İki türlü ötenazi vardır. Biri aktif ötenazi olarak bilinir. Diğeri ise pasif ötenazidir.
Bunlar arasındaki farkı çoğumuz bilmeyiz. Çünkü insanların hepsi en azından bir kere öldükleri halde, bu tür sorunlarla ilgilenmek istemezler. Bu iki ötenazi arasında yapay bir ayrım vardır. İnançların, dinlerin, geleneklerin çizdiği bir sınırdır bu ayrım. Daha doğrusu insan vicdanının çizdiği bir sınırdır. Bu sınırın bir tarafında kabul edilir, günah olmayan ötenazi vardır ve hemen her zaman ve her yerde pratik edilir. Sınırın öte tarafında ise, uygulaması hem günah olan, hem de yasal olmayan ötenazi yer alır. Kanunların yasakladığı ötenazi hem çok daha insancıldı r, hem de sofistike ve çağdaş....
Ötenazi, kendi isteği üzerine bir insanın yaşamına, çekmekte olduğu tahammül edilmez ızdırabına son vermek amacı ile yapılan, öldürücü (letal) bir müdahaledir. Moral açıdan bir insanı öldürmek değildir. Cinayet değildir, yani. Ama din ve yasalar önünde nerdeyse cinayete özdeş, büyük bir günahtir ve suçtur. Kur’an’da tanımı yoktur. Zaten Kur’an’da intiharın bile yeri yoktur. İslam’da canı veren ve alanın yalnız Allah olduğu kabul edildiğinden, intihar etme Allah’a eş koşma olarak değerlendirilir. Bu nedenden bağışlanmayan bir günahdır. Birisinin kendisini öldürmesine yardım etmek olan ötenazinin de, Allah’a eş koşma olarak kabul edileceğinden, intihar kadar günah olduğu ileri sürülebilir.
Hem dinler, hem bir iki istisnası dışında bütün ülkelerdeki yasalar, hem de insan toplumlarının çoğu tarafınan yasaklanan bu ötenazi türü için “aktif ötenazi” terimi kullanılır. Hastanın isteği üzerine ölüm önceden planlanır ve zamanı gelince hastanın bu isteği ona acı çektirmeden gerçekleştirilir. Aktif ötenazi merhamet öldürmesidir. Bir insanın yaşamını, kendi isteği üzerine, hasta henüz aklını ve gururunu yitirmemişken, insanca sonlandırmaktır. Umutsuz bir hastalığı olan ve büyük bir sıkıntı ve acı içinde ölmekte olan hastaya rahat, ağrısız ve huzur içinde ölmesi için son müdahaleyi yapmaktır. Bazı durumlara, eğer hastanın elinden geliyorsa, ağrısız ölümün nasıl yapılacağını hastaya tarif etmek ve intiharını kolaylaştırmaktır. Bu konuda yazılan kitaplar bile vardır. Final Exit gibi..
Bir de pasif ötenazi vardır.. Ülkemizde bile en çok pratik edilen ötenazi şeklidir. Bu ötenazi din ve yasalara göre günah ve suç değildir ama, ahlak olarak oldukça şüpheli bir ötenazi türüdür. Pasif ötenazi ölmekten olan bir insana müdahale etmemek ve ölmesine izin vermektir.
Yukardaki öyküde Hilmi Bey boğaz kanserinden yakınıyordu. Kanser ilerlemiş, kafa tasına, beyne ve sinirlere doğru tırmanıyordu. Hilmi Bey müthiş ve dayanılmaz ağrılar içinde kıvranıyordu. Kız kardeşi ve ailesi dinsel nedenlerden dolayı kendisine morfin verilmemesinde israr ediyorlardı. Hilmi Bey yaşamının son günlerine geldiğini anlamış ve doktordan kendisini öldürmesini istemişti. Korkunç ağrılara tahammül edemiyordu artık, Hilmi Bey. Mevcut yasalar ve hastanın ailesinin tutumu karşısında doktor nasıl davranabilirdi? Damarına kuvvetli bir zehir veya yüksek doz sedatif injekte ederek, onu hızla ve daha fazla acı çekmeden öldürebilirdi. Böyle mi yapmalıydı? Yoksa bütün tedavisini ve yapay beslenmesini durdurup, daha uzun bir sürede ve yavaş bir şekilde ölmesini mi sağlamalıydı?
Hastaya hiç müdahale etmemesi ve onun ölmesine izin vermesi, hastanın acılarını gidermeyecek ve hatta belki de ölümünü kolaylaştırmayacaktı. Sadece ölümün uzun bir agoni icinde gerçekleşmesini garantileyecekti. Hastanın ölümü zaten garanti idi. Bu durumda doktor ne yapabilirdi?
Halbuki damarına morfin enjekte ederek onun hızla ve acı çektirmeden ölmesine yardım etmek mümkündü.. Bu çok daha insancil bir atılım değil miydi? Hastanın bir hafta daha acı ve ızdırap çekmesini önleyebilirdi. Ama buna teşebbüs edemeyeceğini biliyordu doktor. Hem kanunlar, hem de din ve hastanın ailesi önünde suçlu ve sorumlu bir duruma düşmek istemiyordu. Aksini yaparsa mesleğini tehlikeye atmış olacaktı. İlaçları, suyu ve gıdası kesilen hastanın başında onun ölümünü beklemekten başka yapacağı fazla bir şey yoktu doktorun.
Bu gibi durumlarda, kanunlara ve hastanın dinine rağmen, hastanın isteği yerine getirilmeli midir? Hangi yaklaşımın uygulanması gerektiği konusunda yorumda bulunabilir misiniz?
HACI
|