13. Eğer uzayda er ya da geç bir kolonileşmeye gidilecekse, yeni bir gök cismine yerleşim düşünülecekse, dünyadaki evrimleşme süreçlerinin ayrıntılarının araştırılarak, en azından 3.5 milyar yıla dayanan organik evrim süreçlerinin yeniden kurulması gerekebilir. Bunun için, yüzlerce farklı konuya evrimsel görüşle bakabilecek bir uzman kadronun yetiştirilmesi gerekir. Bu nedenle, tarihte –bağnazlığımızdan bir türlü kurtulamayıp- çok şeyi geç kalarak yitirdiğimiz gibi, bu yeni süreçte de nal toplamayalım derim… Evrim karşıtları bilinçli ya da bilinçsiz bir toplumu geriye iten, yaratıcılık gücünü önleyen güçlerdir. Ne yazık ki bizim ve birçok ülkenin tarihi bu adamların egemenlikleri ile yazılmıştır. Bilimsel yöntemi kullansın ya da kullanmasın evrimleşmeyi şu ya da bu şekilde sezinleyen tarihte bazı akıllı insanlar olmuştur. Batı bu nedenle tarihindeki binlerce bağnazın yanı sıra toplumları birer kandil gibi aydınlatan birkaç düşünürüne, örneğin Lamarc’a, Wallace’a ve özellikle Darwin’e sahip çıkarak onları yüceltir. Bu nedenle Darwin’in doğumunun 200’ncü yılı dolayısıyla 2009 yılını Darwin Yılı olarak ilan ederek birçok etkinliği önerir ve destekler. Bizde de örnek toplayıp onları karşılaştırmak gibi bilimsel bir yöntemi kullanmasalar dahi sezgileriyle benzer sonuca ulaşmış çok değerli insanlar yetişmiştir. Hiçbir Türk ya da Müslüman bu insanları geleneksel ya da alışılagelmiş öğretim süreçleri içerisinde bu insanların, bırakın biyografilerini, isimlerini bile öğrenmemişlerdir, daha doğrusu birileri öğretmekten kaçınmıştır. Ne zaman ki bu tutucu kesimin biraz anlayışı olanları –şimdilik açığa vurmasalar dahi- durumun vahametini anladı, birden bire tarihimizin bu değerli insanlarının adlarını ve düşüncelerini dillerinden düşürmemeye başladılar ve yazılı-görsel basında, bizim atalarımız, düşünürlerimiz Darwin’den çok daha önce evrimin farkına vardılar demeye başladılar. Böylece batının Lamarc’ı, Wallace’ı ve Darwin’i varsa, bizim de metafizik ve fiziksel koşullar altında türlerin değişerek yeni türler oluşturduğunu savunan Basralı Ebû Osman Amr bin Bahr el-Câhız (MS 776-869), Fars İbn Miskeveyh (MS 940-1030), suni seçimle türlerin oluştuğunu savunan bazılarına göre Arap, bazılarına göre Türk olan, batı dillerinde Alberuni ya da Aliboronolarak geçen Ebu Reyhan Muhammed bin Ahmed el-Birûnî (MS 937-1051), kendiliğinden ortaya çıkışı savunan Endülüslü Ebu Bekir Muhammad ibn Abdul Malik İbn Muhammed İbn Tufeyl el-Kaisi el-Endulus (MS 1106-1186), bir fikir akımı olarak ortaya çıkan ve kurucusunun kim olduğu bilinmeyen, mensup olanlardan sadece beşinin adı bilinen (Ebu Süleyman Muhammed bin Ma’şer el Bustî el Makdisî ya da el-Mukaddesî, Eb’l-Hasen Ali bin Hârûn ez-Zencâncî, Ebu Ahmed Muhammed el-Mihrecânî ya da Nehrcûrî, el-Avlî ya da Avfi ve Zeyd bin Rufâ) Ihvân-ı Safâ topluluğu sadece canlı evrimini değil inorganik evrimi de gündeme getirmiştir; maymunun insanla hayvan arasında geçiş olduğunu savunan Kınalızade Ali Efendi (Ali bin Emrullah) (MS 1516-1571), insanların farklı canlı türlerinden köken aldığını savunan Hasankaleli (Erzurumlu) Türk İbrahim Hakkı (MS 1703-1780) var demeye başladılar. Bugünkü evrimcileri âdete lanetleyen bu kesim, övgüyle söz ettikleri geçmişimizdeki bu değerli insanların çoğunun Aristo ve Platon (Eflatun) öğretisinden geçtiğini de görmemezlikten geliyor…
14. Ne hikmetse Türkiye’de evrimci olanlara ayrıcasız komünist damgası vurulmuştur; ancak garip olan şudur ki, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (Sovyetler Birliği), devrimin yapıldığı 1915 yılından 1937 yılına kadar ilgisiz kaldı, esasında çelişkiler 1929 yılında başlamıştı, 1937-1964 yılları arasında ise Darwin ve Mendel’in, yani evrim ve genetiğin öğretilmesini yasaklamıştır. Bugün evrim nasıl dogmatiklerce Allahsızların simgesi yapılmışsa, o günün komünistleri de genetik bilimini burjuvazinin bilimi olarak tanımlamışlardır. Sovyetler Birliği önemli bir yere sahip tarım uzmanı olan T.D. Lisenko (Lizenko), bizim tutucuların başka bir versiyonuydu. Bu sefer tutuculuk dincilikten değil bağnaz ideolojiden kaynaklanmıştı. Lisenko, Mendel yasalarının doğru olmadığını, gerici bir düşünce olduğunu ileri sürdü ve canlıların Mendel’in söylediğine aksine yaşarken yeni özellikler kazanıp, bunları gelecek kuşaklara aktardığını (yani Lamarkizm’i) savundu. Böylece Sovyetlerin fakir ve beceriksiz proleter takımının daha iyi koşullarda yaşarsa yeni özellikler kazanıp, onu gelecek kuşaklara aktaracaklarına inandırıyorlardı. Bunun için önemli bir dayanakları da vardı: Komünizmin ilahlarından sayılan Engels “besin ve ekzersizle elde edilen özelliklerin kalıtımı mümkündür” demişti. Bu da dogmanın başka bir tipi olduğu için, insanları akıllı yargıdan uzaklaştırdı. Hele Darwin’in “kuvvetli kalan seçilir ve ayakta kalır” yaklaşımının zenginler ve kompratörler kendini kurtarır ve fakirler elenip gider şeklinde anlaşılması ile, bunun bir burjuva-kapitalist görüşü olduğuna karar verilir ve Darwinizm de bir çeşit yasaklanır. Böylece Lisenko, ilk olarak Stalin’i ve daha sonra Kruşçev’i ikna ederek Sovyetler Birliği tarım politikasını allak bullak etti. Mendel (1865) yasalarını savunanlar halk düşmanı ilan edildi. Bahar buğdayını kutuplarda, kış buğdayını da daha ılıman bölgelerde yetiştirmeye kalkıştı ve başaramadı. Canlıların özellikle yaşamsal öneme sahip buğday, çavdar gibi tarla bitkilerinin ancak toprak, su, besin maddesi gibi şeyleri yeterince buldukları zaman verimli olabileceklerini ıslah denen bir şeyin olamayacağını ileri sürdüğü için, Sovyetler Birliği kıtlığın ve açlığın pençesinde yıllarca çabaladı; düşman bildiği Amerika’dan buğday alabilmek için tavizlerde bulundu; hatta denebilir ki bu nedenle bu devrim yenilmeye mahkûm oldu. Sovyetler Birliği geç de olsa 1950’lerin sonunu doğru farkına vardı (1964’de Lisenko’nun tüm yetkilerini elinden aldı) bu öğretilerin önemini kavradı; ancak çok geç kalmıştı…
İdeolojik dogmatizm bu sefer Sovyetler Birliği vurmuştu. Turp (Raphanus) ve (Brassica)’yı birleştirerek Raphanobrassica denen yeni bir turp-lahana bitkisini elde eden ünlü genetikçi Karpechenko, hatta koşullandırmayı bulan ünlü Pavlov, burjuva bilimcileri olarak adlandırılarak aşağılanmışlardı. Ancak bütün bunların yanlış olduğunu yılmadan savunan ünlü genetikçi, ıslahçı, patolog olan N. I. Vavilov’un (bir zamanlar emrinde 20.000 kişi çalışırken), ilk olarak birçok yakın meslektaşı tutuklanır (1934-1940); daha sonra kendisi (1940) faşist yabancı bilime önem veriyor diye suçlanır; yabani bitkileri toplayıp ıslah çalışması yaptığı için savurganlık yaptığı gerekçesiyle aşağılanır ve sonunda Ukrayna’da bir bitki toplama gezisi sırasında tutuklanır. Bu arada Britanya Kraliyet Birliği onu kurtarmak için üyeliğe seçer ise de yararı olmaz. İnanılmaz suçlamalarla ölüme mahkûm edilir ve 35 yaşında penceresi olmayan bir hücrede açlıktan ölür.
Çin'den İspanya'ya, Ümit Burnu'ndan Alaska'ya kadar
her mili bahride her kilometrede dostum ve düşmanım var
Dostlar, ki bir kere bile selamlaşmadık
aynı ekmek, aynı hürriyet, aynı hasret için ölebiliriz...
Nazım Hikmet
www.dilaverkom.blogcu.com
|