![]() |
Çoklu Evrenler
Olanaksızın Fiziği'nde denk geldiğim ilginç bir pasajı paylaşmak isterim. Biliyorsunuz kuantum dünyasından bahsederken, atomaltı kadar minimal bir dünyada gerçekleşen bir takım olayları evrene genelleştirmenin doğru olmayacağından bahsediyoruz. Yani atomları alıp kendi izole dünyalarındaki davranışlarını inceleyip, buradan tüm evrendeki gerçeklik hakkında senaryolar kurmanın (işte örneğin aynı anda 2 yerde olma) makul olmadığını söylüyoruz.
Aşağıda alıntılayacağım pasajın ilk paragrafı ise bu atomaltı dünyadaki gerçeklerin ne şekilde bambaşka evrenlere kapı araladığını anlatması açısından ilginç. Devamında ise yine kuantum garipliklerinin yol açtığı çoklu evrenlerden de bahsediliyor. Ki açıkçası bence çok çarpıcı bir açıklama... "Kuantum evren bilimi" kavramı, ilk bakışta bir terminoloji çelişkisi gibi görünmektedir: Kuantum kuramı atomun sonsuz derecede küçük dünyası ile ilgilenirken, evren bilimi bütün bir evrenle uğraşmaktadır. Fakat bir de şunu göze alın: Büyük Patlama anında evren, bir atomdan çok daha küçüktü. Fizikçilerin hepsi, elektronların nicelendirilmesi gerektiğini, yani olasılıkçı bir dalga fonksiyonu (Dirac denklemi) tarafından tanımlandıklarını ve paralel durumlarda var olabileceklerini kabul eder. Dolayısıyla, eğer elektronların nicelendirilmesi gerekli ise ve eğer evren bir zamanlar bir elektrondan daha küçük idiyse, o takdirde evrenin paralel durumlarda da var olması gereklidir - bu kuram, bizi doğal olarak bir "çoğul dünyalar" yaklaşımına götürür. Kopenhag'ın Niels Bohr yorumu ise, bütün evrene uygulandığı zaman sorunlarla karşılaşmaktadır. Dünyada verilen Ph. D. seviyesindeki her kuantum mekaniği dersinde işlenmesine karşın Kopenhag yorumu, gözlem yapan ve dalga fonksiyonunu çökerten bir "gözlemciye" gereksinim duyar. Gözlem işlemi, makroskobik bir dünyayı tanımlamak için kesinlikle temel bir niteliğe sahiptir. Fakat bütün bir evreni gözlerken nasıl olur da evrenin "dışında" olunabilir? Eğer bir dalga fonksiyonu evreni tanımlıyorsa "dışarıdaki" bir gözlemci nasıl olur da evrenin dalga fonksiyonunu çökertebilir? Aslına bakılırsa evrenin evren "dışından" gözlemlenmesinin olanaksızlığı, bazıları tarafından Kopenhag yorumunun onulmaz eksikliği olarak görülmektedir. "Çoğul dünyalar" yaklaşımında bu sorunun çözümü basittir: Evren pek çok paralel durumda vardır. Bunların hepsi "evrenin dalga fonksiyonu olarak" olarak adlandırılan bir ana dalga fonksiyonu tarafından tanımlanır. ... Kuantum evren biliminde fizikçiler Schrödinger denkleminin elektron ve atomların dalga fonksiyonunu yöneten bir benzeri ile işe başlarlar. "Evrenin dalga fonksiyonu" üzerine etki yapan DeWitt-Wheeler denklemini kullanırlar. Schrödinger denklemi genellikle uzayın ve zamanın her noktası için tanımlıdır, dolayısıyla uzayın ve zamanın her noktası için tanımlıdır, dolayısıyla uzayın ve zamanın o noktasında bir elektron bulma olasılıklarını hesaplayabilirsiniz. Ancak "evrenin dalga fonksiyonu" olası bütün evrenler için tanımlanmıştır. Eğer belirli bir evren için tanımlandığı zaman evrenin dalga fonksiyonu büyük çıkarsa, evrenin o belirli durumda olma olasılığı epey fazla demektir. Hawking bu bakış açısını desteklemektedir. Onun iddiasına göre evrenimiz, diğer evrenler arasında özel bir yere sahiptir. Evrenin dalga fonksiyonu bizim evrenimiz için büyük, diğer evrenlerin çoğu içinse sıfıra yakındır. Bu nedenle çoklu evren içerisinde diğer evrenlerin var olabilmesi için küçük fakat tanımlı bir olasılık mevcuttur, fakat evrenimiz en büyük olasılığa sahiptir. Aslında Hawking genişlemeyi bu şekilde türetmeye çalışmaktadır: "Bu resme göre genişlemekte olan bir evrenin var olma olasılığı, genişlemeyen bir evrene kıyasla daha büyüktür, dolayısıyla evrenimiz genişlemiştir." Evrenimizin uzay-zaman köpüğünün "hiçliğinden" geldiğini savunan kuram test edilmesi tamamen olanaksız görülebilir, ancak bu kuram birkaç basit gözlemle tutarlılık göstermektedir. İlk olarak, pek çok fizikçi, evrenimizdeki pozitif ve negatif yüklerin toplamının en azından deneysel doğruluk düzeyi içinde tam sıfıra eşit olmasının şaşırtıcı olduğuna dikkat çekmektedir. Dış uzayda kütleçekimin hakim güç olmasını doğal karşılarız, fakat bunun nedeni yalnızca pozitif ve negatif yüklerin birbirini tam olarak götürmesidir. Eüer Dünya üzerinde pozitif ve negatif yükler arasında en küçük bir dengesizlik dahi olsaydı, bu fark Dünya'yı bir arada tutan kütleçekimi gücünü yenerek onu parçalamak için yeterli olurdu. Pozitif ve negatif yükler arasında bu dengenin neden var olduğunu açıklamanın basit yollarında biri, evrenimizin "hiçlikten" geldiğini varsaymaktır ve "hiçlik" sıfır yüke sahiptir." İkincisi, evrenimiz sıfır dönüşe sahiptir. Üçüncüsü, evrenimizin hiçlikten geliyor olması evrenin toplam madde-enerji içeriğinin neden bu kadar az, hatta belki de sıfır olduğunu açıklamaya yardım edebilir. Maddenin pozitif enerjisini ve kütleçekimin negatif enerjisini topladığımız zaman, bu ikisi birbirlerini götürüyormuş gibi görünmektedir. Genel göreliliğe göre, eğer evren kapalı ve sonlu ise, o zaman evrendeki toplam madde-enerjinin tam anlamıyla sıfır olması gerekir." İhtimaller denizinde en olası ihtimal olmak.. Mantıklı değil mi sizce de? |
Özellikle bigbangi açıklayan enflasyon teorisinin doğal sonucu olarak çoklu evrenlerin var olması gerekebilir.
Max Tegmark, çoklu evren türlerini dörde ayırmıştı. 1. tür çoklu evrende Tegmark ''burada prensipte olabilecek her şey, aslında başka bir yerde de olmuştur'' der ve sonsuz bir metaevrende aynı fizik yasalarına uyan ve aynı bigbang ile başlamış kopya evrenler vardır der. 2. tür modelde şişme kuramından hareketle baloncuklar gibi başka evrenlerin olduğunu ve biz bu evrenlerden yaşam için uygun olanında var olduğumuzu söyler, çünkü zaten yaşam için uygun olmayan bir evrende var olamazdık. Milyarlarca gezegen arasından dünya gibi yaşama uygun bir yerde evrimleşmemiz gibi bir açıklama bu. 3. tür modelde kuantum belirsizliklerinden doğan everett çoklu evrenler modelinden bahseder. Burada 11 boyutlu sicim kuramı da devreye girer. 4. tür modelde ise her evrende fizik yasaları farklıdır ve bu evrenlere aslında ''matematiksel evrenler'' denilebilir. Ayrıca Kerem Cankoçak'ın hazırladığı şu yazı da okunabilir. http://web.itu.edu.tr/~kcankocak/doc...m-cankocak.pdf Ya da John Gribbin'in 'çoklu evrenler' kitabında bu konuyu ayrıntılı anlatır. Çoklu evrenler ile ilgili her türlü bilgiyi bu kitapta bulabilirsiniz. |
Yahu bu bing bang esnasında evrenin bir atomdan küçük bir halde olmasına bağlı olarak, kuantumun dalga fonksiyonu kuramından türetilen en olası evren olduğumuz fikri çok mantıklı bence. "Hiçliğin kaçınılmaz sonucuyuz" Budur bence...
|
Alıntı:
İkincisi neden çoğul dünyaları EVREN DIŞINDA arıyorsunuz? Bunuda anlamış değilim... Şu an bilinen Evren'de tüm galaksilerin tahmini 7-8 trilyon :) Samanyolu gibi iri galaksiler ise 500 milyar civarı tahmin ediliyor... Buyrun size tıpkısının aynısını tekrar ettirebilecek düzeyde rakamlar... Sonra oturun, aslında ışığın soğurulması olmasa -ki muhtemel- belkide bir sınır dahi tayin edememe sorunu ortada iken, elektronun çapı ölçeğinde düşünmeye devam edin... Bugün biliyoruz ki galaksiler birbirlerinden ayrı bir sisteme sahip değiller, aslında daha bir üst sisteme bağlılar, yani Big Bang'in anlatımındaki balon örneği gibi değil... Üstelik galaksilerin birbirinden uzaklaşması kadar yakınlaşması da söz konusu ve yine ışığın plazmaca soğurulduğu, dolayısıyla değil uzaklaşan, yakınlaşan cisimlerin ışığınınında kızıla kaydığı ispatlanmışken ve uzaklaşmanın ışık hızında vs öngörülmesi ise başlı başına paradokslara yol açıyor... Galaksilerde galaksi adalarından(öyle ifade edeyim) oluşuyor, ve bu adaların bir ucdan, diğer uçları yüzmilyon ışık yıllarında telafi ediliyor... Ayrıca bazılarının ise oluşumun 70-80 milyar gerektirdiğide açıklanmış durumda... Bana öyle geliyor ki Hannes Alfven ciddiye alınmak zorunda kalınacak, zira her ne kadar sadece Big Bang temelli deneyler yapılsada, aşılamayan "plazma madde çorbası"dır... geriye sadece patlamadan sonra ki hal plazma çorba ifadesinin geçerliliğinin sorgulanması kalıyor, ya patlama yok aksine galaksileri oluşturanın çekim(kütleçekim, elektromanyetik çekim, etki ve kuvvetler) etkisiyle yoğunlaşan plazma ise ve bu devam edip duran, halden, hale geçişlerle açığa çıkan somut biçimler ise? Güneş'in dahi bir yaşından söz ediliyor, öncesi ne idi o halde? Plazma, sonrası ne olacak? Plazma(maddenin 4.hali, bana göre ise 1.halive en stabil halidir, zira diğer haller yine bence bu halin olağanüstü koşullarında-yukarıda yoğunlaşmak örneği gibi- farklı halleri yansıtması ama ilgili koşulalrında süreğen kalıcı olamayışı sonucu tekrar ilk hale dönüş durumu)... Eğer somut biçimler için illa bir start gerekiyorsa, plazma da yeter ölçü alınabilir... Sicim teorisi vb teoriler teori değiller ve gelecekte de ispatlanabilir olduklarını düşünmüyorum. 11 değil 24 boyuttan söz ediyorlar ama 4 boyuttan sonrası için ise verdikleri cevap BİLMEDİKLERİ. Bilinmeyen boyut diye bir boyut olmaz, boyut ancak herhangi bir satıhın, alanın şu yada bu, çeşitli referans ve kaideler eliyle koordinatlanması işidir, insan bilmediğini nasıl koordinatlamış da boyut diyebilmiş? Hemde 24 boyut... Sıkıştıkça -yanlışlandıkça veya kotaramadıkça!- boyut öne süren ama sürdüğü boyutunda ne olduğunu bilmeyen bir düşünme modelinin bilimsel olduğunu düşünmüyorum.. |
Alıntı:
" Andromeda, Samanyolu, Üçgen Gökadası ve onlarca cüce galaksinin meydana getirdiği bizim "yerel gökada grubumuz"daki galaksiler kütle çekim etkileriyle birbirine bağlıdır ve birbirlerinden uzaklaşmazlar. Bu durum, evrendeki tüm galaksi grupları için geçerlidir. Grup içindeki galaksiler birbirlerinin kütleçekimsel etkileri nedeniyle zamanla uzaklaşabilir, yakınlaşabilir, çarpışabilir veya birbirlerinin yörüngelerine girebilirler. Ama kolay kolay ayrılmazlar. Gökbilimciler "evren genişliyor, galaksiler birbirinden uzaklaşıyor" derken, galaksilerin değil, "galaksi kümelerinin" birbirlerinden uzaklaştıklarını söylemeye çalışırlar. Ancak, bu bilgiyi belgesellerde, röportajlarda, sunumlarda veya basın açıklamalarında verirken; karşısındaki muhatabına yerel grupları, kümeleri, süper kümeleri izah etmek zorunda kalmamak için o kısımları atlayarak özet geçerler. Galaksiler birbirinden uzaklaşmazlar. Çünkü, küçük bir alanda bulundukları için, kütleçekim yoluyla oluşturdukları küçük gruplar halinde birbirlerine bağlıdırlar. Evren genişledikçe birbirinden uzaklaşanlar, galaksi gruplarıdır. Peki niye galaksi gruplarını oluşturan gökadalar birbirinden ayrılmazken, kümeler uzaklaşıyor? Çünkü galaksi gruplarının üyeleri birbirine görece yakındır ve kütle çekim bunları bir arada tutar. Ancak, galaksi kümeleri birbirinden uzaktırlar ve aralarındaki kütle çekim etkisi lafını edemeyeceğimiz kadar azdır." İkincisi neden çoğul dünyaları EVREN DIŞINDA arıyorsunuz? Bunuda anlamış değilim... Şu an bilinen Evren'de tüm galaksilerin tahmini 7-8 trilyon :) Samanyolu gibi iri galaksiler ise 500 milyar civarı tahmin ediliyor... Buyrun size tıpkısının aynısını tekrar ettirebilecek düzeyde rakamlar... Sonra oturun, aslında ışığın soğurulması olmasa -ki muhtemel- belkide bir sınır dahi tayin edememe sorunu ortada iken, elektronun çapı ölçeğinde düşünmeye devam edin... [/QUOTE] Sanırım tam anlaşılmadım. Ya da daha doğrusu benim paylaştığım pasajdan anladığım biraz daha farklı birşey. Bir kez daha izah edeyim. Kuantum teorisine göre Bugün biliyoruz ki galaksiler birbirlerinden ayrı bir sisteme sahip değiller, aslında daha bir üst sisteme bağlılar, yani Big Bang'in anlatımındaki balon örneği gibi değil... Üstelik galaksilerin birbirinden uzaklaşması kadar yakınlaşması da söz konusu ve yine ışığın plazmaca soğurulduğu, dolayısıyla değil uzaklaşan, yakınlaşan cisimlerin ışığınınında kızıla kaydığı ispatlanmışken ve uzaklaşmanın ışık hızında vs öngörülmesi ise başlı başına paradokslara yol açıyor... Galaksilerde galaksi adalarından(öyle ifade edeyim) oluşuyor, ve bu adaların bir ucdan, diğer uçları yüzmilyon ışık yıllarında telafi ediliyor... Ayrıca bazılarının ise oluşumun 70-80 milyar gerektirdiğide açıklanmış durumda... Bana öyle geliyor ki Hannes Alfven ciddiye alınmak zorunda kalınacak, zira her ne kadar sadece Big Bang temelli deneyler yapılsada, aşılamayan "plazma madde çorbası"dır... geriye sadece patlamadan sonra ki hal plazma çorba ifadesinin geçerliliğinin sorgulanması kalıyor, ya patlama yok aksine galaksileri oluşturanın çekim(kütleçekim, elektromanyetik çekim, etki ve kuvvetler) etkisiyle yoğunlaşan plazma ise ve bu devam edip duran, halden, hale geçişlerle açığa çıkan somut biçimler ise? Güneş'in dahi bir yaşından söz ediliyor, öncesi ne idi o halde? Plazma, sonrası ne olacak? Plazma(maddenin 4.hali, bana göre ise 1.halive en stabil halidir, zira diğer haller yine bence bu halin olağanüstü koşullarında-yukarıda yoğunlaşmak örneği gibi- farklı halleri yansıtması ama ilgili koşulalrında süreğen kalıcı olamayışı sonucu tekrar ilk hale dönüş durumu)... Eğer somut biçimler için illa bir start gerekiyorsa, plazma da yeter ölçü alınabilir... Sicim teorisi vb teoriler teori değiller ve gelecekte de ispatlanabilir olduklarını düşünmüyorum. 11 değil 24 boyuttan söz ediyorlar ama 4 boyuttan sonrası için ise verdikleri cevap BİLMEDİKLERİ. Bilinmeyen boyut diye bir boyut olmaz, boyut ancak herhangi bir satıhın, alanın şu yada bu, çeşitli referans ve kaideler eliyle koordinatlanması işidir, insan bilmediğini nasıl koordinatlamış da boyut diyebilmiş? Hemde 24 boyut... Sıkıştıkça -yanlışlandıkça veya kotaramadıkça!- boyut öne süren ama sürdüğü boyutunda ne olduğunu bilmeyen bir düşünme modelinin bilimsel olduğunu düşünmüyorum..[/QUOTE] Eğer evrenin zamanında kuantum ölçeğinde bir boyutta olduğunu öngörüyorsak, bugün kuantum dünyasını yöneten dalga fonksiyonlarını, evrenin kendisi için uygulamak neden "üfürük" olsun ki? |
Kuantum Mükerrer
|
Sevgili Dialectics
"Eğer evrenin zamanında kuantum ölçeğinde bir boyutta olduğunu öngörüyorsak" Öngörmüyorum dahi öngörülemez olduğunu düşünüyorum(milyarlarca ışık yılında madde, kuantum ne? Maddenin mikro dünyası ve makro dünyası, mikro dünyasına indirgeniyor yani yok etmenin bir başka biçimi, üstelik Kuantum Fiziği de doğal olmayan, gerçekle bağı tamamen yalıtılmış, özel koşullar anlamına da gelirken), elmayı parçalayıp, sonrada en küçük parçasına inip(içine girdiğin bütünün bir parçası, ancak bütünle anlamlı), hiç bir şey yoktu bu küçük parçanın ruhu suların üzerinde dalgalanıyordu(Tevrat Yaratılış) der gibi, bütünün, 1 ama sadece 1 tekil, tek başına neredeyse yok denecek kadar minik parçası-parçaya indirgenmesi, haliyle her şeyi söylemek mümkün... Arkadaş GÖZLEMLEDİĞİN evren böyle mi söylüyor, elde olan, algıladığın seni destekliyor mu? Aslında hayır...ya ne, illa bir başlatan ve başlangıç saplantısı? Bu bir taştan alınan atom ile benden alınan atoma bakıp, ikimizinde taş ya da insan olduğunu söylemeye de benziyor... İndirgeme özünde mantık hatasıdır... Galaksi kümelerinin çapı milyonlarca ışık yılında telaffuz ediliyor, bu da uzaklaşma şöyle dursun yakınlaşıyor bile olsalar Kızıla Kayma gözlemlenecek... Son gözlemlenen kümelerden kimisi 500.000.000 ışık yılı çaplarında(elbette tam daire değil, yayılım alanı)... Bu galaksi Kümelerinden bize gelen ışık ise -ki yakındakiler ayrı- plazma maddece soğuruluyor... Ayrıca bize 30 milyar ışık yılı uzaklıkta gökadaların bulunması(z8_GND_5296). Oysa Big bang saçılıma göre düşünürsek, başlangıçta bu muhteva bizden hiçte uzakta değildi, yapışık ikiz gibi. Dolayısıyla gözlediğin hali 13 milyar yıl evvelki olması için, uzaklaşmanın hızının ışık hızının karesi, yani 2 katı olması gerekirdi değil mi(karşılıklı uzaklaşma hızı 2 katı oluyor, ışık yola çıktığında ise mesafenin kat edilmesi, 2 katı değil ışık hızı ölçeğinde olacak, çünkü A ile B nin uzaklaşması karesi, ama A dan B ye ışığın hareketi 1 ışık hızı eder, yetişmesi içinde karesi hızında hareket etmesi gerekirdi çünkü iki cisimin uzaklaşması hızı ışığın karesiydi) buda bir başka sorun, nasıl ki ışığın mesafeleri katetmesi bir sorun ise, böylesine ışık hızı uzaklaşmalarda zaten o ışık size yetişemezdi, hadi bir başka sorun, siz bu mesafeyi, kendinizi ve o galaksiyi sabit değerlendirip yaptınız(oysa ışık hızında uzaklaştığınızı dolayısıyla katedilecek mesafeyi uzattığınızı da öngördünüz), bu da başka bir sorun, hadi o sorunu da aştık, şimdi o galaksi gerçekte 300 milyar ışık yılı uzakta da olabilir değil mi? Hayır zamanla uzaklaşmanın hızı düştü derseniz, o halde o ışık 13 milyar değil, 30 milyar yıl evvelki ışıkda olabilir değil mi? (çünkü sabit bir aralığa sahip değildiniz). Daha düşük hızlarda uzaklaşma durumunda ise gözlediğin ışık(ki ikizlerin ayrılığı bir süreklilik oluşturuyor) hiçte o kadar eskiye dayalı olmazdı, anlamak için birbirinden saatte 1.000 km hızla uzaklaşan iki cisimi düşünün, görüntüye yansıyan ışık saliselerle öngörülecek bir gecikme olurdu (Bu paragraf bana ait bir çözümleme, öngörü, paradoks açılımı) Cisimlerin ivmeye karşı direnci vardır ve genişlemenin ışık hızının katlarınca öngörüldüğü bir durumda, kütleçekimin zayıf kalacağı açık değil mi? Bu belirttiğim paradokstur, belki bu problemin bir çözümü vardır, fakat neye göre? Yine Big Bang örneğinde verildiği gibi şişen balonda süreçle galaksiler oluşuyor, galaksiler daha bir üst sistemin parçaları ve galaksiler arası muazzam mesafalerden daha muazzam mesafelerce ayrılmışlar... Örneğin z8_GND_5296 galaksi kümesi, 30 milyar ışık yılı uzakta, ve görülen ışığın günümüzden 13 milyar yıl öncelere dayandığı öngörülüyor, lakin galaksi kümelerinin oluşumu milyon değil, milyar yıllarla telaffuz edilebiliyor(yine Big bang esas alınırsa, Plazma Model esas alınırsa böyle bir durum gerekli değil zira kütleçekim sonucu plazmanın yoğunlaşma düzeyi görecelik arzediyor, haliyle oluşumların süreleri de o düzeyde göreceli)... Eğer 360 derece etraf gözleminde elde edilen veri, 360 derecede tüm cisimlerin uzaklaşıyor görüntüsü ise -ki öyle- bu halde bu ifade yanlış olur,mantıken de yanlıştır(ki bu benim çözümüm, analizim, ifadem). Böyle bir şeyi gözlemleyebilmek için Dünyayı Evren'in merkezi yapmak şart, zira Evren genişliyor olsa bile biz, 360 derecede tüm cisimlerin bizden heleki hemen, hemen aynı hızlarda uzaklaştığını görmemeliyiz, bunu bakış açısı, doğrultusu olarak düşünün, kimisi bizimle aynı doğrultuda harekete sahip olmalı değil mi? (KOMŞULAR) Sonra saçılım madem o hızlarda telaffuz ediliyor, o halde gözlemlediğimiz Evrende kabak gibi orta noktada evrenin neredeyse bütünün yarısından fazla bir boşluk olmalı, nerede? (tabi bu bir musluktan akan su gibi öngörülmüyorsa-yani süreğen fışkırma öngörülmüyorsa, böle bir şey öngörülüyorsa da 13.5 milyardan söz etmek saçma olur). 30 milyar uzaklıkalra bakıyorsun, böyle bir boş arazi yok... Evrenin bir merkezi olmadığı da aslında Plazma Evren Modelinde öngrülmediği gibi sanırım ispatlanmıştıda(bir dolu simülasyon)... Dalga sorunu ise (her şeyin dalgalanmalar olduğu iddiası) başlı, başına sorundur, bunu Kuantum Fizik alanının davranışları, heleki o düzeye göre henüz çok ilkel yöntemlerle elde edilen verilere dayalı öngörmek saçmalamaktır... Ayrıştırılmış 2 parçacığı 10-15 km uzaklıklara saatte 100 km hızla taşıyıp sonrada karşılıklı davranışlarını gözlemek bu bile sorunludur, velevki aralarında bir iletim bağı olsun(dalga, sinyal) ve bu bağda hadi ışık hızının yarısı seyrinde olsun(100 km sadece an meselesidir), siz 100 km hızla gidip ayırdığınızda bu bağı kopartmış olur musunuz?... Her şeyin birer dalga vb olduğu ve maddenin olmadığı iddiası, çok küçük, aşırı yalıtık, özel ortamlarda, anormal koşullar yaratarak, üstelik en ilkel yöntemlerle, çok az veriyle(!), ve yine üstelik BAĞIL olmayan, alakasız ilişkielr üzerinden MAKRO düzeyde varsayımlarda bulunmak noktası sorunu kadar, dalganın yapı ve özelliği gereğide(öyle kafasına göre dikey ve düz doğrultuda eşit aralıklı, değişmez frekansla ilerlemesi?) milyar ışık yılı mesafelerde, minumum 3 boyutlu cisimlerin milyarlarca ışık yılı çapında makro düzeyde -üstelik 3 BOYUTLU, derinlemesine- açığa çıkabileceği öngörüsüde sakattır... yani bu durumda dalganın frekansı ve boyutunu tahmin edin, milyarlarca ışık yılı uzunluğunda, bu durumda varsayım her şeyin birer görüngü-YANSI- olduğu noktasına varır ki(işte sicim, hologram vsleri, üfürkleri dediğim), bu halde elinize alıp dilimlediğiniz elma da neyi dilimliyorsunuz? Dalganın yansısını mı? Kütle, kütleçekim, madde, yoğunluk hakgetire... Üstelik bu varsayımlar maddenin milyarlarca kez küçültülmüş birimlerinde öngörülüyor ve öngöremediği içinde gaipten ve kermaeti kendinden menkul BOYUTlar(24 boyut!) üfürüyor, yani olmasada illa olduracak... Salt kurgusal düzeyin ifadelerine şüpheyle bakmak değil, bilimin akıla yatkınlığının da öngörüsüyle, bu tür varsayımları kabul edilir bulmuyorum, başkaları kabul edebilir ve dahi bilim kabule dayanırlık taşıdığı an inanç haline gelmiş olur... Ben kabul etmiyorum, yanılıyorumdur veya aksine, hiçte umurumda değil ve açıkcası Evren nasıl başlamış yönlü soruların(eğer başlamışsa, illa bir başlatan ve başlangıç saplantısı, aslen zaman mefhumlu saçma düşünce, başyan bir şey yok, olsa olsa dönüşümden-oluşumdan söz edilebilir), içinde yaşadığımız çevre, ortam, koşul ve hayatı çözümlemekten daha önemli olduğunu da düşünmüyorum, bir öncelik sırası konacaksa, susuzluk ve açlık, savaş, milyonlarca insanın öldüğü ve doğanın insan eliyle yıkımına rağmen, Evren nasıl başlamış yönlü soru, sorup bunun için milyarlarca dolar harcayan çağın deliliğine de anlam vermiyorum, aslında bir anlam veriyorum çünkü bilimde ideolojik ve histerik bir baskı altına girdi, bu bir yanda Kilise ile temsil ettiğimiz inanç ekseni, diğer yönüylede kapitalizmin teknolojik gelişimi menfaatleri uğruna kullanmışlığı ve buna bağlı, kitlelere yapılan propagandalar(neyin önemli olduğunu manipüle eden böylelikle geniş kitleleri önem sırasını yok eden bir açıya hapseden)... Yani kitlelerin ne duymak istediğini şekillendirirseniz(hipnoz zaten budur), haliyle duymak istedikleri temelde milyarlarca dolar harcayabilirsiniz(böylelikle hem kilise, hemde kapitalist teknoloji pazarı en fazla fayda sağlayan haline gelir), bunu dini sömürüye de benzetebiliriz, adam o düzeyde taleplendirilmiş ki, cinlerle cinsel ilişkiye girip girmeyeceğini soruyor, sorduğu kişide cevap verip milyarlar kazanıyor(SEKTÖR haline geliyor), bu O'nun için ve onda cisimleşen milyonlarca insan için o kadar önemli ki, her şeyden önemli hale gelmiş-yaşadığı dünyadan, hayattan, sosyal ilişkilerinden, ekonomik durumundan, daha Dünyanın hangi galakside olduğunu bile bilmeyen milyonlar! İnanç zeminine düşen hiç bir şey, isterse bilimsel temelden öne sürülmüş olsun, heleki faraziyi aşmamış kabul edemem. İşte astroloji örneği ve Kuantum Fiziği, o alıntıyı sık, sık yapıyorum, çünkü birisi çıkıp Kuantum paradoksları üzerinden bir teori patlatıyor, kimisi hemen inanmayı seçiyor(inanmak diyorum çünkü teori değiller), kimiside bu seçimi yapmayanı, Kuantum Fiziğini ret etmekle suçluyor, tipik sen Allah'ı inkar ediyorsun tutumu... Kuantum fiziğini ret etmiyorum, sırtını ona dayayan her türden ve bana göre henüz safsata diyebileceğim şeyleri kabul etmiyorum ve doğrusu bu yönteme, idealist hataya düşen bilim insanı da olabilir, bilimsel yöntemde kimin ne dediği önemlidir, kim olduğu değil. |
spartacus, bence teorileri oluşturan argümanları denklemsel ve gözlemsel modellerin doğruladığı şekliyle anlamak yerine insanların onları tarif ederken kullandığı yüzeysel dile, kestirimlere fazlaca "hurafe" yüklüyorsun. Bu yüzeysel bilim dili, popülerleşen tüm bilim dallarında bulguların insanlara aktarılması için şart. Ve evet popülerleşen bilimin menfaat sağlamak isteyeni çok olur.
Bilim adamları kütleçkimini tarif ederken çarşaf modeliyle açıklıyor. Sen, "yahu uzay çarşaf gibi değil ki" diyorsun. Uzayın çarşaf gibi olmadığı aşikâr, ancak zaman + üç fiziksel boyutu herkesin idrak edebilmesi güç. Bunların denklemlerinin herkesin anlayabileceği şekilde görselleştirilmesi de oldukça güç. Çoğu matematiksel denklemi simüle etmek bile büyük kaynak gerektiriyor. 4-5 yıl önce SETI@Home la ilgili bir başlık açmıştım hatırlayanlar vardır belki. O projenin amacı elde edilen denklemsel verileri bizim gibi düz adamların bilgisayarı vasıtasıyla çözümlemek. O kadar büyük verilerden bahsediyoruz yani. Adamlar koca matematiksel verileri, modelleri bildiğin iki boyutlu koordinat düzlemine indirgiyor, ortaya da çarşaf çıkıyor. Konu bu. Buna benzer onlarca şekilde, slayt var. Hepsi sadeleştirilmiş şeyler. Halbuki pek çoğu bir denklemde bilinmeyeni ifade ediyor. Bigbang'de üç-dört tane fenomen gözlemleniyor. Bunlar, şimdiki verilerimizle evrenin bir noktadan patladığını ve genişlediğini söylüyor. Hatta bu fenomenleri ölçen antenlerle mesafe tahmini yapıyoruz, aslında varlığı gözlemlenmemiş nesnelerin varolması gerektiğini düşünüyoruz ve haklı çıkıyoruz. Bu haklı çıkmalarımız Hubble ile patlama yaptı. Evet Hawking'in Bigbang ile "hiçlikten evren" tasavvuru çöktü. Ancak Bigbang'in gözlemlenebilir etkileri, bilim adamlarının yaptığı kestirimler hâlâ geçerli görünüyor. Bigbang'den önce ne var? Evren dediğimiz şey aslında evrenler okyanusunda bir zerre mi? Evrenin dışında ne var? Bunlar muhtemelen hiç bir zaman gözlemlenemeyecek, çözümlenemeyecek çok farklı sorular, Bigbang ile de doğrudan ilintili değil. Ancak bu soruları sormak ve üzerine kafa yormak gerekiyor. Sürekli perspektifi değiştirmek gerekiyor. Elimizdeki matematiksel modelleri farklı açılardan güncelleyerek değerlendirmek gerekiyor vs. Bilimsel yöntemde kimin ne dediğini tartışabilmemiz için dahi teorik fizikçi olmak lâzım spartacus. "Bigbang bence yok, Kuantum çok metafizik o hâlde yoktur muhakkak" demek insanın ideolojik avuntusudur. Kuantum teorisinin ya da ona bağlı bazı acayip teorilerin metafizik olduğunu düşünmek, bilim adamlarının metafizik dogmalarına bağlı olarak bunları ürettiğini söylemek bilimsel aklı reddetmektir. Bilim, her devirde protestan saldırılara uğramıştır ancak metod ortadadır. Küresel bilim cemiyeti her zaman galip gelir. Takdir edersin ki biz popüler bilim kitaplarını takip etmekten başka kaynağa sahip değiliz. Matematiksel model üretemeyiz, gözlem ve sınamada bulunamayız. Bir şeyi savunurken de izânı zorlamamakda fayda var. --- Bu tür karanlıkta kalan yeni fenomenlere "metafizik yanlılık" yaftası yapıştırmak bana göre "Ay'a inilmedi, Amerika herkesi kandırıyor", "Evrim yok, bilim adamları bizi şey ediyor" gibi birşey. Bu bakış açısı çok şüphecilikten, çok biilmsel olmaktan kaynaklanmıyor. Bu düpedüz komplo teoriciliği. Ben senin komplo teorisi ile işin olmadığını biliyorum, ancak insanların bilimsel kavramları açıklayışında hep bir "aha metafiziğe kaydı" denecek yer arıyorsun gibi geliyor bana. |
Bir noktayı da unutmuşum(ilk gün düşündüm ama yazmamıştım)
Dalga konusunu çözüm görüyorsak(eğer öyle olsaydı), hiç detaya inmeden, karmaşık laflar etmeden, kabaca, tek yapmanız gereken 1 dilim peyniri ikiye ayırmak, sonra bir dilimi dışarı, diğerini de buzdolabına koymak... Bakalım neyin dolanıklığını gözleyeceksiniz ve madem aslında önceden belli bir dalganın ayrılmaz yansılarıydı(ilizyon->hologram, sicim üfürkleri), o halde?... |
Alıntı:
|
| Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 01:43 . |