![]() |
Unutulmuş zamanların yanağındaki gözyaşı. HİNDİSTAN
Hindistan ı görmeden önce koloni yönetimi hakkında duyduklarım ve okudukların sadece yazılardan ibaretti. Ama bu güzelim ülkeyi gördükten sonra yazılar gerçek anlamlarını bulup şahsımın birtakım gerçekleri görmesinde yardımcı oldu. Dünya üzerinde bir çok ülke tarihinde acılar duymuştur. Ama Hindistan gibi hiç bir ülke on binlerce kilometre uzaktan gelen yabancıların elinden çektiğini çekmemiştir. Çekilen acılar günümüzde Hindistan’ının unutturulmaya çalışılan *tarihinin yanağında göz yaşı gibi durmaktadır. Bu öyle bir göz yaşıdır ki Avrupa buna sebep olduğu kabul etmediği sürece ne kadar silseniz de tekrar ortaya çıkıyor. Göz yaşı Yeni Delhi’nin varoşlarında, Ganj nehrinin kıyısında, İndus vadisinin tarlalarında, Agra’nın köylerinde fakirlik olarak karşınıza çıkıyor. Göz yaşının gerçek sebebi bu ülkenin halkı olsa içimi bu kadar acıtmayacaktı. Hindistan bir hırsızın girdiği bir ev gibi her şeyini kaybetmiş ve kırk yıl önce her şeye yeniden başlamış bir ülke. Kaybedilen sadece maddiyat olsa yine bir derece. Ama hırsız, *kendilerini korumaya çalışan ev sahiplerinin çoğunu öldürmüş, geri kalanları da köle olarak kullanmış.
* * * * Bizden binlerce kilometre uzaklıkta bulunan iki yüz elli yıllık zalim koloni yönetiminin altında acılar çekmiş bir halkın biz Türklerin pek farkında olmadığı sahip olduğu misafirperverliğini, doğal güzelliklerini, zengin kültürünü ve tarihi mirasını birazda olsa anlatmak bana büyük mutluluk verecektir. * * *Avrupalıların sebep olduğu gece kondular ortadan kalkmadıkça günümüzde ulus olarak iddia ettikleri evrensel barış ve özgürlüğe kendilerini adamış, bunlar için aydınca tavırlar ortaya koymuş olduklarını ileri sürerek gurur duyan bir siyasal sistem içinde yaşayan Avrupalılar bu amaçlarına ulaşamazlar. Oysa, ulusça onların barış severlikten uzak, önyargılı ve saldırgan tutumları ile eleştirdikleri ve kınadıkları siyasal sistemlerden geri kalır yanları olmadığını yakın tarih özellikle Hindistan, Endonezya, Güney Afrika Cumhuriyeti ve Amerika tarihi ortaya koyuyor. Avrupalılar tarihin en kanlı yüz yılında etkin bir rol oynamışlardır. Kendilerinin dinsel tarihleri de pek iç açıcı bir görünüm ortaya sergilemiyor. Tanrı yoluna yapıldığı öne sürülen toplu kıyım, şiddet, korku, ön yargı, nefret, ırkçılık olaylarına neden olan zorbaların gerçekleştirdikleri tarihin unutturulmaya çalışılan kara sayfalarında yer alıyor. * * * * Bunları bilmeyen birisi için yanlarından geçilen gece kondular, duvar diplerinde uyuyanlar, sadece oralarda yaşayanlara karşı acıma duygusu hissettirir. Oysa o gecekondular temelinde acılar çekmiş, sömürülmüş, kana bulanmış bir tarih barınıyordur. *Dünyanın bir ucundan gelmiş kibirli beyazların ülkelerinde huzur içinde yaşayan insanların hayatlarını yıkan bir tarih. O gece kondular feda edilmişliği yansıtırlar. Başkalarının rahatı için feda edilmiş hayatların simgesidir. O gecekonduların altında Avrupa’nın demiryolları, devlet binaları ve bankalarının temelleri yatmaktadır. http://www.youtube.com/watch?v=ExF9-tt4UoM |
Re: Unutulmuş zamanların yanağındaki gözyaşı. HİNDİ
Yüzyıllardır bereket saçan güneşin aydınlattığı topraklarda sömürgeci güçler *o zamana kadar saklanan, *pusuya yatmış kitlesel ölümleri, gizlenmiş kötülüğü, toprağın kalbinde uykuya yatmış cehennemi aşağılayıcı tavırlarıyla, sinsice yaklaşarak ortaya çıkartmışlardı. Toprağın Hindistan halkına verdiği bereketi kuzey ülkelerinin geleceğine taşımışlardı. Geçmiş zamanlarda yaşayan Hintliler kendi topraklarında köle gibi çalışarak beyaz adamın kurduğu medeniyeti beslemişlerdi. Oysa beyaz adamın günümüzdeki nesli medeniyet için feda edilmiş, mezarları bilinmeyen, toprağa karışmış kemiklerin torunlarını geri kalmış, demokrasi yoksunu diyerek alaya almaktalar.
İşgal edilmiş mağrur insanların ülkesinde adi ve açgözlü canavarlar tarafından dayatılmış karabasanların ardından gelen yokluk her tarafı sarmış gibi gözüküyordu bana. Aslına bakılırsa buradaki yokluk Hindistan’nın geçmişini bilmemden kaynaklanıyordu. Eğer geçmişini bilmesen bu yokluk beni o kadar incitmez, içimi acıtan bir merhameti kalbimin derinliklerine bırakmazdı. Artık benim için gerçekleri öğrendikten sonra asla ve asla dünya bildiğimiz dünya değildi. Bildiğim dünya aslında yalan bir kurguymuş ve gerçekler böyle büyük bir yalana katlanmaktansa birbirlerini boğmayı tercih ederlermiş. Bunun yerine nedense bu hüzünlü toprakların üzerine çökertilen sessizlik gerçekleri boğmuştu. Bunca şehir dibinden yıkıldı, bunca ulusun kökü kurutuldu, milyonlarca insan kılıçtan geçirildi, dünyanın en zengin, en güzel ülkelerinin altı üstüne getirildi, niçin? İnciler, biberler alıp satacağız diye. Uygarlığın değil, aşağılık silahın zaferi bunlar! Bilimsel ilerlemenin, felsefe ve demokrasiye sahip olmanın değil. Hiçbir zaman kazanç tutkusu, hiçbir zaman haksız sömürü insanları böylesi korkunç bir kinle birbirine düşürmemiş, bu kadar yürekler acısı kıyımlara yol açmamıştır. İşte insan haklarının savunucusu olmakla övünen batının kendinden olmayan halklara geçmişte verdiği hak; Biberin insan hayatından daha çok hakkı vardır. Çünkü biber para demektir. Sessizlik kitlelerin ortadan kaldırılmalarının, taşsız mezarların, ailesiz kalmış çocukların üzerini örter. Batılıların sessizliği Hindistan da sanki bilinmezliğin eteklerine yapışmış. Dünya tarihinin üzerindeki kara leke kendi geleceklerini ve hakim sınıflarının çıkarlarını koruyan Avrupalılar tarafından dünyaya uygar batı medeniyetinin vahşi ve ilkel toplumlara uygarlık ve medeniyet götürmesi adı altında aklaştırılmaya çalışılır. Oysa herkes bilir ki içinde o kadar çok ölümün olduğu bir zihniyetten uygarlık diye söz edilemez. Deri rengine göre insanların haklarının belirlendiği bir zihniyettin uygarlığı tıpkı gerçekleri örten bulutlu gök yüzü gibidir. O bulutlar kaybolup güneş içimizi ısıtmadığı sürece uygar denen batının gelecek kuşaklara bırakacağı miras iki yüzlülüğün ne demek olduğunun öğretisi olacaktır. Unutmayalım uygarlık aynı zamanda kendi geçmişinden korkmamak ve acılı geçmişin üzerine örtü örtmemek demektir. Üzerinden zamanın perdesi sıyrılmış gerçekler ne zaman ortaya çıkacak? Tüm gerçekler sanki ardından ne bir fısıltı, nede bir gölge bırakıp silinmiş gibi Avrupanın Demir Yollarında, bankalarında, görkemli binalarının altında sessizce yatmaktalar. |
Re: Unutulmuş zamanların yanağındaki gözyaşı. HİNDİ
Etrafta oldukça basit yapılmış evlerden oluşan köyler yol boyunca sıralanıyorlardı. Köylerin etrafı, eğimli tepeler üzerleri çeşit çeşit sebzelerle ekili tarlalarla doluydu. Tarlaların olmadığı yerler sık ağaçlardan oluşan ormanlarla kaplıydı. Çoğu iki belik örgülü saçlarıyla, omuzlarında şalları, güneşten tenleri iyice kararmış kadınlar *rengarenk giysileri içinde alınlarındaki, gözlerindeki kırışıklıkları daha derinleştirdiklerinden habersiz, her dakika daha çok sıcak saçan havada tarlalarda çalışıyorlardı. Bebekler toprağı kazan, sebze toplayan analarının sırtlarındaki şallarda uykuya dalmış, kimi çocuklar iç ferahlatan gölgeliklerde gelecek kaygısından, kendilerini bekleyen, yıllar öncesinden kopup gelen bir kene gibi bu topraklara yapışmış insanoğlunun hırsının elinden çıkmış aşağılık kaderden habersiz oyunlara dalmıştı.
Tarladaki kadınlar bilinmeyen, gerçekte her kıyıda, köşede var olup tam olarak farkında olmadıkları acının barındığı geçmişi kazar gibiydiler. Issız bir gölge gibi süzülen esmer tenli, belikli kadınların her vurduğu çapa derinlikleri geçmişteki ölümler gibi saklanan gerçeklerden dolayı gizemli olan, bilinmeyen, kanla beslenmiş toprakları kazdıklarından habersiz çalınan bereketi tekrar burada yaşayanların evlerine geri getirmek üzere sessizce daha derine iner gibiydi. Onlar yoksulluklarını kazıyorlardı, onlar geçmişin, atalarının derinlere gömülmüş hüzünlerini kazıp, akşamüzeri bir küfeye yükleyip evlerine taşıyorlardı. Yinede akşam kurulan sofralarında umut yiyip, inanç içiyorlardı. Yoklukta mutluluk, ne büyük bir şeref, ne ihtişamlı bir onur! http://www.youtube.com/watch?v=Yzyjj1gByO0 |
Re: Unutulmuş zamanların yanağındaki gözyaşı. HİNDİ
Hindistan gerçeğini öğrendiğim zaman onlarca, yüzlerce yıl önce yaşamış, tanımadığım, görmediğim acı çekmiş insanların soluklarını onların torunlarını görünce hissettim. Ne kadar tanımasam da, ne kadar olanlara şahit olmasam da ülkeyi gezdiğimde gördüğüm hayatlar eskiden yaşayanların soluklarını soluğumda diriltti. Aldığım her nefes çekilen acılara o kadar yaklaştı ki içinde bulunduğu bedenimde göz yaşları olarak yansımakta. Yanağımdan süzülen sıcak yaşlar benim rahat ve mutlu sayılabilecek hayatımda bir bıçağın tenin üzerinde bıraktığı izler gibi. Evet göz yaşları can yakmaz ama her süzülen yaş insanın çektiği acının kendini dışa vurumudur. Benim gibi Hindistan' da gözü yaşlıydı. Ama Hindistanın ki unutulmuş bir göz yaşıydı.
Hindistan tarihini öğrenen birisi ülkenin neresine giderse gitsin Avrupalı gerçeğine yüz çeviremez. Bu öyle bir gerçek ki insanın içini acıtır. Hayır acıtmaktan da öte yakar, tutuşturur. Günümüzün Hindistanın içimi isyana teşvik eden bizden önceki dünyaya ait acı bir mirası taşır. Bugün bu acı miras Avrupalıların utancıdır, Hintlilerin değil. Avrupalılar Hindistan dan gideli daha bir nesil bile olmamıştır. Ama günümüzde insan hakları ve demokrasisi ile övünen Avrupalı yaptıklarını unutmuş ve unutturmuş geçmişin kanlı birikimlerini harcamakla meşguldür. Sanırım Avrupalının hafızası bu durumlarda balıklar gibi çalışıyor. Unutmamak gerekiyor ki gerçek anlamda ileri gitmenin yolu geçmişe uzanmaktan geçer. Geçmişi inkar eden, unutturmaya çalışan toplumlar bir müddet sonra kibirli kişiliklerin zavallı gölgelerinden başka bir şey olamazlar. http://www.youtube.com/watch?v=9NNXwe1ttBI ....... |
Re: Unutulmuş zamanların yanağındaki gözyaşı. HİNDİ
Yazını okuyunca Hindistan konusu ilgimi çekti ve yarım saat kadar ansiklopediden Hindistan'ı okudum. Bugünkü Irak'ın karışıklığı, Hindistandaki karışıklık yanında devede kulak kalıyor.
Yazında herşeyden evvel dikkatimi çeken büyük bir yanlışlık var: Hindistanı sömürenleri genel bir ifadeyle avrupa olarak tanımlamışsın hem de pek çok yerde. Avrupa deyimi yerine "İngiltere" yi kullanmalıydın. Belki Fransa'da eklense olabilir. Onlar da bir dönem etkili olmuşlar. Ancak 30 civarında ulustan oluşan avrupayı bir bütün olarak Hindistanın sömüründen sorumlu tutumak çok bariz bir çarpıtma olmuş. İtalyanın, İsveçin, Ynanistanın, Avusturyanın, Almanyanın vs.. ne gibi sömürüsü olmuştur Hindistan'da? Bir hiç. Ermeni sorunu konusunda Orhan Pamuk'un Türkler hakkında genelleme yaptığından dem vurark ağır bir suçlama yaparken Hindistan'ın sömürüsünü tüm avrupaya malederek aynı hatayı sen de yapmış olmuyor musun? |
Re: Unutulmuş zamanların yanağındaki gözyaşı. HİNDİ
Konumuz Hindistan olunca tek bir sömürgeciden bahsetmek imkansızdır. Amacım Hindistan ı kimlerin sömürdüğünü belirtmekten ziyade sömürünün nelere mal olduğunu göstermektir.
Bilerek tek bir sömürgeciyi kullanmak istemedim. Hindistan da sömürge başlangıcında Portekizliler ve ardından Hollandalılar vardır. Her iki ülke Hindistan kıyılarında ticari merkezler kurmuş, ülkeyi ele geçirmeye cesaret edememişlerdir. 1497’de Vasco da Gama liderliğinde düzenlenen yeni bir seferle Hindistan “kıtası”na, bu uçsuz bucaksız ülkenin güney ucuna ulaşılmıştı. Da Gama’nın bu ilk seferi yalnızca gemileri baharatla doldurup dönmekle sonuçlandıysa da, daha o döner dönmez yeni bir sefer başlatılıyor ve bu kez yalnızca ticari mallarla değil, top ve barutla yola çıkılıyordu. Portekizlilerin egemenliği uzun sürmedi. Zaten Portekiz 1580’de İspanyolların egemenliği altına girmişti. Portekizlileri Hindistan kıtasından püskürtüp atanlar ise Hollandalılar oldu. Daha sonra ortaya Fransa ve İngiltere çıkar. Fransız vali *Dupleix zamanında neredeyse Hindistan Fransızların eline geçmiştir.Dupleix’in yaradılış olarak ikizi İngiltere’de doğmuştu. İngiliz komutan Robert Clive, hocasından öğrendiği dersleri büyük bir başarıyla pratiğe geçirdi. Giriştiği gerilla savaşıyla Fransızları yıprattı. Bu işi de örgütlediği Hintlilerle yaptı! 1756’da Yedi Yıl Savaşları patlayınca Fransa’nın sömürgelerini yitirme saati çalmış oldu. Avrupalıların tamamına yakını tarihte sömürgeci olmuştur. Buna isveç, İtalya, Belçika, Almanya dahildir. İsviçre, Yunanistan, Avusturya gibi bazı ülkeler sömürge dönemi başlangıcında var olmadığından bu yarışa katılamamışlardır. İsviçre kurulduktan sonra sömürge kavramına farklı bir şekilde katılmıştır... Hindistan konusunda bir tek İngilize seslenmek doğru olmaz. Elbette İtalya, Almanya Hindistan a girememişlerdir. Bu durum sömürgeci olmadıkları için değildir. Sömürge yarışına geç başladıkları içindir. Zaten aralarında ki paylaşım esşitsizliği daha sonra I. Dünya savaşına sebep olacaktır. Sen benden daha fazla yer aldın bana fazla bir şey kalmadı kavgasıdır bu... Biraz tarih bilgisiolan birisi Yunanistan, İsviçrenin neden sömürge yarışına katılmadığını bilir. Demek ki hata bende. İşin en başından anlatmak gerekirmiş. Hatta belki big bang den başlamakta yarar var anlatmaya.... |
Re: Unutulmuş zamanların yanağındaki gözyaşı. HİNDİ
Sevgili antimuhammed,
Başlığını özellikle Hindistan üzerine açmışsın. Hatta HİNDİSTAN yazısını aynen böyle büyük harflerle vurgulamışsın. Yazılarını okuyan avrupalıların Hindistan'ı sömürdüğünü algılıyor. Oysa senin de belirttiğin gibi İngilizlerdir sömüren, az miktarda da Fransızlar. Hollanda ve Portekizinkiler ise basit ticaret kolonilerinden öte birşey değil. Hal böyleyken yazılarında defalarca ve defalarca "avrupalıların sömürdüğünü" ifade etmen, sömürüyü tüm avrupaya mal etmen net bir yanlış bana göre. Alıntı:
Bir varsayıma dayanarak Almanyanın, İsveçin, Yunanistanın vs. durumlar uygun olsa onların da Hindistanı sömüreceğinden yola çıkarak vardığın sonuç şu: "Hindistanı avrupalılar sömürmüştür." Yazını okuyan, yerinde yapılan somut tesbitlerden ve realiteden bahsettiğini algılıyor. Ancak savunmanda faraziyelere dayanaraktan bir sömürüyü, o sömürüyle hiç bir ilgisi olmayan uluslara bile mal ettiğini görüyor. Yazılarından alıntılar: Alıntı:
Alıntı:
Alıntı:
Sömürgecilik, ortaçağın pek çok toplumunda görülen bir davranıştır. Osmanlı'da dünyanın en büyük sömürgecilerinden biri idi. Öyle ki bütçenin üçte biri gayrı müslimlerden alınan reayaya dayanıyordu. Sömürdüğü sadece ekonomi değildi, Devşirme adı altında (Balkan halkları buna "Blood tax" adını takmıştı) balkanlı çocukları 10 yaşlarında ana babalarından ayırıyor, kendi çıkarları doğrultusunda (genellikle savaş aleti olarak) *kullanıyordu. Balkanlar iliğine kadar 400 yıl sömürüldü. Peki Balkan ülkelerini gezdiğinde 400 yıllık Osmanlı sömürgesi olmalarından dolayı geri kalmışlıklarına bakıp aynı göz yaşlarını döker misin? "Bu öyle bir göz yaşıdır ki Türkler buna sebep olduğunu kabul etmediği sürece ne kadar silseniz de tekrar ortaya çıkıyor" der misin gene? |
Re: Unutulmuş zamanların yanağındaki gözyaşı. HİNDİ
Sanırım bir önceki yazımın uzunluğundan detaylar anlaşılamamış..
- İngilizler Avrupalıdır. 1. Osmanlı Avrupalı değildi. Sınırları çizmek gerekir. 2.Avrupalı olupta sömürüye katılmayan yoktur. Azıcık tarih bilen Sömürge dönemi başında Yunanistan, İsviçre, Avusturya gibi devletlerin olmadığını bilir. 3.Balkan ülkelerinde nüfusun yüzde 22 si günde 1 doların altında kazanmıyor. 4.Osmanlının sömürgeci olup olmadığı tartışmalıdır. Osmanlı daha ziyade talancıdır. Kaldı ki ticari hayat çoğunlukla gayri müslümlerin elindeydi. Herkes Osmanlının malıydı bu arada. 5. O zaman işin içine Ari Druid istilasını, Moğlolları da katmak gerekli.... Eğer Osmanlı sömürgeciyse.. 6. Belirtmek istediğim sömürge yönetiminin nelere mal olduğudur. Yoksa İngilizlerin değil. Ne Hunlar, ne persler, nede Osmanlı sanayi devrimini gerçekleştirmemiştir. Onların derdi talandı. İstila ettikleri yerdeki zaanati yok edip kendi üretimlerini satmak değildi. Japonlar ancak I dünya savaşından sonra bu yarışa katılmışlardır. Lütfen tarih bilmeden konuşmayalım. |
Re: Unutulmuş zamanların yanağındaki gözyaşı. HİNDİ
Osmanlı, Pers, Hun.....ve Avrupa sömürgeciliği..
Avrupa’da çeşitli bağımsız elzanaatçılarının birleştirilmesiyle daha büyük ölçekli atölyelerde meta üretiminin geliştirilmeye başlandığı manüfaktür dönemi, yaklaşık 16. yüzyılın ortasından 18. yüzyılın son üçte birine kadar uzanır. Bu dönem, tüm bir dünyanın altüst oluşunun temellerinin atıldığı, milyonlarca insanın kanının akıtılacağı, tarihte görülmemiş bir yağma ve katliama yol açan para kazanma hırsının, eskinin o kutsal şövalye ruhunu bile baştan çıkardığı bir dönemdi. Ortaçağın sonlarına doğru Avrupa’da kimi teknik gelişmeler, her şeyden önce tarihsel açıdan taşıdığı önem bakımından kendisini denizcilikte göstermişti. Ticaretin gitgide büyüdüğü bir dönemde bu gelişme hem onun koşullandırdığı hem de dönüp onu daha da ileri iten ve dönüştüren bir etki yarattı. Bu süreç içerisinde birinin ardından öbürü büyük keşiflere girişmiş, dünyanın bilinmeyen yerlerini gün ışığına çıkarmak yönünde muazzam bir rekabet başlamıştı. Bu rekabetin altında yatan faktör şüphesiz ki bir bilim ve keşif aşkı değil, dünyanın henüz Avrupalının ellerinde olmayan muazzam zenginliklerini gasp edebilmekti. Ticaret ve denizciliğin birbirini koşullandırdığı bu dönemde başlıca hedef ticaret sermayesini büyütmekti. İlkel sermaye birikimi olarak adlandırabileceğimiz bu dönemde muazzam sermayelerin biriktiğini görüyoruz. Paranın bir yüzüne kan ilişmişken, sermaye daha doğar doğmaz her yanından kan, çirkef ve çamur akıyordu. Ticari sermayenin efendi olduğu bu dönem, bir dünya pazarı yaratmaya başlamış, milyonlarca Doğuluyu açlıktan ve kılıçtan geçirerek ekonomilerini çökertmiş, ama akıl almaz boyutlardaki kâr oranı eşliğinde kan ve kemiğe dayanan bir sermayeyi de bir araya getirmişti. Yere göğe sığdırılamayan ticaretin nasıl korkunç bir sefaletin ikiz kardeşi olmuştu. Avrupa sömürüsü üretici olanın yıkıcı hale geldiği, yıkıcılığın ve yağmanınsa yeninin temellerini attığı bir tarihsel hareketti olmuştur. Avrupa sömürüsü ataerkil ve zararsız toplumsal organizmanın dağıtılmasını ve paramparça edilmesini, yıkımlar içine düşmesini ve bunları oluşturan bireylerin aynı zamanda eski uygarlık biçimlerini ve kalıtsal yaşam araçlarını yitirmelerini kaçınılmaz kılmıştır. Avrupalılar, yerli toplulukları parçalayarak, yerli sanayiin kökünü kazıyarak ve yerli toplumda büyük ve yüce olan ne varsa yerle bir ederek uygarlıkları yıktılar. Sen Osmanlı da böyle bir sonuç gördüysen, yada Hunlarda, yada Perslerde o zaman elmalar, armutlar aynı... O zaman soru değişir “Avrupalıların Hindistan’ı fethetmeye hakları olup olmadığı değil, Türkler, Persler, Ruslar tarafından fethedilmiş Hindistan’ı, Avrupalılar tarafından fethedilmiş Hindistan’a yeğleyip yeğlemeyeceğimizdir.” |
Re: Unutulmuş zamanların yanağındaki gözyaşı. HİNDİ
Sn. antimuhammed; bizzat yaşamış olduğu ve yaşarken de notlar ve çekimler ile belirlemiş olduğu kaynaklarını bizimle paylaşmaktadır. Başından sonuna kadar heyecan ile takip ettiğim yazılardan biri de bu oldu (rahat bırakılırsa da olacak).
Bilgiyi direkt almanın keyfini süreceğimize kullandığı genellemenin yanlışlığına düğümlendik. Çok yanlış. Kelimeler; insanların beyinlerinde farklı iz düşümleri bırakır. Bu yüzdendir ki anlamları; gerçek, mecaz, soyut, somut, argo, terim, yan, yakın, zıt, eş olarak sınıflarız. Amerika dediğimizde; Drake boğazından, Baffin denizine kadar olan kocaman iki büyük kara parçası aklımıza gelmez de ABD aklımıza gelir. Kullanan da çoğunlukla Amerika diyerek keser cümleyi. Avrupa için de Sn. antimuhammed aynı kullanım tarzını kullanmıştır. Şahsen Avrupa denince İngiltere nin batısından, Yunanistan'ın doğusuna, Sicilyanın güneyinden, Norveç'in kuzeyini kapsayan kara parçası benim aklıma gelmiz. Konunun geçtiği yer itibarı ile o anki Avrupa devletleri gelir. (Kaldı ki Avrupanın sınırlarından kendileri bile şüphelidirler) Başka bir forumdaki farklı görüşleri nedeni ile bu forumdaki açıklamalarını eleştirmek haksızlıktır. Tarihi, coğrafi, ekonomik, sosyal konularda bilgi verilen bir başlığın altında "Ermeni sorunu konusunda Orhan Pamuk'un Türkler hakkında genelleme yaptığından dem vurark ağır bir suçlama yaparken " cümlesi ile başlayan bir eleştiri yapmak yersizdir. Benim gibi birinin yapabileceği bu tip bir yanlış; Sn. Cem'in tarzından oldukça uzak ve subjektiftir. Hatalarımızı, cehaletimize bağışlayın |
| Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 11:10 . |