Tekil Mesaj gösterimi
  #8  
Alt 29-10-2012, 12:03
kemalistcan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
kemalistcan kemalistcan isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 22 Jul 2010
Mesajlar: 337
Standart

Neva´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Sayin kemalistcan;

200 yillik mi bu sozcugun kullanilisi, daha eski oldugunu dusunuyordum.
Sözcük eski olmasına eskidir; ancak daha kısıtlı bir anlamda, önceleri Ali'nin soyundan gelenleri, sonra Ali'nin dönemsel yandaşlarını ve en geniş anlamında da bugünkü haline gelemden önce bir tür Şiiliği tanımlamak anlamında kullanılmıştır. 12 imamlara, Seyitlere, dedelere atfedilen bu özellik önceleri yalnızca soysal bir tanımlamayken, sonraları inançsal bir ayrıma ve ötesinde her ikisine birden dönüşmüştür. Örneğin Seyit Rıza idam edilirken "Evladı kerbelayık." derken bunu belirtmiştir. Adının başındaki "Seyit" sözcüğü bile bunu belirtmektedir doğrusu; ancak günümüz Alevilernde de öncelikle Ahmet YESEVi, Hacı Bektaşı VELİ, kimi erenler, dedeler üzerinden yürütülen soya bağlama işi, Sünnülere Yezid Soyu, Yezid Tohumu demeye kadar vardıran ve hiç de mecazsal olmayan, lafın gelişi olmayan bir ayrımla kendilerini de inancın ötesinde bu soyun(ehli beyt)bir evladı olarak görme durumuna varmıştır.

Daha açık bir anlatımla İslam'ın ya öl ya Müslüman ol ikileminde bırakan ısrarcı, baskıcı, alçaltıcı, talancı, yok edici, tutumuna karşın direnen kendini korumak için çabalayan topluluklar olmuş ve uzun yıllar kendilerini koruyabilmişlerdir; örneğin Yunus Emre ve Hacı Bektaş VELİ döneminde Ali, 12 İmam, Alevilik, İslam, Şia vurgusu göze çarpmaz . Ancak bölgenin egemen güçlerinin bu tutumlarını uzun yıllar sürdürmeleri kızılbaşların kimi takiyelere başvurmalarına, kimi takiyelerinde zaman içinde biçimsel de olsa(çünkü Ali denilen kişinin aleviliğe önder olamıyacağı açıktır yaptıklarıyla ve yapmadıkalrıyla)içselleştirilmesine neden olmuştur. Bunun yanı sıra denize düşen yılana sarılır örneği gibi dönemin iki egemeninden kendine daha yakın olanına ve düşmanının düşmanına(Safeviler)eğilimli olmasına neden olmuştur(bunu dönemin aşıklarından Pir Sultan ABDAL'da da görürüz; eylen turnam eylen eylen şaha gidelim); ancak bunun da tam bir teslimiyet, kendi özgün inanışlarından bir kopuşu simgelemediğini belirtmek gerekir. Bununla birlikte Osmanlı'nın kendi egemenliğini kurduğu, iç anadoluda önemli oranda Safevi etkisini kırdığı dönemlerde kimi Alevi önderleri üzerinde bir etkiye sahip olduğunu, kimi ajanlarının olduğunu hatta Hacı Bektaş VELİ dergahına Balım SULTAN'ı(ki kendisi aleviler arasında çok sevilen bir kişiliktir)getirecek-atayacak kadar bölgede etki sahibi olduğunu görürüz. O dönemler Hacı Bektaş VELİ'ye mal edilen aleviliğin ruhuna kimi yerde aykırı ama kimi yerlerde İslama yakın bir sürü kitap görürüz(vilayetname, buyruk vb.)ancak yapılan incelemelerde kitapların Hacı Bektaş VELİ'nin ölümünden en erken 200 yıl sonra yazıldığı görülmüştür. Burda hem atanmış bir kişinin görevini yerine getirmesinin yanı sıra egemene yaranma ve ondan korkma durumu da söz konusudur. Bunun yanı sıra fetva ve fermanlarla yok edilmeye, iğdiş edilmeye çalışılan kızılbaşlık kendine islami bir ad seçerek bir tür gizlenme, üzerinden şimşekleri uzaklaştırma amacı gütmüştür. İşte bu aşının tutması ile alevi sözcüğü kızılbaşlara mal edilmeye başlanmıştır. Bu dönem gerçekten çok yakın bir dönem olan 200 yıl kadar öncesidir; daha önce de anlattığım bağlamda bu ada rastlanabilinir.
Alıntı ile Cevapla