Tekil Mesaj gösterimi
  #3  
Alt 04-04-2018, 12:47
"ictenlik" - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
"ictenlik" "ictenlik" isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 22 Aug 2017
Mesajlar: 2.610
Standart

Bu yazıyı gizlice ç_aldık. Arkadaşlar kopyalamaya geçit vermeyen bir siteden google yardımıyla ..
Bunu yapmadan önce bildirimli bir izin mesajı ile ve kendisini bize ders vermek üzere buraya da çağırarak ve dostluk daveti ile..

VENÜS (APHRODİTE) İKİLEMİ

Aphrodite'nin iki ayrı doğum öyküsü ciddi bir ikileme yol açmıştır. Bu
ikilemin en ateşli savunucusu Platon'dur. "Şölen" adlı eserinde Aphrodite'yi eski ve yeni olmak üzere adeta ortadan ikiye böler. Gök tanrısı Uranos'un kesilen hayalarından fışkıran spermaların deniz köpüklerine karışmasından doğan tanrıçaya eski, göksel Aphrodite der. Zeus ile Dione'nin evliliğinden doğan tanrıçaya eski göksel
Aphrodite der. Bir ana karnından çıktığı için onu hâkir görür. Alelade,
avam olan "pandemos" sıfatını kullanır ve açıkça ona "orta malı"
demekten kaçınmaz. Aphrodite sembolü ikiye bölününce haliyle temsil ettiği sevgi de ikiye bölünür. Platon, orta malı Aphrodite'ye bağlanan birinin kendisinin de orta malı olduğunu, her işini rast gele yaptığını ve sevgisinin de aşağılık bir sevgi olduğunu öne sürer. Göksel Aphrodite'nin yolunda giden birinin ise hiç dişilik karışmamış, sadece eril olan bir tanrıya (Uranos) bağlandığından sadece eril olana sevgi duyacağını, dişi olandan uzak duracağını ifade eder. Bu ikiye bölünmüş Aphrodite'nin temsil ettiği göksel-kutsal sevgi ile yersel-orta malı sevgi anlayışını şu dizelerle dile getirir;

"Aşk kendiliğinden ne güzel ne de çirkindir,
Güzeldir; asil bir şekilde sevmek bilinirse,
Çirkindir; utanma verecek surette sevilirse"

Bu dizelerde Platon'un güçlü ahlak anlayışı öne çıktığından kulağa hoş gelebilir ama büyük filozofun erkeği yücelten kadını ise alçaltan bir bakış açısı olduğu bilinmektedir. Aslında bu kadına duyulan düşmanlık Platon'dan da öncesine uzanır. Anaerkil düzene egemen olan ataerkil düzenin, kadını hor gören, aşağılayan tavrı bugün de ortadan kalkmış değildir. Bölünen Aphrodite sembolünün günümüz yansımasına gelince hiç şüphe yoktur ki Göksel olan "Tapılacak Kadın", orta malı olan da "Yatılacak Kadın" olarak hafızalara kazınmıştır. Oysa kadın da ya da erkek olsun insan denen varlık ışık ve gölgenin bir karışımıdır. Kesin çizgilerle ayırmaya kalkışıldığında bütünlük bozulur. Tüm ihtişamına rağmen Altın Aphrodite'nin de zaafları, kusurları ve çelişkileri vardır elbet. Güzeller güzeli Aphrodite, Olympos'un en çirkin ve topal tanrısı olan Hephaistos (Vulcanus) ile evlidir. Aphrodite'nin neden tüm Olympos'lu tanrıların hakir gördüğü Hephaistos ile evlendirildiğine dair kesin bir bilgi yoktur ancak durum ironiktir. Hephaistos'un sadece hiç kimsede olmayan bir yeteneği vardır, madenleri çok güzel işleyip olağanüstü sanat eserleri yapar. Karısını da bu olağanüstü yeteneği ile
tuzağa düşürür. Aphrodite'nin çok sayıda aşığı vardır ama onu cümle
alemin diline düşüren Savaş Tanrısı Ares ile yaşadığı aşktır. Aphrodite ile Ares'in gizli sevişmesini sadece Güneş Tanrısı görür
(Güneş'in gözünden hiç bir şey kaçmaz) ve Aphrodite'nin kocasına haber verir. Ünlü demirci tanrı, kırılmaz, çözülmez zincirlerden büyülü bir ağ örerek iki aşığa tuzak kurar ve seyretmeleri için tüm Olympos'lu tanrıları davet eder. Ovıdıus Aşk Sanatı adlı eserinde bu sahneyi şöyle anlatır;

"Yakalanıp ağlara, serildi her ikisi de çırılçıplak yerlere.
Davet etti tanrıları, çünkü esirler bir gösteri sunuyordu,
Derler ki Venüs göz yaşlarını zor tuttu."
.......
"Mars Trakya'yı boyladı, sevgilisi de Paphos'u.
Tek kazancın şu oldu Vulcanus; önceden gizledikleri işi,
Utanç falan kalmadığından, alenen yapıyorlar şimdi.
Bak delirdin, ne budalalık yaptım ben diyorsun ha bire,
Kurduğun tuzaktan pişman olduğun herkesin dilinde."
Ovıdıus gene dönüp aşıklara şu öğüdü verir;
"Ne ağ gerin rakibinize, ne de yakalayın
Gizli bir elin yazdığı aşk mektuplarını."
Aphrodite'nin bir aşk ve güzellik tanrıçası mı yoksa bir fahişe tanrıça mı olduğu o günden bugüne tartışıla gelen bir ikilemdir, tabii o dönem fahişelik anlayışı ile bugünkü fahişelik anlayışı arasında dağlar kadar fark vardır. Umberto Eco bu farkı şöyle dile getirir;

"Fahişe olan biri varsa, o da Helen'di.
Hem o zamanlar fahişe demek,
Özgür, bağları olmayan

http://eylulesintisi.com/Icerik/venu...ilemi-111.html

Vicdanlar yaralandığında da kan akmış sayılmaz mı? -Thoreau...
Alıntı ile Cevapla