Tekil Mesaj gösterimi
  #2  
Alt 03-04-2017, 00:58
spartacus - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
spartacus spartacus isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 06 Apr 2006
Mesajlar: 12.328

Onur Üyeliği 

Standart

Karadelik ifadelerine de eğilmek gerekiyor. Zaman(hareketden soyutlanmış kavram-algı) bükülmez, hareket, değişimden söz edilemediği anda, zamandan da söz edilemez. Uzay, belirli alanlara indirgenip, sınırlanamaz, uzay, limite, yön ve öznelerin istikameti doğrultusuna tabi ifade edilemez. Karadelik üzerine yapılan deformasyonlar, teorik fizikçilerin kurgularında sıkıştıkları yerlerde imdadına koşturdukları fantastik efsanelerdir. aslında bu konularda kozmoloji ve kozmologlar esas alınması gerekirken -ki onların söylemleri hasılat getirmediği veya milyonları inançlarından hareketle kendisine bağlamadığı içinde olsa gerek, yoğun bir baskı altında tutuluyor ve masabaşında fantazi üretenler magazin alanında işi götürüyor.

Karadelik, plazmanın aşırı yoğunlaşmış merkez noktalarına dairdir ve aslında karadelik değil karatopaktırlar. Bu bahisle galaksilerin merkezinde de karatopaklar öngörülebilir, dahi galaksilerin etrafında kuazarlar'da gözlemlenmektedir, galaksileri çekim kuvvetine tabi kılan(ayrıca kuazar ve karadeliklerin kırmızıya kayma ölçümleri ve aralarındaki saniyede 10.000 km.lere varan hız farklarıda-kırmızıya kayma esas alınsaydı-, kırmızıya kayma, gök cisimlerinin hızla birbirinden uzaklaştığı efsanesini çürütmüştür, herhangi, stabil bir doğrultuda istirkarlı bir uzaklaşma gözlemlenmiyor ama çorba içindeki taneler gibi, yönsüz ifade edilebilir biçimde yakınlaşma, uzaklaşma, birleşme, ayrışma tespit edilebiliyor. Zaten mevcut kurgularla, ışık hızının 50-100 katı hızlarla uzaklaşan cisimlerin nasıl bir arada kalabildiği de ayrı konudur).

her galaksi, yıldız çok daha geniş satıhla gökada sistemlerinin oluşumu da gözlemlenmektedir, evveliyat bir bilinmez değil, gözlemlerlede tanık olunduğu gibi, fizik kurallarınında gayet işlediği plazma çorbalarıdır ve öyle afaki, absürt, ışık hızlarını onalrca kat aşan, ne idüğü belirsiz ama sonsuz yoğunlukta bir noktacık farazilerine gerek kalmıyor, gayet basit dönüşüyorlar. Böylece çok geniş gökada sistemleri, evrenlere benzetilebilir ve dahi evrenin sınırlarını belirleyen ölçüt nedir? (uzay dinamik çorba).

Tamamen safsataya dayanan ilk neden, ilk başlangıç gibi mantık yarılmaları, insan kurgusuna aittir, insanın hareket ve değişimi ve ilişkisel ağı, algılayıp, yanlış yorumlaması, sebep/sonuç ilişkilerini, form-yapı-nitelik-özellik değişimine dair değil, malzemeye dair kurgulaması hatasıyla ilgilidir.

Teologlarda, önce var olanı, yani gözlemle tespit edileni, farazide, yani kurguda yok ederler, sonrada farazide yok ettiklerini tekrar başlatmak için farazi(!) bir başlatanı öne sürerler(ne yapmaya çalışıyor?). var olanı yok et-ama hayal ve düş ile- sonra yok ettiğini yine tekrar var ettir-hayal ve düş ile-. hasılı bu, çözümsüz ve hiç bir gereği olmayan, anlamsız, boş ve hiç bir şeyide çözümlemeyen, aksine sorun üretip, kendi ürettiği sorunuda çözmeden, faraziye, kurguya indirgeyen garip bir lego oyunudur.

Big Bang üzerindeki olanca çarpıtma da hem ilk neden safsatası hem de ilk başlangıç, başlatan(zamanın yanlış yorumuyla, haliyle açığa çıkan soru o'nu başlatan ne?) safsatası böylece öncesinin muamma olduğu iddiasıyla yapılır, oysa evrende bir çok galaksi, yıldız oluşumları gözlemlenir, muamma değildir, başlayan, bitende form-yapıya dairdir yani değişim üzredir, yoktan peyda olma değildir. Ortada olanın form-yapıca hareket-değişimleridir, zaten oluşum ve dönüşüm, varlığın, malzemenin form-yapıca değişimine ve zaman kavramı da, önce, sonralık gibi -neydi, ne oldu!- ifadeler de yine form-yapı değişimine tekabül eder. Dış faktör değil, hareketli-değişken olana içkindir-dışına dayatılamaz veya ondan-varlıktan- yalıtılıp, kopartılamaz. dahi uzayı kim nasıl sınırlayabilir ki? Limitlerde form-yapı çerçevesiyledir dışında limit yoktur, limit form-yapı-çerçevesi ve form-yapı çerçeveleri arasında kıyaslara içkindir ve insan, şu ya da bunu baz alarak, şu ya da bunu şu ya da bu özellik-niteliklerine göre ayrıştırıp kıyaslayarak, gerçekte olmayan, geometrik sınırlar çizer. Böylece evreni de sınırlamak niyetindedir veya meyillidir, oysa evrenin sınırlarını belirleyen insanın sınırları da, kullandığı araç, gereçlerin kapasitesiyle ve tabi ki insanın bazlaştırdığı referanslarla ve tabi ki görüş ufkuyla ilgilidir(oysa pekala galaksi sistemlerinin her birisi kendi özgülünde evren olarak alınabilir böylece uzayın limitsiz boşluğunda katrilyonlarca kez katrilyon evrenler oalbilir), araçların kapasitesi arttıkça, insan evrene tayin etmeye kalktığı sınırları da değiştirmektedir-o kadar genişledi ki bu sınır, Big Bang teorisinin kaldırmayacağı genişliğe ulaştı, ama buna rağmen kurguda, eldeki yetersiz verilerle, evrene sınır tayin etme, yap-boz işinden de vazgeçmemektedir...

Işığın, uzayda sönümlenmesi durumu var, yani belirli bir uzaklık ve maddi ortamdan sonra ışık bize hiç ulaşmamakta, dolayısıyla eldeki mevcut araçlarla bir sınır tayin etme işi, kuyu dibinden gökyüzüne bakan bir kurbağının gökyüzüne tayin ettiği sınır gibidir. neden illa sınır çizmek gayesi(sanki bir sınır görüyormuş gibi!), sebebi açıktır, insan öznedir, dolayısıyla çevresine bakınır ve kendisiyle çevresi arasındaki sınır gibi, çevresini de kendi bulunduğu konumu merkez alarak, görüş ufkuyla tayin etmeye böylece yerini belirlemeye meyillidir, hasılı sınırları da özneldir. O gökyüzünü kuyu ağzı kadar sanabilir, ama kuyu ağzı dışında o gökyüzü sınırsızdır, limtisizdir, kuyu ise sadece öznenin baktığı doğrultudaki sınırını temsil eder(uzayı değil).Haliyle sanırım bu uzay-zaman tekilleşmesi lafzı da, kuyu ağzıyla ilgili olsa gerek(yoksa kimin haddinedir ki uzayı bükülmenin sonsuzlaştığı tekilliğe indirgemek, hala Dünyayı-insanı, evrenin merkezi yapma algısı. Gözlemlenen ise, koordinat içermeyen herhangi bir nokta da(geometrideki varsayılan nokta) maddenin hal değişimleri arasındaki geçişlerdir, plazmadan-gazdan, katıya, sıvıya ve tekrar plazmaya-gaza geçişler, böylece bu geçişler arasında değişen form-yapılar(örneğin galaksiler, yıldızlar, gezegenler) ve yine plazmaya geçişte kaybolan form-yapılar ve gayet fizik kuralları dahilinde ve bu uzayda limitsiz seyrediyor olabilir. Bu kurallar ise zaten maddenin halleri, hareketi, etkileşimi üzerine soyutlanıyor, böylece gözlemlenen oluşumlarda maddenin, fiziğin dışına nasıl çıkmıyorsa, yani metafiziğe varmıyorsa, neden metafizik safsatalar üretelim ki, bizi zorlayan ne->basit hakim ideoloji ve teolojiler. Tamda o fizik kuralları bünyesinde kabak gibi galaksiler, yıldızlar, gezegenler oluşuyor ve tekrar plazmaya dönüyor ve tekrar hal değişiyor, tamamen dinamik ve öyle metafizik alanlarda kurguya, inanılmaz faraziler üretip, saçmalamaya, uzayın sonsuz bükülmesi gibi absürt ve kafa karıştıran ifadelere gerek kalmaksızın seyreden anlaşılabilir, basit-doğal bir süreç...

Sersemler akıllıların 7 yılda cevaplandıramayacağı soruları 1 günde sorarlar.
-------
İnsan korktuğuna ya da arzuladığına çok kolay inanır. La Fontaine
-------
Öküz tahta çıkarsa padişah olmaz, saray ahır olur. Çerkes Atasözü
-------
Akıllı bizi arayıp sormaz, aptal bacadan akar.
------
Su dağları kemirir, vadileri doldurur.
------
Aslanlar kendi tarihçilerine kavuşuncaya kadar kitaplar avcıyı övecektir.
------
Hürriyet, başkalarına vermedikçe alamayacağımız tek şeydir. William Allen White
------
Belki söylendi herşey,/ belki de gece bekleniyor/ yazılsın diye aynı cümle. Tüm nedenleri yeryüzünün/ bir çakıltaşına takılıp kaldı. Esteban
------
Sıradan insan kendini evrenin merkezi yapmanın yolunu arar; bilge kişinin evreni onun merkezindedir. Lao Tzu
Alıntı ile Cevapla