Bence her ikisi de sonsuzdur.
Ancak bu konudaki diğer önemli teorileri aktarayım. Bunlardan ilki zamanın başlangıcının Big Bang olayı olduğunu ve mekanın (evrenin) sonlu olduğunu ancak sürekli genişlemekte olduğunu öne sürmektedir. Benim gözümde evrim teorisi, en az yer çekimi kanunu kadar sağlam bir kanundur ve daha fazla ispata ihtiyacı yoktur ancak bu Big Bang teorisinin, sonlu evren ve başlangıcı olan zamanlı versiyonunu teori olarak kaldığı sürece kabul etmem.
Einstein'ın genel görecelik kuramı mutlak zaman kavramını yıkıp yerine göreceli bir zaman kavramı getirmiştir. Çok anladığım bir mevzu olmadığı için fazla atıp tutmak istemiyorum ancak bilimde mistisizme yaklaşan teorilerden oldum olası haz etmemişimdir. Einstein'ın teorileri bu nitelikte mi değil mi onu kimse bilmiyor, kendisi de hayatta olmadığı için teorilerinin net izahını ve doğru yorumunu yapacak kimse yok. Fakat bazı çevreler Einstein'ı çok net bir şekilde anladıklarını ilan edip genel görecelik kuramı gereği zamanın başlangıcının Big Bang olayı ile aynı ana tekabül ettiğini iddia ediyorlar. Yani zamanın Büyük Patlama ile, günümüzden yaklaşık 15 milyar yıl önce başladığını iddia edenler var.
Yine aynı çevreler mekanı da gözlemlenen evrenle sınırlandırıp sonlu bir evrenden söz etmektedirler. Bu kabulün özünde ise sonsuz maddenin sonlu bir uzaya (alana) sığmayacağı gerçeği yatar. Yani evren (mekan) sonlu olmalıdır ki sonlu bir alana (minnacık bir noktaya) sığabilsin. Bu çevreler Büyük Patlama öncesi durumu "tekillik" olarak açıklamaktadır. Yani bugün kainatta bulunan tüm maddeler Büyük Patlama öncesinde bir hidrojen atomunun çekirdeği kadar bir noktada toplanmış durumdaymış ve bunun gereği olarak da bu noktacık muazzam bir kütle yoğunluğuna sahipmiş.
Kısaca Büyük Patlama savunucularının bir kısmına göre zaman büyük patlama ile (yaklaşık 15 milyar yıl önce) başlamıştır. Evren (mekan) ise sonludur fakat sürekli genişlemektedir... Bu görüşün savunucuları arasında Stephen Hawking ve Roger Penrose gibi son derece popüler isimler de vardır. Bu iki deha 1970'de beraber yayımladıkları bir makalede "tekillik" teorisini kanıtladıklarını iddia etmiştir. Fakat daha sonra Hawking “İronik olabilir ama düşüncelerim değişti, şimdi diğer fizikçileri evrenin başlangıcında gerçekte hiçbir tekilliğin olmadığına ikna etmeye çalışıyorum, bu tekillik kuantum etkileri hesaba katıldığında ortadan kalkabilir.” diyerek fikir değiştirdiğini açıklamıştır. Hawking'in bu keyfi fikir değiştirmelerinin ardında ise hiçbir astronomik bulgu yoktur, sadece matematiksel denklemler kullanarak evrene ilişkin iddialar ortaya atmakta ve bunları ispatladığını savunmakta, daha sonra ise yine matematiksel denklemler aracılığıyla kendi iddialarını çürütmektedir.
Tabi bu teorileri ciddi şekilde eleştirenler de var. Örneğin Eric Lerner kitabında Einstein’ın denklemlerinin sonsuz sayıda farklı evreni mümkün kıldığına işaret eder. Friedmann ve Lemaitre birçok denklemin genişleyen evren sonucuna çıktığını göstermiştir. Ancak hiçbir surette bu denklemlerin bir “tekillik” durumunu içermediğini de belirtmişlerdir.
Kısaca zamanın ve evrenin sonsuz olduğu ve Büyük Patlama gibi olayların bu sonsuz süreçte sonsuz defa gerçekleşebileceğini fakat bunların bir varoluş anlamında, bir başlangıç anlamında değerlendirilmemesi gerektiğini, ancak devingenlik ilkesi içerisinde birtakım değişim etkileri yaratacak şeyler olduğunu savunanlar vardır. Ben bu görüşü çok daha mantıklı buluyorum...
Tabi bugün bilimde geldiğimiz nokta, evrenin tarihçesi gibi kapsamlı astronomik araştırmaları kaldıramayacak kadar ilkeldir ve bu konudaki teorilerin tümü doğruluğuna dair deliller gösterilemeyen ve sadece açıkça inkar edilememeyi başarmış ilkel teorilerdir. Zaten, başka bir yazıda da belirttiğim gibi, bilim gerçeğe ilişkin inkar edilemez kesinlikte deliller elde etmedikçe asla bir teoriye sıradan bir varsayımdan daha fazlası gözüyle bakmaz. Bilimi bilim yapan ve bilim dışı safsatalardan ayıran en önemli özelliği de budur.
|