Tekil Mesaj gösterimi
  #2  
Alt 11-08-2006, 07:08
Üye Değil
 
Mesajlar: n/a
Standart Re: ANNELER, BABALAR VE ÇOCUKLAR


Konuyu aydınlatmak için bir örnek verelim. On üç yaşındaki genç kız, arkadaşının evine gitmek ister. Kızın babası bunda bir sakınca görmez. Ancak anne, genç bir kızın yalnız başına sokağa çıkmasının olmadığını düşünür. Anne-baba bu sorunu daha önce birlikte görüşmemiştir ve bu nedenle de aynı görüşü paylaşmazlar.
Arkadaşının evine gitmek için genç kız babasından izin ister. Baba; “Elbette gidebilirsin, kızım” diye cevap verir. Bu sırada baba evden çıkar. Genç kız evden ayrılmak üzereyken, anne onu engeller ve babanın verdiği “yersiz” izinden dolayı rahatsız olur. Kızına, “Evden adımını dışarı atamazsın” der. Genç kız buna cevap olarak, babasından izin aldığını söyler. Anne kızarak, “Baban hata etti”, der.
Bu olaylı sahneden sonra kız annesine boyun eğer ve arkadaşının evine gitmekten vazgeçer. Daha sonra akşam vakti, genç kız eve gelen babasını şikâyet yağmuruna tutar ve böylelikle anne-baba arasında tartışma zemini hazırlanmış olur. Sözleri hafife alındığından ötürü baba öfkelenir ve çaresiz, karısıyla tartışmaya başlar. Karısı kendi görüşünü savunmak ve onurunu korumak için susmaz ve düşüncelerini söyler. Böylece durum kavgaya dönüşür.
Bu gibi evlerdeki çocukların karakterlerinin eninde sonunda bozulacağı açıktır, çünkü eğer baba çocukların önünde anneyi küçük düşürür ve açıkça onu kötüler ve onların gözünde değerini düşürürse:
Çocuklar küstah ve saygısız olarak büyürler. Annelerine hükmeder ve sözünü dinlemezler. Tanrı gözünde kendilerini küçük düşürür ve arkadaşlarına karşı rezil olurlar.
Anne, öç almak için, kocası hakkında dedikodu yapar ve onu mantıksızlıkla suçlar ve böylece çocukların babalarına karşı düşmanlık hislerini yerleştirmiş olur. Anne daha sonra kocasının makamını o denli küçültür ki, çocukların babalarına karşı saygılarını daha da azaltır; aldatıcı olur ve babalarını bir zalim olarak tanıtır ve ondan korkmalarını sağlar.
Örneğin; bir gün anne çocuğunu çarşıya götürür ve babaya ait olan para ile ona bir çift ayakkabı satın alır. Babasına bu konuda bir şey söylememesi için çocuğunu uyarır. Eğer baban, sana yeni bir çift ayakkabı satın aldığımı öğrenirse, öfkesinden “ikimizi de öldürür” diye açıklar. Bu gibi durumlarda çocukların babalarına karşı nasıl bir tavır geliştirecekleri açıktır.
Eğer anne-babalar daima birbirlerine karşı geliyorsa, bunun suçsuz çocuklar üzerinde zararlı etkisi olur. Yaşamın en tatlı ve seçkin meyvesi olan anne-baba sevgisinden onları mahrum eder. Bu nedenle, fikir ve görüşte uyum sağlamak aile yaşamının önde gelen sorunlarından birisidir; bu sağlanmadıkça, sükûnet ve kafa rahatlığı olanaksızdır.
Birçok anne-babalar çocuklarına makul olmayan sorular sorar ve onlardan kesin bir cevap beklerler. Örneğin, annenin yanında baba küçük çocuğuna kimi daha çok sevdiğini sorar. Şüphesiz, baba çocuğun kendisini tercih etmesini umar. Çocuk cevap vermekte kararsızdır. Birkaç dakika bir şey söylemez. Eğer babasını daha çok sevdiğini söylerse annesinin kırılacağına ve annesini tercih ederse babasının gücendireceğini düşünür. Bir süre düşündükten sonra, anne ve babasının umutla bekleyen gözlerine bakarak, akıllıca ve kendinden emin bir şekilde, ikisini de aynı derece sevdiğini söyler. Ne yazık ki, akıllıca verilen bu cevap çoğu tecrübesiz anne-babaları tatmin etmez ve birini diğerine tercih etmesi için ısrar ederler. Böylece ikiyüzlülük çocukta kendini gösterir ve zorla (ve belki de fikrine aykırı olarak) kendisine daha çok maddi yararlar sağlayan kişiyi tercih edecektir. Annesine daha fazla sevgi beslediği halde, maddi bakımdan bağlı olduğundan veya öfkesinden korktuğundan babasına, “ Elbette seni daha fazla seviyorum” der. Baba evden dışarı çıkar çıkmaz anne, iyilikbilmez ve vefasız diyerek çocuğu azarlar. Çocuk çok dürüst bir şekilde, “ Anne, şüphesiz seni babamdan daha çok seviyorum, fakat bana yeni ayakkabı satın almazdı” der. Aile içinde çocuklara bu biçimde davranmak çok tehlikelidir ve ahlak ve eğitim açısından arzu edilmeyen sonuçlar doğurur.

Eğer aileyi sevgi ve muhabbet sarmış ise, anne-baba tek bir ruh gibi birleşmiş olurlar ve gerçek samimiyet içindedirler; söyleyecekleri herhangi bir söz, verecekleri herhangi bir talimat üzerinde daha önce danışılmış ve aralarında karara bağlanmış ve bu, ailede tam bir birliğin ve gerçek uyumun bulunduğunu gösterir. Ayrılık hükmünün sürdüğü her ailede sonuç karanlıktır. Bu gibi ailelerde çocuklar arasında anlaşmazlık yaygınlaşır ve anne-babalara saygı kalmaz; hüzün, keder, kasvet ve hayal kırıklığı her defasında kendini belli eder; anne-babanın düşünce ve görüşlerinde uyum yoktur ve her biri diğerini bir yabancı gibi görür; kadın düşüncelerini, sözlerini ve yaptıklarını kocasından saklar, kocası da aldığı kararları ve yaptığı faaliyetleri karısından gizler. Kadın onu aleyhinde konuşurken, kocası da onu bir hiç sayar. Çocukların yanında onu küçümser ve hor görür; ikisi de geçimlerini sağlamak ve gelirleriyle masraflarını dengelemekte, kişisel çıkarlarını düşünerek vakitlerini geçirirler.
Demek ki, ailede işlerin sağlam ilkelere dayalı olarak, iyi bir biçimde ve düzenle yönetilebilmesi için anne ve baba eğitimin her konusunda uzlaşmış olup, ayrılık ve tartışmadan sakınmalıdırlar.
Çocuklardan sevgi ve muhabbet ruhu yayılmalı, birlik ışığı kalplerinde ışıldamalı ve aile çevresi bu bağıştan dolayı bir gül bahçesi gibi olmalıdır; çocuklar anne-babalarını saymalı ve aralarında hiçbir ayrılığı sezmemeli ki, büyüdüklerinde insanlık dünyasının gerçek bireyleri olabilsinler.

Devam edecek
Alıntı ile Cevapla