![]() |
Lisan yetersizliğimiz üzerine alıntılar.
"Dilimin sınırları, dünyamın sınırlarıdır."
Yukarıda yazan "forum kategorisinin" mottosuna nazaran üç alıntıyla lisanımızın ne kadar kısıtlı kaldığını anlayalım. NOT: Hemen hemen bütün İngilizceyle yazılmış sevgi duygusunu anlatan cümlelerin içinde"Love" sözcüğü geçerken hemen hemen bütün küfürlerde de "Fuck" sözcüğü geçer. Sevmeyi, doğayı, acıyı, hastalığı ve inancı anlatırken kullandığımız kelimeler kendi öbeğinde ne kadarsa, "küfür" lisanımızda apayrı bir yerdedir. Alaylı kalaylı en çok küfür edilebilen, lastikli en çok sözcük üretilebilen lisan Türkçedir. Yukarıda ki mottoyu kriter alırsak, lisanımız olabildiğince sevgiden uzak olduğu kadar küfre de o kadar yakın durduğunu hemen anlarız. Özellikle küfür üretmekte sınırımız yok. İngiliz lisanının "Love"ile sevgi anlatımı ne kadar kısırsa "Fuck" ile de küfür anlatımı yine o kadar kısırken, Türkçeyle az sever ama olabildiğince çok söveriz. Dayarız, döşeriz. İngilizcede ki bu kısıtlılığa rağmen günlük yaşantıda 2000 kelime ile konuşuluyorken, biz yaklaşık 100.000 kelimelik bir havuzu bulunan Türkçe ile, gündelik yaşantımızda 300-400 kelime kullanarak konuşuyoruz. Türkçede ki küfür çeşitliliğine ve lastikli kelime sayısına ulaşabilmiş bir dil biliyorsanız yazabilirsiniz. En azından buna seviniriz. - Franz Kafka'nın alıntısında insanlığın ne kadar "dilini" kullanamadığını, Erich Fromm ve bir makaleden yaptığım alıntıda ise, Türkçe ile ne kadar "bilinci düşük" yaşadığımızı paylaşıyorum... - Franz Kafka; "Dilin, duyusal dünya dışında ki her şey için ancak dolaylı olarak kullanılması mümkündür, ama asla yaklaşık bile olsa benzetme yoluyla kullanılamaz,çünkü duyular dünyası gereğince sadece mülkiyetten ve mülkiyet ilişkilerinden söz eder." - Erich Fromm "...Pek çok duygusal yaşantılar vardır ki bir kültürde bu yaşantıları dile getirecek tek sözcük bile yokken ötekinin bu duyguları dile getirmek için çok sayıda sözcükleri vardır. Örneğin İngilizcede cinsel sevgiden, kardeşlik sevgisi ve ana sevgisine kadar bütün yaşantıları dile getirmek için tek bir sözcük var, «love», sözcüğü. Eğer bir dilde değişik duygusal yaşantılar değişik sözcüklerle dile getirilemiyorsa bir kimsenin böyle bir yaşantıyı fark edip ayırt edebilmesi hemen hemen olanaksızdır. Tersine eğer değişik duygusal yaşantılar için değişik sözcükler varsa bunların bilinçleştirilmesi kolaylaşır. Konuyu genelleştirirsek eğer bir dilde o yaşantıyı dile getirecek bir sözcük yoksa o yaşantının bilince ulaşabilmesi çok az rastlanan bir olasılıktır. Dilin süzgeç olarak yaptığı işlevin bu yalnızca bir yanıdır. Diller arasındaki farklılığın bir tek nedeni belirli duygusal yaşantıları dile getirmek için kullandıkları sözcükler arasındaki ayrılıklar değildir. Bir yan dan da sözcüklerinin söz dizimi, dil bilgisi ve kök anlamı gibi bakımlardan da farklılaşırlar. Yaşama konusunda belirli bir tutuma göre biçim almış olan bir dil bu tutumun dışındaki yaşantıları dile getirebilmek bakımından donmuş, kıvraklığını yitirmiş olur...." - Bu uzunca bir makalenin sonuna eklenmiş sonuç yazısı, Milliyet Blog sayfasından "serhatuna" isimli kullanıcının "Dil-Bilinç İlişkisi" başlıklı makalesinin SONUÇ bölümünden alıntılanmıştır... Kaynak Bilinç " insanın toplumsal ilişkileri ve etkinlikleri içinde kendisini, çevresini anlamasını sağlayan düşünce, duygu, istenç, özyapı, heyecan, zeka gibi anlıksal süreçlerin tümü." diye tanımlanır. Öyleyse bilinçli insan, bilinci var olan insan, yani kendisini ve çevresini anlama yeteneği olan kişidir. Bu yeteneğin kazanılmasında en önemli etken düşünme işlemidir. Kişi, düşünme işlemiyle bilinçlenecektir. Bilinçlenebilmek için doğru düşünmek gerekmektedir. Bu işlemi gerçekleştirebilmek için, kullanılan sözcüklerin iyi bilinmesi, dolayısıyla onların iyi bildiğimiz bir dilin sözcükleri olması gerekir. Kullanılan dil bilinçlenme konusunda çok önemli bir araçtır. Dille yapacağımız düşünce işleminin geniş kapsamlı olması için, dilimizin kavramsal açıdan zengin olması gerekmektedir. Bu çalışmanın sonucunda ulaşabileceğimiz en önemli sonuç, kendi ana dilimize ne kadar çok sahip çıkar, onu geliştirirsek bilincimiz de o oranda gelişecek ve dolayısıyla oluşan toplumsal bilinç birbirimizi daha iyi anlamayı sağlayacaktır. |
Türkiye toprakları üzerinde çok farklı etnik kökenlerin yaşamasının sonucu olabilir. Balkan ve Kafkas coğrafyalarından göç edenlerin Türkçe diline verdikleri özeni ne yazık ki bereketli hilal bölgesi altından gelen göçmenlerde göremedik. Bunun sebebi de sosyokültürel seviye farklarıdır.
Din ve bilim reformlarının gerçekleşmemesi eğitim sisteminin çağdaş hale gelmemesine sebep oldu. Bu da çağa ayak uyduramamaya sebep oluyor. |
Yabancı dil bilmediğim için Türkçe lisanının yetersizliğini ve sağa sola çekilecek bir sürü kelime üretmeye ne kadar meyilli olduğunu ölçemiyorum.
Eski Osmanlı'dan bugün ki latin harflerine tercüme edilmiş bir yığın cümle okudum. Belli ki Eski Osmanlı insanı bugün bizim kullandığımızdan daha gelişmiş bir yelpazede lisan kullanıyordu. Eski Osmanlı harfleri bugün kullandığımız 29 harfli latin alfabesinden anlam ve gramer olarak çok yüksekti. Bunu test etmek isteyenler Osmanlı'ca yazılmış şiirleri okusunlar. Keza Arapça bir o kadar bugün ki lisanımızdan belli ki baya gelişmiş. Bugün ki yaşayan Türkçeye baktığımızda Arapçadan alıntılanmış ve türetilmiş bir yığın kelime görüyoruz. Bilimsel, ideolojik ve felsefi kelimeler genellikle Fransızca ve İngilizce'den Türkçeye geçmiş. Türkçe bir şekilde düzeltilmiş bir alfabe ve yüksek kelime kullanımı ile yeniden yapılandırılmalıdır. Yoksa düşünce dünyamız sürekli dar kalacaktır. Alıntı:
Alıntı:
Ek bilgi; Türkçe kelime sayısı 100.000 / 7.000 Arapçadan geçen kelime İngilizce kelime sayısı 400.000 Arapça kelime sayısı 1.500.000 - Ek bilgi; Alıntı:
|
Alıntı:
|
Konuyla alakadar olanlar buyursunlar.
Taze taze bir köşe yazısı. - Bir zamanlar gayet zarif, mânâlı ve âhenkli bir dil olan Türkçe şimdi niçin böyle fakir, güçsüz ve yerlerde sürünür hâle geldi zannediyorsunuz? Lisanı perişan etmenin öncülüğü maalesef devlet eli ile ve işte bu şekilde yapılmıştı da ondan! Murat Bardakçı'nın yazısını okumak için tıklayın. |
Küfür konusu:
İngilizcede de çok küfür var. Çoğunu biz bilmiyoruz. Bizim duyduğumuz Hollywood küfürleri. Bizdeki sinemayı düşünün "Eşoleşek" 80'li yıllarda komaya girip bugün uyanmadıysanız hemen hemen bilinmeyen bir küfürdür. Veya Amerikan dublajları düşünün "scum" kelimesini "pislik olarak çevirirler. Neyse. İngilizcede ir tek homoseksüelliği ifade eden kelimenin bile 15-20 tane adı var. Yani Türkçe ile eşit. + Dediğiniz gibi, yöresel / etnik grupların kendi küfürleri filan var. Kimse bunları araştırıp, mesela sinemaya kazandırmaya filan çalışmıyor o kadar. Da ilerde o da değişecek bence. Kendimden örnek vereyim. 14-15 yaşındayken yeni küfür öğrenmek için ciddi çaba harcamıştım. Bu çabalarım 20'Li yaşların başlarına kadar sürdü. İyi çevredenseniz, kendi dilinizdeki küfürleri bile öğrenemeyebilirsiniz. :) Osmanlıca konusu - Basit dile daha iyidir. Dili bazılarının dediği gibi "kuşa çevirsen" bile. Gerekirse tekrar geliştirirsin. Yabancı kökenli kelimelerle de mücadele edilmeli. Öz Türkçe daha iyidir. |
Alıntı:
Elimizde ki hazineyi maalesef savurmuşuz. Alfabemiz sıkıntılı, son yıllarda bazı harflerin telaffuzları bu yüzden değiştirildi. K harfi gibi. Yani artık KE yerine KA diyoruz. Bazı yazımlar söylemi karşılamıyorlar. Örneğin HAKKARİ gibi. Aslı Hãkkari olmalı. Yumuşatma işaretini düzgün kullanamıyoruz. Bunlar ufak hatalar gibi görünüyor, asıl hata lisanımızda ki derinliğin ve anlam çeşitliliğinin yok olması. |
Alıntı:
Not: Ama özel isimlerde bu uyum aranır mı, bak bilemedim şimdi. |
- Latin harfi de iyidir.
Bir de diğer dilleri bilen birisi olarak. İngilizce ve Türkçe'nin basitliğini seviyorum. Türkçe 'de mesela Almancadaki gibi basit kök kelimeler var. Kök kelimeleri öğrendikçe bunları lego gibi birleştirerek veya birbirinden ayırarak Yeni kelime üretebiliyorsun, ya da olan kelimeyi anlayabiliyorsun. Mesela "Bilgi-sayar". Süper bir kelime. Arapçaya / Farsçaya değinilmiş. Bunlardan ilki Sami dil, ikincisi Hint-Avrupa dili. Tarihsel nedenlerle dilimize geçmiş çok kelime var. Da Öz-Türkçe daha iyi. Uçak Tayyare 'den daha mantıklı. Ama asıl sorun, Arapça ve Farsçanın eski prestijini yitirmiş olması ile alakalı. Mesela Bugün oturup Osmanlıca öğrenebilirsin. DA din adamı filan değilsen ne işine yarayacak? Dönemin jeopolitiği neyse, kendimizi ona göre şekillendirmeliyiz :) |
Bizim 8. sınıftan mezun ettiğimiz öğrencilerin kelime hazinelerinin diğer ülkelerde daha ana sınıfı düzeyinde olan çocuklarla eş değer olmasına ne diyeceğiz yada benin Hãkkari'yi bile yanlış yazmama ?
Doğrusu=> TDK: Hakkãri Bildiğimiz bir konuda 1.500 kelime ile konuşabiliyoruz. İngiliz ana sınıfı çocuğu yaklaşık 2.500 kelimeyle. Dil ile bilinç ve düşünme üretme arasında bir bağ olduğu aşikãr. Yetersiziz. Arapçadan da yetersiziz, diğer bir çok dilden de. Çok acele günlük kelime kullanımını yükseltmeliyiz. Erdoğan kısır Türkçe'yle felsefe yapılamaz demişti ama hiç bir girişimde göremedik kendisinden. |
| Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 17:41 . |