![]() |
ateistlere bir soru
selamlar
sizce peygamber sav.kuranı uydurdu ve sahte anlamsız bir din kurdu.peki bir an için öyle kabul edelim.o zaman bunları yapmakta bir amaç olmalı.mesela mal,mülk,servet,karı kız vs.oysaki peygamber sav. mekkede tebliğe başlangıç yıllarında müşrikler ebu talib e gelerek ondan yiğenini durdurmasını istediler ki bu tüm batı alemininde kabuludür.ebu talib yiğenine bu teklifleri iletti.bu teklifler liderlik,mamülk,servet vs.idi.oysa peygamber sav. tüm bu teklifleri reddetti.şimdi soruyorum bu kadar zeki bir insan ki amacı servet vs. neden bu teklifi kabul etmedi?sahtekar bir insanın tercihi teklifi kabul etmek olurdu öyle değilmii? |
İnanmazlar mehmet kardeş.
Bu anlattığın olayı İslamın sempatik gösterilmesi için uydurulmuş sayısız hikayelerden birisi sayarlar. İnanmazlar. Onlar Peygamberin açlıktan ayakta duramayacak kadar halsiz düştüğünü, karnına taş bağlayarak ve oturur bir şekilde namaz kıldığına da inanmazlar. Onlar Peygamberin 25 yaşından 40 yaşına kadar (Bir insanda cinsel ihtirasın en yoğun oldu dönemler) kendisi 25 yaşındayken 40 veya 50 yaşlarında olan Hz. Hatice ile, yani tek bir kadınla yetindiğini, ondan sonraki evliliklerinin ise çoğunu Siyasi gerekçelerle yaptığını, Hz. Aişenin 9 yaşındayken gösterdiği fiziksel, zihinsel ve ruhsal olgunluğu görmezler (9 yaşındaki sübyanla evlendi derler), tutarlar da Peygamberi şehvet düşkünü bir canavar addetmek haysiyetsizliğini gösterirler. Peygamber Efendimiz’in hanımlarının odalarında aylar geçer, ocak yanıp da bir yemek kaynamazdı. Yıllar sonra Hz. Aişe Validemiz, “Bu ümmette ilk fitne tokluktur.” buyuracaktır. Hz. Ebu Hüreyre, Hicret’in 7’nci yılında Müslüman olmuştu. Bazen günlerce aç kalır, insanların gelip geçeceği yerlere yatar, açlıktan inler, “istakraûnî” derdi. Bu, hem “Bana Kur’an okuyun” hem de “Bana yemek yedirin!” manâsına gelirdi. Bazıları, oturur başında Kur’an okur, Hz. Cafer-i Tayyar ise halini anlar ve onu evine götürüp yemek yedirirdi. Hz. Enes (radiyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalatu vesselam) buyurdular ki: "Şurası muhakkak ki, Allah hakkında benim korkutuldugum kadar kimse korkutulmamıstır. Allah yolunda bana cektirilen eziyet kadar kimseye eziyet cektirilmemiştir. Zaman olmustur, otuz gun ve otuz gecelik bir ay boyu, Bilal ile benim yiyeceğim, Bilal'in koltugunun altına sıkışacak miktarı gecmemistir." Tirmizi, Kiyamet 35, (2474). 2062 - Yine Hz. Enes (radiyallahu anh) anlatiyor: "Resulullah (aleyhissalatu vesselam)'a arpa ekmegi ile kokusu degismis erimis yag getirmistim. (Bir seferinde) soyle soyledigini isittim: "Muhammed ailesinde, dokuz kadın bulundugu bir zamanda, ne bir sa' hurma, ne de bir sa' hububat gecelememistir." Buhari, Rehn 1, Buyu 14; Tirmizi, Buyu 7, (1215); Nesai, Buyu 50, (7, 288). 2065 - Utbe Ibnu Gazvan (radiyallahu anh) anlatiyor: "Gercekten ben kendimi, Resulullah (aleyhissalatu vesselam) ile birlikte olan yedi kisiden yedincisi olarak gocmusumdur. Huble yapragindan baska yiyecegimiz yoktu. Oyle ki avurtlarimiz yara oldu." Muslim, Zuhd 15, (2967). ŞU OLAYA BAKIN: Ebu Talha (radiyallahu anh) anlatiyor: "Resulullah (aleyhissalatu vesselam)'a acliktan sikayet ettik ve karinlarimizi acip gosterdik. Herkeste bir taş vardi. Resulullah (aleyhissalatu vesselam) da KARNINI AÇTI, O'NDA İKİ TAŞ VARDI." Tirmizi, Zuhd 39, (2372). |
Geçen gün, önemli biri heyecanla anlatıyordu:“Kırım’a gittim. Kırım sefil; sefaletle ahlâkî çöküntü bir arada. Türkiye’den bir şirketin kurduğu özel bir okulda öğretmenlik yapan bir tanıdığımın evine vardım.
Bu evin hanımının ailesini yakından biliyorum. Florya’da oturan, çok zengin, arabaları, hizmetçileri, villaları olan bir aile. Bu hanımefendi böyle bir evde yetişti. Ama orada, tuvaleti, mutfağı, banyosu ve kalınacak odasıyla tamamı 30 m2lik bir evde oturuyor. Türkiye’de en fakir dediğimiz insanlar bile böyle bir evde, Kırım’ın mevcut şartlarında yaşamak istemez. Ama bu hanım kardeşimiz, bırakın halinden şikayetçi olmayı, orada hizmet vermekten çok memnun. Sonra okula vardım. Müdürünü aradım; yerin altında bir yerlerden, üstü başı toprak ve çamur içinde çıkageldi. Okulda fosseptik çukuru açıyorlarmış; müdür, çukuru kazma işinde bizzat çalışıyor. Nedir bu hal? Bu insanları bu şartlarda orada, hem de aşk-şevk içinde tutan nedir?” Bu kadirşinas arkadaşa Hz. Mus’ab’ı, günümüzde bazı unvanlı cahillerin, cehaletlerinden dolayı aleyhinde söz söyleme cüretinde bulundukları Hz. Ebu Hüreyre’yi misal verdim. Hz. Mus’ab, şeklen Peygamber Efendimiz’e (sas) benzerdi. Zengin bir aileden geliyor, ipekliler giyiyordu. Çok da yakışıklıydı. Sokağa çıktığı zaman Mekke’nin kızları pencerelere üşüşürdü. 17 yaşında Müslüman oldu. Ailesinin işkencelerine katlandı; her şeyini İki Cihanın Efendisi’nin yanında, Allah yolunda harcadı. İslâm, Medine’ye taşmaya başlayınca, oraya muallim olarak gönderildi. Hicret’ten sonra Efendimiz, bir cumartesi Kuba Mescidi’nde otururlarken Hz. Mus’ab, üzerinde kırk yamalı (şeref madalyalı) entarisiyle uzaktan göründü. Efendimiz, yanındakilere “Bu zat, İslâm’ından önce çok zengindi. Şimdi ise gördüğünüz durumda. Bir zaman gelecek, dünyanın hazineleri size akacak” buyurdular. “Yâ Rasûllellah” dediler, “Bizim için bu zaman mı hayırlıdır, o zaman mı hayırlı olacak?” Cevap, “Bu zaman hayırlıdır.” şeklinde geldi. Peygamber Efendimiz’in hanımlarının odalarında aylar geçer, ocak yanıp da bir yemek kaynamazdı. Yıllar sonra Hz. Aişe Validemiz, “Bu ümmette ilk fitne tokluktur.” buyuracaktır. Hz. Ebu Hüreyre, Hicret’in 7’nci yılında Müslüman olmuştu. Bazen günlerce aç kalır, insanların gelip geçeceği yerlere yatar, açlıktan inler, “istakraûnî” derdi. Bu, hem “Bana Kur’an okuyun” hem de “Bana yemek yedirin!” manâsına gelirdi. Bazıları, oturur başında Kur’an okur, Hz. Cafer-i Tayyar ise halini anlar ve onu evine götürüp yemek yedirirdi. Hep böyle başladı ve sonra kapılar açıldı. Geniş geniş açılan kapılardan grup grup dehaletler oldu. Bunların çoğunluğu, ellerinden tutulup getirilenlerdi. Dünyaya açılmalar başlayıp da makamlar, unvanlar, servetler devreye girince rekabetler, kavgalar patlak verdi. Büyük çoğunluğuyla sonradan ellerinden tutulup getirilenler makamları, unvanları kaptılar; kendilerinin ellerinden tutanları da beğenmez oldular. Hem Müslüman olarak kalmak, Müslüman olarak anılmak istiyor hem de diledikleri gibi yaşamayı arzu ediyorlardı. “Zaman, çağ, şartlar, olgular” diyerek bu tutumlarına da gerekçeler üretiyor, hattâ kendilerini haklı buluyorlardı. Dinî değerleri, bu yeni olguların, temelde empoze kültürlerin içinden yeniden üretiyorlardı. Fakat, aslî dinî değerlerin ulaştığı yerlerde İslâm’ı taptaze tanıyıp, onu bütün tazeliğiyle yaşayanlar, en ilkler içinde de taptaze kalabilenlerin ardından öyle ilim ve manâ hareketleri başlattılar ki, ilk anda dini dünyanın yedeğinde götürmek isteyenler kazanmış gibi görünse ve dünyevî mevkileri, unvanları kapsalar da, asıl kazananlar, hep aslî değerler üzerinde ilk günkü gibi yürüyebilenler oldu. Sonraki tarih onlarla şekillendi ve onlar, hep Hz. İbrahim gibi lisân-ı sıdk ile anıldılar. Kur’an’ın, lafzî bile olsa bir meselesi için zindanda can vermeyi cana minnet bildiler; “Değil kadılığı kabul edip, bu yöneticilerin kararlarının altına din adına imza atmayı, benden Vâsıt Camii’nin kapılarını saymamı isteseler, bunu bile kabûl etmem” diyenler, a’zam imamlar haline geldiler. Ve, herkes dünyada biriktirdiği sermaye ile göçtü, hesabını En Büyük Mahkeme’de vermek üzere. Bu, tarihin değişmeyen yüzüdür. Bugün de aynen tekrarlanan ve yarınlarda tekrarlanacak yüzü. (Ali Ünal ın bir yazısı.) 19.01.2004 |
benim Şu an sabakız olmamı sağlayan islam diyebilirim bu adamlar bizden ne istiyorki. ben Ataistler gibi düşünsem içki kumar uyuşturucu hırsızlık karı kız tüm suçları işlerim nasıl olsa ahiret yok. benim bunları yapmamamın tek sebebi islam. yani o kadar yerin dibine sokulmaya çalışan İslam bunları yapmamı engelliyor daha ne istiyorsun. ataist olursam senin çolığuna çocuğuna zararım dokunacak.
Kod:
Allah'ım sen bizi ıslah et. |
Alıntı:
bak ben hırsılık yapmıyorum kumarda oynamıyorum.. uyuşturucuda kulnamıyorumm... ama birşeyden korkutğum için değil .. yapılmamasını gerektiğini bildiğim içn yapmıyorum...yanı harhangi yonlendirici bir kitap veya din yok... etik olmadığı için yapmıyorumm... ataistler veya dinsizler ole kafanazıda canlandırdığınız gibi değil... kumar -hırsızlık akşamakadar içki msalaraında:)) senin yaşın kaç kuzum ??? etrafında ki insanlar sana kotu lanse etmişler ??? hayel kahramanı yaratmışsın kafanda... |
Nomero_lie
İslam hakkında hiçbirşey bilmiyorsun. Cahil bir çevrede yetişmen senin suçun değil ama kendi başına araştırıp kendi aklınla kendi mantığın ve sezgilerinle gerçeği göremiyorsan bu senin suçun olur birader. Böyle mantık olmaz. "demek muslumanluk isamiyet kuran bunları yapmanı engelliyor... ama potansiyel olarak var içinde ????? " Bu nasıl bir düşüncedir be. Elbette içinde potansiyel var. Ya değilse herkesin melek gibi günahsız olduğu yani içindeki günah eğilimlerinin dışa çıkmadığı bir dünyada "İmtihan Sırrı" denilen İlahi Hakikatin ne işi var. İnsanın içindeki günah işleme potansiyeli insanı meleklerden ve hayvanlardan ayıran özelliklerin en büyüklerinden. Melekler günah işlemez, nefisleri yoktur,öfkelenmezler, acıkmazlar, şehvet duymazlar, hırslanmazlar, canları içki kumar çekmez çünkü nefisleri yoktur. Bu yüzden bir nefis mücadelesine de girmezler. Yani günah işleme kabiliyetleri yoktur. Bu yüzden meleklerin makamı her zaman sabittir. Ama insan, öfkelenir, şehvet duyar, kızar, hırslanır, kazanmak ister,sahip olmak ister vesaire vesaire. şehvetini,öfkesini,hırsını günahla değil meşru dairede tatmin ederse ve bunu da Allah rızası için yaparsa, hayatını Allah'ın rızası istikametinde yönlendirebilirse meleklerden bile yüce makamlara erişebilir. İşte bu insanın içindeki var olan o günah işleme potansiyelindendir. Günah işleme potansiyelinin varlığı insan için aslında iyi kullanıldığı zaman büyük bir nimet. Allahın emrince kullanırsan kurtuldun, O'na isyan ederek kullanırsan vay haline ve vay halimize. Müslüman olmayanların hepsi ayyaş,berduş,zinakar,kumarbaz, insan hakkı kul hukuku tanımaz diye birşey yok. Hatta öyle zamanlar olur ki İnsaniyet itibariyle bir Ateist Bir Müslümandan daha sevecen,daha barışçıl,insani meziyetlere daha fazla sahip olabilir. Ama Küfür en büyük Zulümdür. İyi niyet ve iyi insan olmak ebed yolculuğunda kurtulmak için yeterli değildir. Çünkü küfür, Allah'ın Uluhiyetini ve Rububiyetini inkar olduğu için varlıkları, olayları ve olguları, doğayı, evreni vesaireyi Allah'a değil başka şeylere izafe eder. Böylece Allah'ın evreni Yaratmasındaki en büyük hikmetlerden birisi olan Uluhiyet ve Rububiyet ilkesini ihlal eder. Kendi nefsine, doğaya, canlı cansız bütün varlıklara, topyekün bir evrene haksızlık eder. Çünkü kendisi de dahil herşey Allah'ın mahlukudur. İnsan dışındaki hiçbir varlık (Şeytanlar,cinler vs. dışında) Allah'ın emrine isyan etmez, hepsi O'nun emir ve iradesiyle iş görür, O'na itaatten bir an geri durmaz. Ama insan, Allah'ı küfür suretiyle inkar ettiği an kendi herşeyi başaşağı döndürmüş olur. Böylece zulümlerin en büyüğünü işler ki adına Küfür veya İnkar denir. İyi bir insan olabilirsin. Ama İslam İnsaniyet-i Kübradır. Vesselam |
selamlar
konu biraz dağılmış ateist arkadaşlar bu soru hakkındaki görüşlerinizi bekliyorum |
mehmet arkadaşım,
dünyada sayısız idealist insan var. Kendi inançları, kendi politik görüşleri yada ne bileyim kendi bilimsel anlayışları çervesinde hayatlarının belli bir yerine belki de sonuna kadar mücadele ediyorlar. Bu tür insanların paraya, pula, maddi zenginliklere falan değer verdiğini mi sanıyorsun. Her farklı din, ideoloji, ahlak sistemi vs. içinde binlerce böyle örnek sayılabilir. Parayla kendi değerlerini değiştiren bir insan zaten idealist olamaz. Elbette her anlayışta kendini idealist bir mücadele adamı gösteren soytarılar da vardır. Yani ateistden de, islamcıdan da, komünistten de, Budistden de, say sayabildiğin kadar idealist insanlar çıkar. Özellikle bir anlayışı geliştirip kitelelere kabul ettirmeye çalışanların böyle olması yada görünmesi şarttır ki insanlarda büyük bir etki yaratsın. Birçok siyasi anlayışın temsilcilerinin de yaşamlarında çok az hata vardır, buna çok dikkat ederler. Ve bu insanları faka bastırmak içinde karşısındaki güçler tarafından bir sürü dümen çevrilir. Kitlelerin önderliğine soyunup da, zaafları olan bir takım tipler de bu oyunlara kolayca gelirler. Sol, marksist, ateist çevrelerden örnekler sana belki uzak gelir. İslamcı çevrelerden bir örnek Müslüm Gündüz'dür mesela. Zaaflarından karşıtları hemen yararlandı, değil mi? Muhammed de bence bir idealisttir. Ben hadisler sahih midir, değil midir bilmem. Ama bir anlayışı geliştirebilmek için en azından o zamanki değer sistemleri ve kendi geliştirdiği değer sistemleri içinde tutarlı olması gerekiyordu. Yani öyle kolayca parayla falan satın alınabilecek olsaydı, biz bugün adını bile belki duymamış olurduk. Tutarsızlıklara düştüğü yerlerde de nasıl yeni ayetler geldiği falan bu sitede ve Turan Dursun'un kitaplarında anlatılıyor zaten. Bilmiyorum sorunu cevaplamış oldum mu? Bence şaşılacak bir durum yok bunlarda. Her kesimde böyle binlerce insan vardır kısacası. Aynı şekilde tersi de sözkonusu. |
selam sargon kardeş;
herhangi bir art niyet olmadan soruyorum: bir örneğin var mı Muhammed gibi.? ama aynı türden istiyorum. açlığa 1 ay dayanan meziyet olsun diye değil ama sırf bulamadı diye aş, kimseden üstün olmadığını kabul eden ettiren, düşeni kaldıran, yemeden yediren, kendi tokken komşusu aç yatan bizden değildir diyen, üzerine taş atarken şehir eşrafı herkesin gözü önünde, dua eden Allaha affetsin diye onları, sola güneşi koysalar sağa ayı vazgeçmeyen davasından, tapılacak övgüye layık olanı kendi değil de iddiana göre hayal ürünü birini gösteren ve milyarlarca kişiyi peşinden sürükleyen bir idealist var mı bildiğin? halis niyetle soruyorum salih niyetle cevap bekliyorum.. selametle bereketle hidayetle |
Justthinking, kaç yaşındasın, ne kadar şey gördün şu hayatta bilmiyorum ama sana sevdiğim bir söz söyleyeyim. 'Şu gökkubbenin altında yaşanmamış birşey yoktur.' Bunu söyleyen kişiyi hatırlamıyorum şimdi ama belli ki çok bilge birisi.
Şimdi sana bir liste çıkarabilirim, ama sen bundan 'bu kişilerle Muhammedi nasıl karşılaştırırsın' diye bir sonuç çıkarırsın diye korkuyorum. Eğer sorun fedakarlık yapmaksa, acılara, işkencelere katlanmaksa, kendisine birşey almayıp başkalarını kendinden çok düşünmekse bunların sayamayacağın kadar çok örnekleri var. Bu kişileri çeşitli mücadele tarihlerinde de bulabilirsin (Spartakusten başka, Şeyh Bedrettin'den geç, çeşitli ulusal kurtuluş mücadelelerindeki sayısız kahramana kadar yüzlerce isim bulursun), çeşitli dini inanışlarda da (İsa'nın fedakarlığı Hristiyanlar açısından ulaşılmaz sayılır mesela, ama sen Budist rahipleri, hayatları boyunca bir tek canlıya bile zarar vermemek için günde bir öğün az bir yemek yiyen Cayist rahiplerini, ne bileyim dünya kadar din öğretisine hayatını feda edecek kadar bağlanmış insanları düşün), yada daha güncel tarihimizde de (mesela İsmail Beşikçi diye bir adam var. Bu adamın düşünceleri ne olursa olsun, yıllardır son derece mütevazi bir şekilde her türlü eziyete katlanmıştır. Kürtler hakkında yazdığı bir kitapdan dolayı ceza almış, bir mektubundan dolayı 10 yıl daha ceza almış bir adam, ve kendisine verilen uluslararası ödülleri bile kabul etmiyor). Ben, hayatım boyunca herşeyini mücadelesine vermiş, inanılamayacak çok adam gördüm. Bu yüzden de bu kadar rahat konuşuyorum. Fedakarlık seviyesini neyle ölçeceksin. Ulusal kurtuluşu için Tankların karşısına oturup dizlerini bağlayarak kendi kendine kaçmalarını engelleyen Cezayir'li askerle mi, bilimsel bulgusunu kendi üzerinde deneyip ölümü göze alan bilim adamlarıyla mı(ya da kadınlarıyla mı)? Yukarda biri yazmış, sanırım Aliminyum'un örneği idi. Enes'in aktarması şuymuş: 'Allah yolunda benim kadar kimseye eziyet yapılmamıştır.' Ben böyle sözleri söyleyebilen adamlardan çekinirim. Gerçekten her türlü eziyetlere, işkencelere katlanan, inanılmaz fedakarlıklarda bulunan insanlar böyle böbürlenerek konuşmazlar. (Neyse benim derdim Muhammed'in nasıl biri olduğu değil, bu kadar fedakar insanlar var mı sorusuydu. Evet, vardır. Ama en büyük fedakarlıkları yapanlar kendilerinin fedakarlığını başkalarıyla karşılaştırmazlar. ) Sonuçta söylediğim şu: Fedakarlık, öyle birşeydir ki, yapan insanlar bunu değersizleştirmeyenlerdir aynı zamanda. Onlar, tersine, hiç adını bile bilmediğimiz milyonlarca adsız kahramanı büyütürler. Kendileri en büyük fedakarlıkları yapmış olsalar bile. |
| Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 13:22 . |