Re: Tanrı - Cevaplanamayan Sorular
"Tanrılar kötülükleri yeryüzünden kaldırabilir mi veya kaldıracak mı veya istese de kaldırabilir mi; yoksa bunu yapamaz mı, yoksa yapmayacak mı, veya nihayette Tanrılar hem yapabilir ve hem de yapmak istiyorlar mı?.."
Allah(Tanrıları editledim), kötülükleri yeryüzünden kaldıramaz, kaldırdığı anda, teori ile çelişir.
Taştan, ağaçtan, etten, ottan, yıldızdan, güneşden, aydan, gökten, buluttan, sudan, ateşten, ruhdan, kozmikten... ilkelden moderne, Tanrıların evrimi var. Bu evrim sürecinde, bir detayı gözden kaçırmamamk gerekir, kendilerini ilahi bir gücün temsilcisi sayan kişiler, böylelikle bir ayrıcalık sahibi olmanında ayrıcalığına kavuşuyorlar. Peki bunu nasıl yapıyorlar, ayrıcalık edindikleri ilahlarını(metafizik bilhassa), kendilerini diğer insanlara hem üstün ama hemde ayrıcalıklı kılacak şekilde konuşturmaya başlıyorlar.
Bir zamanlar mülki ayrıcalığın ilkel dönemlerinde bireysel ilah ve tanrısal ayrıcalıklar, toplumsal bir karaktere bürünmesi sürecinde, kastlar, gruplar, sınıflar oluşuyor. Kişisel ilahi ayrıcalığı konuşturmak, kişisel düzeylerden çıkıp kurumsal, sistematik düzeyde, kurumlar adına işlev kazanıyor(buna din diyoruz).
Kurumsallaşma ile birlikte teoride kurumsal bir düzeye erişiyor, artık kendi ayrıcalıkları için tanrıları sözde konuşturan ve böylelikle bu işin sistematiğinide menfi yönden kuranlar, ortaya hiç bir tarafından tutamayacağınız, muğlak(yuvarlak), tamamen soyut ve metafiziğin imdadı üzerine kurulu bir çelişkiler yumağına dönüşüyor. Sistematik hem öyle, hem böyle hem şöyle, hem o hem bu, hem şu belirsizliği üzerine inşa ediliyor. Çelişkiler metafizik tanımlar eliyle somut olmaktan çıkartılarak, tamamen muğlaklaştırılıyor. Ol dedi oldu, he dedi he oldu, o(Allah, Tanrı, Yıldız, Güneş....) bilir biz bilmeyiz, onu biz görmeyiz, o dedi ben demedim, o böyle istedi, o buyurdu kabul etmeyeni helak etti, edecek... Ortada bir yığın gerçekliği olmayan şeyler, ayrıcalıklar vardır ancak O(Allah, Tanrı vs) her neyse, her kimse ve her nerdeyse yoktur...
Şimdi kişisel yada kurumsal çıkar ve menfaatler üzerinden diğer insanlar üzerinde ayrıcalık edinenler, Tanrılarını ne kadar iyi gösterirse göstersin, kötülüklerin asıl suçluları kendileri iken, kötülüğü tanrılar düzeltecek der mi? Düzeltecek ise neden bozuk yaratmıştır, suçlu yine insandır ve bu çelişkide böylelikle halledilir, herkes cezasını çekecektir... Kötülük mü dedik, o bir sınavdır, siz hele sorgulamayın, irdelemeyin haşa sizin işiniz sadece ibadettir, vücut egzersizleri yapmaktır, diz çökmek boyun bükmektir... Ayrıcalıklılar bu sayede ilah adına diz çökmeyi sağlamaktadır, neden bu kötülük ve cennetlerini Tanrı adıyla sağlamışlarken, birde Tanrı adı ile kaldırmaya kalksınlar ki, bunlar bu kadar mantıksız olsaydı, Tnaır olurmuydu?
"Eğer Tanrılar yeryüzünden kötülükleri kaldırmak istiyorlar da kaldıramıyorlarsa o zaman onlar her şeye gücü yeten değillerdir."
Demek ki istemiyorlar yada istiyorlar da kudretleri yetmiyor. Gönderdikleri elçiler savaş, hakimiyet, mülkiyet, taht, sahiplik, sömürü, kölece kullanım, diz çökme(ota, taşa, ağaca, duvara, tahta, havaya, suya, Kabe'ye) aidiyet istiyor, tarih bu iyilik isteme arzusunu yalanlıyor, tam tersini ifade ediyor...
Ayrıca değerlendirme adına 2 Biçimde yaklaşılabilir.
1. Tanrı diye atfedilen şeyin öznelinde.
Kudretlidir herşeyi bilir ve yapar, o halde korkmak ve elçilere ve yaverlerine(ayrıcalıklı menfaatçilere) koşulsuz boyun bükmek gerekir. Kudretsizdir kötülüğü kaldıramıyor, hayır kudretlidir o halde istemiyor demek ki. Kötülükler var mı var? Sürüyor mu sürüyor, bu güne kadar da sürmüş mü sürmüş, o halde bu şekilde kaldığı sürece sürmeye de devam edecek demektir. Beklenen süpermen, beklenen Mehdi arasında fark olmasada, Tanrıdan kötülükleri yok etmesi için dualar etmekde süpermeni beklemek gibidir. Çünkü isteseydi kötülükleri yok ederdi, istemiyor ise, insanın duaları ile Tanrı'nın ilminde değişiklik yapacağını beklemesi tam bir ham hayaldir.
2. Tanrı diye kullananların öznelinde.
Bunlar kendi menfaatleri için bu iksiri bulmuş yada hazır bulmuş kişiler, kurumlardır. Bireysel bir mennfaat kurumsal bir boyut kazandığı anda üst yapı kurumlarınıda oluşturur, yani kültür, bilgi, bilinç empoz(okul vs). Bu kurumlaşma sonrası artık özelde hiç bir menfi durumun özel bir tanrı bulmasına gerek kalmaz, artık hazır bulunur hale gelir.. Bu durumda eşitsizilik ve bireysel menfaatlerin ana kaynağında yaptırım gücünün en önemlilerinden olan ağzı yok dili yok olan tanrı kötülüklerin uygulanabilir kılınmasının meşruiyeti olmakla, artık kötülüklerin bir parçası haline dönüşür. Çözümde değil sorun yumağının kendisinde bir öznedir.
"Eğer yapabilirler de, yapmak istemiyorlarsa o zaman onlar iyiliksever değillerdir."
Buna ihtiyaçları yoktur, sorunları iyilik değildir, hali hazırda olana meşruluk kazandırmaktır...
"Ve son olarak eğer Tanrı’lar kötülüğü kaldırma gücüne sahipseler ve kaldırmayı istiyorlarsa o zaman kötülük nasıl ortaya çıkmıştır?”
Tanrılar kötülüğü değil aksine kötülükler ve menfaat buradan hareketle elde edilecek ayrıcalıklar, ortaya Tanrıları çıkartmıştır. Kötülükler Tanrılardan sonra gelmiyor, aksine somut gerçeklerin dengesizliğinde, terazinin kefesini azınlık ve ayrıcalıklı çıkar kesimleri lehinde dengelemenin dayanak noktası olarak görev yapıyor Tanrı. Kötülükler ise doğal afetlerde soyut kavramları aramaz isek, iyi, kötü gibi doğada bulunmayan kavramları dışta tutarsak geriye insanın insana olan kötülüğü kalır. Bunun da kaynağı, Toprak Ananın bazı bireylerce mülk edinmesi ve üzerinde yaşayanlarında mülk sahibine koşulsuz şartsız köleleştirilmesi ile başlamıştır. Tarihde tüm savaşların anası toprağa, köleye mülkiyet zenginlik ve ayrıcalıklara sahip olmak için yapılmakta, Tanrı ismi yine olumsuz bir rol biçilerek kılıf ve meşruluk mahiyetine kullanılmaktadır. Ne kadar etki o kadar kullanım değeri oluşturur, bu kullandığımız araçlarında(Tanrı) daha güçlü olmasına yol açar. Tarih bizi burada yanıltmaz, ganimetler ve egemenlik savaşlarında Tanrıların rolü yeterli doneyi sunar. Bir Hitit kralı, evvela anrının oğludur, öldüğünde bir Tanrıdır ve her şeyden evvel Tanrının oğlu demek, yeryüzü hakimiyetinin doğal efendisi olan Tanrının mirasına sahip olmak demektir, Tanrının efendilik ve yeryüzünün sahibi olması yönlü ifadeler dahi, bize toprağın köleleştirilmesinin, ulaştığı boyutları gösterir ve mülkiyetin nasılda kutsallaştırıldığını. Güncel açıdan Afrika kıtasındaki devlet sınırlarının hangi kutsallık adına, masa başında cetvelle çizildiğinede örnek teşkil eder. Hatta neden dünya da sınırların, bunca savaşların, binyıllarca kıyım ve katliamların olduğununda donelerini sunar.
-----------------------
[quote:f6969a826e="belzbb"]inanmayıp helak olur Allah şaşırtmasın kimseyi [/quote:f6969a826e]
Belzbb, helak olmuşa benziyormuyum, benzemiyorsam seninkisi sadece bir tehdit oluyor, gülüp geçiyorsamda, bir gün karşıma çıkacak bir yankesicinin ya malını yada canını aksi seni helak ederim demesi aklıma geliyor. Ancak, tehdit ile insanların düşüncelerini değiştirmeye çalışmak ve dayatmak bundan daha, çok daha kötü bir yöntemdir, Sargon'un açtığı Kuran'da kelime bulma oyunu başlığı bu kötü yöntemin ne olduğuna iyi bir örnektir.
Tehdit ediyorsun nedeninide ifade ettim, bu sözlerim üzerinden tartışma açılması ve konunun dağılmasını istemiyorum, ancak tehdidin ve kurumdan(teoloji) aldığın mantık, tamda konunun içeriği ile bağdaşıyor, somut bir örnek vermiş olurken, aslında neden kötülükleri tanrının yokedemediğine bir cevapda oluyor bu...
Sersemler akıllıların 7 yılda cevaplandıramayacağı soruları 1 günde sorarlar.
-------
Korku ve menfaat dalkavukluğa yol açar.
-------
İnsan korktuğuna ya da arzuladığına çok kolay inanır. La Fontaine
-------
Öküz tahta çıkarsa padişah olmaz, saray ahır olur. Çerkes Atasözü
-------
Akıllı bizi arayıp sormaz, aptal bacadan akar.
------
Su dağları kemirir, vadileri doldurur.
------
Aslanlar kendi tarihçilerine kavuşuncaya kadar kitaplar avcıyı övecektir.------
Hürriyet, başkalarına vermedikçe alamayacağımız tek şeydir. William Allen White ------ Belki söylendi herşey,/ belki de gece bekleniyor/ yazılsın diye aynı cümle. Tüm nedenleri yeryüzünün/ bir çakıltaşına takılıp kaldı. Esteban
------ Sıradan insan kendini evrenin merkezi yapmanın yolunu arar; bilge kişinin evreni onun merkezindedir. Lao Tzu
|