Evrim ile din çatışmıyor sözünü kullanan bir bilim anlayışını benimsek mümkün değil. Çünkü dünyada bilinen dinlerin hemen hepsi ve varsa kitapları, evrenin, dünyanın ve insanın yaratılışı ile ilgili kesin hükümlere varmış ve ayrıntısı ile vermiş durumdalar. Evrim Kuramı da evrenin, dünyanın fiziki değişimini ve insanın ortaya çıkışını inceliyor. Birbirinden farklı yöntem ve bilgilerin kullanan; ancak objesi aynı olan iki görüşün çatışmayacağını söylemek için galiba gözsüz olmak gerekir. İkisi birbiriyle tam zıttır. Hangisini benimsemeliyiz sorusu bu yazının konusu ile ilgili değil, kişinin edinmiş olduğu bilgi, özgür düşünme, yaratıcılığı, yorum yeteneği ve merak duygusun gelişmişliği ile ilgilidir. Kolay yolu seçmek isterse Yaratışçılığı, zor ve emek isteyen, zaman zaman da yanılabileceği bir yol izlemek isterse Evrim Kuramını seçmelidir.
Adı geçen açık oturumda, Evrim Kuramının yanı sıra yaratılışla ilgili dinsel görüşlere de yer verilmelidir dendi. Bir eğitim sürecinde, geçmişin öyküsünü de unutmamamız için Yaratılışa da yer verilmelidir; ancak fen bilimleri içinde değil, din eğitimi içinde işlenmek kaydıyla. Geçmişteki birçok miti, gerçek olmasa da kültürümüzün bir parçası olarak bugün zevkle okuyoruz. Ancak tepegözü ve ağzından ateş çıkan ejderi aramıyoruz. Kaldı ki dünyada onlarca din var ve her dinin sahipleri kendi dinlerinin en gelişmiş, en geçerli, en mantıklı din olduğuna inanmış; başka bir dine de gerçekmiş gibi bakmıyorlar. Her dinin –kesinlikle doğru olduğuna inanıldığı- kendine göre bir yaratılış öyküsü var. Bunların hangisinin benimsenmesine ne bugün ne de yarın hiç kimse karar veremez. Çünkü verilecek karar çağdaş bilimin kullandığı araç ve ölçme araçlarından yoksundur; bu nedenle karşılaştırma yapamayız. O zaman hepsini kendi içinde saygın olarak kabul edip, onu eğitimin uygun bir dersinde öğretme yolunu seçmeliyiz. O zaman da –bu ülkede ya da başka bir büyük ülkede çok çeşitli inançlar olduğuna göre- onlarca Yaratılış öyküsünü okutmalıyız. Sormadan, sorgulamadan, düşünmeden, karşılaştırmadan, nedenini öğrenmeden, niye öyle sorusunu sormadan; sadece ama sadece ezberleterek. Aksi takdirde çatışmaya zemin hazırlarız.
Evrim Kuramı, bilirli araçları, araştırma yöntemleri olan, yeni bulgular ışığı altında kurgusunu değiştirebilen, dinamik bir sistemdir ve en önemlisi evrenseldir. Dünyanın neresine giderseniz gidin, hangi üniversitede olursanız olun, hangi inanç sahibi kitleye hitap ederseniz edin, içeriği ve kullandığı yöntemler aynı olan bir araştırma alanıdır. Ne demek istediğinizi öğrenmek isteyen herkes aynı şeyi anlar…
Eğer Tanrı ve din kavramları, evrim kavramı ile çatışmıyorsa, bunların uyuşabilecekleri ortak alanlar olmalıdır. O zaman güvenirlik ve geçerlilik açısından bir öncelik sorunu ortaya çıkacaktır. İnsanın oluşumunu anlatan bir kutsal kitaplar dizisi (bir tane de değil, en az bizim mensup olduğumuz din ailesinde 3 kitap) varken ve ayetlerle belirli bir hükme bağlanmışken, siz zayıf algılamanız, bir kul yapınız ile ortaya attığınız düşünceler ne kadar geçerli olabilir? Eğer bir şey mutlak doğruysa ya da öyle kabul edilmiş ise, o şeyin tersi olanlar yanlıştır. Bu, bir zamanlar liselerde okutulan mantık kitabının alfabesiydi. Böyle bir yaklaşımda, evrimleşme mekanizması ile yaratılış doğrudan karşı karşıya getirilir. Kutsal kitaplarda yazılanları değiştiremeyeceğimize göre, olsa olsa, kendi görüşlerimizi değiştirmek zorundayız. İşte açık oturumda ve daha önce de birçok açık oturumda birçok din ve bilim adamının aynı tarzda beyanlarda bulunmasının, hangi açıdan bakarsanız bakınız, açılımı bu olmuştur. Yazık da olmuştur.
Evrim, dogmayı kabul etmediği gibi, açıkça vurgulamak gerekir ki demokrasinin ilkelerini de barındırmaz. Demokrasi insan soyunun sosyal olarak evrimleşmesinin sonucunda ortaya çıkmış, doğanın işletim sistemine aykırı bir durumdur ve zihinsel olarak belki de doğanın kurallarından kurtulduğumuz en önemli kazanımımızdır. Ancak demokrasinin kurlarını alıp da hala evrim kurallarını incelemeye kalkışırsanız o zaman önemli hata yaparsınız. Bu nedenle, evrimle uğraşanlara, ateist, faşist, ırkçı, despot, demokrasi düşmanı sıfatları takılır. Hâlbuki evrimle uğraşan kişinin kimliği farklı bir şeydir, evrimin ilkelerini öğrenme ve anlatma da farklı bir şeydir; birisi öbürsünün fonksiyonu değildir. Sonuncusu doğanın işletim sistemini öğrenme ve açıklamadır. Sorun burada yatıyor. Birileri neden bu mekanizmaları açıklıyorsun diye kızıyor; bu mekanizmanın neden böyle işlediğini anlamaya çalışmaktan çekiniyor; korkuyor. Hayır, öyle çalışmıyor da diyemiyorlar; çünkü doğada, ahlak, şeref, eşitlik, merhamet, demokrasi, acıma ve biz insanların önem verdiği erdemlerin hiç biri bulunmuyor. Kendine özgü bir işletim sistemi var. Evrimciler bunun böyle olduğunu açıklamaya kalkışınca da, belirli ahlak kurallarına kitlenmiş kitleler bu araştırıcılara ateş püskürüyorlar. Sanki bu sistemi evrimciler kurmuşlar gibi… Aslında Yaratılışçıların mantık kuralları içinde değerlendirdiğimizde, bu tepkinin, Tanrısal düzene karşı koyma olarak değerlendirilmesi gerekir. Bütün güzellikleri taşıyan Tanrı’nın böyle vahşi bir şekilde işleyen bir sistem kurmasını anlamamazlıktan geliyorlar. Birileri bu sistemin böyle işlediğini gözlüyor, saygı gösteriyor, adını da Evrim Kuramı koyuyor. Ancak Yaratışçılar doğada eşitliğin, hakkaniyetin, namusun, şerefin, demokrasinin olmadığını göre göre, güçlü olan ayakta kalır düşüncesine sürekli karşı çıkıyorlar; yerine de bir şey koyamıyorlar. Bununla da yetinmiyor, bu bilimsel süreci kurallarına göre inceleyip ortaya koyanları, ateis, dinsiz, faşist, gibi yakıştırmalarla suçlayarak açıklarını kapatmaya çalışıyorlar.
Demokrasi fikri ile de bu soruna açıklama getirilmeye çalışılıyor. Nitekim birçok televizyon kanalında, evrim tartışması yapılırken, evrime inanıyor musunuz inanmıyor musunuz diye anket yapılıp, ilerleyen saatlerde, gördünüz mü halkın %70-80’ni evrime inanmıyor, demek ki Evrim Kuramı tartışmalı bir konudur, diye sunucular bilgiç bilgiç açıklamalar yapıyor. Kimse sormuyor, 1000 gecekondu, bir Süleymaniye Camisine denk midir diye? Diyelim ki 70 milyonun hepsi evrim kavramına karşı çıktı, bu; Yaratılış düşüncesinin geçerli olduğuna bir kanıt mıdır? Bilimde çoğulculuk yok; geçerlilik vardır. Bu nedenle bu konuda bilgisi olmayanların ortalığa düşüp fikir açıklamasını da doğrusu komik bulurum. Buna üniversite mensuplarının bir kısmı da dahildir…
Ekrana çıkan evrimciler, şunu özellikle vurgulamalıdır. Bu bilimsel yöntemlerle yapılacak bir alandır ve ben bunu yapıyorum. Eksiğim, yanlışım olursa yeni bulgular ışığı altında düzeltirim. Ancak senin benim çalışma alanıma müdahale etmene asla izin veremem. Sen kendi yönteminle kendi alanında bugüne kadar olduğu gibi bundan böyle de düşünmeye devam et, bana karışma.
Prof. Dr. Ali Demirsoy
Çin'den İspanya'ya, Ümit Burnu'ndan Alaska'ya kadar
her mili bahride her kilometrede dostum ve düşmanım var
Dostlar, ki bir kere bile selamlaşmadık
aynı ekmek, aynı hürriyet, aynı hasret için ölebiliriz...
Nazım Hikmet
www.dilaverkom.blogcu.com
|