![]() |
Evrim-Eviren İlişkisi
Evrim olgusunun tanrının varlığı iddiasıyla ilişkisini incelemek üzere şu üç soruyu sorup analiz edeceğim:
1- Evirenli ve evirensiz evrimler mümkün müdür, mümkünse zorunlu olduğu durumlar var mıdır. 2- Eviren konumundaki birisi olmaklık ile evirmeyen konumundaki birisi olmamaklığı ayıran şey nedir. 3- Evirenli evrim mümkünse bile tanrının evirebilmesi ne derece mümkündür. 1- Evirenli evrimin mümkünlüğünü göstermek için insanın evirdiği örnekler kullanılabilir. Örneğin insanın kumdan kale yapması biçimsel bir evrim türüdür ve evirenli evrime apaçık bir örnektir. Yine insanın evirdiği biyolojik ve kimyasal evrim örnekleri de vardır. O halde evrimin bir eviren tarafından yönlendirilmesi mümkündür. Evirensiz evrim örneğini ikinci kısımda vereceğim. 2- Eviren birisi olma durumu iradeye karşılık gelir, irade ise seçeneklere sahip olmayı gerektirir. Her seçeneklilik iradeyi ortaya çıkarmaz ama irade için seçeneklilik şarttır. O halde seçeneksiz/zorunlu bir evrim örneği gösterilebilirse o evrimin arkasında bir irade/eviren olamayacağı da gösterilmiş olur. Örneğim şu: Bir sürahide bulunan suyu, soğuk bir bardağa koyduktan sonra suda gerçekleşen evrimsel değişimlere bakalım. Burada su zorunlu olarak bardağın şeklini alır ve biçimsel evrime uğrar. Yine bardağın sıcaklığından dolayı su soğuyarak fiziksel evrime uğrar. Bu örnekteki bardak ortam şartlarını temsil eder ve su bu şartlara seçeneksiz olarak uyum sağlamıştır. Burada dikkat edilmesi gereken kısım suyun SEÇENEKSİZ olarak bardağın biçimine evrilmesidir. Seçenek yoksa irade yoktur, irade yoksa eviren yoktur. Bu örneğe karşıt olarak bir teist diyebilir ki; su ve bardaktaki koşulları tanrı yaratmıştır ve yaratmasaydı suyun şekli bardağın şekline evrilemezdi. Teistin öne sürdüğü bu yaklaşımda tanrının dışında gerçekleşen olaylar var demektir. Suyu yaratmış olsa bile tanrı suyun biçimsel evrimine müdahale edememiştir. Seçeneksiz zorunluluklar buna örnektir ve bunu göstermiştik. Sadece su ve bardak örneğinde değil, canlıların evriminde de bunun gibi seçeneksizler bulunabilir. Ayrıca birisi olmak durumu ile birisi olmamak durumunu ayırabilmek için insandaki iradenin çevresiyle kıyaslanması da kullanılabilir. İnsanın evirdiği evrimler ile insan dışındaki evrimler karşılaştırılır. Bu kıyaslama neticesinde doğadaki evrimlerin evireninin olup olmadığı hakkında fikir edinilebilir. 3- Tanrı mutlak iradeye sahiptir. Bazı evrimleri evirip bazı evrimleri kendi haline bırakmış olamaz. Her oluşum onun iradi kontrolünde olmalıdır. Fakat ikinci maddede seçeneksiz ilerleyen evrimler göstermiştim. Seçeneksizlik ise irade kontrolünü saf dışı bırakır. O halde birinci ve ikinci maddelerden çıkan sonuçlara göre; evirenli evrim mümkündür ve doğada gözlemlenir, tanrının her evrimi evirmiş olması geçersizdir ve bu da doğada gözlemlenir. Tanrı fikrinin yaşatılmaya devam edebilmesi için bazı tanımsal özelliklerinin güncellenmesi veya kaldırılması gerekmektedir. En başta mutlak irade özelliği kaldırılmalıdır. Haliyle bu durumda tanrı tüm evrimin yaratıcısı olamayacaktır, o ancak evrimle ortaya çıkmak zorunda kalacaktır. |
Seçeneksiz evrim örneği gösterilirse evrimin arkasında irade olmadığı kanıtlanmış olunmaz, evrilen şey her ne ise onun zorunlu olarak değiştiği görülmüş olunur yani iradenin olmadığı nokta burda evrilen şeydir, evirenin iradesizliği veya evrimin arkasındaki iradenin yokluğu değildir. Kalemi yere atınca kalem zorunlu olarak düşüyor, yok ben düşmeyim de kaçayım diyemiyor. Burda kalemin düşmesinde kalemin iradesinin olmadığı ve zorunlu olarak yere düştüğü görülür ama bu olayın arkasında iradenin olmadığını kanıtlamaz. Bir de su örneğinde kimyasal, biyolojik ve fiziksel evrim yok, sadece konulan bardağa şeklinin uyum sağlaması var. Uyum sağlama derken konulan bardağın şeklini alıyor yapısından ötürü. Fakat hiçbir şekilde kimyasal yapısı değişmiyor, su kimyasal bileşen olarak yine aynı fakat konulan şeye göre şekli değişiyor. Su zaten konulan şeye göre şeklini değiştiren bir yapıya sahiptir, bu demek değildir ki kimyasal yapısı değişir. Belli bir kimyasal yapısı var ve bu kimyasal yapı konulan kaba göre şeklinin değişmesine olanak sağlıyor fakat kimyasal yapı hala aynı. İndirgemeci ve sığ yaklaşımla canlılara yaklaşıldığında bu tür yanlışlara düşülebilir.
Evrim değişim anlamında kullanılmış olabilir ama evrim dendiğinde akılda canlanan başka bişeye dönüşümdür, yani türden türe veyahut bir kimyasal başka kimyasala dönüşmesi veyahut cansızların canlıya evrilmesi gibi. Evrim deyince akla gelen bu ama kelime anlamıyla sürece yayılmış değişim de denebilir. Fakat sürece yayılmış değişim diyerek onun arkasından gizlice biyolojik ve kimyasal evrim dahil edilmeye çalışılabilir, buna dikkat etmek lazım. Bağlamları ayırmak mühim. Neyse su örneğinde su bardağın şeklini alıyor, şekilden şekle giriyor. Suyun iradesinin olmadığını burdan anlayabiliriz ama iradesi olmayan sudur, bu sistemin arkasında irade yoktur anlamına gelmemektedir. Teistler evrenin zorunlu değil mümkün varlık olduğunu savunur. Tanrı iradesiyle seçip istediği gibi yaratıp kontrol ediyor diye düşünürler, yani o kadar yaratma modellerinden bu seçilmiş ve suyun kaba göre şekil alması durumu yaratılmış diye düşünülür. Belli koşullara göre suyun şekil alması ve bu sistemin işlemesi tanrıdan bağımsız mıdır? Sistemi kuran zaten tanrı teistlere göre lakin bazıları tanrı kurduktan sonra tanrıdan bağımsız olarak kendi kendine işlemiş diye de düşünür. Tanrı müdahale edememiştir ifadesi yanlış olacaktır. Teistlere göre tanrı araçsal sebeplerle müdahale ediyor, her an her saniye yaratıyor ve kurduğu sistemi de yine bu koşullar üzerinden ve sebepler üzerinden yönetiyor denebilir. Ateistler belki bu noktada tamam ortada sistem var ama bu sistemin sebeplerin iradi kullanımıyla yönetilmesinin kanıtlamayacağını veya bilinemeyeceğini söyleyebilirler. İşte düzen, hassas ayar gibi veya başlangıç gibi şeyler üzerinden de kendi kendine olamayacağını ve bir plancının olmasını gerektiğini savunuyor teistler. |
Alıntı:
Fizik kuralları zorunlu değildir. Bu nedenle doğayı fizik kurallarıyla açıklamak o kuralların arkasında tanrısal irade olmadığını gösteremez. Fakat bardağa boşaltılan suyun bardağın şeklini alması fizik kurallarının da ötesinde bir zorunluluk. Tabi önce suyun bardağın içine konulabileceği ve içinde durabileceği şartlar sağlanmalı. Devamında zorunlu olarak şekli evrilir. Alıntı:
Tanrının mutlak iradeye sahip olması demek, her oluşuma müdahale edebilmesi anlamına geliyor. |
Alıntı:
İradesiz bir örnek verince tanrı iradesi yok sayılmış olmaz. Keyfi olarak yorumlarsan hataya düşersin. İradesiz örnek de neyin iradesizliği? Kalemin veya suyun iradesizliği diyorum ve zorunlu olarak uymaları diyorum, iradesiz olan ordaki şeydir. Ama bunların arkasında bir yöneten veya eviren yoktur veya irade yoktur anlamına gelmez diyorum. Teist paradigmaya göre tanrı araçsal sebeplerle her an her saniye evrene müdahale edip her an yaratıyordur, yani müdahale yok da geriden izliyor diye düşünmüyorlar, onu düşünen deistlerdir genelde. |
Sevgili SelGom
kalemi uzayda bırak, nere düştü? Sıvıların içinde olduğu kapların şeklini alması, ısınan havanın genleşmesi vs olgudur(iradi değil)... Yılzdıztozu iyi bir noktadan gitmiş, ama belkide kavram sorunu belki birikim sorunu anlamak herkes için nasip olmayabilir. Eğer evren bir iradenin keyfiyetine bağlı ise, zaten fizik kuralalrından da söz etme şansımız yoktur, çünkü keyfiyetin stabilleştirilebilir bir kuralı olmaz. kalemi yere bıraktığında düşüyorsa, yeryüzünde bu böyle ise, orada tanrı iradesi yoktur, keyfiyet yoktur, ama benim keyfiyetimi düşünürsek, ben kalemi elime alıp aksine havaya kaldırıyorum, benim iradi müdahalem olduğu sürece kalem yere düşmediği gibi, çok çeşitli hareketlere de sahip oluyor ama canım isterse yerede düşer, hatta uçar bile(bir yere kadar, ileri doğru fırlatırım) hasılı eğer evren bir iradenin keyfiyetine dair ifade edilecekse, fizik kurallarından ve şu koşullarda bu biçimde davranışalrdan söz etme şansımız olmaz, olamaz, koşul değil keyfiyettir orada belirleyici olan. Su yukarı doğru akar, bazı yerlerde ısınsada hiç kaynamaz(keyfiyet benim değil mi), artık buraya binlerce örnek vermek mümkün... demek ki Yılzdıztozu, meselenin temeline koşullar ifadesini koymakla da zaten anlaşılabilir, yerli, yerinde bir tespit, ifade sunmuş oluyor. keyfiyet değil koşullar... |
Alıntı:
Benim gördüğümde maalesef Evrim denen şeyin, sadece Tanrının varlığı veya yokluğu konusunda bir anlamı olmasıdır. Öteki türlü Evrim, Bilim'in bile terk ettiği bir şeydir, Bilim Evrim denen şeyi terk edeli çok oldu. Aynı şekil İslamda bir zamanlar, bu süreçleri aşamaları işlemiş ama bir zaman sonra onlarda bunu terk etmişlerdir. Hasılı Evrim, Din ve Bilim açısından terk edilmiş bir şeydir. Bilim esas hedefi de zaten, bu keşfettiği yapıya ayar çekmektir, onu düzene sokmaktır. Çünkü Evrim dengesizdir, sakat bırakır, hasta eder, yavaş işler, en ufak hastalıkla öldürür vs. İnsan bunu keşfettiği günde, buna müdahale etmeye başladı, nüfuslar bu sayede katlandı, hastalıklar teker teker bitti/bitiyor, genlerde feyk atılır hale geldi. Virüsler, bakteriler, mikroplar nasıl ki keşfedildi ve keşfedildiği gibi yok edilmeye başlandı, Evrim de aynen böyle oldu. Evrim diye bir şey artık yok! Olan kısmıda anca böyle forumlarda, yazışma ortamlarında kişisel tartışmalara konu olmaktan öteye geçmeyecektir. Tanrının varlığının veya yokluğunun Evrimle ne alakası olabilir ki? Lakin oluyormuş. Evrim'in şanssızlığı Tanrı gibi bir ismin gölgesine hapsedilmesidir. Onun var/yok olması onun anca isminin anılmasını sağlar, bir şeyin ismi de anıldıkça o şey yaşatılır, o yaşayan şeyin artık var/yok olması da önemli değildir. Önemli olan "isimdir" ve isimde yaşatılır. Başka değişlede ortada olan, İsim savaşlarıdır. Sanırım söz Kaşânî'ye aitti: "Bir zamanlar Allahın kendi vardı ismi yoktu, şimdi ise Allahın ismi var kendi yok!" Oysa Evrim hem ismen, hemde cismen ortadadır, evde, sokakta, dağda, ormanda her yerde gözlemlenebilir. Çıplak gözle bile değişimler izlenebilir. Sonuçta yaşayan bir şeydir, yaşamın kendisidir. Sorun şu ki insanda "isim" yaşatmak konusunda uzmandır. Bunu mükemmel bir seviyede geliştirmiştir. Kendi geliştirdiği (isim) bu şeyle, kendi geliştirmediği (evrim) o şeyi, bir çırpıda harmanlayabilir. Çünkü isimlerin yeri insanda ayrıdır. Sevgiler |
Alıntı:
kainatta keyfi bir irade yok Ezeli bir irade var keyfi bir irade olsaydı bugün yerinde duran ağzın burnun gözün, yarın vücudundaki başka bir tarafla yer değiştirmiş olurdu. her an her gün yaşamını altüst edecek şeyler, bir gün bile yaşamana izin vermeyecek değişimler olurdu. şimdi söyle, Ezeli Güç ile hangi şey keyfekedermiş neyde fizik kuralı yokmuş? herşey Ezeli Takdir edilmiş bir sistemledir ve biz insanlarda bu kainatta bu sisteme bağlıyız. bizim irademiz seçmektir. doğumundan ölümüne kadar maddeye olan müdahalende yalnız el ve ayakladır. el ve ayaklarını senden çıkarırsam maddeye olan temasın ortadan kalkar ve senin iradenden (aklınla düşünmek ve seçmekten) başka birşeyin kalmaz. tabi bir yandan iraden, sen yokken kurulmuş bir sisteme (kainata) doğumunla birlikte dahil olmanla başlar. yani kainat sen yokken Üstün Kudret tarafından yaratıldı ve sonra sende o sisteme dahil olman için yaratıldın ve bu kainat ("Güneşi ve Ayı sizin hizmetinize verdik, yıldızlarda ALLAH'ın emri ile hareket ederler" Ayetindeki buyrukla) sana yardımcı olmak yaşamını sürdürebilmek için sana hizmet amacıyla verildi. senin iraden akıldır, müdahalende el ve ayak. bunlar sendende önce Yaratılıp kurulmuş kainattaki Kudreti yalanlayamaz. cansız varlıkların kendi kendine hareket etmesi mümkün değildir. ne kalem bu dünyadaki yer çekimine kapılıp düşmeyi ister nede uzayda yer çekimsiz ortamda durmayı başarabilir. senin kaleme temas edip düşmesini yada düşmemesini engellemende Ezeli İradenin kanıtıdır. sen olmasan o kalem ALLAH'ın yarattığı sistemde düşecekti veya düşmeyecekti. ama seni Yarattı ve sen kalemin düşüp düşmemesi için bir araç bir sebep oldun. bunların hepsi "Yaratılmış" bir sistem içinde olur, oksijenin sırf bu dünyada olduğunu düşündüğümüzde geriye kalan tüm evren bizim sonumuz demektir. demekki oksijen kendi kendine sadece bu dünyada varolmadı olamazda. onun kainatın hiçbiryerinde var olmaması sadece bu dünyada olması rastgele olamaz. bunu Takdir eden bir Kudret olması gerek. O Kudret Ezeli ve Ebedi olan Gücü herşeye yeten evrenin mutlak Hakimi ALLAH'tır. |
Alıntı:
daha okumayı bilmiyor, keyfi irade olsaydı diyor, oysa ben bir iradenin olmamasından söz ettim, keyfiyetin anlamı orada, kimseye muhtaç olmadan, dilediği zaman dilediğini yapabilmek, kimseye hesap verememek, canı öyle istedi öyle yaptı namınadır. Sonra bu saçmalama ustası, keyfiyet ile kastedilenin, herhangi bir şeyin zorlamasına tabi olmamak anlamıyla kullanıldığını da bilmiyor. Bunun Zeus'unun, bağımsız ve mecburiyet dışı açıklanabilir bir iradesi yokmuş->o halde ne demektir bu? İRADESİ YOKTUR demektir, akıl-mantıkızlığın, kör cehaletin kendi, kendisini çürütmesiyle karşı, karşıyayız... Buna ne anlatılır şimdi, sorun nerede? İlk paragrafa dönün, herif farazi yükleme işi sloganik propagandayı düşünmek, irdelemek, yazışmak sanıyor, bu saçmalığı herhangi bir kelimeye, hatta bir taşa dahi yükleyebilirsiniz. Birde neyde fizik kuralı yokmuş diye soruyor, kural ile iradenin çok farklı, hatta çelişen zeminler olduğunu dahi bilmiyor. Fizik kuralı varsa, o kuralın gerçekleşmesinin her durumunda, her ne ise orada ne yoktur, irade-keyfiyet, işte aksine tamda bu yüzden kıçın, burnuna kaçmıyor, arkasında hesap sorulamaz ve dilediğini yapmaktan(keyfiyet) alıkonamaz bir irade olmamasından. Fiziğin kuralı neyi gerektiriyorsa o, sözde ilahi tanrısı ne dilerse o değil(itiraf ediyor). Ben senin yüklediğin o farazi boş lafızları, bir korkuluğa da yükleyebiliyorum... O yaratandır, o mutlak iradedir, o korkuluk ki Kudret Ezeli ve Ebedi olan Gücü herşeye yeten evrenin mutlak Hakimidir, olamdığını mı iddia edeceksin hadi oradan ben öyle söylediysem öyledir, senin kendi söylemini dayanak etmekten başka neyin var elinde? Hem kimbilebilir öyle olmadığını, korkuluk bizi sınamak için korkuluk görünümündedir belki değilmi ama?. Konu kapanmıştır zaten sizin başka bir konunuz olmuyor, her konu kelimeden mütevellit hal eylediğiniz masal kahramanınıza övgüler dizmek-bunu yazışmak mı sanıyorsunuz-, peki ego sorunlu masal çocuk seviniyor mudur bari? Mutlu, mesut oluyor mudur sen övüyorsun diye!(yüceltici övgü beklemek de, yapmak da aslen acizliktir,zaaftır dahi sözde kurgunuzda kendinizle çelişirsiniz, yüce olanın yüceltilmeye gereksinimi yoktur, yüce olanı yüceltmek, yüceliğine, güçlü olanın gücünü zayıfa karşı tehdit-zor unsuru olarak kullanmak gücüne, kadir olanın kadirliğini ya bana inanırsın ya da yakarım tadında kullanmak kadirsizliğine işarettir, kadirliğe hakarettir. yücelmenin farazisi, yüce olmayanın, yüce değilde işte, bari yücelteyim noktasındaki açmazıdır, sen sus, O konuşsun-aciz mi? Sen kimsin ki, seni kendi adına konuştursun?.)... |
ben seninle düzgün konuştum sende benimle düzgün konuş saçmasapan sapık sapık laflar kullanma.
"daha okumayı bilmiyor, keyfi irade olsaydı diyor, oysa ben bir iradenin olmamasından söz ettim, keyfiyetin anlamı orada, kimseye muhtaç olmadan, dilediği zaman dilediğini yapabilmek, kimseye hesap verememek, canı öyle istedi öyle yaptı namınadır." zaten Yaratan kendi iradesiyle kimseye hesap vermeden Yaratacak tabi, Yarattıklarının hesabını sanamı verecek sen kimsin be? daha dün nasıl dünyaya geldiğini kendin bile bilmiyorsun seninlemi paylaşacak neyi Takdir ettiğini? aklından zorunmu var senin? ben bu kadar saçma bu kadar sapık bir savunma görmedim. "Sonra bu saçmalama ustası, keyfiyet ile kastedilenin, herhangi bir şeyin zorlamasına tabi olmamak anlamıyla kullanıldığını da bilmiyor. Bunun Zeus'unun, bağımsız ve mecburiyet dışı açıklanabilir bir iradesi yokmuş->o halde ne demektir bu? İRADESİ YOKTUR demektir, akıl-mantıkızlığın, kör cehaletin kendi, kendisini çürütmesiyle karşı, karşıyayız..." yani kendi kendine öyle kıvranıyorsunki saçmalama ustası deyip sözde üste çıkmalar doğru birşeyi savunuyormuş gibi kasılmalar falan, şimdide keyfiyet kelimesini herhangi birşeyin zorlamasına tabi olmamayla aynı anlama getirdi üstteki paragrafda ne dedi şimdi ne diyor ıkınma fazla, ıkınma oturduğun yere dolduracaksın. Yaratan'ı kim neye zorlayacakki Yaratmak için icazet alsın be akıllı? kime danışacak kimle masaya oturacak neyi Yaratacağı hakkında bu ne saçma savunmadır seninki ya? ne sapık laflar bunlar. Yaratan kimseye hesap vermek zorunda değil, neyi nasıl Takdir edeceğini ne zamana nede mekana bağlamayan Üstün Kudret'tir. sen ne biçim konuşuyorsun et ve kemikten oluşan zavallı. "Birde neyde fizik kuralı yokmuş diye soruyor, kural ile iradenin çok farklı, hatta çelişen zeminler olduğunu dahi bilmiyor. Fizik kuralı varsa, o kuralın gerçekleşmesinin her durumunda, her ne ise orada ne yoktur, irade-keyfiyet, işte aksine tamda bu yüzden kıçın, burnuna kaçmıyor, arkasında hesap sorulamaz ve dilediğini yapmaktan(keyfiyet) alıkonamaz bir irade olmamasından. Fiziğin kuralı neyi gerektiriyorsa o, sözde ilahi tanrısı ne dilerse o değil(itiraf ediyor)." kural ile iradenin nesi çelişiyor? Ezeli İrade sonradan bizler için kural Takdir etmiyormu? senin için kural herzaman vardıda sen niye hep yoktun? niye sonradan doğarak katıldın bu kurala bu kural nasıl kural oldu? sen ne saçmalıyorsun be adam? kendisi doğmadan hatta insanlık varolmadan önce varolan kural hakkında savunma yapıyor, akıla bakın. bu kural kendini sana nasıl tanıttı peki sen onun olduğunu nasıl anladın? sana anlatacak ağzımı var dilimi var? saçmalık üstüne saçmalıksın sen. Ezeli İrade olmasa o kural kendi başına uçsuz bucaksız kainattaki her düzeni tek tek nasıl yerine getirdi getirmekle kalmadı aralıksız birşekilde o düzen devam ediyor. senin kendi kurduğun planlarında düzeninde bile herşey pabukipliğine bağlıyken bu kainat nasıl böyle bir düzen içinde yürüyor. başına birşey düşecek endişesiyle bir tavanın altına girmeye çalışıyorsun kendini koruyacağını düşünerek, peki başını göğe kaldırdığında uzayla aranda materyal bir engel olmadığı halde nasıl uzaydaki milyonlarca milyarlarca meteor kafana düşmüyorda sen sağ salim yaşayıp gidiyorsun? ya bana bak kıvranma fazla kıvranma artık itiraf et. salaklığın alemi yok. "Ben senin yüklediğin o farazi boş lafızları, bir korkuluğa da yükleyebiliyorum... O yaratandır, o mutlak iradedir, o korkuluk ki Kudret Ezeli ve Ebedi olan Gücü herşeye yeten evrenin mutlak Hakimidir, olamdığını mı iddia edeceksin hadi oradan ben öyle söylediysem öyledir, senin kendi söylemini dayanak etmekten başka neyin var elinde? Hem kimbilebilir öyle olmadığını, korkuluk bizi sınamak için korkuluk görünümündedir belki değilmi ama?. Konu kapanmıştır zaten sizin başka bir konunuz olmuyor, her konu kelimeden mütevellit hal eylediğiniz acil masal kahramanınıza övgüler dizmek-bunu yazışmak mı sanıyorsunuz-, peki ego sorunlu masal çocuk seviniyor mudur bari? Mutlu, mesut oluyor mudur sen övüyorsun diye!(yüceltici övgü beklemek de, yapmak da aslen acizliktir,zaaftır)..." sen, o lafızları bir korkuluğa haşa yükleyemezsin. o korkuluğun kendini ifade etmesi delillerini getirmesi gerekir. siz Kur'an'daki bir Sureye benzer bir Sure dahi getiremezsiniz o korkulukda getiremez. ancak ALLAH kendinide Emirlerini Hikmetlerini ve Delillerinide Kur'an'la bildirdi. siz daha dün yediğiniz yemeği bilmiyorken milyon sene önceki fosilin geçişi olduğunuzu sallıyorsunuz ama yakın zamanki insanlık tarihinde gelip geçmiş Peygamberleri yada kavimleri Kur'an olmasa bilemeyecektiniz bu ne lahana bu ne turşu, o ağzını topla, iftira ederek ALLAH'tan başkasına ithaf ettiğin vasıfları diliini ısırıp geri al. koparırım o dilini. |
Sapık laflar kullanmadım, hali durumu ifade ettim... Lüfen şahsileştirmeyin..
kimseye hesap vermez veya kimseden etkilenmez->nitelik-özellik-durum-iş'in mahiyeti, nasıl ifade edilecek ki=>keyfiyet! Ama kurala, örneğin fizik kuralı dediniz, bağlı kalarak irade gösterdiğini iddia ederseniz o irade değildir, mahkumiyettir, kadirliğe terstir. vay ben yaratılmazdan önce o kural yaratılmıştır diye cevap veriyorsunuz, pardon ama benimle alakası ne? Sonuçta sen doğada hareket yoktur diye sallayınca, kudretli irade dediğin benden de önce oluşmuş olan kurala bağlı kalmak zorunda kalmıyor mu? cevap mıdır şimdi bu yazdıklarınız(yine dediğim gibi sadece övgü, slogan atmak kafasıyla yazıyorsunuz)?... Lütfen, O'nun adına konuşmayın. başkasının adına konuşmak size kalmadı heleki o başkası kendisini ifade etmekten aciz değilse! yoksa aciz mi? haşa, o zaman O'nun adına konuşup, gerçekten kendi, kendinizi çürüten lafızlarla acizleştirmeyin, olmuyor, belli ki bu iş için hiç yeterli değilsiniz, haşa siz Allah değilsiniz, adına da konuşmayınız... Lütfen gazel okumayınız, lütfen. Şimdi ben bu klavyeye parmaklarımla dokunuyorum, dedin ya doğada hareket yok vb(Allah sizi yarattı ama hareketi yaratamadı öyle mi!), üfürdün, şimdi tanrı ben her bir harfe basarken, benim için parmağımı o harfin üzerine mi götürüyor? peki hangi harfe basacağımı kim belirliyor? ben mi, O'mu? ben isem, gerçekleşmesine vesile oluyorsa, kendi elinizle düşünmeden dile getirdiğiniz farazi lafazanlıkla, tanrının iradesi kalıyor mu?. Yok o belirliyorsa, şu an benle mi yazışıyorsunuz, Allah'la mı? Değilse bile şu ana kadar hangi tuşa basmak istediysem, el mahkum yerine geitrdi(bak burada yanlış sıralamada harfe basmış, geitrdi->getirdi olacaktı, Allah yanlış mı yaptı?!)... Efendim, neden bu dili kullandığım sorulabilir, muhatabımın dilinden başka çaremiz yok. önceki yazımda dile getirdim, "Tespit bir kez akıl-mantık dışılık olarak açığa çıkmışsa, akılla, mantıkla, kelime, sözle diyalog kurmanında imkanı kalmıyor"bakınız üzerine vazife olmayan insanın, tanrı-lar adına abartı övgüleri, akıl-mantık dışılığa varır-haşa tanrı sizlerin akıl-mantıksızlığınızdan münezzehtir, ama abartıcı, övgünün tatmininden, tabunun parlayan cilasından gözü kamaşıp, durumun farkına varamaz, laflarının nereye gittiğini göremez... Allah oradaysa-haşa- sana O'nun adına konuşmak düşmez, sana da muhtaç değildir her konuşmanızda batırıyorsunuz. övüyorsun diye içerikte doğru yaptığın anlamına gelmiyor... kaldı ki övgüye ihtiyacı, muhtaçlığı olmayana övgüler dizmek kudretine terstir, aczdir. Mafya örgütü dinlere gireceksek girmeyelim, onların inançla alakası, istismar, yoksa Allah övgülerden uzaktır, övgülerde tatmin aramak yüceliğine terstir. hiç kimse mutlak aciz olmaz, acizlik ancak bir duruma, koşula göredir, örneğin klavyenin tuşlarına basmaktan ne değilim? Aciz değilim, et ve kemikten oluşan zavallı diyorsun ama et ve kemikten oluşmak beni klavyenin tuşlarına basmaktan aciz kılmıyor aksine sağlıyor efendim, peki sizin tanrnız neyden oluşuyor-kelimeden başka-, muhtevasını da kendisi mi yaratmış? Yoksa bir muhtevası yok mu->yok hükmünde... Bir korkuluğa haşa o lafızları yükeleyemezsin diyorsun, yükledim bile, sanki korkuluk gelip bana itiraz mı etti! Sen bir kelimeye yüklüyorsun da ben korkuluğa yükleyemem mi, sanane, ben yaptım, dedim oldu, bütün sorun bir kağıda yazmaksa yazayım efendim, söylediğimi, kağıda yazarsam gerçek oluyorsa bundna kolay ne var? Peki lafızla, lafızı kağıda yazmakla bir şeyler gerçek olutor mu? Maalesef hayır, ayinesi iştir kişinin, lafa bakılmaz.. madem bu dilden yazıp, konuşmayı iş sanıyorsunuz, eh devam ederiz öyleyse... Atmasyonda sınır var mı? Yok malesef, çünkü safsata, hurafe... Benim harici bir delile ihtiyacım yok efendim, sizinkisi Kur'an ile bildiriyorsa bizzat bizim korkuluğun delili de benim,bende buradan bildiriyorum. delil mi, bir önceki yazımda yazıyor, orada yazıyor efendim, delil orada yazması ise; işte orada! Son defa diyorum, O'nun adına konuşma, madem öyle bırak o kendisi konuşsun, senin adına konuşmana muhtaç mı?... Bakınız benim korkuluğumda kendi adına konuşamıyor, ben ne yüklersem farazide, o hayalve kabul de öyle oluyor!.. Haşa tanrı kendi adına konuşmaktan, sizlerede bana rağmen benim adıma konuşmayın demekten aciz mi? değilse, size gerek yok, övgüleri, abartılı yüklemeleri, propagandayı burada yapmayın, konuya eğilmeye çalışın, örneğin Allah bu klavyenin tuşlarına nasıl hareket veriyor, bunu anlatın, nasılları anlatın, lütfen... |
| Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 00:57 . |