![]() |
Ateizmin Aciklamakta Zorlandigi Konular
Bu yazıda materyalizmin/ateizmin ----kendimce-----neden bazi noktalara yeterince cevap veremedigini anlatacagim. Yazacagim yazida materyalizm yanlistir onermesi yok; amac materyalizmin nerede yetersiz kaldigini kendi algim, bilgim, fikrim ve deneyimimce ortaya koymak. Simdilik yazarken 2 tema uzerinde durmayi dusunuyorum; bunlardan ilki bilinc ve madde, ikincisi ise near death experience uzerine olacak. Aklima baska seyler gelirse zaman icinde, farkli temalar olarak onlari da eklerim.
A. Madde ve bilinc ile baslayalim Materyalizm bilinc icin sunu soyler: Evren*de ne varsa enerji/madde, maddenin organize olmasiyla ortaya cikar---ki yuzde yuz dogrudur----, bilinc de bunun disinda degildir. Beyin yeterince karmasik hale geldiginde, noronlar arasi etkilesim belirli bir duzeye ulastiginda bilincli deneyim ortaya cikar. Burada haklilik payi vardir. Cunku sinirbilimde bildigimiz sey su: beyin hasar gordugunde bilinc degisir, anestezi verildiginde bilinc kaybolur, elektriksel uyarimla algi bozulur. Bunlar beynin bilinc icin gerekli oldugunu gosterir. Buna itirazim yok. Ama bence burada cok temel bir nokta atlanıyor gibi geliyor. Beyin dedigimiz sey, kendi basina dusunen, hisseden bir sey degil. Noronlar elektrik sinyali uretir, sinapslarda kimyasal iletim olur, talamus ve korteks bilgi tasir. Bunlarin hicbiri kendi basina duygu, dusunce ya da deneyim icermez. Yani beyin maddesel bir altyapi, bilinc ise maddesel bir sey degil. Beynin bilinc icin gerekli olmasi, bilincin maddenin kendisi oldugunu yada maddenin urunu oldugunu gostermez. Bu ayrim cok onemlidir. Cunku Tanriya inanan insanlar yada reistik gorusler de beyni bilinc icin gerekli bir arac olarak kabul eder. Dolayisiyla bilinc beyne baglidir demek, materyalizmi ya da ateizmi dogrudan kanitlamaz. Simdi burada bence materyalizmi zorlayan asil nokta ortaya cikiyor. Bazi beyin vakalarinda, beynin cok buyuk bir kismi yoktur. Yuzde seksen, hatta bazi durumlarda yuzde doksan civarinda BEYIN YOK Kortikal yapilar cok incelmistir, subkortikal yapilar buyuk oranda yer degistirmis. Buna ragmen bu insanlar bilincli. Konusabilir, dusunebilir, cocuk sahibi olabilir, hergun ise gidip gelebilir, gunluk hayatlarini surdurebilirler. Ama yüzde seksen yüzde doksan beyin yok ortada. Simdi dogrudan soruyorum: Eger bilinc organize olmus maddenin urunuyse, bu bilinc nereden geliyor? Yuzde doksan beyin yoksa, ama bilinc yuzde yuz gibi gorunuyorsa, materyalizm bunu nasil aciklayacak? Burada bazen deniyor ki, kalan beyin dokusu daha verimli calisiyor ya da beyin gelisimsel olarak uyum sagliyor. Evet, sinirbilimde plastisite diye bir sey var. Beyin kendini yeniden organize edebilir. Ama bu aciklama problemi cozmuyor ki. Cunku bak esasında yine ayni soruya geliyoruz: Bilinc tam olarak hangi maddeden cikiyor? Kalan doku cok cok cok azsa, ama bilinc devam ediyorsa, demek ki bilinc ile madde miktari arasinda basit bir iliski yok. Ustelik bu vakalarda beyin icinde buyuk oranda SU var. Biz buna sinirbilimde cerebrospinal fluid diyoruz. Ama BEYIN SIVISI KENDI BASINA BILINC URETEN BIR SEY DEGILDIR. Sivi yada su aksiyon potansiyeli uretmez, sinaptik iletim yapmaz. Ani, hatira tasimaz, fikir uretmez. O halde ortada bilinci uretecek klasik maddesel yapi buyuk olcude YOKKEN, bilincli deneyim nasil devam ediyor? Bu yuzden ben materyalizmin bu noktada zorlandigini dusunuyorum. Bu, materyalizmin tamamen yanlis oldugu anlamina gelmez. Ama bilinci sadece maddenin organize olmasina indirgemek yeterli degildir. Beyin bilinc icin gereklidir, ama bu gereklilik bilincin maddenin kendisi oldugunu gostermez. Yuzde seksen ya da doksan beyin dokusu yokken bilinc devam ediyorsa, bu durum materyalizmin bilinc aciklamasini bence zorlastirir. Bu birinci noktaydi. Ikincisi ise su: Sinirbilim bize, bazi islevlerin beyinde oldukca net sekilde yerel olarak karsilik buldugunu gosterdi. Hareket, dokunma, gorme ve konusma gibi islevler korteksin belirli ve sinirli bolgelerinde temsil edilir. Hareketle ilgili sinyaller frontal lobun arka kisminda, dokunma duyusu bunun hemen arkasinda, gorme oksipital lobda, konusma ise frontal ve temporal loblarin belirli alanlarinda yogunlasir. Ustelik bu temsil gelisiguzel degildir; vucut, korteks uzerinde duzenli bir harita seklinde dizilir. Bacak ustte, govde ortada, kollar onun altinda, yuz ve agiz en altta temsil edilir. Bu duzenlilik, beynin maddesel isleyisinin ne kadar sistematik oldugunu acikca gosterir. Ancak tam da bu , baska bir sorunu gorunur hale getirir. Hareket ve algi bu kadar net sekilde haritalanabiliyorken, dusunme, akil yurutme ve anlama gibi zihinsel gucler icin ayni tur bir haritalama yapilamiyor. Soyut dusunce, mantik kurma ya da karar verme gibi surecler kortekste sabit ve tutarli bolgelere denk gelmiyor. Bu fark genelde gozden kaciyor. Ama burada cok onemli bir şey var: Beyin, bedensel ve duyusal islevleri yerel ve parcali sekilde tasirken, bilincin rasyonel yonleri ayni sekilde dagilmiyor. Bu eksikligi kapatmak icin gelismis goruntuleme teknikleri devreye giriyor. Canli beyinde, belli bolgelerdeki kan akisi degisimlerine bakilarak noronal etkinlik tahmin ediliyor. Bir kisi zihinsel bir gorev yaptiginda, hangi bolgelerin daha aktif oldugu gorulmeye calisiliyor. Fakat soyut dusunce soz konusu oldugunda ortaya cikan sonuclar duzensiz. Ayni tur zihinsel gorev farkli kisilerde farkli bolgeleri etkinlestirebiliyor. Hatta ayni kiside bile, farkli zamanlarda farkli desenler gorulebiliyor. Bu da, dusunmenin beyinde net bir mekansal karsiligi oldugu fikrini zayiflatiyor. Buradaki sorun yalnizca olcumle ilgili degil, daha derin. Dusunme, anlama ya da yargilama gibi sureclerin ne oldugu bile tam olarak tanimlanmis degil. Ne oldugu net olmayan bir seyin beyinde nerede oldugunu aramak, basli basina problemli hale geliyor. Hareket icin boyle bir belirsizlik yoktur; kas kasilir, sinyal gider, sonuc gorulur. Ama bilincin rasyonel yonleri boyle calismaz. Bu nedenle, kortikal haritalama sinirbilimin en buyuk basarilarindan biri olsa da, bilincin en temel yonlerini aciklamakta sinirli kaliyor. Bu da materyalist bilinc anlatimini ikinci kez zorlayan bir nokta olarak karsimiza cikiyor. B. Materyalizm, Near Death Experience olaylarina cevap verebilir mi? Near death experience genelde, olumle cok yaklasilan anlarda bildirilen bilincli deneyimler icin kullaniliyor. Insanlar bedenlerinden ayrilmis gibi hissettiklerini, baska bir yerde olduklarini, tanidik yuzlerle karsilastiklarini, tunele girdiklerini, zamanin farkli aktigini anlatiyor. Materyalist yaklasim bu deneyimleri beynin asiri stres altindaki tepkileriyle aciklamaya calisir. Oksijen azalmasi, norokimyasal patlamalar, degisimler, bilincin cozulmesi gibi mekanizmalar one surulur. Bunlarin bazilari makul gorunur; cunku beyin zorlandiginda alisilmadik deneyimler uretebilir. Ama ben materyalizmin bu olguyu tam olarak aciklayabildigini dusunmuyorum. Bu, materyalizmin yanlis oldugunu kanitlamaz. Fakat yetersiz kaldigi hissini bende guclendiriyor. Cunku bazi vakalarda anlatilanlar, sadece icsel bir halusinasyon ya da karmasik bir beyin durumu olarak gecistirilemeyecek kadar belirgin ve somut ayrintilar iceriyor. Simdi sizlerle iki ornek paylasacagim. Aslinda uc ornek vermek istiyorum. Ilk ikisi icin kaynak gosterebilirim. Ucuncu ornek su an kafamda, ama once bu ikisini yazip, uygun bir kaynak bulabilirsem onu da ekleyecegim. Simdi basliyorum. 1. Ilk olayda dokuz yasinda ciddi sekilde hasta olan bir cocuk var. Uzun sureli yuksek ates geciriyor, saatlerce bilinci dalgali bir halde kaliyor. Iyilesme surecine girdigi anda, odadaki herkese cok net bir sey soyluyor: cennete gittim ve geri dondum diyor.. Sadece soyut bir his degil, gormus, konuşmuş, bunu iddia ediyor... Daha once vefat etmis buyukbabasini goruyor. Onunla birlikte olen diger akrabalarini goruyor. Onlari taniyor, isimleriyle ayirt ediyor. Bunların HEPSI OLAN INSANLAR....Buraya kadar biri cikip diyebilir ki, cocuk hayal gormus, bilincli ruyalar yasamis olabilir. Ama sonra cok farkli bir sey oluyor. Cocuk, hayatta oldugu bilinen ablasini da orada gordugunu soyluyor. Ablasi universitede, baska bir sehirde. Cocuk, ablasinin kendisine cok acik sekilde konustugunu anlatiyor. Diyor ki, ablam bana donmen lazim, SEN GERI DONMELISIN diyor. dedi. Burada bir belirsizlik yok. Ablasi sadece oradaydi demiyor; konusuyor, mesaj veriyor. Aile bu noktada sasiriyor, cunku ablayla kisa sure once gorusulmus. Babası konuşmuş. Bba burada sasiriyor tabii. Yani endişelenmeye başlıyor ve okulu arıyor. Kizim iyi mi diye. Ama daha sonra ogreniliyor ki, abla bir gun once trafik kazasinda hayatini kaybetmis. Aileye ulasilamamis cunku cocuk hastanede. Yani cocuk, o an icin kimsenin bilmedigi bir olumu anlatiyor. Benim icin burada zor olan sey su: cocuk bunu nereden biliyor? Bunu hangi beyin mekanizmasi uretiyor? 2. Ikinci ornek ise farkli bir tur deneyim. Bu kez saglikli ve bilinci acik bir genc var. Evde ailesiyle birlikteyken, kilometrelerce uzakta kardesi trafik kazasi geciriyor. Olay aninda bu genc, aniden kardesini gordugunu soyluyor. Kardesinin aractan firladigini, havada dondugunu, yere dustugunu ve o anda oldugunu bildigini anlatiyor. Bu bir ruyada gibi degil; bilinci acik, konusabiliyor, etrafindakilerle iletisim halinde. Ailesi onun o an kardesiyle konustugunu duyuyor. Kardesiyle sozsuz ama net bir iletisim kurdugunu, kardesinin ona bir sey gostermek istedigini anlatiyor. Daha sonra bu deneyimde birlikte yukari dogru yukseldiklerini, kaza yerini yukaridan gorduklerini ve daha once vefat etmis akrabalarla karsilastiklarini soyluyor. Kardesi geri donmuyor, cunku olen o. Ama genc, geri dondugunde ailesine o an kimsenin bilmedigi bir bilgi veriyor. Kardesi ona, halalarindan birinin hamile oldugunu ve erkek cocuk bekledigini soyledigini anlatiyor. Aile bu bilgiyi o an icin bilmiyor. Daha sonra bunun dogru oldugu ortaya cikiyor. Yani hem es zamanli bir olay anlatiliyor hem de dogrulanan bir bilgi veriliyor. Benim burada zorlandigim nokta su: saglikli, bilinci acik bir beynin, fiziksel olarak bulunmadigi bir mekandaki olayi nasil deneyimledigi ve dogrulanabilir bilgiye nasil ulastigi. Eger bilinc yalnizca beynin icinde olup biten elektrokimyasal sureclerden ibaretse, bu tur es zamanli ve dogrulanabilir ayrintilar nasil ortaya cikiyor? Materyalizmin bu soruya net bir cevabi oldugunu soylemek zor. Bu yuzden bu vakalar, en azindan benim icin, materyalizmi zorlayan seylerdir. Bu iki olayi surada okudum: https://mindmatters.ai/2024/02/near-...-briefly-dead/ 3. Ucuncu ornek de su. Burada mesele siradan bir ameliyat degil. Hastada beynin icinde, damarin duvarinda baloncuk gibi genislemis bir bolge var. Buna anevrizma deniyor. Problem su: Bu baloncuk patlarsa beyin icine kanama olur ve bu cok kisa surede olumcul olabilir. Ustelik bu vakada anevrizma zor bir yerde. Normal yontemlerle girmek riskli, cunku cerrah damara dokunurken patlatabilir. Bu yuzden ekip, kanamayi sifira yaklastirmak icin Boyle bir metoda basvuruyor. Yapilan islem su sekilde ilerliyor: Vucut bilerek cok sogutuluyor. Amac, metabolizmayi iyice yavaslatmak. Sonra kalp durduruluyor ve beyne giden kan dolasimi tamamen kesiliyor. Daha da ileri gidip, beynin icindeki kan dolasimi bosaltiliyor. Yani beyin adeta kuru bir ortamda birakiliyor. Bu, cerraha cok buyuk bir avantaj sagliyor: Anevrizma bolgesi kanamasiz kaliyor, damarlar gevsek oluyor, gorus alani aciliyor ve cerrah anevrizmayi daha guvenli sekilde onarabiliyor. Fakat bunun bedeli su: O anda beyin, normalde bilincle iliskilendirdigimiz hicbir faaliyeti yurutemeyecek durumda oluyor. Burada sinirbilim acisindan kritik nokta su: Bu tur bir surecte normalde bilgi isleyen devreler calismiyor. Korteksin genel aktivitesi bastiriliyor. Temporal lob gibi hafiza ve anlamla ilgili bolgelerde, normal sartlarda elektriksel islem olur; anilar etkinlesir, sesler ve goruntulerin temsil edilmesi icin devreler calisir. Mesela temporal lob epilepsisinde asiri elektriksel aktivite oldugunda insanlar bazen cok canli anilar, sesler, yuzler, sahneler yasadiklarini soyler. Yani hafiza ve deneyim dedigimiz sey, genelde calisan devrelerle birlikte gelir. Ama bu ameliyatta hedef zaten bunun tersidir: Elektriksel aktiviteyi ve metabolik isleyisi minimuma indirip sistemi askiya almak. O yuzden bu noktada insanin aklina su soru geliyor: Eger bilinc tamamen bu devrelerin anlik calismasindan ibaretse, bu kosullarda deneyim nasil olusabilir? Olayin carpici tarafi su: Hasta daha sonra, ameliyat sirasinda yasadigini soyledigi bir dizi seyi anlatabiliyor. Bunu bir ruyaymis gibi anlatmiyor, kadin havalandigini soyluyor, olan biteni izledigini soyluyor, hangi kemiklerin nasil cikarildigini anlatiyor, odadaki hareketleri, ekibin davranislarini anlatiyor, odaya giren cikani anlatiyor, bazen aletlerle alakali ayrintilari anlatiyor, kimi zaman da konusmalarin akisini anlatiyor. Bence cok ilginc bu. Bu anlati sadece duygusal bir his olarak DEGIL. Yani, hastanin beyni oksijensiz, kansiz birakiliyor. vucut sogutuluyor, kadinda o an beyin yok. Yani konu sadece isik gordum degil; daha somut tarifler var. Kani cekilmis beynin, oksijen moksijen yok. Onu da burada ve baska bir yerde daha okumuştum.: https://mindmatters.ai/2025/11/scien...ce=chatgpt.com Benim materyalizme yonelik elestim bu orneklerle bu kadar simdilik... Materyalizm bilinci, beynin organize calismasinin bir sonucu olarak ele aliyor. Burada ise beyinde organizasyon morganizasyon yok. Kan yok, dolasim yok, oksijen tasinmasi yok, metabolik surecler minimumda. Bu durumda iki secenek var: Ya bu deneyimlerin tamami daha sonra, beyin yeniden calismaya basladiginda olusuyor ----ki bunun aciklamasi ne?-----; ya da deneyim gercekten o kritik aralikta meydana geldiyse, o zaman bilincin sadece anlik beyin faaliyetiyle aciklanmasi zorlasiyor. . Bence materyalizm buna tatmin edici cevap veremez. Deneyim tam olarak ne zaman olustu mesela, nasil olustu bunu hangi mekanizma aciklayacak? Yukaridaki 1. ve 2. cocuk vakasını nasil hangi mekanizma açıklayacak? |
iki benzetme
Bir analoji yapmak istiyorum beyin vakalari ile ilgili. Bazi vakalarda beynin yuzde sekseni hatta yuzde doksani ortada yokken, kisinin bilincli yasami, dusunmesi ve farkindaligi, yuzde yuz beyni olan bir insanla neredeyse ayni gorunuyor. Burada bahsettigim sey hafif bir hasar degil; kortikal ve subkortikal yapilarin buyuk olcude kayip oldugu durumlar. Kafatasinin icinde buyuk oranda beyin omurilik sivisi var. Ama bu sivi kendi basina dusunce uretmez, bilgi tasimaz, anlam kurmaz. Sivi aksiyon potansiyeli uretmez, sinaps olusturmaz, hafiza devresi calistirmaz. Sinirbilimde bildigimiz sey su: Dusunce, hafiza ve bilincli deneyim, calisan noral devrelerle iliskilidir. Ama burada devrelerin buyuk kismi yok. Buna ragmen bilinc var. Bu noktada su benzetmeyi kullaniyorum: Diyelim ki kis ayindayiz, karli bir gundeyiz. Bir ev var ve bu evin saglam duvarlari icindeki insanlari soguktan, kardan, yagmurdan koruyor. Bu, yuzde yuz saglam bir ev olsun. Simdi ikinci bir ev dusunelim. Bu evin duvarlarinin yuzde sekseni, hatta yuzde doksani yok. Duvarlar acik, catisi neredeyse kalmamis. Normal sartlarda iceri karin, sogugun ve yagmurun girmesi gerekir. Ama bir sekilde iceri hicbir sey girmiyor, icerideki insanlar normal sekilde yasamaya devam ediyor. Simdi eger bilinc sadece maddenin organize olmasindan ibaretse, burada organize olacak bir madde yok. Duvar yoksa, cati yoksa, ev nasil hala koruyucu bir islev goruyor?
Bir bilgisayar dusunelim. Icinde anakart, islemci, RAM, depolama birimi ve kablolar var. Bu parcalarin belirli bir duzen icinde calismasi gerekir ki sistem islesin. Simdi diyelim ki bu bilgisayarin islemcisinin ve anakartinin yuzde sekseni fiziksel olarak yok. Devrelerin buyuk kismi kopmus, sistemin cogu cikartilmis. Kasada sadece bosluk ve birkac parcacik kalmis. Ama buna ragmen bilgisayar aciliyor, programlar calisiyor, internete baglaniyor ve hicbir performans kaybi yok. Bu durumda herkes su soruyu sorar: Bu sistem nasil calisiyor? Birak neredeyse hepsini, bir kablo ceksen bilgisayar belki calismaz. Burada bilgisayarin calismasi icin gerekli olan fiziksel altyapi ortada degil. Hatta kasanin icinde devre yerine sadece 'sogutma sivisi' kalmis diyelim. Burada klasik materyalist modele gore bilincin ciddi sekilde zayiflamasi gerekir. Cunku model sunu soyluyor: Bilinc, organize olmus maddenin sonucudur. Ama burada organize olacak madde yok. Yani islev gorecek madde yok ama bilinc var. Simdi bu durumda bir ateist nasil dusunur? Muhtemelen soyle der: Madde maddeyle iliskiye girer, noronlar birbiriyle etkilesir, devreler kurulur ve bilinc ortaya cikar. Ama ben zaten bastan su noktayi koydum: Ortada iliskiye girecek yeterli madde yok. Devre kuracak yapisal butunluk yok. Yuzde seksen, yuzde doksan kayip var..... Ikinci bir cevap su olabilir: Madde hala organize olmustur, az ama verimli bir sekilde calisiyordur. Fakat yine ayni soruya geliyoruz: Organize olacak madde yok diyorum. Kortikal alanlar ciddi sekilde incelmis, subkortikal baglantilar buyuk oranda kayip, ic kisim buyuk oranda sivi ile dolu. Sivi organize olmaz, sivi bilgi islemez, sivi anlam tasimaz. O halde hangi madde, hangi organizasyon? Bir diger itiraz soyle gelebilir: Beyin plastiktir, kendini yeniden duzenler. Evet, beyin plastiktir. Noral aglar yeniden organize olabilir. Ama plastisite de yine maddeye dayanir. Plastisite icin de calisan devreler gerekir. Eger devrelerin buyuk kismi yoksa, yeniden organize olacak altyapi da yoktur. O zaman su sav ortaya cikar: Belki de kalan kucuk kisim, sandigimizdan daha fazla isi yapiyordur. Bu da mantikli gorunebilir. Fakat burada mesele sadece isi yapmak degil; mesele ayni bilincli kapasiteyi gostermek. Yuzde yuz beyni olan bir insanla neredeyse ayni farkindalik, ayni dusunme, ayni bilincli tecrube nasil ortaya cikiyor? Sonunda sav genelde su noktaya dayanir: Bir sekilde madde vardir ve o madde yeterlidir. Ama ben tekrar soruyorum: Hangi madde? Nerede o devreler? Hangi sinirsel organizasyon? Eger bilinc yalnizca maddenin organize olmasindan ibaretse, burada organize olacak yeterli yapisal butunluk yok. Bu nedenle, ateist bir materyalist aciklama sunabilir, ama o aciklama her defasinda ayni yere geri doner: Madde maddeyle etkilesir. Oysa burada, etkilesime girecek yeterli madde olmadigini soyluyorum. Iste tam da bu noktada, materyalizmin en guclu gorunen iddiasi en zayif gorundugu noktaya donusuyor. Sizin buna cevabiniz var mi? |
Bu yazdıklarından ne anlamalıyız?
Tanrı'nın devreye girdiğini mi? :) ''Beynin büyük bölümü yok ama bilinç yerli yerinde. Demek ki spiritüel bir şey var'' demek istiyorsun ama yanılıyorsun.! Bir kere ateist birisinin bilimden anlamasına gerek yok. Teolojik zorlamalara karşı, bir geri tepkidir ateizm. Bir ateisti karşına alıp, ''fizikte/biyolojide şöyle bir şey var, hadi bunu açıkla'' diyemezsin. Beyin konusunda da şunu söyleyeyim. Mesela Türkiye'deki X partisine üye olan milyonlarca insan var. Bazılarına göre bu insanların beyni yok. Peki, bu insanlar nasıl oluyor da bilinç sahibi oluyorlar? Anlatabildim mi? Gevezelik bu konular. ''Ama nasıl oluyor bunlar?'' deme sakın. Her şeyi anlamak zorunda değilsin bu hayatta. Gizemli konular ateistleri zora sokamayacağı gibi, bilinen konular da (mesela Dünya'da yaşanan tecavüz/cinayet gibi olaylar) teistleri zora sokamaz. Ben bir teisti karşıma alıp, ''Dünya'da şu kadar zaman aralığında şu kadar çocuğa tecavüz edilirken, senin inancının öznesi ortadan kalkar'' demem ki. Yani var olan bir şeyle, var olmayan bir şeyi örtüştürmem. Sen de gizemli/anlayamadığın/var olmayan bir şeyi düşünüp, bir şeyin varlığından bahsedemezsin. |
Beyin üzerine beynin %80'i yok, busu yok gibi genellemeler doğru olmuyor, bu yanlış...
Sonra beyini, kan, sinire indirgemek de doğru değil. Bu şartlarda -çeşitli zedelenme, travma, hasar vb. durumlarında- beynin hiç bir fonksiyon kaybına uğramadığını düşünmek veya öne sürmek de doğru değil... En ideal test basit bir uyuşturucu-afyon testidir, öyle beyinin işlev merkezlerini söküp atmayan -ki atamayan-, bir biçimde şu ya da bu açıdan olabildiğince az zarar verecek yüzeysel cerrahi işlere gerek yok... Sonuç olarak Bilinç = insanın bir bütün halinde çevre(!), organizma ve merkezi olarak da (tek başına değil) beyin -işemci- aktivitelerinin bütünlüğünde açığa çıkar, edinilir. Bunun aksini tartışmak zaman kaybı ve bir çok öznel-idealist, metafizik iddianın da detayına indiğimizde baştan indigemeci, seçici, perdeleyici, çaprıtılarak yaklaşıldığını görüyoruz... |
" Bu yazdıklarından ne anlamalıyız?" -Nolan
Bunu, sahip oldugun ideoloji cercevesinde sen soyleyeceksin. Atheism/teism bir ideolojidir, ya ideolojik cerecvede ya da bilimsel cercevede —veri, analiz, gozlem—aciklaman gerekir. Yazida ne anlaman gerektigi degil, ne derece naturalist aciklama getirebildigin sorgulaniyor ve size soru yoneltiliyor. Ayrıca yazi, yargılama yada itham altında bırakma amacıyla yazılmadı. Cok net bizi noktalar verdim. |
"Beyin üzerine beynin %80'i yok, busu yok gibi genellemeler doğru olmuyor, bu yanlış...
Sonra beyini, kan, sinire indirgemek de doğru değil. Bu şartlarda -çeşitli zedelenme, travma, hasar vb. durumlarında- beynin hiç bir fonksiyon kaybına uğramadığını düşünmek veya öne sürmek de doğru değil..." ---spartacus Yorumun ve bakis acin icin tesekkur ediyorum. Gercekten de soylediklerin genel olarak dogru; ancak benim yazida vurguladigim noktaya dogrudan bir karsilik olmadigini dusunuyorum. Ben hicbir yerde beyin zedelenmelerinin, travmalarinin ya da cerrahi mudahalelerin fonksiyon kaybi yaratmadigini soylemiyorum. Aksine, yazimin baska kisimlarinda anestezinin, ilaclarin, travmanin ve farkli beyin mudahalelerinin bilinci ve algiyi etkileyebilecegini acikca belirttim. Bu konuda ayni sayfadayiz. Benim asil dikkat cektigim nokta su: bazi ozel vakalarda, beynin bilinci tasidigi dusunulen yapisal altyapinin buyuk olcude var olmamasina ragmen, bilincli yasamin beklenenden cok daha korunmus gorunmesi. Yuzde seksen ya da yuzde doksan gibi oranlarla kastettigim sey bir genelleme ya da benzetme degil. Gercekten, bayagi bayagi, beynin buyuk bolumunun klasik anatomik yapi olarak ortada olmamasi. Kafatasi icinin buyuk kisminin beyin omurilik sivisiyla dolu oldugu, kortikal dokunun ciddi sekilde inceldigi ya da neredeyse tamamen kayboldugu vakalardan bahsediyorum. Ama mesele sadece korteks de degil. Subkortikal duzeyde de bilincle dogrudan ya da dolayli iliskilendirilen pek cok yapi yok. Mesela talamusun buyuk bolumleri yok; oysa talamus duyusal bilginin kortekse aktarilmasinda merkezi bir rol oynar. Gorsel bilgi icin kritik olan lateral geniculate nucleus yok. Bazal gangliaya ait caudate nucleus yok, putamen yok, globus pallidus yok. Frontal lob yok, occipital lob yok, temporal lob yok; bu loblarin icindeki yapilar da yok. Gorme merkezleri yok, duyma merkezleri yok, dusunmeyle iliskilendirilen alanlar yok. En genel ifadeyle, bazi vakalarda serebellumun buyuk kismi da klasik katmanli yapisiyla mevcut degil. Yani mesele sadece ustteki kortikal tabakanin incelmesi degil; bilinc, dikkat, duyusal entegrasyon, hafiza ve motor planlamayla iliskilendirilen genis bir hem kortikal hem de subkortikal agdan soz ediyoruz ve bu agin buyuk bolumu ortada yok. Ben burada beyni kana, sinirlere ya da tek tek hucrelere indirgemiyorum. Ama beyni beyin yapan seyin, yani bilgi isleyen, anlam ureten, entegrasyon saglayan ve aglar kuran bu yapisal butunlugun buyuk olcude --yuzde 80, yüzde 90 BULUNMADIGINI, ama yine de 100'de 100 senin bilincin kadar bilincli olduklarını soyluyorum. Bu durumda sordugum soru cok net: Eger bilinc yalnizca bu yapilarin birbirleriyle kurdugu fiziksel iliskilerin bir urunuyse, bu iliskileri kuracak altyapi bu kadar eksikken, bu insanlar nasil seninle benimle ayni seviyede bilincli yasama sahip olabiliyor? Universite ogrencisi olarak derslere girebiliyorlar, anne baba olabiliyorlar, is hayatini surdurebiliyorlar, kosu atleti olabiliyorlar. Yani bilincli yasam sadece var degil; oldukca islevsel ve tutarli bir sekilde devam ediyor. Benim sorguladigim nokta bu: Bu durumda bilinc nasil hala bu kadar belirgin olabiliyor? Bunu bir ateist nasil açıklar? |
Alıntı:
Hristiyanlık ya da budizm bir dindir. Ateizm ne ideolojidir, ne dindir. Ateist dernekler var veya ateist ünlü kişiler var diye ateizmi bir şey zannetmekten vazgeçin artık. Ateizm bir şey değildir. İçinde yaşadığımız toplumun, bize dayattığı dogmaları toptan reddettiğimiz için kendimizi inançsız anlamında ateist olarak tanımlıyoruz, hepsi bu. Ateizm bir küme ve biz de bu kümenin içindeki bireyler filan değiliz. Sigarayı bırakanlar ya da futbolu takip etmeyi bırakanlar gibiyiz. Sigarayı bırakmak, bizi sigarayı bırakanlar kulübüne üye yapmaz. Sigarayı bıraktığımız için sigarayı bırakanlarla ortak bir noktamız var gibi ama yok. Çünkü sigara da din gibi dayatılan bir şey ve dayatılan bir şeyi terk etmek, aynı yoldan gidenlerle sizi yoldaş yapmaz. Ya da futbolu takip etmeyi bırakanlar, takım tutmayanlar kulübüne otomatik olarak üye yapılmıyor. İdeoloji ya da din, sizi bir grubun üyesi yapar. Ateizm de böyle bir şey yok. |
Alıntı:
Hepimiz doğada yaşayan hayvanlarız ve bazı hayvanların inanılmaz özellikleri/avantajları olur. Chat gpt'ye inanılmaz hayvanları sordum. Alıntı:
|
Alıntı:
Oyle gorunuyor ki, sanirim aramizda karsilikli bir anlasilma problemi var. O yuzden kendi adima, daha acik ve net bir sekilde yazmaya calisayim, belki gereksiz bir tartismanin onune gecer. Elbette hic kimse belirli bir X konusunu anlamak, ilgilenmek ya da tartismak zorunda degil. Sadece bu konu degil; ilgini cekmeyen, begenmedigin, tartismaya deger gormedigin ya da bilgi sahibi olmadigini dusundugun herhangi bir baslik icin zaman, emek ve enerji harcamak zorunda degilsin. Seni buna zorlayan kimse de yok. Insanlar genelde ilgilerini ceken, merak ettikleri ya da onemsedikleri konulara dahil olur, gorus bildirir ve tartismaya katilir. Eger ilgini cekmiyorsa, bu tamamen senin tercihin; dahil olmazsin, konu kapanir. Ben kimseyi bir seye zorlamiyorum. Yazdiklarim genel okuyucu kitlesine yonelik. Ilgilenen olursa, basim ustunde yeri var. Umarim bu kisim anlasilmistir. Bunun disinda, hala inanip inanmama meselesine takildigini goruyorum. Seni herhangi bir inanca davet eden yok. Sen bir ateistsen, ben de genel anlamda ateistlere yoneltilmis bir soru soruyorum. Cevap vermek istersin ya da istemezsin; bu da senin tercihin. Ayrica, ateizmin bir inanc ya da hatta bir teoloji olup olmadigi gibi bir tartismaya girmek de istemiyorum. Inancli biriyle bu tur tartismalar genelde zor ilerliyor. Son olarak sunu net bir sekilde soyleyeyim: Sen istedigine inanmakta ya da reddetmekte tamamen ozgursun. Bu ozgurlugune saygi duyuyorum. |
Konuya katki olmasi ve iyice anlasilmasi icin bir seyi netlestirmeme izin verin. Daha sonra sanirim kendimi tekrar etmemek adina yazmayacagim. Bu yazida kimseye inan/inanma demiyorum. Bu yazi inanip inanmama meselesi degil. Kimin neye inandigi yada inanmadigi benim ilgilendigim konu degil. Kisileri degil, meseleyi konusmaya calisiyorum ve sorular soruyorum. Ilgilenenler sorularima yanit verebilir, ilgilenmeyenler vermez. Saygi duyarim.
Ayrica burada soylediklerim oyle gizemli bilgiler de degil. Soylediklerime inanmayan biri isterse gidip istedigi ansiklopediyi acabilir---gerci ansiklopedi dedik ama ne yazik ki, ansiklopedi de kalmadi simdilerde----noroloji ya da beyin cerrahisi ders kitabina bakabilir, akademik kaynaklara bakabilir ya da guvenilir internet sitelerinden kontrol edebilir; beynin hangi bolgelerinin mutlaka korunmasi gerektigi, hangilerinin nispeten daha guvenli oldugu konusu klinikte COK TEMEL ve iyi bilinen bir ayrimdir. O yuzden bunu vurgulamam lazim. https://cdn.powerofpositivity.com/wp...ng-brain-1.jpg https://images.newscientist.com/wp-c...0&upscale=true Beynin islevsel olmasi, yani bir insanin uyanik kalmasi, bilincli olmasi, iletisim kurabilmesi, hareket edebilmesi, duyum almasi, gormesi, hafiza kurabilmesi, yasamsal duzenini surdurebilmesi vb. icin her beyin dokusunun ayni derecede gerekli oldugu dusuncesi dogru DEGILDIR. Klinik noroloji bize bunun boyle olmadigini soyluyor zaten... Ama mesela beynin icinde bazi bolgeler vardir ki adeta dokunulmazdir. Konusma uretimi icin sol frontal lobun alt yan kisimlarindaki Broca bolgesi vardir; bu bildigin kritik oneme sahip. Bozarsan orayi, gitti. Dilin anlasilmasi icin temporal ve parietal loblarin belirli kisimlari da var. Onlar da cok ahyati derecede onemli yerler. Hareket icin frontal lobun arka kismindaki motor korteks, duyum icin parietal lobun on kisimlarindaki somatosensor korteks vazgecilmezdir. Bunlar boyledir. Gorme icin oksipital loblarin arka bolgeleri gereklidir. Bellek icin temporal loblarin medial kisimlarindaki hipokampuslar onemlidir ve genellikle de en az birinin saglam kalmasi gerekir. Bunun yaninda korteksin derininde yer alan yapilar var, yani bazal ganglionlar var, talamus var, hipotalamus var, beyin sapi ve omurilik var, bunlarin hepsi yasamin ve bilincin surdurulebilmesi icin olmazsa olmaz seyler. Bu benim YORUMUM DEGIL; isteyen okuyucu kendi check edebilir. Bunlar ne yapar? Bunlar, temel olarak, solunum, kalp atimi, uyaniklik duzeyi, hormonlar, vucut sicakligi ve sivi dengesi gibi bizi hayatta tutan duzenlemeleri saglar. Bunlar OLMAZSA BITTIN. Hatta optik sinirler ya da hipofiz bezinin sapi gibi bazi yapilar vardir ki cerrahi olarak dokunulmasi bile ciddi risk tasir. Yani beyin icinde korunmasi her kosulda gerekli olan cekirdek alanlari saymaya calistim burada. Bunlar bazilari ama en onemlileri. Buna karsilik, beynin oldukca genis kortikal bolgeleri vardir ki cerrahi olarak cikarildiginda ya da buyuk olcude kayip yasandiginda, insan yine de bilincli kalabilir, iletisim kurabilir, kisiligi buyuk oranda korunabilir ve gunluk hayatini surdurebilir. Bu durum, beynin nasil calistigina dair daha ince bir noktaya isaret eder: Beynin islevsel olmasi, toplam doku miktarindan cok, belirli kritik sistemlerin ve aglarin ayakta kalmasiyla alakali bir sey. Yani beyin bir butun olarak degil, islevsel dugumler uzerinden calisan bir sistem gibi. Ben bunu acikca soylemek istedim cunku bazi vakalarda insanlarin beklenenden cok daha islevsel kalmasi, bu cercevede daha anlasilir hale gelir. Ancak burada durup sormak gerekiyor: Eger bilinc yalnizca organize olmus noral etkinligin bir sonucuysa, kritik yapilarin korunmasi islevleri aciklayabilir, ama bilincin butunlugu ve surekliligi nasil aciklanacaktir? Mesele yalnizca refleksler, hareket ya da duyum degildir; insanin kendini zaman icinde ayni ozne olarak algilamasi, anlam kurmasi, karar vermesi ve bilincli bir yasam anlatisi icinde var olmasi gibi daha ust duzey ozellikler vardir. Materyalist yaklasim bunlari dagitik aglar, plastisite ve yeniden orgutlenme gibi kavramlarla aciklamaya calisabilir ve bu yaklasimlar belli bir olcuye kadar makuldur. Ama benim asil merak ettigim sey su: Bu aciklamalar beynin calistigini gostermek icin yeterli olabilir, peki bilincin neden bu kadar tutarli ve surekli gorundugunu da ayni gucle aciklayabiliyor mu? Inanmayan birinin de rahatlikla acip kontrol edebilecegi bu klinik ayrimlar isigi altinda soruyorum: Beynin bazi kisimlari dokunulmazken, bazi genis kisimlari kayba ragmen insanin bilincli ve islevsel kalabilmesi, materyalistlerce nasil aciklanir? Yukarida saydigim o cekirdek yapilarin, yani konusma, hareket, duyum, bellek ve yasamsal duzen icin kritik oldugunu bildigimiz bolgelerin bazilarinin ya ciddi sekilde incelmis, ya yer degistirmis yada neredeyse tumden beyni olmayan vakalar var. Buna ragmen bu insanlar bilincli bireyler olarak hayatlarini surduruyor. Aralarinda ogretmen olan var, universite ogrencisi olan var, ailesi olan, cocuk buyuten insanlar var. Bazi vakalarda bu durum tamamen tesadufen ortaya cikiyor; kisi baska bir nedenle beyin goruntulemesi yaptiriyor ve kafatasinin icinin buyuk oranda sivi ile dolu oldugunu ogreniyor. Evet, bazilarinda motor sorunlar, el ya da yurume kisitlamalari olabiliyor. Ama bilinc, farkindalik, mantik yurute bilme ve gunluk zihinsel islevler anlaminda islevsizlik yok. Belki en son soyle bir ornek verebilirim. Dogustan iki gozu de yuzde 90 oraninda kor olan, yada yuzde 90 oraninda gozu olmayan birini dusunun. Ama bu kisi cikip ben yuzde 100 goruyorum desin ve gercekten de tam saglikli biriyle ayni sekilde gorsel performans gostersin. Siz boyle bir tabloda nasil oluyor diye sormaz misiniz? Bu akla ve deneyime uygun mu diye dusunmez misiniz? Bunun materyalist aciklamasi nedir diye sormaz miydiniz? Ayrica yukarida sadece bilinc meselesine deginmedim; farkli ornekler verdim ve belirli sorular sordum. Kendi adima, ateizmin ya da kati materyalist bilinc anlayisinin cevap vermekte zorlanabilecegini dusundugum noktalarin bir listesini cikardim. Oturdum, saatlerce okudum, dusundum ve yazdim. Ilgilenen olur, cevap verir. Ilgilenmeyen zaten vermez. Ama suana kadar ya anlasilmadim, ya da tatmin edici yanit alamadim. Almak zorunda da degilim gerci. Bu da beni basligin ismine goturuyor. Tabii ilgilenenler olursa baska sorular da sorabilirim. Dur bakalim nasil ilerleyecek.. |
| Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 15:04 . |