Tekil Mesaj gösterimi
  #7  
Alt 10-09-2016, 01:41
bilgivehis bilgivehis isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 30 Jul 2016
Mesajlar: 1.925
Standart

Beni tanıyanların tamamı ateist olduğumu bilir.
Dindarlarla arkadaşlığım medeni olanlarla sınırlıdır.
Kurân kursu hocaları da dahil en az on tane diplomalı-diplomasız hoca arkadaşım olmuştur. Bu insanlarla yeri gelmiş uykusuz iki gün tartıştığımız zamanlar olmuştur ama şaka dışında en küçük kırıcı veya dayatmacı bir diyaloğumuz olmamıştır.
Hiç kimse benden dinsel bir yaşam beklemediğinden ben de kimseden kendi yaşam biçimimi beklememişimdir.
Gelişmemiş ve çogunluğu dindar olan bir ülkede ateist olmak fedakârlık ister. Nasıl ki, dindarlar (dinciler değil) bizi zavallı görüyorsa biz de dindarları kandırılmış olarak görüyoruz. Dindarların bizi anlamakta en zorlandığı nokta şudur; zan ediyorlar ki, biz allahı inkâr ediyor ve allah ile uğraşıyoruz. Oysa bizim Dinlerden Özgürlüğün Sesi olduğumuzu anlayabilseler bize daha farklı bakacaklardır.
Çünkü dayatılmış her ne olursa olsun onu sorgulamayan irade esaret altında olduğunu bilemez. Her şeyden önce irade özgür olmalı, özgür olması için de kendisine neyin dayatıldığını sorgulaması gerekir.

Konu açılmışken bir örnek vereyim.
Sarayda büyük bir ihtişam içinde yaşayan Çin'in son imparatoru aynı zamanda dünyanın en mutsuz ve yalnız insanıydı. Çünkü yıllarca o saraydan çıkması yasaklanmış ve bu yasaklanma tüm çocukluğunu almıştı. Daha sonraları bahçıvanlıkta aldığı mutluluğu o koca ihtişamda alamamıştı, çünkü iradesi elinden alınmış ihtişam içinde bir mahküm olduğunun bilincindeydi.
Esaret altındaki iradeyle özgür irade arasındaki fark...

Ateistlerin yaşam biçimi çok önemli değildir, onları tanımak özgür iradeye bağlıdır, özgür irade kazanılmamışsa tanıyamazsınız...
Alıntı ile Cevapla