![]() |
Cin Korkusunun Evrimsel Kökenleri
Hemen hemen bütün kültürlerde insanlara musallat olan, rahatsızlık veren, çocukları çalan kötücül varlıklar olduğuna inanılıyor. Bizim de cinlerimiz var :)
Aslında "cin" figürü başlı başına araştırılması gereken bir konu. Nitekim genellikle zannedilenin aksine, bu varlık referansını Kuran'dan almıyor. Evet, Kuran'da "İnsanlar ve cinler" tarzı ifadeler var ve cin diye bir yaşam formundan bahsediliyor. Ama halk arasında yaygın olan, insanlara musallat olduğuna inanılan figür daha çok İslam öncesi Türk/Arap inanışlarıyla benzerlik gösteriyor. Bunu ayrı bir yazıda işlemeye çalışacağım Korku hikâyeleri yazıyorum ve halk inanışlarına, mitoslara karşı bir merakım var. Bu yüzden cinlerle ilgili "deneyim"leri buna inananlardan okumayı ve dinlemeyi seviyorum. Ayrıca bu figürün diğer kültürlerdeki benzerleri (demon, satyr, erintja, douen) hakkında da az çok bilgi sahibi olduğumu söyleyebilirim. Bu kötücül ruhani varlıkların davranış biçimleri de ilginç biçimde benzeşiyor. Genelde de şu şekillerde oluyor: -Cin/demon/hayalet kurbanın etrafında sinsice dolaşıyor. bir yandan gizlenip diğer yandan varlığını belli ediyor ve korku salıyor. Bunu bir süre -bazen uzun süre- devam ettirdikten sonra saldırılarının dozajını arttırıyor ve kurbanı tamamen ele geçirene kadar saldırıyor. -Birdenbire ortaya çıkıp saldırıyor. -Eğer alanına tecavüz edilmişse -sözgelimi gece yarısı bir incir ağacına yaklaşılıyorsa- önce yüksek ve korkutucu sesler çıkarıp uyarıyor. Ancak ihlâl devam ederse saldırıyor. -Yol kenarlarına pusu kurup geçenlere aniden saldırıyor. Özellikle satyrler yapıyor bunu. Dinlediğim, okuduğum bütün deneyimlerde saldırı biçimleri hemen aynıydı. Biraz düşününce bunların vahşi hayvanların saldırı biçimleriyle birebir aynı olduğunu fark edebiliriz. Hoimar von Ditfurth "Bilinç Gökten Düşmedi" kitabında bu meseleyi çok iyi anlatıyor: Alıntı:
Korku, insan türünün devamını sağlayan duyguların başında gelir. eğer korku gibi bir duyguya sahip olmasaydık, muhtemelen bugünkü insan popülasyonu tembelhayvan gibi ağaçlarda yaşayan birkaç yüz hayvandan ibaret olurdu. İnsan korku duygusu sayesinde kendini korumayı, bir tehdit algıladığında kaçmayı ya da mücadele etmeyi, örgütlenmeyi başardı. Cinlere dönelim. Cin vakalarının genellikle geceleri gerçekleştiği iddia edilir. Hatta sabah ezanı okunduğunda kayboldukları söylenir. Dinlediğim hemen hemen bütün vakalar ya gece, ya da gündüz olmasına rağmen karanlık, gözden uzak ortamlarda gerçekleşiyordu. Öğle vakti Alaçatı'da gerçekleşen bir cin olayına hiç denk gelmedim. Her neyse, bunun sebebi gayet basit. Karanlıkta bizden daha iyi gören, daha iyi koku alan ve bizim için tehdit oluşturan birçok hayvan var. Büyük kediler, yılanlar, kurtlar, ayılar, atalarımız bir zamanlar bunlarla mücadele etmek durumunda kalmış. "Karanlık korkusu"nun sebebi budur. Karanlıkta ne olduğunu göremezsiniz ve eğer bundan 100.000 yıl önce bir mağarada yaşıyorsanız, sizden çok daha iyi gören ve güçlü hayvanların tehdidi altındasınız demektir. Bu durumda uyurken tetikte olmanız gerekir. peki bu tetikte olma hâlini ne sağlıyor? Evet, korku. Eğer korku duygusuna sahip olmazsanız o mağarada mışıl mışıl uyursunuz ve rakunlar için bile kolay bir hedef olabilirsiniz. Kendimizi bu tehditlerden yalıtmayı başarmışız. En azından bugün gece uyurken bir jaguar tarafından yenme ihtimalimiz oldukça düşük. Ama 10.000 yıldır kentlerde yaşıyoruz, bundan önceki yüzbinlerce yılın birikimini beynimizden ve genlerimizden atmak mümkün değil. Yani atalarımızın vahşi hayvanlara karşı duyduğu korku bizde "karanlık korkusu" olarak evrilmiş. normalde önemsemeyeceğimiz sesler gece ciddi bir korku kaynağı olabiliyor. Bu korkunun yarattığı etkiyle basit sesleri, gölgeleri, cisimleri bir şeye benzetebiliyoruz. Eh, hemen hemen herkesin doğuştan sahip olduğu bu korkunun bir şekilde temellendirilmesi gerekiyordu. Geceleri duyduğumuz seslerin bir sebebinin olması gerekiyordu. Bu yüzden cin gibi figürlere inanmaya başladık. Cin hikâyelerinin hiç biri güvenlikli sitelerde, otellerde, nişantaşı'nda, altında kafeterya olan evlerde, kalabalık kamp alanlarında geçmiyor. Hikâyelerin tamamı insanların yalnızlık ve tekinsizlik hissi içinde olduğu yerlerde, köy evlerinde, eski evlerde, ormanlarda geçiyor. yaşandığı iddia edilen "tecrübelerin" tamamı da, halüsinasyonlardan veya korkunun etkisiyle yanlış yorumlanan seslerden/görüntülerden ibaret. Ortada rorschach testi benzeri bir durum var. insan beyni basit bir gölgeyi korkunç bir canavara dönüştürecek kabiliyete sahiptir. şimdi cinlerin neden "inanmayanlara gelmedikleri" daha iyi anlaşılabilir sanırım. :) |
Iyi de benim gercekten "bocek" fobim var. Ergenligimde doktora dahi gitmisligim oldu. Biz bunca zaman cozemedik bu olayi. Bunu nereye koyacagiz?
|
Alıntı:
Bunu kesin bir şekilde açıklayabilmek için psikoloji eğitimi almış olmam gerekiyor. |
Cin hikâyelerinin hiç biri güvenlikli sitelerde, otellerde, nişantaşı'nda, altında kafeterya olan evlerde, kalabalık kamp alanlarında geçmiyor. Hikâyelerin tamamı insanların yalnızlık ve tekinsizlik hissi içinde olduğu yerlerde, köy evlerinde, eski evlerde, ormanlarda geçiyor.
..................................... vitus, bizler şehirleştikçe ve modernleştikçe cinlerin yerini farklı versiyonlar aldı, hayalet,bedensiz varlık,karabasan filan.. isimlerde ve formatta farklılık olsa da hikayeleri her yerde her ortamda anlatılmaya devam ediyor. dünyanın her yerinde her kültür seviyesinde var, demek ki insanoğlunun doğasında var, korkudan kaçamıyoruz, korkuya bir ilgi bir merak var, korku filmi izlerken korkuyoruz ama sonuna kadar izlemeyi de bırakmıyoruz.belki dediğin gibi eski atalarımızdan miras bize korku, korkuyu seviyoruz. |
Alıntı:
|
Alıntı:
Geçmişte cinler hayaletler vb. vardı, halk korkuyordu. Şimdide virüs, bakteri mikrop var, halk korkuyor. Bu konuya imzamda ki yazının devamında değinmiştim. "Korku ve sağlık" çok iç içe şeyler, zaten bu cinler meselesi de sağlıkla ilgili en temelinde, onlara uyarsanız, yanlış yaparsanız, vs. "hasta" olursunuz, mantık budur. Cinlenmiş denen şeyinde temelinde "hasta" olmak meselesi vardır. --- Geçen hafta köyüme keşif amaçlı gittim, bahara kısmetse bir ev yapacağımda, kaçacağım bakalım şehir denilen bu büyülü yerden ama tabi kışları geri gelebilirim. Neyse, köyde gezerken ormanın kenarlarında da yürüyüş yaptım, zaten köy ormanların içinde, bir ara dikkatimi çekti ormanda hiç ses yoktu, ciddi ciddi hiç ses yoktu, tabi böyle olması hem dikkatimi çekti, hemde bir ürperti verdi. Açıkcası ormanı sesli bir yer olarak hayal ediyordum ama pekte öyle değilmiş dedim. Nihayetinde sese alışmışız bir kere, şimdi bile gecenin köründe evde bir sürü ses var, buzdolabı, kombi, pc vs. Ama hiç ses olmayınca bu garip bir duygu, ister istemez korkuyor insan. Diyeceğim korku ile bir takım hikayeler üretilmişse, bu geçmişte böyle yapılmışsa, bu onları boş etmeyeceği gibi, bir amaç doğrultusunda yapılmışsa, bugünde şehirlerde korku ile ilgili çok şeyler üretilmiş, bunlarda boş değildir. Alıntı:
En azından bir takım korkularla örülü alanlara, destursuz adım atmıyoruz :D ya da başkasının çatalından, bardağından kullanmıyoruz. :D Yani cısss! iyidir. |
Geçen hafta köyüme keşif amaçlı gittim, bahara kısmetse bir ev yapacağımda, kaçacağım bakalım şehir denilen bu büyülü yerden ama tabi kışları geri gelebilirim.
........................................... bende diyordum bi eksiklik var buralarda, tabi ya felasife yoktu dedim, herhalde dükkanı kapatıp semada alemi seyre çıktı. demek ki yeryüzünden ayrılmamış :) hoşgeldin. köy iyidir, şehrin bütün gam ve yükünü atmak için birebir, para gideri de azalır hem. eh artık derviş gibi dağ tepe gezersin, eline bir davul alıp kötü ruhları ormandan kovarsın şamanlar gibi. iyi ruhlar seninle olsun :) |
Korkmasaydık daha tehlikeli bir tür olabilirdik.
............................. bak bunda çok haklısın, korkmak bizi yaşatıyor, tırsıyoruz da o yüzden herşeye balıklama atlamıyoruz. markete gitmem lazım aşağıya inmek zor geliyor eğer o korkusuzluk olsaydı direkt balkondan inmek isteyebilirdim tabi sonu mort :) |
Alıntı:
|
Alıntı:
Yok maalesef bir yere kımıldadık sayılmaz, mıh gibi yerimdeyim. :D Alıntı:
Ormanlar açısından bizden daha kötü bir ruh olamaz herhalde. Ormanların ruhları ne güzel bunları kovmuştuk, gene geri geliyor bunlar diyebilir. :third: Alıntı:
Alıntı:
Kafanıza göre adım bile atamıyorsunuz, imar girmiş köylere, proje filan derken çivi çakılamaz duruma gelmiş kanunen. Mecburen işide kanuna göre yapacağız. Ama tabi havası suyu ve çevresi yeter diyebilirim. Sevgiler |
| Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 02:53 . |