Tekil Mesaj gösterimi
  #10  
Alt 21-04-2008, 00:45
sargon - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
sargon sargon isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Onur Üyesi
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 01 Aug 2005
Bulunduğu yer: Isvicre
Mesajlar: 6.665

Onur Üyeliği Başarı Ödülü Başarı Ödülü 

Standart Re: Canlar ve Ulucanlar

Hucre

Goturuldugum yer kaldigimiz koguslarin arka tarafinda kalan ve musahade adi verilen hucrelerdi. Buraya genellikle koguslarda disiplin cezasi alanlar, dusmani olup oldurulme tehlikesi yasayanlar, bir de cocuk tecavuzu gibi, mahkumlarin arasina konuldugunda mahkumlar tarafindan oldurulme tehlikesi olan kisiler konulurdu. Cogu zaman sadece birkac kisi olur, hucreler bos dururdu. Hukumlu olanlar diger cezaevlerine dagitilmis, daha mahkemesi surenler ise bu hucrelere getirilmisti.

Dedigim gibi, ilk hucreye atildigimda yanimda birkac kisi daha varmis, ama ben 30 gun boyunca tek basima hucreye atildigimi saniyordum. Bu kisimlar silinmisti. Bu arada digerleri alinip hastahaneye goturulmustu. Benim basimdaki yariklar ise dikissiz sekilde kendi kendine birlesti, hala o yariklarin izlerini nisane gibi tasiyorum. Vucudum kulce gibiydi. Kan kokuyordum. Uzerimdeki atlet parca parca olmus, sadece omuzlarimdan sarkan iki bez parcasina donusmustu. Bu bez parcalari da kan rengini almis ve sertlesmisti. O sekilde iki gune yakin uyumustum. Bir ara hucrenin mazgalindan atilan bir su sisesinin yere carpmasiyla yada gardiyanin bagirmasiyla uyandim. Birisi su gondermisti. Bu arada uzaktaki hucrelerden bayanlarin sesi geliyordu. Bana sesleniyorlardi. Atlet ve don gondermislerdi. Katliamin ardindan ilk olarak birileriyle konusmus oldum. En azindan birkac kelime ile "iyiyim, siz nasilsiniz" seklinde birseyler soyledim. Sonra yeniden uyumaya devam. Sanirim ucuncu gunde, *sonraki bir ay boyunca hucreyi paylasacagim arkadaslarim geldi. Yan hucreler de doldu. Belki kursun yaram olmadigi icin, belki de hamam iskencesi sirasinda doktorlara "iyiyim" dedigim icin hastaneye goturulmemistim. Gelenlerin anlattigina gore ordaki askerler hastaneyi ikinci bir iskence yerine cevirmisler. Doktorlar ve hemsireler cikinca, odalara askerler giriyormus. Ordaki iskencenin de hamamin onunde son safhada yapilana benzer sekilde kisiligi zedelemek amaciyla yapilan turden bir sey oldugunu anladim.

Arka arkaya hucrelere getirilenlerle hucreler doldu. Her bir hucrede 2-3 kisi kaliyordu. Baska bir kogusta kalan kadinlar, daha operasyonun basinda alinip baska bir yere goturulmuslerdi. Bayan koguslarinda silah kullanmamislardi. Ancak kadinlarin sert direnisiyle karsilasmislar, buna ragmen agir yaralanma ve olu olmadan hepsini alip tecrit etmeyi basarmislardi. Simdi yarisi kadin olmak uzere 30-35 kisi 10-12 hucreye dagitilmistik. Ikinci fasil burda olacakti. Bu sefer asker yoktu, kapismamiz gardiyanlarla olacakti.

Bayanlar aclik grevi baslatmislardi. Ayni zamanda sayim vermeme eylemi yapiyorlardi. Aslinda sayim pek anlamli bir sey de degildi, cunku zaten hucrelerden hic cikarilmiyorduk. Havalandirma diye birsey yoktu artik. Gun boyu gardiyanlar koridorda dolasiyor ve mazgaldan iceri bakarak bizi izliyorlardi. Dolayisiyla hucreler gun boyu gozetim altindaydi. Sabah ve aksam sayim yapiliyordu. Sayimlarda 20-30 kisilik bir gardiyan grubu toplu sekilde geliyor, hucrenin mazgalindan bakip sayim aliyordu. Bizim eylemimiz ise su sekilde oluyordu: Bir kisi mazgalin onunde durup sayim vermeyecegimizi soyluyordu. Mazgalin onunden cekilmedigi icin gardiyanlar kapiyi aciyor, icerdekileri tartakliyor, gardiyanlardan birisi "bir, iki, uc" diye sayiyor ve sayim alinmis oluyordu. Zaten bir hucrede ya iki ya uc kisi vardi. Bu islem her sabah ve her aksam suruyor, her gun iki posta iceri giriliyor ve her gun bir hucrede digerlerinden daha agir bir saldiri oluyordu. En direnisci olanlar bayanlardi. Duvarlarin kireclerini kaziyorlar, bardaklara su doldurup karistirarak ustlerine atiyorlardi. Birkac gunden sonra gardiyanlar yagmurluk giyerek sayim almaya basladilar.

Disardan bakildiginda bu direnisin bir anlami yokmus gibi gorunur. Aslinda bizi bu hucre gunlerinde ayakta tutan birsey oldu bu kucuk direnis. Cok sayida arkadasimiz olmus ve agir bir iskenceden gecmistik. Kisiligimiz zedelenmeye calisiyordu. Bu basit direnis, bir tur kisiligimizi, onurumuzu ayakta tutma ifadesiydi.

Hucrelerden bagirarak birbirimizle konusuyorduk. Uzaktaki hucrelere ses ulasmadigi icin, bazi konusmalari ortalarda yer alan hucrelerin tekrarlayarak diger tarafa iletmesi gerekiyordu. Nerden geldigini bilmedigim giyecekleri ustumuze gecirmistik. Ustume bol gelen pantalonun belini bir ip yardimiyla sikarak uydurmustum. Herkes ne varsa ustune gecirmisti. Hucrenin pencere cami kirik oldugu icin iceri surekli soguk giriyordu. Ozellikle aksam saatlerinde cok soguk oluyordu. Battaniyelere sarilarak oturuyorduk. Geceleri donusumlu olarak nobet tutuyorduk. Bu da pek anlamli birsey degildi, zaten uc kisinin oldugu bir hucrede nobet tutsak ne olacakti, tutmasak ne. Ama bize iyi geliyordu. Direniyor, hala ayakta oldugumuzu en azindan kendimize gostermis oluyorduk. Zaten ancak iki kisinin uyuyabilecegi bir yatagimiz vardi. Bir kisinin nobet tutmasi sayesinde donusumlu olarak uyumus oluyorduk.

Sayimlar sirasindaki dayak isini artik siraya bindirmislerdi. Butun hucrelere giriyorlar ancak, genellikle tartakliyorlar, ama bir hucrede biraz daha kapsamli bir dayak isine girisiyorlardi. Bir seferinde birinin basina kilitle vurunca cocuk kendinden gecti, alip revire goturduler. Gunde iki posta dayak yiyen taraf olmaktan bikmistik artik. Uc kisi konusup karar verdik. Bu sefer geldiklerinde biz de saldiracaktik. En azindan birkac yumruk atardik. Gercekten de dusundugumuz gibi oldu. Bu sefer biz de birkac yumruk atmayi basardik. Tabii daha cok dayak yiyen biz olduk. Yine de birinin dugmesi ve saati gunun ganimeti olarak elimizde kaldi.

Gardiyanlar de kendi caplarinda eylem yapmaya baslamislardi. Onlar da aksam yemeklerini hucrelerin onundeki bir yerde hazirliyorlardi. Biz aclik grevinde oldugumuz icin, bu guya bize karsi bir eylemdi. Birbirleri ile surekli "domatesi getir", "etleri dogradin mi" falan seklinde sohbetler edip, irademizi kirmaya calisiyorlardi. Butun yasadiklarimizdan sonra bunlar insani gulduren, hatta icini sizlatan seylerdi. Bunun, insanin kendini asagilamasi anlamina geldigini farkedemiyorlardi.

Burda bir noktanin altini cizmek istiyorum. Ne kendi caplarinda bize psikolojik baski uygulamak niyetindeki gardiyanlar, ne vahsi sekilde iskence yapan yirmili yaslarindaki askerler siradisi, anlasilmaz, psikopat insanlar falan degillerdi. Sizin, benim gibi siradan insanlardi. Ancak, yaptiklarinin insanlik disi bir sey olmadigina kendilerini inandirmislardi. Bunun icin karsilarindaki insanlarin ne kadar cani insanlar olduguna inanmalari gerekiyordu once. Bazen iskenceciler korkunc mahlukatlar olarak anlatilir. Tumuyle toplumun disinda olan, psikopat ozellikli, yanina yaklasilmaz tipler olarak cizilir. *Bu kisilerden nefretle soz edilir. Intikam hissi veren yaratiklar olarak dusunulur. Iskencecisini bulup oldurmek isteyenlere yada iskencecilerimi affettim diyenlere rastlanir. Halbuki iskence yapanlarin cogu psikopat falan degildir. Siradan insanlardir. Kotu deneyimlerinin ustunu ortup, bunlari yok sayip, yasamayi boyle surdurmeyi basardiklarini dusunuyorum. Tabii butun bu ustunu ortmeler, yok saymalar zamanla karakter bozulmalarina da neden olur. Kiskirtilmis nefrete eslik eden bir yasanmislari yok sayma hali bizim toplumumuzda cok yaygin ve cok koklu bir durum oldugundan bunun kapsamli sekilde incelenmesi gerektigine inaniyorum. Ben nedense o zamanlar bile iskencecilerimden nefret etmeyi basaramadim. Yillardan beri de zaten bunun anlamsiz, sacma bir duygu oldugunu dusunuyorum.

Hucrelerin hep kotu yanlarindan bahsettim. Iyi yanlari da vardi tabii. Ornegin ayni hucrede kaldigimiz iki arkadasla uzun sohbetler etmis ve birbirimizi cok daha yakindan tanima olanagi bulmustuk. Hatta bu sohbetler herkesin kendi gecmisi ile bir hesaplasmasina da donusuyordu. Duygusal olarak birbirimize daha cok baglanmistik. Sabaha karsi son nobetin bende oldugu bir gun, mazgal deliginden gunesin dogusunu gordum. Haftalardir gunes falan gormemistim ve dakika dakika mazgal deliginin altindan ustune kadar kayisini seyretmek icimde buyuk bir sevinc dalgasi yaratmisti. Yillar once Nemrut daginda gunesin dogusunu seyretmeye ciktigimda gordugum mercimek tanesine benziyordu. Nazim'in "bugun Pazar, beni gunese cikardilar" dediginde nasil "bahtiyar" oldugunu o gun anladim.Gunesin nasil kutsal bir varlik oldugunu butun hucrelerimde hissediyordum sanki.

Hucre gunlerimiz bir ay kadar surdu. Aslinda daha katliam sirasinda butun cezaevlerinde eylemler yapilmis, bircok cezaevinde gardiyanlar rehine alinmis ve bizim bir baska cezaevine sevk edilmemiz icin bir anlasma yapilmisti. Bunun uygulanmasi icin bir ay aclik grevi esliginde, gunde iki ogun sopa yiyerek beklememiz gerekecekti. Bir ayin sonunda ilk olarak disari cikmistim. Ustumuz dokuluyordu, bir aydir hic banyo yapmamistik, ama gunesin altinda durmaktan hepimiz "bahtiyardik". Ekim ayi olmasina karsin parlak bir gunes ve civil civil bir hava vardi disarda. "Olenler dovuserek olmus", "gunese gomulmuslerdi", biz ise o gunesin kutsalliginda yasami solumaya devam edecektik.

"Daha önce ben televizyona bakıyordum, şimdi televizyon bana bakıyor
Mısırlı bir gösterici
http://sargon.blogcu.com/
Alıntı ile Cevapla