![]() |
Yaratıcı konuşur mu? Konuşturulurmu?
Şunu belirtmek istiyorum Müslümanlar Allah adında bir yaratıcıya inanmaktalar ve o yaratıcının bir zamanlar çölün ortasında bir araba konuştuğuna inanmaktalar peki size şunu soruyorum yaratıcı konuşurmu burda bir mantık hatası yokmudur?
|
Eğer ki konusmussa şimdi de konuşması gerekir. Yoksa allah farklılık mi geçirdi? Karakteri mi değişti?
|
Alıntı:
Burada olan, bireysel bilinc yoksunlugudur. Yani konusan kendi konustugunun farkinda ve bilincinde degildir. Kendini yarattiginin sadece konusturduguna degil, yasattigina sorgulanmaz iman olarak inanc ile baglanmistir. |
Varsa eğer çok çeşitli yollardan iletişime geçebilir. Rüyaya girmek, direkt olarak gaipten sesler gelmesi, bir dünyevi canlı suretinde çeşitli şekillerde mesaj vermek gibi.
Konuşturulma kısmını anlayamadım. Bence irade sahibi yaratıcı olamaması gerektiği için bunların olması imkansız. |
Yaratıcı konuşur mu ?
İnsan konuşabildiğine göre Tanrı neden konuşmasın. Ama esas soru şu. İnsan ile iletişim kurmak/konuşmak için, kulun ağzına ihtiyaç duyan Tanrı olur mu ? Zor soru. |
Tanrilar ya da yaraticilar kendilerini insanogluna, insanoglu yolu disindan baska bir yolla duyuruyorlar mi?
Eger boyle bir sey varsa, o zaman insanoglu ile tanri arasinda HER IKISININ DE DIALOGUNDAN ANLAYAN 3. BIR TUR GEREKIR. Kimdir/nedir bu tur? |
Tasavvufta böyle bir şey vardır, :)
Tanrı insandan konuşur, "Attığın zaman sen atmadın, Allah attı" ayetide bunun kurandan delilidir, yani bunun adı "konuştuğun zaman sen konuşmadın" dır. Şimdi böyle bir şey tasavvufta ki kişinin başına bir, bilemedin iki kere anca gelir ve başına geldi diyede bu onu göklere çıkartmaz..aksine bu bir hâl olup, gelip geçer bir şeydir...kişi resmen imtihandan geçer...herkesin başına gelecek diyede bir kâide yoktur. Tabii olay sadece bununla bitmez, bu hâl'lerden sadece biridir. Kişi kendini bir şey zannettiğinde, kibir, gurur, vb. duygulara kapıldığında, tasavvufun iç kapıları bu kişiye kapanır. Keşf/Keramet denilen bu durum, seyr-i sülük diye kitaplarda geçen kişisel gelişim bir parçası olup..çokları bu gibi durumlardan dolayı kaybedenlerden olur ki tasavvuf dış dinamikleri olduğu gibi iç dinamikleri de olan bir yapıdır. Örn. H.Bayram'ın binlerce müridini imtihana sokup, padişaha, efendim benim bir buçuk müridim var, diğer herkesten vergi alın, askere gönderin diye mektup yazması gibidir. Bu dış dinamiktir.. İç dinamikte mucizevi hâllerle kişinin sabır, otokontrol vs. nin denenmesi olur ki en ufacık hata, ilerlemeyi engeller. Peki bu nasıl olur derseniz, sorunda buradadır, başlangıçta ki kimse bu iç dinamik nasıl işler bilemez, (hamdır) haliyle samimiyet, tevazu, açıkgözlülük, uyanıklıklık vs.ler iş görmez. Özetle mucizevi hâller gelip/geçen hâller olup, tasavvufi açıdan aslında muteber de değildirler...sadece bir ölçüdür. Bu sıkıntılı bir konu olup kişinin heran ayağı kayabilir ki H.Bayram bile koca ömründe 1-2 kişi için anca yol göstermişse, gerisine ne denir bilemiyorum. Binlerce yumurta yumurtlayan kaplumbağanın sadece 1 yavrusunun hayatta kalması gibi bir şeydir bu, diğerleri yem olurlar maalesef. :) Tasavvufun amacı zaten mucizevi insan yaratmak değil, aksine aciz insan yaratmaktır ki yandım denilen hadise tamamiyle "acziyet" ile alakalıdır ki buda tasavvufta ki çok özel bir eğitimdir diyebiliriz kısaca. |
Konuşması saçma değil midir fikir değiştirmesi eliçisiyle sohbet etmesi falan adeta.
|
konusmak illa artikulasyon gerektirir mi? kendi kendinize konustugunuzda ne ses cikarirsiniz ne de bir yeriniz oynar.. sizofreni mesela... goruyor konusma duyuyor emirler aliyor... beyin bu ne yapacagi belli olmaz... veya ruyada...
onemli olan kendi kendine konustugunuzu veya bunun beyinin oyunlari veya buglari oldugunu farketmek.. bu da her kula nasip olmuyor |
Alıntı:
Öteki türlü Tanrının insanla senli benli şeklinde konuşma durumu değilde, Tanrının insandan konuşur şeklindedir ki ikisi bir birinden farklıdır. Dolayısıyla @uyar 'ın dediği gibi bu noktada içsel, düşsel, şizofrenik çanlar çalmaya başlar ki beynin etkilerinden kurtuluş zordur. Tanrının insandan konuşur 'da olay, iradenin devre dışı kalıp kişiden konuşmasıdır ki konuşan kişide bu noktada dinleyici olur, fazla uzunda sürmez, kısa sürer. Diğer kişiler bu durumu anlamazlar, konuşanı o insan zannederler ki sadece bir kişi fark edebilir, o da ispat içindir ki @uyar 'ın dediği şizofrenik saplantıya düşmemesi içindir. Velhasıl bu işlerinde kendine göre delil/ispat mekanizması vardır ki rüya gerçek ayrımı yapılabilir. Çılgınca gelecek ama vefat eden bir Hoca abimiz vardı, Camide vaaz verirken bu olay gerçekleşmiş, kısaca "O benden konuştu bende diğerleri gibi dinledim" derdi ki burada konuşan kişide dinleyici oluyor yani. Bu durumu da sadece 1 kişi fark etmiş ki o da sonradan gelip bunu ona anlatmış, o gün senden konuşan oydu diye. Genel olarak şunu söylemeliyim ki bu işlerden normal akılla çıkılamaz, dolayısıyla bahsettiğim şey zaten bir inanç, din, mecburiyet vs. de değildir, bu işlere hiç bulaşmamış insan bulaşmaya da çalışmasın. Yukarıda dediğim gibi Tasavvuf kaygan bir zemindir, zilyon tane engeli olan bir şeydir ki zaten siz onu kendinize değil, o sizi kendine çeker ki bunun akılla mantıkla bir açıklaması da yoktur. Sevgiler |
| Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 17:46 . |