Turan Dursun Sitesi Forumları

Turan Dursun Sitesi Forumları (https://turandursun.com/forumlar/index__1.php)
-   Politika (https://turandursun.com/forumlar/forumdisplay.php?f=21)
-   -   Kudusi Okkır (https://turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=6766)

dilaver 07-07-2008 22:13

Kudusi Okkır
 
Metal ergenekon başlıgına yazmış ve konu önemsenmeden geçmiş. Ben ise bu konuyu ayrı bir başlıga taşımayı tercih ettim ve konunun son derece önemli oldugunu düşünüyorum.

Öz şu, saglıklı olarak cezaevine giren bir kişinin kapıldıgı kanser yüzünden cezaevinden ölüsü çıkıyor.

Bu bir insanlık suçudur ve hesabı sorulmalı sonuna kadar takibi yapılmalıdır. Gönül isterdi ki darbe darbeciler diye yeri gögü inletenler her şeyden evvel bu işin üzerine gitseler di.

Bu olay ilk degildir, öncelikle onun altını çizmek lazım. Anlı şanlı sosyal demokratımız Ecevit'in devri iktidarında cezaevlerinde yaşamları devlete emanet edilmiş onlarca gencin barış operasyonu adı altında cezaevlerinden ölüleri çıktı ve bugüne kadar da hesapları sorulmadı.

Bu ilk cezaevinden sag çıkıp da cenazesi verilen tutuklu ya da hükümlü olayı degil, ancak son olmasını diliyorum. Şimdiye kadar bizlerin ölülerine kimse sahip çıkmadı, devrimcilerin ölülerine itlaf edilen hayvan muamelesi yapıldı, soruşturmalar engellendi, basında yer almadı.

Ama bizler bu suça ortak olacak degiliz. Bizim yaşamımız insanlık için var oldu ve insanlıga adandı. Bu ugurda yaşam ile ölüm arasındaki çizgi zerre kadar düşünülmedi ve nerede haksızlık olursa olsun ölümüne bir mücadele gögüslendi. Tarih bunun tanıgıdır.

Kuddisi Okkır ise bu kahpe düzenin ve 12 Eylül yasalarının herhalde son kurbanı oldu. Yaşamında her halde o yasaların kendi sonunu getirecegini hiç düşünmemişti belki de. Belki de hiç bir zaman cezaevi ölümlerini sorgulamamıştı ama o sisteme kurban oldu.

Onun son kurban olmasını dileyelim ve bu ölümün hesabının tüm sorumlulardan sorulması için elimizden gelen her şeyi yapalım. Bu davanın bireysel olarak da olsa takipçisi olalım. Biz insanız ve insan yaşamının degeri en büyük erdemimiz olmalı. Hele ki devletin koruması diye hürriyeti elinden alınan bir kişi için daha fazla.

Unutmayın demokrasi ve hukuk bir gün herkese, hepimize gerekli olabilir.

saygılarımla

Ayejj 08-07-2008 00:33

Kudusi Okkır başına gelenler gerçekten çok üzücü,adalet sisteminin hızlı ve düzenli çalışması gerekir.Malesef bu ülkede geç gelen adalet,adalet degildir prensibine dikkat edilmiyor.

mhmd 08-07-2008 00:36

Kanser, nedeni henüz net olarak bilinmeyen, hücrelerin bölünme ve büyüme programlarının bozulması ile ortaya çıkan bir süreçtir. Daha teferruatlı bilgi için;
http://www.bilkent.edu.tr/~bilheal/a...05/kanser.html bakılabilinir.
Bir kişiye dışarıdan kanser hücresi verilerek hastalık bulaştırılabilinir.
Konu sağlık açısından bakılır ise durum budur.

Hukuki olarak devlet, gözetimi altına aldığı tüm vatandaşlarının her türlü hakkının korumak zorundadır. Sağlık hakkı ve yaşama hakkı başta olmak üzere. Bahsettiğimiz devlet, demokrasi ve hukuku benimsemiş olması ve içselleştirmesi şartı ile!!!

AKHENATON 08-07-2008 00:41

burda tek sorumlu savcıdır , cezaevinde hastalanan kişilerin tedavi onayını savcı verir.kaldıki bir süredir adalet mekanizması fetullahçıların kontrolüne geçmeye başladı.

gercekisim 08-07-2008 01:03

Bu olayı görünce içim parçalandı,hala Kuddisi Okkır'ın ölüm döşeğindeki hali gözümün önünden gitmiyor,bu yüzden iki gündür çok üzgünüm ve çok sinirliyim! böyle birşey olamaz! bir insan 12 ay neyle suçlandığını bile bilmeden sağlıklı halde içeri atılıp,ölüm döşeğinde dışarı çıkarılıyorsa ve 3 gün sonra ölüyorsa bunu yapanların,sorumluların hesap vermesi gerekir! bu bir cinayettir! hem de alçakça!

dilaver 08-07-2008 01:06

evet gercekisim bu bir cinayettir, ama bu ilk defa gerçekleşmiyor Türkiye de. Özgüllügü sizi ilgilendirdigi için siz ilk defa duydunuz ve kaynagını da anti demokratik 12 Eylül hukukundan alıyor.

saygılarımla

gercekisim 08-07-2008 01:13

Evet sn.dilaver,biliyorum ki bu bir ilk değil.Ben belki bundan 6 ay evveline kadar bu tür olaylardan pek haberdar değildim,ta ki dini bırakana kadar.Ama artık takip ediyorum ve böyle bir insanlık suçuna sessiz kalmak istemiyorum,dayanamıyorum,gerçekten ne derece üzüldüğümü anlatamam bile. :( daha evvel Van'daki hadiseyi de biliyorum,o da farklı değil. Haksız yere bir insana yapılan bu eziyetin hesabı sorulmalıdır.elbette daha evvel olanların da.

metalheart 09-07-2008 02:42

Hürriyet Gazetesi...

Adalet Bakanlığı'ndan, Okkır'ın, hastalanma ve tedavi süreciyle ilgili olarak yazılı ve görsel basında çıkan haberler üzerine yazılı bir açıklama yapıldı.

Kuddusi Okkır'ın, “Ergenekon Örgütü” soruşturması kapsamında İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesinin 23 Haziran 2007 tarihli kararıyla tutuklanarak İstanbul H Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumuna konulduğu anımsatılan açıklamada, tutuklunun, 4 Temmuz 2007 tarihinde Tekirdağ 1 No'lu F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumuna nakledildiği belirtildi. Tutuklunun bu cezaevine kabul edildiği 4 Temmuz 2007'deki ilk muayenesinde sağlığına ilişkin herhangi bir şikayetinin olmadığının belirtildiği vurgulanan açıklamada, Okkır'ın tutuklu bulunduğu dönemdeki sağlık durumuna ilişkin şu bilgilere yer verildi:

“Kuddusi Okkır, sağlığıyla ilgili çeşitli şikayetleri üzerine 16 Temmuz 2007 ile 15 Mart 2008 tarihleri arasında 9 kez kurum revirinde muayene edilmiş ve kendisine ilaç tedavisi uygulanmıştır. Aynı tarihler arasında 6 kez de diş tedavisi görmüştür.

Okkır, kurum tabipliğine başvurusu üzerine 19 Mart 2008 tarihinde Tekirdağ Göğüs Hastalıkları Hastanesine sevk edilmiş, yapılan muayenesi sonucunda, 'solda bronşektazi sol maxiller sinüzit' tanısı konularak ilaç tedavisi verilmiştir. Ayrıca kontrol için dahiliye konsültasyonu önerilmiştir.

1 Nisan 2008 tarihinde Tekirdağ Devlet Hastanesi Göğüs Cerrahi Polikliniğine kontrole gönderilmiş, yapılan klinik ve radyolojik değerlendirmede cerrahi patoloji izlenmediği belirtilmiş, KOAH akut atak tanısı ile Göğüs Hastalıkları Hastanesine sevki uygun görülmüştür. 2 Nisan 2008 tarihinde Tekirdağ Göğüs Hastalıkları Hastanesine sevk edilmiş, ancak tutuklunun dilekçe vererek hastaneye gitmek istemediğini belirtmesi nedeniyle anılan hastaneye sevki gerçekleştirilememiştir. 8 Nisan 2008 tarihinde tutuklunun başvurusu olmamasına rağmen kurum tabipliğinde muayenesi yapılmış, kilo kaybı, aşırı derecede halsizlik ve durumunun kritik görülmesi üzerine acilen Tekirdağ Devlet Hastanesine sevk edilmiştir. Hastanede muayene sonucunda majör depresyon tanısıyla ilaç tedavisi verilmiş ve iki hafta sonrasına kontrol önerilmiştir. Ayrıca dahiliye uzmanınca yapılan muayenesi sonucunda ise 'pnömoni' teşhisi konularak hastaneye acil yatırılmasına gerek duyulmamış, antibiyotik tedavisi ile taburcu edilmesi uygun görülmüştür. 18 Nisan 2008 tarihinde Tekirdağ Devlet Hastanesi dahiliye ve psikiyatri polikliniklerinde yapılan muayenesinde, majör depresyon bozukluğu tanısıyla ve intihar riski olduğu belirtilerek acilen Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesine ambulans ile sevk edilmiş ve yatışı sağlanmıştır.

Klinik izleme, tetkik ve muayeneleri sonucunda mevcut akciğer rahatsızlığı nedeniyle göğüs hastalıkları servisi bulunan bir hastaneye sevkinin gerektiği belirtilerek, 25 Nisan 2008 tarihinde Bayrampaşa Devlet Hastanesine yatışı yapılmıştır. Burada pnömoni tanısı ile tedavisi sağlanmıştır. 30 Nisan 2008 tarihinde Haseki Eğitim ve Araştırma Hastanesinde pnömoni akut böbrek yetmezliği tanısı ile tedavi altına alınmış, yapılan psikiyatri konsültasyonu neticesinde psikiyatri kliniğinde tedavisinin devamı uygun görülerek 1 Mayıs 2008 tarihinde Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesine sevk edilmiştir.

Burada tedavisine devam edildiği sırada nöroloji konsültasyonu, iç hastalıkları konsültasyonu, göğüs hastalıkları rekonsültasyonu yapılmış, tedavisine Yedi Kule Eğitim ve Araştırma Hastanesinde devam edilmesi uygun görülerek 6 Mayıs 2008 günü buraya sevk edilmiştir. 8 Mayıs 2008 tarihinde Bayrampaşa Devlet Hastanesinde yapılan muayenesinde majör depresyon solda bronşektazi tanısı ile ilaç tedavisi önerilerek ceza infaz kurumuna iade edilmiştir. Ancak kuruma kabulü sırasında yapılan muayenesinde genel durumunun düzelmediğinin anlaşılması üzerine acil olarak Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesine (Edirne) sevk edilerek yatışı sağlanmıştır. Durum, Okkır'ın oğluna cep telefonuyla irtibat kurularak bildirilmiştir.

Okkır, 9 Mayıs 2008 tarihinde Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi acil servisinde muayene edildikten sonra mahkum koğuşuna yatırılmış, burada göğüs hastalıkları bölümü başkanı ve doktorları tarafından muayene edilerek tedavi uygulanmıştır. 29 Mayıs 2008 günü kemik iliğinden biyopsi alınmış, 5 Haziran 2008 tarihinde kemik iliği biyopsisi üzerinden yapılan patolojik inceleme sonucu kanser teşhisi konulmuştur. Onkoloji bölümündeki odaların dolu olması nedeniyle 11 Haziran 2008 tarihinde onkoloji bölümü servisine yatırılmıştır.
Trakya Üniversitesi Sağlık Araştırma ve Uygulama Merkezinin 30 Haziran 2008 tarihli yazısı ile ekindeki Onkoloji Bilim Dalının raporu, 1 Temmuz 2008 günü saat 09.27'de Kurum Müdürlüğüne faks ile ulaşmıştır. Söz konusu yazı, Tekirdağ Cumhuriyet Başsavcılığınca 1 Temmuz 2008 tarihinde İstanbul 13. Ağrı Ceza Mahkemesine faksla gönderilerek tahliye talep edilmiştir. Aynı gün, tutukluluk halinin mahkemece kaldırılması üzerine Tekirdağ Cumhuriyet Başsavcılığınca, Edirne Cumhuriyet Başsavcılığına müzekkere yazılarak hastanede tedavisi süren Okkır'ın tahliye işlemi gerçekleştirilmiştir.

Bu süreçte yapılan tüm tedavi giderleri devlet tarafından karşılanmıştır.
Ayrıca Bakanlığımız, Okkır'ın ölümüyle ilgili olarak tedavi sürecinde bir aksama olup olmadığı ve sorumluların bir ihmalinin bulunup bulunmadığının tespiti amacıyla iki müfettiş görevlendirerek soruşturma başlatmıştır.”


yerseniz....

sargon 09-07-2008 12:49

1 Nisan 2008 tarihinde Tekirdağ Devlet Hastanesi Göğüs Cerrahi Polikliniğine kontrole gönderilmiş, yapılan klinik ve radyolojik değerlendirmede cerrahi patoloji izlenmediği belirtilmiş, KOAH akut atak tanısı ile Göğüs Hastalıkları Hastanesine sevki uygun görülmüştür. 2 Nisan 2008 tarihinde Tekirdağ Göğüs Hastalıkları Hastanesine sevk edilmiş, ancak tutuklunun dilekçe vererek hastaneye gitmek istemediğini belirtmesi nedeniyle anılan hastaneye sevki gerçekleştirilememiştir. 8 Nisan 2008 tarihinde tutuklunun başvurusu olmamasına rağmen kurum tabipliğinde muayenesi yapılmış, kilo kaybı, aşırı derecede halsizlik ve durumunun kritik görülmesi üzerine acilen Tekirdağ Devlet Hastanesine sevk edilmiştir.

Demokrasi herkese lazim olur diye diye dilimizde tuy bitti. Ama burnu kaf daginda, kendilerini sistemin asil sahipleri sayan bir yigin Kemalizm iddiali dostumuz bize zamaninda "o dediginiz sey Amerika'nın oyunu" dıyordu. Dun TV'de Kuddisi Okkır'ın esinin ve avukatının Insan Hakları Derneğinde açıklama yaptıklarını gördüm. Halbuki aynı fikir sahibi arkadaşlarımız İnsan Hakları Derneği'nin adını Terörist Hakları Derneği'ne çıkarmışlardı. Bir gün size de lazım olur dediğimizde alay konusu oluyorduk. Teröristleri korumakla, hatta terörist olmakla suçlanıyorduk. Aradan çok zaman geçmedi, daha bir yıl öncesinin tartışmalarına göz atarsanız, bahsetiğim ifadeleri görebilirsiniz.

Bazı arkadaşlarımız, darbeci, otoriter, Kemalist zırhına bürünmüş basının sayesinde ilk olarak cezaevlerini ve Türkiye'de neler oldugunu görmüşler. Bu da önemli bir ilerlemedir elbet. Ama hatırlatmak gerekir ki, bu uygulamalar bizzat korumak için büzük şevkle yazılar döktürdüğünüz devletin sıradan, günlük uygulamalarıdır. Her gün sayısız hukuksuzluk, adaletsizlik uygulanırken, iş kendilerine geldiğinde "aaa, demokrasi diye birşey de varmış" demek, herhalde AKP'nin demokrasiyi "türban özgürlüğü" olarak görmesinden farklı bir zihniyet olmasa gerek. Hehalde bu iki bi-demokrat güç odağı çatışa çatışa sonunda demokrasinin herkes için gerekli bir şey olduğu halk tarafından anlaşılacak. Zaten demokrasi, geliştiği ülkelerde de "bu da iyi birşeymiş" diyerek değil, çatışmaların sonucunda ulaşılmış bir noktadır.

Yukardaki alıntıya gelelim. Kuddusi Okkır, neden hastaneye gitmek istememiş olabilir dersiniz. Onun nedenini bilemiyorum. Bunalıma girmiş, ölmek istemiş de olabilir. Ama ben kendi deneyimimden size birşey söyleyeyim. Ben F Tiplerinde bir yıl kaldım ve ordan hastaneye sevke gitmek bir işkenceydi. Sevklerde ringe binilmeden önce askerler sürekli bir sorun çıkarırdı. Ayakkabını çıkartır, olmadı ağzını açtırır, kıçına bile bakmaya kalkarlardı. Her sevkte, ya gidişte ya dönüşte mutlaka bir olay çıkardı ve jandarmadan dayak yerdik. Sevk sırasında ise ring aracı güneşin altında saatlerce yanar ve aracın açık pencereleri veya havalandırması olmadığı için aracın içinde buğulama olurduk. Ellerimiz kelepçeli olduğu için eğer zaten rahatsızlığı olan birisiyseniz o yolculuk büyük bir eziyet olurdu.

Peki hastaneler nasıldı derseniz, o da başka bir hikaye. Eğer mahkum koğuşu olan bir hastane yoksa, durum felakettir. Hastanede sürekli bir eliniz yatağa kelepçeli olarak yatarsınız. Kapıda asker durur. Ota, boka, herşeye karışır. Tuvalete gitmek için çavuştan izin almanız gerekir. Hastane cezaevinden daha büzük bir işkenceye dönüştürülür.

Belki Kuddusi Okkır'ın koşulları bizlerden daha iyiydi. Ne de olsa biz yaşaması bile gereksiz olan devlet düşmanı hainlerdik. Eh, "hain" olmak belki de anlamaya başlamanın ilk adımıdır. Kuddusi Okkır'ın ölümünün suçunu AKP'ye, savcıya falan yükleyip, aynı adalet ve ceza sisteminin sürmesini isteyenler için sorun yok. Hasbelkader egemenliği tekrar ele geçirirlerse aynı sistemi sürdüreceklerdir. Ama bu arada belki birileri bu sorunun bir partiden, bir savcıdan değil de bizzat devletin kendisinden kaynaklandığını anlar, bu da bize kar olur.

Squall 09-07-2008 17:15

Takvimler 28 Kasım 2007’yi gösteriyordu. Kozan’da yaşayan Tevhide Kütük isimli bir kızcağız, bir makale yarışmasında ödül kazanmıştı. Tören günü ödülünü türbanıyla almak isteyince Kozan Kaymakamı’nın ve Garnizon Komutanı’nın uyarılarıyla kürsüden indirildi.

Hatırlarsınız, Türkiye karıştı.

Bütün dinci gazeteler bu olayı “büyük bir özgürlük sorunu” olarak sundu.

Olayın gazetelere yansımasının hemen ardından Başbakan Erdoğan ve eşi telefona sarılarak Tevhide’yi ve ailesini aradılar.
Üzüntülerini ilettiler.



“Sorumlular hakkında gerekli işlemler yapılacak. Bu haksızlıklar bir gün mutlaka bitecek” diye moral verdiler. Tevhide’nin ve ablasının tüm eğitim masraflarını üstlenmeyi vaat ettiler.

Sadece Tevhide mi?

Hangi genç kız türban yüzünden sorun yaşadığını söylese, Başbakan mutlaka telefon edip gönlünü aldı!

Aradan yedi ay geçti.

Bu kez Edirne’den gözü yaşlı bir kadın görüntüsü belirdi televizyon ekranlarında.

Bu kadın, eşi Kuddusi Okkır’ın 12 ay önce Ergenekon Çetesi’nin finansörü olmak iddiasıyla tutuklandığını...

Hakkındaki iddianamenin bir türlü mahkemeye sunulmadığını...

Bu süreçte kansere yakalandığını...

Ama hastanelerde bir türlü teşhis konulamadığını...

Ölümünün yaklaştığı kesinleşince de serbest bırakıldığını haykırıyordu!

Bu feryatlardan sadece üç gün sonra da eşini kaybetti o kadın...

Adı Sabriye Okkır’dı.

Beş kuruşu olmadığı için, “terörü finanse etmekle” suçlanan kocasının hastane parasını ödeyememiş, cenazesini memleketine belediyenin tahsis ettiği arabayla götürebilmişti.

Büyük bir haksızlığa uğradıklarını, eşinin başına gelenlerin insanlık suçu olduğunu söylüyordu...

***


Ne ilginçtir ki onun telefonu hiçbir zaman çalmadı.

Ne türbanlı kızların “hızır acil servisi” Başbakan aradı onu; ne de onun çok duygusal eşi...

Cumhurbaşkanı’ndan da ses çıkmadı, Meclis Başkanı’ndan da...

Hepsi, o çok kullandıkları sözü hayata geçirmeye soyunmuştu adeta:

“Gözleri var ama görmezler, kulakları var ama duymazlar...”

Üzüntülerini iletmediler.

“Sorumlular hakkında gerekli işlemler yapılacak” demediler.

“Bu haksızlıklar bir gün mutlaka bitecek” diye moral vermediler.

“Paraya ihtiyacınız var mı” diye sormadılar.

Böylece “örtünme hakkı”na verdikleri önemi, “yaşama hakkı” na göstermediklerini kanıtladılar...

Bu ülkenin insanlarını “bizden olanlar ve olmayanlar” diye böldüklerini, “Herkesi kucaklamak” gibi bir dertlerinin olmadığını gösterdiler.

***


İşte bu yüzden bundan sonra hiç kimse bana bu iktidarın, “haktan ve özgürlükten yana” olduğunu söylemesin...

Küfrederim!

*****

BİR ÖNERİ!

Bütün hastanelerin koridorlarına asılan ve eliyle “sus” işareti yapan hemşire fotoğrafını bilirsiniz...

İşte; Ergenekon soruşturması kapsamında tutukluyken, kahrından kanser olarak hayatını kaybeden Kuddusi Okkır’ın bu son fotoğrafı da bütün ağır ceza mahkemelerinin duruşma salonlarına asılmalı.

Asılmalı ki hâkimler, savcılar; yargıladıkları sanığın “ölümlü bir insan” olduğunu akıllarından çıkartamasın!

Bu öneriyi Adalet Bakanı’nın takdirlerine sunacağım da...

Aldırır mı bilmem?

******
Mustafa Mutlu - Vatan gazetesi


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 12:28 .