![]() |
Kendine kendine oluşum ve Tanrı ilişkisi
Herkese merhaba. Daha önce yazdığım bir yazımı burada paylaşmak istiyorum. Üzerine konuşulacak veya eleştirilecek noktaları merak etmekteyim.
Bir şeyin kendi kendine oluşma durumu yada tesadüfen oluşma meselesi genelde din felsefesinde ortaya çıkan tartışma konularından biri. Kendi kendinelik ne demek? Bir şeyin kendi kendine oluşup oluşamaması ne demek? Bir şeyin kendi kendine oluştuğunu yada oluşmadığını belirleyecek bir metod var mı? Kendi kendine kavramı, oluşmuş ve oluşan bazı şeylerin arkasında bunu bilinçli ve amaçsal olarak tasarlayan bir şeyin olmadığı anlamına gelir. Yani bir şeyin kendi kendine oluştuğunu söylemek, o şeyin bir bilinç tarafından etkilenmediğini/meydana getirilmediğini söylemekle aynı şey. Bazen bu kavramın, olguların doğa yasalarına tâbi olmayan gibi yanlış bir anlamda kullanıldığı da olur. Mesela bir bulut kendi kendine oluşur dediğimizde; oluşumunun belli etkenlerden etkilenmediği, nedenselliğe tabi olmadığı yada sebepsizce oluşuverdiği gibi bir anlamda değil, onu oluşturan şeyin bilinçli bir şey tarafından meydana getirilmediğini kastederiz. Kısaca bu kavram, oluşan şeylerin arkasında bunu bilinçli ve amaçsal olarak tasarlayan, etki eden bir şeyin olmadığı anlamına gelir. Bir şeyin kendi kendine yada tesadüfen oluşup oluşmadığını nasıl bilebiliriz? Duvara saplanmış bir mermi gördüğümüzde, merminin duvara kendi kendine saplandığını düşünmeyiz çünkü mermi bir rüzgarın yada bir sineğin hareket ettirebileceği bir şey değil. Yada bir ev, araba, robot, uçan bir uçurtma gördüğümüzde bunların kendi kendine, bilinçli bir şey tarafından yapılmadığını düşünmeyiz. Bunların arkasında bunları bilinçli bir şekilde planlayan, uygulayan ve düzenleyen bir şeyin olduğunu düşünmek gayet normal. Fakat burada daha ateş edeni yada merminin duvara nasıl saplandığını görmeden, bir arabanın ve evin meydana gelişini, uçurtmanın uçmasına sebep olan şeyi o 'an'da görmeden/deneyimlemeden neden bunun kendi kendine oluşamayacağını düşünürüz? Çünkü yaşantımızda bir bilinç ile, irade ile ateş edildiğini gördüğümüz, arabaların ve evlerin insanların bir çabasının sonucu olduğunu deneyimlediğimiz ve bunun haricinde bir deneyimle karşılaşmadığımız için bunun tesadüfen, kendi kendine olamayacağını düşünürüz. Çünkü hayatta hiçbir zaman bir sineğin yada bir sandalyenin silahın ağzına mermiyi verip tetiğe çektiğini deneyimlememişizdir, belli bir arı grubunun araba topladığını yada bir rüzgarın robot tasarladığını deneyimlememişizdir. Ve bu dile getirim doğuştan gelen bir bilgi değil, deneyimle elde edilen bir durumdur. Eğer doğduğumuzdan beri böyle bir hareketin bir karınca tarafından yapıldığını birçok kez deneyimleseydik, ineklerin toplaşıp kendilerine bir fabrika kurduğunu, kuzeyden esen bir rüzgarın gökdelen inşaa ettiğini deneyimleseydik, bunları gayet normal karşılardık, aynı şuanda bunların oluşumlarını normal karşıladığımız gibi. Peki bir şeyin oluşumunu daha önce hiç deneyimlememiş isek, bu şeyin kendi kendine oluşup oluşmadığına nasıl karar verebiliyoruz? Bu zamana kadar bir telefonun nasıl oluştuğunu görmemiş ve deneyimlememiş isek, bir telefonun kendi kendine oluşamayacağına/bir bilinç tarafından meydana getirilmiş olduğuna nasıl ulaşıyoruz? Cep telefonunu ilk kez deneyimlediğimizde, üretildiği/ortaya çıktığı anı deneyimlemeden de bunun içerdiği parçalardan, tuşların dizilişinden ve tasarımından tut, çevrenin(insanların,reklamların,medyanın) etkisiyle yola çıkarak ve bunun haricinde oluşabilecek bir şey duymadığımız/karşılaşmadığımız için(telefonların maden ocaklarından çıkartıldığı, bazı ağaç türlerinde yetiştiği gibi) bunun insan yapımı olduğuna zaten büyük bir ön güvenç verebiliriz. Ve bunu deneyimleme olanağına da sahibiz, gerçekten eyleme geçecek kadar şüphe duyduğumuzda üretim fabrikasını ziyaret edebiliriz. Sadece telefon için geçerli değildir bu; bir fön makinesi, bir kalem bile olabilir. Ayrıca bu sebeplerle karara varmamız ile, evren hakkında aynı karara varmamızın arasında ki farklardan biri de, bu oluşumların arkasında bilinçli bir irade görüp görmemek potansiyeline sahip olup olamamızdır. Bir şeyin kendi kendine yada tesadüfen oluşup oluşmadığını, o şeyin arkasında bunu bilinçli ve amaçsal olarak tasarlayan şeyi geçmişteki veya şuandaki deneyim yoluyla ulaşabiliriz. İlk önce oluşun ardındaki sebebi, sonrada bu olguyu ifade edecek bir dile sahibim. İradenin ve bilincin muhattabı da, yapısında bilinç, irade yada canlı olan her şeydir. Dolayısıyla bir oluşun arkasında, bu oluşun bilinçli bir şey tarafından yapıldığını deneyimlememişsek, bu oluşum kendi kendine oluşmuş demektir. Peki evrenden, samanyolundan tutunda bir karıncanın yada karmakarışık bir organizmanın oluşumuna kadar, her şey kendi kendine mi oluştu? Evet. Çünkü biz evrenin, samanyolunun veya diğerlerinin arkasında bunları planlayan bilinçli bir şey deneyimleyemediğimiz için, bu deneyimlenmemiş şeyde dilde var olamaz, çünkü dilim dünyayı temsil eder ve dolayısıyla bunların hepsi de kendi kendine oluşmuş olur. Fakat teizmde evrenin yada bir şeylerin kendi kendine oluşamayacağı düşüncesi deneyimin değil, tanrı inancının ortaya çıkardığı bir tezdir. Çünkü tanrıya inanıyorsam, zaten olan şeylerin arkasında ben tanrıyı deneyimlemesem bile onu tasarlayan bir tanrıdan söz edebildiğim için, muhattabım bilinçli ve tasarımcı bir tanrıdır. Dolayısıyla burada artık kendi kendinelik gözlemden ve deneyimden koparak salt inanç halini alır. Bu noktada 2 önemli sorun ortaya çıkıyor; birincisi tanrı, bir 'şey' olmadığı için böyle bir potansiyele de dahil olamaz ve dolayısıyla bilince de sahip olamayacağı, ikincisi de bu salt bir inancın, deneyimden üstün tutulması. Kendi kendine oluşmamış denilen şeyde, bilincin muhattabına bakarak, dolayısıyla deneyimleyerek, dolayısıyla bir bilince sahip ve bu potansiyeli taşıyan şeyin deneyiminde anlayabiliriz. Ama tanrı bir şey(maddeye indirgenebilen) değil, dolayısıyla bir bilince de sahip değil, dolayısıyla böyle bir potansiyeli bile taşımıyor. Aksine tanrı bilinçlidir, iradelidir demek, tanrının bilinci ortaya çıkaran şeylere(olgulara) sahip olduğu anlamına gelir. Hem bilinçli, hem merhametli, hem şu, hem bu deyip tuzu biberi ekledikten sonra, tanrı bir şey değildir demek, onu hiçbir maddeye karşılık getirmemek kavramların oyununa gelmektir, kavramların mantığını çiğnemektir. Dolayısıyla evrenin, bizlerin kendi kendine oluşmadığını söylemek, tanrının da bir bilince(bilinci ortaya çıkaran olgulara) da sahip olduğunu-aynı zamanda bir şeylere de sahip olmadığını- ve bunu deneyimlediğimizi önkabul görür. Ayrıca bu salt inanca dayanarak, kendi kendine oluşamaz diyebileceğiniz şeylerin arkasında deneyimleyemediğimiz bir bilinç yoksa ve buna rağmen hala aynı şeyi savunuyorsak bu, deneyime karşı inancın daha baskın olma halidir. Yani sağ avucumuzda var olmayan şeyi, sol avucumuzdaki var olan şeye tercih etmek gibi mantıksızdır. Peki evrenin yada kendisine muazzam bir görkem, ihtişam duygusu hissettiren bir oluşumun kendi kendine oluşamayacağı düşüncesine sahip birinin, bunların kendi kendine oluşma düşüncesine ilk anda nasıl bir tavır sergileyebileceğini ve bu düşüncenin kendisinde nasıl bir saçmalık, mantıksızlık hissettireceğini tahmin edebilir misiniz? İnanılmaz derecede çevreden etkilenebilen bir canlıyız; düşüncelerimiz, hissettiğimiz duygular gerçeklik algımızla ilişkili. Belli bir zamandır hissettiğimiz şeyler, bu hissi ortaya çıkaran durumların ortadan kalktığı gibi ortadan öylece kalkmazlar, aynı bir futbolcunun futbolu bıraktığında yeteneklerini de anında kaybetmediği gibi, bizde o hisleri ve duyguları içimizde barındırmaya devam ederiz. Bunun sonucunda da bu gibi düşüncelere hissiyatımız doğrultusunda karar vermemiz, bu düşüncenin de bizim sağduyumuza uygun gelmeyişi de o derece olası. |
Kendi kendine oluşan bir şey yok zaten. Şeylerin diğer şeyleri oluşturması var.
Ağaçtaki yaprak rüzgarla hareket ettiğinde kendi kendine hareket etmiş olmuyor, rüzgar sebebiyle hareket etmiş oluyor. Ateist, yaprağın hareketi rüzgardan diyendir. Teist, yaprağın hareketi tanrıdan diyen. Alıntı:
bu tanımın tanrıyla sıkıntısı şu, bazı olayların sebebini bilinç-iradeyle bazılarını doğal nedenselliklerle açıklarsan tanrının her şeyin sebebi olması durumuyla çelişir. tanrı her şeyi yaratandır, eğer yaprak hareketini yaratan rüzgarsa her şeyin yaratıcısı olan tanrı imkansız hale gelir. bu durumda tanrının tanımını değiştirip bazı şeyleri yaratır bazılarını yaratmaz mı diyeceksiniz. yoksa ilk başlatan(ilk neden) tanrıdır geri kalanlar doğaldır mı diyeceksiniz. bakın tanrının tanımını bile biz yapıyoruz insan olarak. |
Alıntı:
Alıntı:
Orada bıraktım çünkü sanırım oluşmama olasılığını ele almıyor. Alıntı:
Alıntı:
Alıntı:
|
Gayet güzel yazmışsın. Ellerine sağlık...
|
Alıntı:
Alıntı:
ki sizde diyorsunuz, Alıntı:
|
merhaba,
oluşmama olasılığını ele almayışımın konu üzerindeki etkisi nedir? Alıntı:
ayrıca diğer alıntıların, konuyla nasıl bir ilgisi olabileceğini de merak etmekteyim. |
Alıntı:
Evet, varlığın hep var olduğunu, dolayısıyla onun başlayacak veya son bulacak bir şey olmadığı kastedilmiş. Tam olarak böyle.. Alıntı:
İkincisi de; Alıntı:
Alıntı:
Alıntı:
Olmayan bir problematik ve bu bizi yoruyor. Yukarıdakini okumak okuyucu olarak beni yoruyor-üzüyor ve tıpkı sizin imzanız gibi; Ontolojik bir (çatışkı/çelişki) problemin cevabını/çözümünü buldum ama derdimi anlatacak insan bulamadım.. Yukarıdaki yanlış bir bölme; olmayan şık, c şıkkı yok, seçenek sınırlı ve seçenekler yanlış ve dayatılan bu... Olmayan seçenek (seçenek olmayan seçeneksizlik) biz insan varlığın dayatıldı. Alıntı:
Tanrı tanrıya ihtiyaç duyar (Tanrının da tanrısı) Başlama başlangıca ihtiyaç (başlamadan önceki başlama ya da başlayanın başlaması onu başlatanın başlaması) Oluşma oluşmaya yani ilk oluşmaya, onu önceleyen oluşmaya ihtiyaç duyar ve ilk oluşma ondan önceki daha ilk ve ön oluşmaya Sonuç olarak; Bu ilk ,ön (önceleyen -önceleyenin önceleyin gibi) neden arayışlarına bir son/ket vurmalıyız Bir gün bir yer gelecek ve oluştu demek zırvalık olacak ve oluştu diye zırdeli olacak "Oluşmasız değildi ki oluşsun" Oluşmadan yoksun değildi ki içinde oluşma doğsun |
Alıntı:
Alıntı:
Mesele bu değil olmak ya da olmamak oluşmak ya da oluşmamak Baştan veri var ya da baştan beri yok, Eski Yunandan ve fi'den beri bu tartışma yapılır. Alıntı:
Alıntı:
Varlık'ın / Bir şeyin Bir şeyin; oluşması için oluşmamış yani oluşuksuz olarak ön-varolması gerekir Varlık'ın; oluşmaya hazır oluşuk (çekirdek) (ya da oluşuksuz oluşacak nüve) olarak var olması gerekir Neden, varlık oluşmaya hazır ön oluşuk olarak vardı demektesiniz derim Yukarıdaki biçimde (mesele) "Oluşmamış oluşuksuz olarak var"ın, "oluşuklu ve oluşmuş var"a dönüşmesinden sözedersiniz Yok var değilse yok olması gerekir Zaten vardı ise neden oluştu? Nasıl oluştu? Niye oluştu? Baştan beri vardıysa niye oluşuk değildi? Oluşuksuz varolabiliyorsa neden oluşuk varolamıyor;? Yani varlığı oluşturacak şeyler vardı ama varlık yoktu (düzenli kurulu değildi) demektesiniz Oluşmayı oluşturacak şey vardı ama varlık oluşmuş hazır ve oluşuk değildi demektesiniz Eğer eleştiri istediyseniz verildi ve eğer merak buyruldu ise paylaşıldı. Yok değildiyse yazmadım sayın Anlaşmasızlık bunaltıcı |
Varlık'ın varolması için yokolması (olmaması) ve oluşması içinse oluşmamış (oluşmasız) olması gerekir.
Oluşmamamış (oluşmasız) ve oluşuksuz (anti/na) olduğunu nereden/kim çıkardı?nız? Var yok' a (antiye); oluşma oluşmamaya (oluşuksuz durum olarak antiye) temellenemez ,aynı şey Zıtlar /dualite. Kavramlar birlikte var. Var'ı tanımlamadan (tanımada)n yok'u tanımlayamam ve tanıyamam. Var olandan yok diye sözedebilirim. Eğer oluşmamış şeyler vardı (ve oluşmayı bekliyordu) dersem bunu nereden ortaya koyduğumu ortaya koymalıyım-hipotez Açık olan (asıl olan gözlemlenen) var olduğumuz ,oluşuk var Yok olduğunu, oluşmasız olarak varolup varolmadığını, tek maddede sıkışıp sıkışmadığını, felan bilmiyoruz. Bu meseleleri kim dürtüyor? Niye? _ Anlaşılmadıysa; Oluşmak ya da oluşmamak işte mesele . işte bütün mesele bu ve oluşmuş oluşuklar olarak varolduğumuza göre hiç bir zaman oluşmamak. işte bütün gerçek bu Sonsuz (öncesiz sonrasız) sürekli yapılıp bozulan oluşuklarız Sonsuz (öncesiz sonrasız) sürekli yapılıp bozulan (ilk oluş ve oluşmadan yoksun) oluşuklarız |
Alıntı:
Alıntı:
Oluşma kavramını irdelemek ve öyle mi oluştu böyle mi oluştu demek! Oluşmayı (başlangıcı ya da ilk hareketi ve ilk şeyi) ortadan kaldırmamak demek ya oluşmadıysa? diyorum Kendi kendine bile oluşmadıysa diyorum. Bakın şimdi örnekleyeceğim Alıntı:
Alıntı:
Oluşturulmadı ve kendi kendini de oluşturmadı İki alıntı daha sunayım. Alıntı:
Alıntı:
Bizim için oluşma demek yukarıdakini yani durmadan öncesiz ve sonsuz bir kurulup dağılmayı işaretliyor. Bir şey/evren/varlık oluşamaz. Oluşması için öncesinde oluşmamış, anti/na formda olmalıdır. Yani kendi kendine oluşma için bile kendi sabit ve önceden oluşmamış bir kendi olmalıdır Bu varlık değişti demektir. Bu varlık gelişti demektir. bu varlık/oluş ilk kez hareket etti sonradan zamanla cereyan etti gelişti demektir. Tüm bu saptamalar hatalıdır. Hareket sonsuzdur. İlk devinim yoktur bulamazsınız. Bunlar tanrı kadar çelişik. Oluşan kendini önceleyen kendi cinsinden oluşturucusuna (ya da özüne) gebedir. Tohum ağacı oluşturmuştur ama tohum bir ağaçtan dökülmüştür. İlk ağaç bir ormanda, bir orman geniş bir fauna/flora içeren bir gezegen ve gerçeklikte ve o bir iç evrendedir. Ancak bir evrenden bir evren ve ancak kurulu bir varoluştan yine bir varoluş oluşabilir. Bu antievren antivaroluş formundaydı dersek zamanı hareketi ve oluşu başlatırız Bu, bunlar iyiniyetle verilmiş/yazılmış dürüst bir eleştiri ve katkıdır, iyiniyetle katkı için verilmiştir. Yazan bir şeyin karşıtı, irdelemecisi şu bu değil |
| Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 09:10 . |