![]() |
Hayat, yaşamaya değer mi?
Albert Camus'un "Sisifos Söyleni" adlı eseri şöyle başlar:
"Gerçekten önemli olan tek bir felsefe sorunu vardır, intihar. Yaşamın yaşanmaya değip değmediği konusunda bir yargıya varmak, felsefenin temel sorusuna yanıt vermektir. Gerisi, dünyanın üç boyutlu olup olmadığı, düşüncenin dokuz mu, yoksa oniki ulamı mı bulunduğu, sonra gelir. Oyundur bunlar; önce yanıt vermek gerekir. .... Dünya mı güneşin çevresinde döner, güneş mi dünyanın çevresinde, hiç mi hiç önemi yok bunun. Kısacası değersiz bir sorun bu..." İnsanları yaşamaya bağlayan şey, tek kelime ile özetleyecek olursak "amaç". Peki amaçlar mı bize veriliyor da peşinden koşuyoruz yoksa amaçları yaratanların ta kendileri bizler miyiz? Dünyanın her türlü zenginliğine ulaşmış, aklına gelebilecek her türlü isteği gerçekleştirebilecek imkânı olan ve hatta da gerçekleştirmiş olan, tüm olası zevkleri tatmış olan, parasıyla gücüyle hükümetleri devirebilen, medya kuruluşlarını satın alıp isyanlar çıkartabilen bir insanın sizce en sonunda hangi amacı kalır? Felsefi açıdan yaklaşacak olursak, gerçekten hayat yaşamaya değer mi? |
Alıntı:
"Aciklanamamis bir yasam, yasamaya degmez" Demekki bu konuda bilincli olmak gerekiyor. Yani yasam nedir, kim/kimi nasil yasatir? v.s. Kisaca insanoglun dogumunda insiyatifi yoktur, kendi olmesini de yasayamaz. O zaman insanogluna bir tek yasam kalir ve bu da olmeyi icermez. Burada onemli olan yasamin kisinin kendisince yasanmasidir. Cunku genelde yasam, dogumdan itibaren verilen degerler esliginde yasanir. Yani yasayan kendi hayatini degil, kendinden istenen hayati yasar. Ustelik system her yonu ile kisinin eloindeki yasami ya olume peskes ceker, ya da verdigi degerler ugruna yasamini kullandirir ve harcatir. Genelde birey bilinci olmayanlarin, yasami her turlu sosyo-etik degerlerinden sonar gelir ve bu degerler icin yasamlarini feda ederler. |
Yapmak istediğin şeyler varsa mutlu ve huzurluysan hayat yaşamaya değer , kendi tanıyan ve ne yapmak istediğini bilen insanın huzursuz olmasının anlamı yoktur ayrıca hayat bilinmeyenlerle dolu sırf bunları keşfedebilmek için bile yaşamaya değer , yapacak bir sürü şey varken dünyaya da bu kadar uyumluyken neden yaşamayalım ki..
|
Ben felsefi takılamıyorum.
Soyutlama yeteneğim son derece zayıf. Bir cümlenin içine sığdırlan onlarca kavramın ayrı ayrı anlamlarını, bu anlamların birbirleriyle bağlantılı ve farklı yönlerini algılamak, idrâk etmek ve yeni sonuçlara varabilmek düşünsel yetilerini geliştirmiş kimselerin işi. "Estağfirullah efenim" beklentisiyle yazmıyorum bunu. Cümleler asla gerçeğe siper olamazlar. Ha; benim için fazlayısla olabilir de; Erbâbı anlar. Adına "İnsan" denen canlı türünün tarihine, bu güne kadar gelinen süreçte yaptıklarına baktığımda, dünyanın yaşamaya değer olduğunu görmüyorum. Bâzı insanlar rahat yaşamış olabilir lâkin; bu, bir şey değiştirmiyor. Dünyada insanın varoluşunu anlamlı kılan rahatlık da değil zâten. Esâsen; birbirini yok etmeye programlanmış bir "canlılık" ve dahi "hayat"tan pek anlam çıkaramıyorum. |
Alıntı:
|
Benim dogdugum sene yazmis, manasini simdi daha iyi anliyabiliyorum.
Yaşamak şakaya gelmez, büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın bir sincap gibi mesela, yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden, yani bütün işin gücün yaşamak olacak. Yaşamayı ciddiye alacaksın, yani o derecede, öylesine ki, mesela, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda, yahut kocaman gözlüklerin, beyaz gömleğinle bir laboratuvarda insanlar için ölebileceksin, hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için, hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken, hem de en güzel en gerçek şeyin yaşamak olduğunu bildiğin halde. Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı, yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin, hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil, ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için, yaşamak yanı ağır bastığından. 1947 Nazim Hikmet |
Alıntı:
|
Alıntı:
Öyle şeyler duyuyoruz ki, hani benim başıma gelse nasıl katlanırdım diyorsun. Aslında şu gün gibi ortada: dünya mutluluğun hakim olduğu bir yer değil. Bunu her farkettiğimde de dünyayı, cehennem olarak niteleyen Gnostikler için "acaba haklılar mı?" diye düşünmeden de edemiyorum. İnsanda, hayvanlarda olmayan bir şey var. Hiç bir hayvan kendi türünün yavrusuna tecavüz etmez, ya da zevk için hem de işkenceyle öldürmez. Beynin evrimi nihayetinde ortaya çıkan "bilinç" dediğimiz şey ya da nedensel düşünebilme kabiliyeti mi desek bilemiyorum, aslında beraberinde pek çok acıyı da getirmiş. Aslında doğayı düşündüğünüzde de "acı"yı farkediyorsunuz. Birbirini canlı canlı yemeye kalkışan türler, yeni doğmuş yavruları kurda yem olan ceylanlar, nehri geçerken annesi timsaha tem olan zebralar vs. Doğada pek masum değil hani... Ama tabi insanlar çok daha ileri gidebiliyorlar... |
Alıntı:
|
Alıntı:
Eger farkedeilmeden yani bilincalti yasanirsa, verdigi rahatsizlik algisi bilincsizdir. Eger fark ederek yasanilirsa da, bilincine varmak gerekir. Hani bir deprem dede vardi ve derdi ki "deprem ile yasamayi ogrenmeliyiz" Iste burada da yasanlislik her ne ise onun ile yasamayi ogrenmek, onun ile mucadele etmemek gerekir. Cunku olan olmustur ve olani geri getiremezsin. Burada onemli olan bunun bilincinde olmanin getirdigi, "kendin ile barisik olmak" tir. Kendini olandan dolayi suclamak ya da olani bir turlu Kabul edememek, zaten sosyo-psikolojik sorundur. Fakat toplumumuz bu konuda o kadar etki altinda kalir ki, bir diziden bile etkilenir, ya da dizide gordugunu yasamina tasimaya calisir. Bu da zaten birey bilinci olmamasindan kaynaklanir. Yasama tutunmakyerine, sorununa teslim olmayi ya da maglup olmayi otomatikman secer. Eger aktif olacaksa da intikam pesinde kosar. Tabi ki bu intikami da kendisine bu olayi yasatandan degil, baskalarindan almaya calisir. Alıntı:
Cunku kisi daimi bir baski altindadir. Aileden, cevreden, ortamdan o baskiyi hisseder. Iste bunu asabilmesi,kendini oldugu gibi Kabul edebilip, etrafindakilere de bunu Kabul ettirebilmesidir. Bu da basta kendilik degerlerinin bilincliligi ile mumkundur. Alıntı:
Bir aslan bir ceylani yerken "vicdan/merhamet" v.s. hissetmez. Sadece acligini giderir. Yani hayvanin soyut sorunu yoktur. Hersey fizikseldir. Bu fizikselligini de sergilerken soyuta tasimaz. Iste insanoglunun hayvandaki bu icguduyu insanoglu soyuta tasimis ve o yuzden ego sahte elbisesini kendine giydirmis, guce otoriteye hakim ve ustunluge ve degerleri icin kendi turu ile savasima tutusmustur. Zaten zihin devrimi de bundan kurtulmak hayvanitemeli insan timeline dondurmektir. Insanoglunun niteligi olan erkligi, erkekselligi ve erk ekselligi tam da bu hayvani yonun soyutlanmasidir. |
| Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 16:29 . |