![]() |
İslam Tarihinin Doğruluğuna Ne Kadar Güveniyorsunuz?
İslam tarihini yazan ve yazdıkları bütün dünya tarihçileri tarafından kabul edilen tarihçilerin eserlerine güveniyor musunuz?
İslam tarihiçilerinin yazdığı tarihin bazı delillere ve kendilerinden önce yazılan doğrulukları az çok bilinen dökümanlara dayandığı konusunda ne düşünüyorsunuz? İslam'ın tarihini yazan tarihçilerin hangi kaynaklara dayanarak bu tarihi yazdıkları hakkında ne biliyorsunuz? Bize öğretilen ve Batı tarafından da kabul edilen İslam tarihinin doğruluğuna ne kadar güveniyorsunuz? |
Sayın Hacı islamda dahil olmak üzere tüm din tarihi yalandır.Özellikle bize anlatılan islam tarihi ile avrupada veya arap ülkelerindeki islam tarihleri bile birbirinden farklıdır.Konuyla iligili ingiliz müslüman yazar Martin Lings tarafından yazılan Hz.Muhammedin hayatı adlı kitap, yazarım müslüman olmasına karşın TC 'de anlatılan tarihle tutmaz.
|
Martin Lings'in Muhammed kitabı bende de var.. Tarihi karşılaştırmalı olarak okumadım gerçi. Muhammed'i çok yüceltri Martin Lings.
Benim özellikle üzerinde durduğum noktayı siz ilk cümlenizde açıkça belirtmişsiniz zaten. Bütün dinlerin tarihinin yalan olması.. Ama burada daha ilginç bir durum var. İslam ve Yahudiliğin yalan olması, bu iki dinin çıktığı kavimlerin tarihinin de yalan olmasına neden oluyor. Biraz da onlara değinmek için de bu başlığı açmak istedim. Sorunun boyutları gerçekten çok büyük.. Muhammed'in yaşayıp yaşamadığına kadar uzanıyor. |
Tarih aslında gerilere dogru gittikçe "İnanmazsan git rahmetliye sor" dan ibarettir. Başka da hiç bir kıstası yoktur. Rahmetliye de sormak mümkün olmadıgına göre yapılacak tek şey o dönemin tanıklıklarının uyum içinde olup olmadıgına bakmaktır. Tarihi kaleme alanlar tarafında tanıklık eilen olayların her biri bir uyum içerisindeyse tarihçi için bunları dogru kabul etmekten başka kıstas yoktur. Elbette bu bilimin ulaştıgı verilerle de çelişmemek durumundadır.
İslam tarihi sadece İslam tarihçileri tarafından yazılmıyor. Komşu ülkeler Müslüman olmayan ülke tarihçileri ya da tanıkları şayet aynı olgular ve olaylar üzerinde aynı şeyleri söylüyorlarsa bizim için bunları dogru kabul etmekten başka da çare yoktur. Ama aynı olaylar üzerinde farklı tanıklıklar ve degerlendirme ile anlatılar varsa o zaman kuşku duymak zorundayız. Anlatıların haricindeki kıstaslara, ekonomik ve sosyal koşullara hatta yerine göre eskitme yöntemlerine de başvurmak zorunda kalabiliriz. İslam tarih yazımının çevresinden, çevre ülkelerden bagımsız olmaması gerekiyor. Örnegin Tevrat'ta geçen çıkış hikayesinin bir uydurmaca oldugunu ya da son derece önemsiz yerel bir olay oldugunu düşünebiliriz. Firavunun ölmesini gerektirecek kadar, bütün Mısır'ı felaketlere bogacak kadar önemli olayın Mısır kayıtlarında olmaması düşünülemez. Her yere anıtsal kitabeler yapan ısırlılar'ın böyle bir olayı kayda geçirmemeleri mümkün degildir. O halde kuşkulanmak için yeterli nedenlerimiz vardır. İbraniler için yıllar sonra aktarıla aktarıla önem kazanan bu olgu demek ki zamanında son derece önemsiz bir şeydi, ya da belki de hiç yaşanmamaıştı. Aynı yaklaşımı İslam tarihi için de gösterebilmeliyiz. İran, Yahudi, Hiristiyan kaynaklarında bu olgular yer almıyorsa o kaynaklar tarafından dogrulanmıyorsa İslam hareketi çıkışında ya son derece önemsiz bir olaydır ve gereginden fazla ileriki yıllarda abartılmıştır ya da yıllar sonra egemenlerin istegi dogrultusunda yeniden yazılmış ve gelecek nesillerce kabul ettirilmiştir. Bu konuya örnek vermek için Platon'un şu anektodunu hatırlatmak istiyorum : Platon şunları yazar soylu yalan üzerine : -Yalanını söylemekten utanman boşuna degilmiş. -Evet, ama öykünün sonunu duyuncaya kadar bekle. Siz hepiniz diyecegiz onlara, kardeşsiniz; fakat tanrı sizleri yaratır, sizlere biçim verirken, yönetmeye hazır insanların mayasına biraz altın karıştırdı. Bunun için onlar en degerli olanlardır; yardımcılarınınkine gümüş, çiftçilerin ve öteki zanaatçılarınkineyse demir ve tunç koydu. Hepiniz birbirinize benzediginize göre çocuklarınız da büyük bir olasılıkla anne ve babaları gibi Ama bazen altından bir anne ve babanın gümüş bir çocugu, ya da gümüş bir anne-babanın altın bir çocugu olabilir. Bunun için de Tanrının yöneticilere verdigi ilk ve en önemli görev, Bekçiler olarak işlevlerinin ilk ve en başta geleni, çocukların ruhlarındaki maden karışımlarına büyük dikkat göstermeleridir; öyle ki kendi çocuklarından biri demir ve tunç alaşımından dogmuşsa, hiç acımayıp onu zanaatçılar ve çiftçiler arasına atsın. Böylece dogasına uygun bir işe atamış olsun onu. Tersine eger bunlardan biri içinde gümüş ya da altın olan bir çocuk yaparsa, onu degerine göre Bekçilige ya da Yardımcılıga yükseltsin, çünkü inanmalıdır ki devlet bir tunç ya da demir Bekçinin ellerine bırakılırsa yıkılacagı daha önceden bildirilmiştir. Öykü bu onları inandırmanın bir yolunu bulabilir misin. -İlk kuşagı degil ama belki onların ogullarını ve torunlarını, en sonunda da bütün gelecek kuşakları inandırabiliriz. -Eh bu kadarı bile birbirlerine ve bütün topluma göz kulak olmalarına yardımcı olacaktır. Ne demek istedigini anlıyorum sanırım Görüldügü gibi soylu yalan ilk kuşagı inandıramasa bile ikinci ve üçüncü kuşakları inandırabiliyor. Platon soylu yalan demiş, biz ise bugün resmi tarih diyoruz. Binlerce sene sonra ise bir erkin sagladıgı egitim sistemi içerisinde gelecegin tüm kuşaklarını yalanlara inandırabilmek olasıdır. Bu sadece İslam tarihi için degil, tüm tarih bilgimiz için de geçerlidir. saygılarımla |
Alıntı:
Şimdi ulubatlı hasan gibi hakkında bilgi sahibi olmadığımız bir insan olmayabilir birisi böyle kahraman karakter yaratmış olabilir onu anlarızda,Çünkü bu çok basit Ama h.z muhammed gibi hayatının en ince noktasına kadar hayatı anlatılan bir insana yoktur demek hangi mantıkla açıklanır bilemiyorum Bunu kim çıkarmıştır kim yazmıştır ne amaçla böyle bir şey yapmıştır neden gereksiz bilgiler vermiştir,ne gibi bir çıkarı vardı. Genellikle ateizmide aşmış insanlar insanların kafalarına daha rahat girmek için böyle şeyler ortaya atıyorlar Bende erol taşın yaşamadığını söylüyorum,kaynak var diyorsunuz eeee bizdede kaynak var ama mesele inanmaktır onlara |
Alıntı:
Size bu konuda cevap vermek isterdim ama, gerek görmüyorum. Aşağıdaki adresdeki tartışmalar cevabınız olabilir. http://forum.ateizm2.org/index.php?showtopic=16275 |
19. yüzyıldan önce yazılan tarihlerin çoğu yalandır. Romantik tarih anlayışı ile yazılmışlardır. İslam tarihi de öyle. Çoğu uydurma hikaye ve efsanelere dayanır.
Tartışılması gereken bu uydurmalar arasında gerçeklerin olup olmadığı, nelerin gerçek nelerin uydurma olduğuna nasıl karar verileceğidir. Objektif tarih, sadece bir toplumun kendisi hakkında yazdıklarıyla değil, diğer toplumların da o toplum hakkında yazdıklarının kıyaslanmasıyla elde edilir. Ancak islam tarihine baktığımızda karşımızda sadece İslam tarihçilerini buluruz. Kutsallık dokunulmazlığı nedeniyle de arkeolojik kazılara ve antropolojik araştırmalara olanak olmayınca neyin gerçek olduğu su yüzüne çıkamamaktadır. |
Alıntı:
Bak arkadaşın bile yazmış orada muhammed imsasını taşıyan mektuplar buna inanmayanı zaman makinesine bindirsen inanmaz artık |
Alıntı:
Batı tarihçiliği muhammedin, isanın, musanın veya diğerlerin kim olduğunu yaşayıp yaşamadığı ilgilenmez-görmezden gelir, yok sayar.Bu akademik anlamda böyledir.Beyaz önlüklü rahiplerin yönetmiş olduğu ortodoksin bilim yuvaları batı medeniyetinin diğer ayağı dini yıkarsa kendi uydurduğu uydurma insanlık ve bilim tarihide yıkılacaktır. Bundan dolayı, bu konu asla sonuçlandırılamaz.Bu tercih meselesidir. Amerikan sistemi gibi, ya gerçeği sürekli inkar edip var diyeceksiniz, veya dünyanın asıl gerçekleri ile yüzleşeceksiniz. Tercih sizin.:) (ha bu arada devrim yazdım sakın yahudi ezoterizmi M-L anlaşılmasın :)) |
Alıntı:
Ben değilim. Ama görüyorum ki daha bu basit gerçeğin bile farkında değilsiniz. Sizi eğitmek biraz zor olacak ama, uğraşmaya değer. Çünkü bu arada bazı önemli tarihsel gerçeklere de değineceğiz. |
| Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 03:29 . |