![]() |
Başlangıç ve son yanılsamaları
Bütün başlangıçlar ve sonlar insanların keyfi tanımlamalarına bağlı. Çevremizde olup bitenleri anlayabilmek ve sınıflandırabilmek için uydurduğumuz kavramlar.
Örneğin, insanın başlangıcı ne zamandır sorusunun bir cevabı yok. Yaklaşık iki yüz bin yıldır Homo sapiens var fakat bu net bir başlangıç değil. Bir milyon yıl önce de insan farklı bir formda vardı. Ya da canlılığın başlangıcı ne zamandır sorusu da geçersiz. Canlılığa biz keyfi özellikler atfederek sözde bir başlangıç tayin ediyoruz. Halbuki on milyar yıl önce de canlılığın yapıtaşı olan moleküller vardı. Ya da doğum tarihimiz başlangıcımız kabul edilir. Halbuki doğumdan önce de vardık, sadece atomlarımız henüz biraraya gelmemişti. Doğum bir başlangıç olmadığı gibi ölüm de bir son değil. Hepsi keyfi tanımlamalar ve sınırlamalar. Dünya ne zamandır var? Aslında hep vardı. Sadece parçaları bir araya gelmemişti. O halde bütün bu örnekleri bigbang olayına da genelleyebiliriz. Kendi tanımladığımız uzay-zaman kavramlarına bir başlangıç yüklemişiz. Fakat bu tanımlamalar da keyfi. Başlangıçlar ve sonlar yerine, birleşmeler ve ayrışmalar desek daha doğru olur sanırım. Bütün başlangıç ve son tanımlamaları, insan zihninin yüklediği keyfi özelliklere bağlı oldukları için aslında birer başlangıç ve son olamazlar. 2 ile 3'ün arasının başlangıcı 2'dir, sonu 3'tür dediğimizde bu tanımlama bizim uydurduğumuz keyfi özelliklerin sonucudur. Halbuki bu tanımlamalar dışında 2'nin öncesi de vardır, 3'ün sonrası da vardır. |
Bilincin bir başlangıcı ve sonu var dostum. Biz fanileri ilgilendiren de bu.. :)
|
Alıntı:
Alıntı:
Alıntı:
Başlangıçta haliyle değişen formlar, nitelikler arasındaki kıyastır, başlangıç-bitiş birliktedir, bir şey(form, nitelik, yapı) bitmeden, başkası başlamaz, zira nitelikçedir, iyi ama öncesi ne, ilki ne, anlamsız, her şey öncesiz bünyede gerçekleşiyor, değişince aha referanslarımız oluyor, önce ve sonra diyiveriyoruz, dölüp dolaştığımız üzerine kapanan br spiral gibi, sınırımız, zeminin ta kendisi, dışına çıkma şansı yok(uzayın dışına çıkamamak gibi, haliyle öncesi ne, şimdisi ne ise O, nitelik, formlar devinir durur)..uzay-varlık zemininde ise şekli, şemalinin ne olup olmadığı, kimin umurunda(umrunda olacak bir zemin yok)... Açıkcası neye benzediği şu ya da busu sadece nitelik zemininde umursanırlık kazanıyor, insan da formu, niteliği umursamıyor mu? Misal kağıttır, ama her kağıt para değildir, farkı ne? peki kimin umurunda?. Aslında doğru kavram, nesne, cisim zemininde dönüşmektir, oluşmak kelimeside kullanılır, lakin dönüşmek kavramı, oluşmanında zemini olduğu için, önemsenmelidir. Alıntı:
Semboliktir, bu 2 ve 3 lerimiz vb, özünde nitelikçe, ilişki temelinde soyutlanmışlar, kelimelerin de temeli bu değil mi, nitelik, ilişki->iletişim... Envai çeşit de nitelik, formlar... 1 Ekmek (eşit değildir) 1 Ekmeğe -> çünkü isikide ayrı bir form ve yapıdır, o halde sayarız, 1 ekmek, 2 ekmek, 3 ekmek, ekmekleri sayarken 4 ekmek, 5 armut denmez, haliyle yine form-nitelikçe, sembollerimizi belirlediğimiz gibi kıstaslarımızıda buna göre belirleriz... Fakat çok işimize yararlar, cümlelerde kelimeler(soytulamalarımız) nasıl işe yarıyorsa, sayısal soyutamalarımızda bir o kadar işe yararlar... Birde sayılamaz olanlar var, Uzay, varlık, şimdi gibi, haliyle sebep/sonuç, önce/sonra, başlangıç-bitiş gibi mefhumları alamazlar, arızaya gerek yok, neyse o, değişen form-nitelikler, formunuza iyi bakın formsuz kalmayın :) bu konuya, illa musallat olacaktım, bunu herkes biliyor, ben de biliyordum, o halde sorun yok :) |
Alıntı:
Sen ne zaman bilince sahip oldun? 5 yasinda mi? 1 yaşında mi ? Canlılık ne zaman bilince sahip oldu? Çok hucrelilerde mi? Memelilerde mi? Dereceler var hep. Yine keyfi gruplandirmalara ve tanimlamalara bağlı. Hatta bilinç ve iradenin gerçek olmama ihtimali de var biliyorsun illüzyon bile olabilirler. |
Evrendeki hayat ve bilincin, ezeli ve ebedi olması çok daha mantıklı.
Çünkü varlığın temeli olan bu büyük gerçekler, yoktan var olamayacak kadar değerlidir. |
Örneğin elimin altındaki klavye ne zaman var oldu? Yani ne zaman var olmaya başladı?
Bu soru, klavyenin bir zamanlar var olmadığını, belli bir zamanda oluşa geldiğini temel alıyor. Peki klavye nedir? Bir kelimedir. Bir nesneyi temsil eder klavye kelimesi. Yani temsil ettiği şey bir nesne olmakla beraber, ''klavye''nin kendisi insan zihninin içindeki bir kavramdır. Bu kavramın içeriği nedir peki? Sadece ''a'' harfini içeren, devrelerden ve plastikten oluşan bir nesneye klavye der miydik? Bu nesne başlı başına bir klavye değildir. Zihnimizdeki klavye etiketiyle eşleşmez. Zihnimizdeki klavye resminin bir parçası olabilir ancak, kendisi değildir. Bu durumda, klavye doğanın içinde insandan bağımsız bir nesne olmadığına göre, klavyenin oluşa geldiği bir zaman vardır. Yani ''Bu klavye ne zaman var oldu?'' sorusu anlamlıdır. Klavye oluşa gelmeden önce plastik vs. maddelerin zaten halihazırda var olması, klavyenin var olmaya başladığı bir zamanın olması durumunu yanlışlamaz. Yani zihnimizde tanımladığımız bir şeyin var olmaya başlaması için, yoktan var olması gerekmiyor illa ki. ''Halbuki on milyar yıl önce de canlılığın yapıtaşı olan moleküller vardı.'' Evet, ama dediğim gibi bu moleküller bir canlının ilk kez var olmaya başlamasına engel değil. Çünkü biz sadece spesifik özellikler taşıyan bir şeye ''canlı'' deriz. Bu spesifik özellikler moleküllerde yok. Dolayısıyla bu özelliklere ilk kez sahip olan varlık ''canlı'' kelimesiyle anılmayı hak edeceği için ''canlılığın başlangıcı'' diye bir kavram oluşturmak ta mümkün. Asıl sorun şurada; ''Bütün başlangıçlar ve sonlar insanların keyfi tanımlamalarına bağlı.'' Evet öyle sayılabilir. Anlattığım gibi canlı, klavye gibi tanımlamalarımız doğrultusunda başlangıç tayin ederiz. Ama bu cümle gerçeğin sadece çok küçük bir kısmını ifade ediyor. Çünkü bu cümlenin içerdiği kelimeler de insanların ''keyfi tanımlamaları''na bağlı. Dil ile ifade ettiğimiz her kavram ''keyfi tanımlamalar''a bağlı. Demem o ki aynı şekilde ''Bütün varlık ve yokluk insanların keyfi tanımlamalarına bağlı.'' da denebilir. Ya da o değiştirdiğim kısma daha binlerce kelime koyabilirsin. Tabii buradaki ''keyfi'' kelimesi çok büyük bir yanılsama oluşturuyor bence. Çünkü insan bilgisi zaten senin deyiminle bu türden ''keyfi'' tanımlamalara bağlıdır. Bunların yine senin deyiminle ''keyfi'' olması, bunların değerini düşüren bir şey değildir. Özet geçiyorum; başlangıç ve bitiş bir yanılsama diyebiliyorsak, ''keyfi'' olaraktan hemen her şeye ''yanılsama'' diyebilmeliyiz. |
Alıntı:
Alıntı:
Alıntı:
Zaman uzaysallaştırılamaz bir kavramdır-içi, dışı, bir hareket uzayı yoktur- aslında zaman kavramı formlar arası farkın kıyasından, tespitinden, işaretinden başkası değil, çünkü önce varlık ve hareket gelir. Ezeli olan aşılamaz, ebedi olana ise ulaşılamaz, bu kavramlar içe ait(aşkınlığı olmayan) zaman kavramlarıdır ve ne yazık ki soyutlanan zamanı uzaysallaştıran, öznelciliğe düşülen, uzay-varlığın dışında(ki nasıl olacaksa) telaffuz edilmesi yanlışından gelir. Varlık ezeli de değildir ebedi de, böyle bir zaman yoluna sahip değiliz, sadece ortadadır ve hareketi, biçimlerince zaman ve ezeli, ebedi gibi kavramalra hayat verir. yani zeminde dönüşen ne? İşte o her neyse, o değiştiği için zaman kavramı anlam kazanır. Zaman geçtiği için demir paslanmaz, demir paslandığı için zaman kavramına sahip oluruz, yani gerçek zihinlerimizdeki lineer şartlanmışlığımızın tersidir, bu şartlanmayla varlığa bir başlangıç tayin etme çabası ne yazık ki safsatadır, kavramları çarpık ev tersine ele almaktır.. Nasıl ki uzayın bir dışından söz edemezsek böylece uzayın öncesi, sonrası, sağı, solundan ve dışından kıyas yapamazsak, varlık da, varlığa bağlı açığa çıkan kavramlarla dışında kıyaslanamaz ve telaffuz edilemez. Bizim insan olarak temel yanlışımız, öznelliğimizden, yani kendimizi referans alıp çevremize bakıp, çaresiz limitlememizden geliyor-yoksa kaybolurduk-.. Bir okyanusun tam ortasındasınız, sınır yok, limit yok, yön yok, ama özne olarak kendinizi konum alabilirsiniz, böylece kendinizden hareketle limitler, yönler ve mesafeler, alanlar tayin edersiniz, bakış açınız ekseninde varsayımsal limitler oluşturursunuz, buraya kadar sorun yok, sorun kendi sorunumuzla yaptığımız limitler ve tayinleri dönüp nesnel gerçeğe dayatmamız, uzay-varlık ekseninide kendi dar öznel çerçevemize indirgememizdir, yanlışı burada yaparız... Bu yanlışımızı her açıya dayatırız örneğin hala evrene-uzaya bir sınr illa bir limit, başlangıç tayin etme saplantımız her alanda sürmektedir, bu bir örnek, ama örneğimize göre insnalığın bir kaç bin yılını alırsak, evren önce Yer, Güneş ve Ay'dan ibaretti, 19. yüzyılda ise bu en azından Samanyoluna kadar genişlemişti, sonra biraz daha genişletildi, şimdi ise, ışığın sunduğu imkanlar ölçüsünde sınırlanıp, limtilenmeye çalışıyor ve görülüyor ki Samanyolu gibi katrilyonlarca galaksi, sonsuz uzamda(Çünkü açımızı belirlediğimiz araç ışık, ama ışık da madde çorbası uzayda soğuruluyor ve gidebileceği mesafe kısıtlı, erimli ve bitimli).. Oysa evreni yani dolu-boşu, varlık-yokluğu uzayla bir bütün olarak düşünmeli, gelip, geçici formların isimlerine takılıp kalınmamalı, ve bu düzeyi varlığa dayatıp, ters-yüz edilmiş mantıkla dar yargılara şartlanmamalı, bu sonraki iş, asıl mesele varlığı, uzayı ortada ve limitlenemez(çünkü limitler form yapılara dair) olarak kabullenmek, insan özne olduğu ve her şeyi kendisinden başlatıp, bitirdiği, öyle referans aldığı, buna ve kendine-kendini referans noktası almak- göre de, rölatif(özeneye ve konumuna, doğrultusuna göre değişen) sınırlar, açılar, alanlar, mesafeler, hacimler, yönler tayin ettiği ve bunalrıda nesnel gerçeğe(iradeden bağımsız ve özneyi içermeyen) dayatma yanlışıyla kabullenmek istemiyor... Çünkü insan kuyudaki kurbağadır, gökyünüzü kuyu ağzı kadar sanır, limitler ve kimin umrunda, öyle olması için diretir... |
Alıntı:
|
ilk insan
ilk canlı ilk madde gibi ilk başlangıçların hepsi hikaye. Bunların nesnel zeminde yeri yok. İnsan öznel biçimde kendi bulunduğu konumdan bakarak formlar arasındaki farkları kıyaslıyor, sınıflandırıyor. Spartacus'un dediği gibi ilk başlangıçlar sadece bu öznel zeminde anlam kazanıyor. Ama başlangıç kelimesini bazen kullanabiliriz de. Örneğin su yüz derecede kaynamaya başlar gibi. Burada net bir başlangıç anı var gibi görünüyor. Suyun kaynaması olayı bir anda gerçekleşiyor. Anlık bir değişim sözkonusu. |
Alıntı:
Alıntı:
|
| Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 05:31 . |