Nedendir bilmiyorum.Roman okuyacaksam, hele ki okuyacağım yazar; Yaşar Kemal ise mutlaka yaz mevsimini beklerim. Ben Çukurova'yı kışın hayal edemem. Aynı şekilde Dersim de yaşamı,geçmiş yaşamları anlatımayı düşünüyor ise bir yazar mutlaka baharı beklemeli, bahar yaşama dönüşün mevsimidir.
Sargon'un tavsiyesi üzerine kitapçıya gidip bir tane Perperık-a Söe aldım. Bitrmedim henüz. Perperık, içinde cesetlerin olduğu Bend köyünün evlerine yerleşilmek üzere, annesi ve kolsuz Musa ile yola çıktığında; Yaşar Kemal'in "Karıncanın Su İçtiği" adası gibi bir yer kuracaklardır diye düşünürken, o evlerde ölülerine sarılarak yaşayan Ermeni ile karşılaşmaları beni de sarsıntıya uğrattı.. Devamında müthiş bir doğa tapımı tasviri var. Çaresizliğin dili doğaya yöneliyor..
Bu güne kadar hiç üzerinde düşünmediğim bir konuyu daha farketmiş oldum bu romanda. 1938 dönemi olaylarının içinde yer almamak için Erzincan'a kaçan Dersimlilerin 1939 Erzincan depreminde yaşamlarını kaybediyor olmaları. Ölüm askerin süngüsünden, sürgünden kaçırılıyor fakat depremede yakalarını bırakmıyor.
Teşekkürler Haydar Karataş. Alık ve Fatık hikayesi müthiş güzel bir hatırlatma oldu benim için