Tekil Mesaj gösterimi
  #4  
Alt 19-08-2007, 00:37
Üye Değil
 
Mesajlar: n/a
Standart Re: 'Mülkiyet' kavramı

Mülkiyetsizlik tanımını entellektüel seviyede yapmak ile özden gelen farkındalıkla ulaşmak arasında bence büyük fark var.entellektüel seviyede bilinen doğrular ne yazık ki her zaman uygulanan doğrular değildir,üstelik bunların entellektüel seviyede dillenmesi sanki uygulanıyormuş gibi yanılsamacı bir aldanışa götürür.doğrularımız ancak teoriden pratiğe geçirilip bizim yaşanan gerçeğimiz olduğunda kıymet ifade eder.emek sömürüsüne karşı olmak,sınıf ayrımı yapmamak,çalışan herkesin toplum için üreten bir emekçi olduğunu,üretimin şişirilmiş gereksinimlerin doyumsuz tatmini için çalışmaktan vazgeçmesi,mutluluk tatminimizi gereksinimizin ötesindeki birikmiş maddi yığıntıdan değil,zihinsel birikimimizden ve toplum yararına üretimimizden kazanıldığı ve mülkiyet kavramının temel yaşam gereksinimlerinin gerçek karşılıklarıyla sınırlandığı toplum ütopyası gerçek olsa dünyanın kurtuluş günüdür o gün.

Bu ütopyaya nasıl ulaşılır ki?Bir toplum içinde barındırdığı aydınlık birey sayısı kadar aydındır.aydınlığı yakalamak adına doğrularımızı çoğunluğa dayatıp, tepelerine yaktığımız doğruluk ışığında oturmak zorunda bıraktıklarımızın oluşturduğu topluluk aydınlıkta değildir, ışıktan gözü kamaşmış ne yaptığını bilmeyen sürülerdir.doğrular onlara kişisel farkındalıkla ulaşanlar için uygulanabilir ve sürdürülebilir doğrulardır.diğer türlü sadece baskıcı ve kısıtlayıcı yaptırımlardır.

Mülkiyetsizlik sadece somut anlamıyla değil soyut anlamlarıyla birlikte düşünülmelidir.doğum ve ölüm arasındaki adına yaşam denilen bu zaman dilimi inanç sahibi olalım veya olmayalım aslında kaçışı olmayan bir mahkumiyettir.ruhlar bedenlere,bedenler dünyadaki yaşama mahkumdur.aynı mahkumiyeti paylaştığımız bir dünya dolusu yoldaşla beraber yaşamaktayız.yoldaşlık aynı yolu yürümek,yürünen yolda dayanışma içinde olmak demektir.bu ırksal,tarihsel,düşünsel,dinsel her türlü soyut mülkiyetden arınarak, somut mülkiyetlere gereksinimin kalmadığı noktaya ulaşmış olmak demektir.soyut olan mülkiyetlerimizden kurtulamadıkça somut mülkiyetsizlik kavramına ulaşmak bana göre pek mümkün değil.ırksal bir mülkiyetimizin varlığını kabul ettiğimiz anda peşinden ırkımızın tarihsel mülkiyeti,topraksal mülkiyeti,dinsel mülkiyeti bizi esir alacaktır.biz ve onlar kavramını oluşturmuş olacağız.mülkiyetsizlik benim,bizim,senin,onun gibi tanımlara sahip olmamak demektir.mülk sahibi olmak esaret iken mülkiyetsizlik özgürlüktür.bence mülkiyetsizliği savunan birinin dünyayı bir bütün ve tüm insanları eşit,ırkından,tarihinden,dininden arınmış olarak görebilmesi gerekir.inanış ve düşünüş farklılıkları kişisel kalmalıdır.

mülkiyetsizlik tanımını entellektüel seviyede siyaset felsefesiyle yapabiliriz ama tanımın ötesindeki yaşayan gerçek anlamına dokunmak için siyaset felsefesinin ötesinde bir farkındalığa gereksinim var.entellektüel seviyede mülkiyetsizlik öğrenilmiş bir doğrudur ve tüm öğrenilmiş doğrular gibi *dayatmacı tavra sahip olabilir,farkındalık seviyesi ile anlaşılan mülkiyetsizlik kavramı ise gerçek anlamına özündeki algı seviyesinin yükselmesiyle ulaşmaktadır.biri bilmekte ve herkesi öğrenmeye zorlamakta,diğeri ise doğrusunun gerçek olduğunu kavramış ve onu yaşamaktadır. mülkiyetsizlik kavramına özden gelen farkındalıkla nasıl ulaşılabileceği ise ayrı bir konu.
Alıntı ile Cevapla