Tekil Mesaj gösterimi
  #2  
Alt 18-03-2006, 14:33
Üye Değil
 
Mesajlar: n/a
Standart Re: Ben Bir Türk Zabitiyim

BİR KAÇ SÖZ
Yer yüzünün şahit olduğu bütün savaşlarda her Türk zaitinin hayatı tarihi[u] süsliyen ve büyük ulusun göğsünü kabartab destanlarla doludur.

Her biri bir epupeye mevzu teşkil edebilecek olan bu şanlı menkıbalerin -ne yazık ki- binde biri bile ne kuvvetli bir kalemin icazı, ne de kudretli bir fırçanın tasviri ile tespit edilmiş değildir.

Bu Türkün övünmesini bilmediğinden değil, övünmeyi sevmediğindendir. O, yarattığı harikaları yalnız bir vazife olarak yapar ve onun mahviyetin inziva ve mahrmiyeti içinde saklamaktan zevk alır.

Bir harpte en büyük yararlılık gösteren bir kahrımanın destanını kendi ağzından dinlemek değil, ona kendi kahramanlığı hikaye edildiği zaman bile kabahatı meydana çıkmış bir çocuk mahcubiyetiyle kızardığı görülür.

Ben de bir Türk zabitiyim (ve belki de bu şerefli adı taşıyan arkadaşlarımın en az değerlisiyim). Fakat benim de çanakkalenin ateş ve ölüm dalgası içinde başlıyarak kurtuluş savaşının sonuna kadar süren bir askrlik hayatım var. Hayatımın bu sahifeleri içinde Türk tarihi için aleladele telekki olunabilen fakat yabancı bir gözün gıpta ve hasetle bir kaç hadise vardır ki bunlar, benim şahsi meziyetlerimden ziyade yoksulluk içinde Türkün neler yapabileceğini göstermesi itibariyle kayde şayan görülebilirdi.

7.7 lik bir Dağ bataryasile taşıdığı dört tayyare ile beraber koskoca bir ingiliz kuruvazörünün batırılması, bir fransız kuruvazörünün denizin dibine indirilmesi, sonra (Türk tavşanı araba ile avlar) darbi meseline bir misal teşkil edebilecek bir oyunla diğer bir fransız kuruvazörünün tuzağa düşürülerek avlanması bu kabildendir. Fakat bütün ırkıma ariz olan bu mahviyyet illeti fazlasile bende de var. Kendi tabutları içinde akdenizin derinliklerine gömdüğüm bu üç devin homurdana homurdana can verişini, onun ruhumda yarattığı yüksek heyecanı ben mezara kadar beraber götüreceğim. Topun kundağını bırakıp sabanın kulpuna yapıştığım gündenberi de kendi vicdanımla karşı karşıya kaldığım zamanlarda beni avutan en tatlı meşgale mazinin bu şerefli dakikalarını yadetmek olmuştur. Talebeliğimdem beri vakit buldukça resimle olan iştigalimin verdiği cesaretle batırdığım gemilerin hatırasını bir kaç puşat halinde tespite çalıştım. Fakat bunun renkleri odamın pencerelerinden asla dışarıya taşmadı. Ve bunu çok yakın bir kaç dostumdan başka kimse görmedi.

Eski bir silah arkadaşını taltif için portakallığımdaki kulubemi ziyaret etmek lutfunda bulunan Büyük Mareşal ve General Fahrettin'in bu resimleri görerek bana cesaret veren teşvikleri olmasaydı beni bu maceram belki umumi harp resmi tebliğilerinden birinin unutulmuş bir bendile Fonsanders ve Lüdendorfun neşrettikleri hatıralarında buna ait yazdıkları bir iki satırdan ibaret kalacaktı. Bu hatıraları tarihin unutulmuş derinliklerinden çıkarıp aziz milletimin okuyucularına arzediyorsam ve bundan yüce Milletime gurur hissi verebiliyorsam bunu bu iki büyük başa medyunum.

ANTALYA: 1.12.1934
M. Ertuğrul Aker
Alıntı ile Cevapla