusu’nu kafeslediklerini” açıkladı. 1 Mart tezkeresinin geçmemesinin tüm suçu Türk Ordusu’nda. Çünkü, İslamcı hükümet ile Türk Ordusu arasında çekişme vardı. Türk Ordusu, Amerika'ya güvenmiyordu. Ordu, Amerika'dan bağımsız olarak Kuzey Irak’a girmek istiyordu. Amerika'nın ise en son istediği şey buydu. Barkey, Amerika'nın AKP eliyle Türk ordusunu nasıl kafese kapattıklarını da anlattı. İlk kez bir İslami parti tek başına iktidara geldi. O güne kadar Türkler, Avrupa Birliği'ne temkinli yaklaşıyordu. İlk kez bir Türk hükümeti bize, "Avrupa Birliği'ne girmek istediklerini ve bunun kendileri için bir rönesans olduğunu" söyledi. Bir İslamcı liderin rönesans terimini kullanması bana çok belirleyici geldi. Bu demokratikleşme süreci içinde biz orduyu çok sıkı bir kafese kapattık. Barkey, konferansın adını “Felaket ile Flört" koyduğunu, çünkü Türk ordusunun Türkmenleri korumak için Irak'a girmesinin Amerika için felaket olacağını belirtti. Konferanstan 3 ay sonra, 4 Temmuz 2003’te Irak'ın Süleymaniye kentinde Amerikan askerleri Türk askeirnin başına çuval geçirdi. Sonraki yıllarda ise Ergenekon ve Balyoz gibi soruşturmalarla çok sayıda subay tutuklanarak adeta “kafeslendi." ulusalkanal.com.tr http://www.ulusalkanal.com.tr/gundem...dik-h3660.html |
|
Sevgili Evrensel Halk arasında bir söz vardır ''ordu namus bekçisi'' diye.
Bu söz kısmi doğruluk payı taşıyor ,fakat; Bizim ordumuz Türkiye halkının namusunu korumakla ABD''nin namusunu korumak arasında bocaladı durdu. İlk zamanlar bu iyide gidiyordu. Türkiye büyüyordu vs. Bizler Natoya hayır diye bağırıyorduk. Anarşisttik,sosyalisttik falan. Sovyetler dağılınca Abd şaşırdı:İşte fırsat doğmuştu. Boşalan yerleri dolduracak,yağmayı arttıracaktı. Türk ordusunun Atatürkçü sosyalist emek dostu subayları ,Anti emperyalist kahramanları Bir başkaldırıya girdiler ABD -Türkiye savaşı böyle başladı,malumunuz. Abdnin benzer demeçleri çok Wikileaks belgelerindede çokça böyle demeçleri var, Tasfiye kararının arkasında hem Ülkemizi ,hemde Ortadoğuyu yağmalamak var. Bizim uğruna bir kuşağı telef ettiğimiz nato karşıtlığını geçte olsa anlamış Atatürkçü bir geniş kapsamlı güç oluştu. Abd-Akp sağdan .Bdp diğer yandan Bu gücü pasifize etmeye çalışıyorlar. Sosyalistlerle -Kemalistler Artık aynı cephedeler. Bu cephe büyüyecek. En azından halk arasında büyüyecek . Bu ittifak yeni cumhuriyetimize-Kuvai milliyeye doğru gidecek. Ve bu ittifak emek ekseninde olmak zorunda. Bir avuç hain ve Abd def edilecek,Natodan çıkılacak vs. Şimdi oluşan bu kardeşliğin önüne geçmek için hastalıklı mekanizmalar çalışmaya başladı bile |
Alıntı:
Kurtulus savasinda, Osmanli'dan kurtulusta ve T.C.'nin kurulmasinda, ABD nin ne gibi bir gucu nufuzu vardi? |
Ben sana Ataturk oncesi kisa gelismeyi, O.Dogu acisindan vereyim.
Hitler, Israil'in O.Dogu'ya fiziksel/siyasi cografi olarak yerlesmesinin temelidir. Daha sonra, Israil'i "korumak/kollamak/nufuzunu artirmak" v.s. adina NATO ve BM kurulmustur. I.Inonu bilindigi kadariyla, 2. Dunya Savasina girmeme adina, hem cok partili sisteme gecmis hem de NATO uyeligi gelmistir. Ilginc bir not; İki devlet arasındaki ilişkiler teknik olarak 1830 yılından, hatta, Amerika’nın millî bir devlet olarak ortaya çıktığı 1808 yıllarından itibaren başlar. OSMANLIDAN ITIBAREN ABD'NIN KURULUSUNDAN BUYANA IKI ULKE HIC SAVASMAMISTIR. |
Abd bağımlılığı Natoyla başladı evrensel dostum(bana göre).
Sevri dayatan güçlerin bir parçasıydılar. Mandacılarında umudu oldular fakat yenildiler,kaçmak zorunda kaldılar. |
| Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 16:00 . |