![]() |
Karadenizlileri ilgilendiren kanser haberi
Sol bacağının kesilmesine neden olan kansere karşı yürüttüğü mücadeleyle tanınan, milyonların sevgisini kazanan ve İstanbul'da tedavi gördüğü hastanede yaşam savaşını kaybeden Neslican Tay (21), geçen Pazar günü memleketi Rize'de gözyaşlarıyla son yolculuğa uğurlanmıştı. Neslican Tay'ın hayatını kaybetmesinin ardından, Karadeniz'de yıllardan bu yana tartışılan Çernobil felaketi ve kanser hastalığı tekrar gündeme geldi.
Artvinli Sanatçı Kazım Koyuncu, Trabzonlu Gazeteci Sibel Kalaycı, Rizeli Neslican Tay ve adı duyulmayan yüz binlerce Karadenizli, kanserden ölmeye devam ediyor... Karadenizlilerin kanserden ölmesinin kader olmadığını, devlet yetkilileriniz Çernobil yalanının bir sonucu olduğunu savunan çevre avukatı Remzi Kazmaz, devletin Karadenizlilere "kanser tazminatı" ödemesi gerektiğini söyledi. Çok acil bir meclis araştırması açılması ve yıllardır Karadenizlilere söylenen yalanların ortaya çıkarılması gerektiğini belirten Avukat Kazmaz, bu çağrısının gerekçelerini şöyle açıklıyor: "DEVLETİN BULUT YALANI Devlet yetkilileri ‘Çernobil bulutları gelirken çıkan rüzgar sayesinde korkunç felaketi ucuz atlattık' demişti. Oysa rüzgarların yönü değişmekteydi ve Karadeniz başta olmak üzere Türkiye'nin radyasyondan kurtulamayacağı açıkça belliydi. Bundan sonraki gelişmeler kamuoyuyla paylaşılmadı! Kritik 12 günün hava raporları gizlendi. Yetkililer o zaman bulutların geçtiği tüm illeri açıklamak yerine ‘Sıyırdı geçti, ucuz atlattık' türünden açıklamalarla içimizi rahatlatmaya çalışmışlardı. Fakat Lawrence Ulusal Laboratuvarı'nın hazırladığı harita bizim yetkilileri resmen yalanlıyor. Harita, Çernobil kazasından 10 gün sonra, radyoaktif parçacıkların yukarı seviye rüzgarları tarafından Türkiye'nin her tarafına yayıldığını gösteriyor! Avrupa'da yapılan özel meteorolojik analizlerden bugün öğrendiğimize göre, Çernobil'den atmosfere yayılan radyoaktif parçacıklar, yer seviyesindeki basınç merkezleri tarafından komşu ülkelere yayıldı. Kazadan bir hafta sonra radyoaktif gazlar doğuya doğru hareket eden bir alçak basınç merkezi tarafından güneydoğuya yani Türkiye'ye doğru taşınmaya başlandı. Böylece nükleer radyasyon ile kirlenmiş hava parselleri 3 Mayıs 1986 Cumartesi günü Batı Trakya'ya, 4 ve 5 Mayıs günü Batı Karadeniz'e, 6 Mayıs günü Çankırı üzerinden Sivas civarına, 7-9 Mayıs tarihlerinde Trabzon-Hopa arasına ulaşmıştı. RADYASYON BULUTLARI TÜRKİYE'Yİ DOLAŞTI 1940 yılından bu yana dünyanın hemen her noktasının hava hareketlerinin kayıtlı olduğu ABD Ulusal Okyanus ve Atmosfer İdaresi'nin Yörünge Modeli'nden elde edilen veriler bunu ispatlıyor. Çernobil santralinin tam üzerinde 287 metredeki hava kütlesi Edirne-İstanbul istikametinden Türkiye'ye girerek Marmara ve Ege'yi boydan boya katediyor ve Girit adasının güneyinden Akdeniz'e ulaşıyor. Aynı zaman diliminde Çernobil'in 340 metre yukarısındaki hava kütlesi Doğu Karadeniz üzerinden geçerek Kafkaslara yöneliyor. 830 metredeki bir başka hava kütlesi ise, Batı Karadeniz'den yurda girerek Ankara'yı da içine alarak Mersin üzerinden KKTC'ye kadar ulaşıyor. Kazadan üç saat sonra hareket eden bir başka hava akımı ise, Doğu Karadeniz'den girip Güneydoğu'da genişçe bir yay çizdikten sonra Ermenistan üzerinden tekrar Kafkaslar'a yöneliyor. Kazanın olduğu günlerde açıklandığının aksine, Çernobil üzerindeki birçok hava akımı Türkiye üzerinden geçti. Bir başka skandal da şöyle: Radyasyon bulutları Türkiye'yi etkisi altına almaya başladığında gezici radyasyon birimleri Sinop-Anamur hattının batısında üslenmişti. Bir başka ifadeyle öteki bölgelerin radyasyona maruz kalmadığı varsayılmıştı. Nükleer felaketi göğüslemeye çalışan Prof. Dr. Ahmet Yüksel Özemre başkanlığındaki ekip, o zaman Basra Körfezi üzerinde kararlı bir yüksek basınç sisteminin oluşmuş olduğunu, buradan Anadolu'ya doğru esecek olan rüzgarların Sinop-Anamur hattının doğusunda kalan bölgeyi etki altına alacağını tahmin etmişti. Ama bu olmadı. O rüzgar esmedi. Bu bilgi de kamuoyundan gizlendi. RADYASYON HARİTASI GERÇEĞİ ORTAYA ÇIKARACAK Peki şimdi ne yapılmalı? Türkiye Atom Enerjisi Kurumu (TAEK), Çernobil'den önce uzun ve ciddi bir çalışmayla Türkiye'de 42 ilde doğal radyasyon düzeylerini tespit etmişti. Bu çok büyük bir avantaj. Ölçülen radyasyon değerleriyle bugünküleri karşılaştırmak suretiyle bir yerin radyasyon düzeyinde herhangi bir dış etkiden kaynaklanan artış olup olmadığını görmek mümkün olacak. Bugüne kadar böyle bir çalışma yapılmadı. Bugün Trabzon'da, Rize'de 200 metrelik bir derede bile çok farklı oranlarda radyasyon düzeyleri tespit edildiğini duyuyoruz. Bu harita acil olarak çıkartılırsa, Sinop – Anamur hattının doğusunun ve tüm Türkiye'nin Çernobil'den ne kadar etkilendiği ilk kez ortaya çıkartılacak. KARADENİZLİ VEKİLLERE ÇAĞRI Çernobil'in üzerinden bu kadar zaman geçti ama hâlâ nasıl bir felakete maruz kaldığımızı kamuoyuna açıklanan kısımlarıyla biliyoruz. Türkiye ile ilgili gerçekleri zaman geçtikçe uluslararası kaynaklardan öğreniyoruz. Yunanistan, Almanya ve Avusturya'da radyasyon düzeyleriyle ilgili her türlü bilgi halka açıklandı. Bizdeki sır perdesi tam olarak aralanamadı. Rizeli Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başta olmak üzere Karadeniz illerinin milletvekillerini harekete geçmeye çağırıyorum." https://odatv.com/karadenizlileri-il...-24091922.html |
Burada eğer Karadenizlilerin olaydan bu yana daha fazla kansere yakalandığını gösteren net bir istatistik varsa açıklanmalı. Yoksa da araştırılmalı.
Olaydan sonra sofra tuzlarına iyot basıldı. Amerika da Japonya da Fukusimadan sonra iyotun direkt ama bireysel bilinç ama toplumsal önlem direkt çözelti ve damla olarak tüketildiğini duyduk. (Bağlı bağsız) Anneannem annem ve teyzemin tiroid sorunları olduğunu biliyorum. Tek etken kanserde değil bence. Kanser bir yüz.. Ayrıca belki konunun bağlamı değil belki ama kanserde kemoterapi tartışmalıdır. Canan Hoca (Karatay) , Ümit Aktaş gibi isimler isimler kesinlikle kanserin değil kemoterapinin ölümcül olduğunu bunun bağışıklığı yıktığı ve ömrü kısalttığını söylüyor. Hatta bunun (kanserin) oto-immun bir hastalık olarak ele alınması ve beslenme desteği düzeni uygulanmasını savunuyor. Bu durup düşünülmelidir. Kanserin şekerle beslendiği biliniyor. Otofaji ve açlık üzerine nobel alan çalışmanın kanser için de umut verebileceği söylenmişti. Ketojenik diyet başta karbonhidratsız diyet ve açlık terapileri ve her türden bağışıklık desteği probiyotik yüklemeleri dahil kanser terapilerinde denenmelidir/sınanmalıdır. İyot yükleme, C vitamini yükleme gibi alternatif kanser terapileri var. Bunun dışında kara hindibadan, curcumin zerdeçala, tıbbi esrara kadar antikanser ya da kansere karşı terapötik olabilecek bir çok içerikten sözediliyor. Eğer o nesiller kemoterapiyle ölüyorsa ya da daha az yaşıyorsa bunun hesabını kim verecek. Adam kanser oldum diyor kemoterapi alma diyemiyorum tanıyorum adamı. Kemoterapiyle denilenle alternatifleri yanyana kıyaslayan bunların gücünü açık net ölçen, bunları kemoterapi etkinliğiyle açık bilimsel kıyaslayan çalışmalar yapılmalıdır. Bir kere kemoterapi etkinliği üzerine söylenecek net bir şey olmalıdır. |
Alıntı:
Alıntı:
tıpçılar ya da doktorlar kötü niyetli değiller kemoterapi uygularken. kanserin tedavisi kanserli hücreleri yok etmekle mümkün. kemoterapi kanserli hücrelerin yanı sıra sağlıklı hücreleri de yok edebiliyor. şu an zaten sadece kanserli hücreleri öldüren bir sistem yok diye biliyorum. |
C vitaminiyle yazı/kaynak vereyim. On dakka isitiyorum...
Sadece kanserli hücreleri öldüren? Kara hindiba kökü çayı/özütü bir örnek... |
Alıntı:
|
alternatif tıp gibi.
bağışıklık sistemini güçlendiriyor olabilir ama tedavi açısından riskleri de olabilir. çok bilgim yok, bir şey diyemicem. |
alternatif tıp ile bilimsel tıp diye tanımlanan tıp üfürükten başka bir şey değil. bilimsel tıp yada alternatif tıp diye bir şey yok. bilimsel tıp adı altında piyasa doktorlarına güvenenler. tez vakitte kobay olarak ölüyor. bilimsel tıp denilenden uzak durup sadece alternatif tıp denilene güvenenlerl de aynı son ile karşılaşıyor.
kısaca her iki alanda da şarlatanlar bol miktarda var. en büyük şarlatanlık da küba da 1 dolar seviyesinde satılan aşının türkiye de 2650 dolara satılması ve küba dan bu ilacın türkiye ye girişinin yasaklanmasıdır. malsesef biz böyle bir üklede yaşıyoruz. küba da ki aşı için hem fos diyorlar , hemde o aşıdan medet umanları 2650 dolara mahküm ediyorlar. aşı tek seferlik değil yani sadece 2650 dolar ödemekle bitmiyor. beher şişesi 2650 dolar. madem bu ilaç bir işe yaramıyor. akp lilere 2650 dolara satın. solcu olduğunu iddia eden komünistlere fetöcülere bırakın aldınlar istedikleri gibi ölsünler. ama iş öyle değil para akp lilerde onlar çaldıkları ile 2650 doları öder alır. ama diğer insanlar alamaz. hastanelerde adına prognoz (bir hastaligin seyrini onceden tahmin etme (prognosis)) diyerek kobay gibi kemoterapi ile öldürürler. şahane bir ülkede yaşıyoruz. serbest piyasa ahlakı |
| Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 14:22 . |