Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > Genel Forumlar > Konu-dışı

Cevapla
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
  #11  
Alt 03-07-2018, 14:34
"ictenlik" - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
"ictenlik" "ictenlik" isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 22 Aug 2017
Mesajlar: 2.768
Standart "bir tür zen durgunluğu gibi bu satırlar- yada yakın ona"

"birazcık Zen buldum.." gibi...

Bugün Metin Münir'in blogunu buldum/okudum-biraz. Yeni bir şey bulup keşfetmiş çocuk gibi sevindim..

Birileri, "konumundan kalk alemi seyret" diye bir not paylaşmıştı facebookta. Bu benim direkt aklıma Metin Münir'in anlattığı, "bulunduğum odadan ayrıldım ve bir gökyüzü sonra beni içine aldı" kabilinden yazdığı ölüme yakın deneyim anısını getirdi. Onu paylaştım ya da paylaşmak için aradım. Ölüme yakın deneyim anılarını daha önce burada da paylaştığım aklıma gelince google dan burayı (turan dursun forumu) ve Metin Münir adını arattım. Karşıma Metin Münir in, Nereden Biliyorlar adlı bir yazısına yazılmış bir savunma çıktı. Sonra bu yazıyı aradım hemen ve Metin Münir'in kişisel blogunu buldum. İşin açıkçası Metin Münir'in kişisel blogunu bulmak olağanüstüydü. Kıbrıs'ta bir cennet mi orası. Orda ben de yazarım abi.
Kafam da ölüm ve yaşam birbirine/içiçe girdi-desem yeridir
Hemen 60 yaşında olup emekli olasım ve yaşlanasım geldi. Dağlarca'nın çok yaşamak içtenlikmişini hatrladım..
Buram buram ölüm kokuyor-ölüm rahatlıkmış-ölümü düşünmek istemek...kim ne derse desin....
boğuşup durmicam abicim güzel ölücem...


bu arada blog harikaydı ve olağanüstüydü/bir kaç alıntıda yapmak istiyorum
fazla romantik miyim bugün ne? feromonsu bulaşmalar. kızardım burda olduğum yerde kendi kendime utandım.
bu doğrudur.

Bu şimdi ben bazı şeyleri birleştiriyorum yaşamda. Bana öyle geliyor. Bunları nasıl anlatacağız..
ya da olacağız
ya da olacağız var

ya da sabah ki benle akşam ki beni papaz olması gibi bir durum var. o da var.
gelde çık işin içinden çıkabilirsen..

çok fazla Zen var burda be! Eskiden mizah vardı. kültürsoylu... ya da kültürsoylu soy

Bazen sözcüklerin ortaklığı gibi bir şey var ya da bütün sözcükler benimle buluşuyor gibi

http://pazaryazilari.blogspot.com

Sonsuz olmak fâni olmaktan daha sıkıcı olabilir.

Kitaptan başımı kaldırınca, gözlerimi bıraktığım yere geri çevirmek kolay olmuyor. Karşımda kitapların kitabı var: Dünya.

Dünyanın gözlerime düşen parçası; ağaçlar, yapraklar, kelebekler, serçeler, deniz.

Kır çiçeği gibi havaya serpiştirilmiş ağustos böceği sesleri.

Yere değen eteklerini toplayan bir kadın gibi, topraktaki sıcağı toplayan esinti...

Burnuma zakkum kokusu geliyor, sütündeki ağu ile çiçeğindeki kokunun karışımı bir esans.

Hayat, bir boyutunda, çocukluğumuzda yaşadıklarımızı arama veya onlardan kaçma sürecidir.

İnsan derin bir yara almış olsa da ölmek istemeyebilir.

Güvenilmez birisiyle olacağına, tek başına kılıç salla daha iyi.

Bazen serçeleri seyrederken acaba hayatları saf mutluluk mudur, diye merak ederim.
Aslında bunu sadece serçeler için değil, gördüğüm bütün kuşlar için düşünürüm.

Fotoğraf çekiyordum, bıraktım. Şimdi gözlerimle fotoğraf çekiyorum.

Yorgun bulutların altında kullanılmış bir dünya

Anlamadığınız bir dilde yapılan bir konuşmayı dinlerken insan sesinin bir müzik aleti olduğunu anlıyorsunuz.

Bulutlar ağaçların üzerine battaniye gibi serilmiş.

Vatanından uzak yaşayan insanın hayatında bitmeyen bir akşamüstü var.

Şimdi, ölürken, geri dönüp bu yaşama işini daha iyi yapmalıyım, diye düşünüyorum.

Ağzımdan akan kelimelerle aklımdan geçenlerin alakası yok.

Suçluluk duymadan herhangi bir şeyden zevk alma yeteneğine hiç sahip olamadım. Düşünsem bu sakatlığın nereden kaynaklandığını bulabilirim — ama düşünmek istemiyorum.

Kendi kendimi analiz etmekten bıktım.

Tam ve mükemmel olan hayat değil ölümdür.

Böyle şeyleri düşünmekten de – sığ felsefe yapma huyumdan yani — bıktım.
Hayat bir meditasyon olmalı bunu anlıyorum ama sosyal bir meditasyon ve aralıklı bir meditasyon

yeterince Zen biriktirmişsen ne olur?
zen kazancın olur

..
bu arada 2,5 diye bir punto var mı?

Vicdanlar yaralandığında da kan akmış sayılmaz mı? -Thoreau...
Alıntı ile Cevapla
  #12  
Alt 04-07-2018, 09:20
"ictenlik" - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
"ictenlik" "ictenlik" isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 22 Aug 2017
Mesajlar: 2.768
Standart



0-3 yaş

Vicdanlar yaralandığında da kan akmış sayılmaz mı? -Thoreau...
Alıntı ile Cevapla
  #13  
Alt 12-09-2018, 00:18
"ictenlik" - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
"ictenlik" "ictenlik" isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 22 Aug 2017
Mesajlar: 2.768
Standart

Benim İçin Yeni Bilgi
--
UKRAYNA'NIN %5'İ ARTIK ÇİN'İN MALI

Artan nüfusu nedeniyle gıda üretiminde sıkıntı yaşayan Çin, Ukrayna ile topraklarının yüzde 5'ini almak için anlaştı. Çin toprakları kullanmak için yılda 2.6 milyar dolar ödeyecek

Çin Ukrayna'nın topraklarının yüzde 5'ini satın almak için bir anlaşma imzaladı. Ülkede gıdanın yetersiz oluşu nedeniyle Ukrayna'dan toprak satın alan Çin, bu toprakları tarım için kullanacak. 3 milyon hektarlık toprakların kullanımı için yılda 2.6 milyar dolar ödeneceği tahmin ediliyor. Çinli kamu işletmesi ‘Xinjiang Production and Construction Corps' ve Ukraynalı tarım firması ‘KSG Agro' arasında imzalanan anlaşmaya göre Çinli şirket ilk etapta Ukrayna'da 100 bin hektar toprak satın alacak. Önümüzdeki yıllar içinde de bu rakam 3 milyon hektara ulaşacak. Topraklar Ukrayna'nın Dnyepropetrovszki bölgesinde bulunuyor. Bölge zengin tahıl üretimiyle tanınıyor. Birkaç yıllık bir zaman dilimi içinde Çin şirketinin mülkiyetine geçecek olan toprak miktarı, Ukrayna'nın tarıma elverişli topraklarının yüzde 9'unu oluşturuyor. Topraklar, Belçika, Ermenistan, Hollanda ve İsrail'in de içinde bulunduğu 50 ülkenin yüzölçümünden büyük. Anlaşma ayrıca Çin'in Avrupa'da satın aldığı en büyük toprak olma özelliğini de taşıyor. 50 yıllık plan kapsamında tarım yapılmasının yanısıra bölgede domuz yetiştirilecek. Öte yandan ABD'nin Ukrayna'nın satılan toplam yüzde 36 oranındaki topraklarının yüzde 66'sına sahip olduğu biliniyor.
Der Spiegel dergisi geçtiğimiz aylarda, az gelişmiş ülkelerdeki tarım topraklarının ABD, İngiltere ve İsveç gibi ülkeler tarafından satın alınarak sömürgecilik yapıldığını yazmıştı. Liberya'nın ekilebilir topraklarının yüzde 100'ü yabancılara satılmış durumda. Yabancılara en çok satılan toprak listesinde birinci sırayı alan Liberya'yı, Gabon ve Filipinler takip ediyor. Türkiye'nin de Sudan'da 5 milyon dönüm araziyi 99 yıl için kiraladığı ortaya çıkmıştı.

Türkiye'nin Sudan'da tarım arazisi var

Türkiye bu yıl şubatta Sudan'da İstanbul büyüklüğündeki 5 milyon dönümlük tarım arazisi kiraladı. Sudan'da Beyaz Nil Nehri kenarında 99 yıllığına kiralanan arazide Türkiye'nin ithal ettiği pamuk ve ananas, mango, avakado gibi tropikal meyveler ile yağlı tohumların yetiştirilmesi amaçlanıyor. TİGEM aracılığıyla Sudan'ın Abugota bölgesinde tarımsal işletme kuracak olan Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı'nın, Omdurman, Rahat ve Medani bölgelerinde ise özel sektör eliyle işletme kurulmasını sağlaması bekleniyor.
Buna göre isteyen, topraklar Türkiye'de gibi kira bedeli ödeyerek istediği ürünü yetiştirebilecek. Sudan Nil kenarındaki topraklarının verimliliğiyle biliniyor.

25.09.2013
http://m.milliyet.com.tr/ukrayna-nin...66/default.htm

Vicdanlar yaralandığında da kan akmış sayılmaz mı? -Thoreau...
Alıntı ile Cevapla
  #14  
Alt 12-09-2018, 20:57
"ictenlik" - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
"ictenlik" "ictenlik" isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 22 Aug 2017
Mesajlar: 2.768
Standart

Tarsus Kazısına ilişkin facete bir başlık görünce ve alt yorumlarında ki, İncil-Tarihi bilgiler, Uzaylılar-Radyasyon elbisesi ve "bu tip paylaşımların teknik takibe alındığı gibi tuhaf yorumlarda eklenince kısa bir tarama yaptım...

Halka Bilgi Verme Kurumumu gerekiyor ahali...

Ekşi sözlüğe bakayım dedim ve 146 sayfa vardı. Direkt 146 ya tıkladım ve bunu buldum...

------''

edit: inanmayan arkadaslar olmus normaldir anlattıgım şey ile her gün karşılaşmıyoruz ama yaşadıgımız olay gerçek.

arkadaslar dogrulugunu bilmiyorum ama tamamen şans eseri deli şeyler öğrendim bu konu hakkında.

3 arkadas tatildeyiz otostop kamp vs ilerlemeye calısıyoruz. kumluca da otostop çekiyoruz kaş tarafına gitmek için.

saolsun bi abi durdu arkeologmuş. yanlış hatırlamıyorsam samsun a baglı bi yerde arkeologmus aslında ama memleketi buralarmış.

arkeolog oldugunu söyledi yolun sonuna dogru. bende merakımdan dedim abi ne var bu tarsustaki kazıda kimse bilmiyor senin var mı bi haberin ?

adam ben kazıdaydım demez mi ha siktir olduk tabi biz arkadaslarla.

adam çıkardı telefonunu 3 fotoğraf gösterdi bize biri mezar fotoğrafı ama böyle altından içinden turkuaz ışık filan geliyor sanki film setinden gibi, bu mezarın mason birine ait oldugunu filan söyledi tam anlayamadım eski önemli hristiyanlardan birini kastetti diye anladım ben, diğer iki fotoğraf değişik bi taş fotoğrafıydı kırmızı değişik bi içi vardı dedim abi bu ne civa oldugunu söyledi.

bu fotoğraflar dışında uzaylı cesedi bulduk 2 tane dedi radyasyondan giremedik uzun süre özel kıyafetlerle girebildik dedi ve bu cesetlerin yanlış hatırlamıyorsam yine 30.000 yıllık oldugundan bahsetti. tabi biz arkadaslarla şok üstüne şok yasadık.

sonrasında peki dedim abi tüm bunlar ne oldu ne yapıldı yani dedim orasını bilemem ben paramı aldım cıktım müzenin dedi gerisi arkeolog arkadaslar varsa bi yeşillendirsin saglam trol mü yedik yoksa gerçek mi bir aydınlatın.

insanın inanası gelmiyor ama böyle bir olay yaşadık.

ne kadar dogru ne kadar yalan bilemicez arkadaslarla denk gelirsem onların da aklında kalanlarla yazıyı daha da düzeltirim üstünkörü oldu şu anda.

https://eksisozluk.com/tarsustaki-es...-5273005?p=146

https://seyler.eksisozluk.com/tarsus...komplo-teorisi

---
Arkadaşım orda öyle bir halt varsa bilmek istiyorum ben ülkenin vatandaşıyım. Gelip geçen ölümlüyün ben. Kırk yıl yaşayıp çürüyoruz. Eğer orda tarihsel mitsel dinsel vb. bilgisel yetkin önemde bir şey varsa ve açıklanmıyorsa (en azından akademisyen tarihçi vb. yetkin ilgilisine ...) tarih size lanet etsin ne diyeyim..
Hazineyse mazineyse alın paşa paşa yiyin helali hoş olsun....
Ama eğer benim çoluk çocuklarım ya da onların geleceği ve bugünü için tarihsel - bilgisel önemde bir şey varsa ve açıklanmıyorsa tarih sizin soyunuzu sopunuzu...
Bu teknik takibe alınıyor mu?
Duyanlar duymayanlara söylesin...

Vicdanlar yaralandığında da kan akmış sayılmaz mı? -Thoreau...
Alıntı ile Cevapla
  #15  
Alt 04-01-2019, 22:54
"ictenlik" - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
"ictenlik" "ictenlik" isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 22 Aug 2017
Mesajlar: 2.768
Standart

Açıkçası islam ve tarihi konusunda bilgim yok.
Bunlar forumda tartışılmış paylaşılmış ya da konuşulmuş olabilir..
Benim, belki başka nedenlerle veri toplarken ya da öylesine karşılaştığım içerikler ve linkler
Forumda bir Mekke başlığı gördüğüm için (Mekke Mekke mi? gibi bir tarihsel sorgu var içiş ve) eşzaman yaşadım ve paylaştım..

Facebook "Akıl Bilim Din" sayfasından alınmıştır.

Eklenti:
Ah bu islamın sadece içeriklerimi yalan sanıyorsunuz..asıl yalan bu dinin tarihi oluşumundan itibaren başlıyor ve asırlar boyunca değişik metodlarla devam ediyor..bu seferki tespitlerimden birisi islamda hac üzerine..kaynak Bertrandon de la broquiere seyahatnamesi..çeviren/ilhan arda..diğer bir adıyla denizaşırı seyahati..15. Asırın başlarında istanbul fethinin hemen öncesi ikinci murat dönemi yapılmış seyahat ve yazarın floransaya dönmesi sonucu aldıkları notlarıda birleştirmesiyle 1457 yılında kaleme aldığı bir seyahatnamedir
.ilk defa ilhan arda tarafından çevrilmiş ve çevirenin notuyla, verdiği bilgiler en tutarlı olan seyyahtır..fransadan ortadoğuya buradanda hac dönüşü 3 bin develik kervanın türk kısmıyla beraber bizim toprakları gezmiş ikinci muratlada bizzat tanışmıştır..kaynak bilgisini fazla uzatmıycam okumak isteyen alır kitabı okur orjinalliğiyle kendi yüzleşir..ben burada seyyahın kudüs şam vs. buralarda hac görevini yerine getirirken islami hacdan dönen kervanın türk prensesinin kölesiyle yaptığı diyalog kısmını aktarıyorum..kendi ek ve yorumlarım hemen bu yazının altında olacak..yavaş yavaş tane tane okuyun bu bilgileri bulmak ve sunmak kolay değil helede saptırmayı seven resmi tarihcilerin eserlerinde kesinlikle bulamayacağınız bilgiler..ancak böyle orijinal kaynaklardan işlerine gelenleri sunar onlar..bakın bakalım 15. Asırda mekke neresiymiş! mezar neredeymiş!hac kabeyemi yoksa mezaramı yapılıyormuş!
Şama geldiğimin ertesi günü ,mekkeden yolla çıkan ve üçbin deveden oluşan bir kervanın şehre girişini gördüm. Bunların şama girişi iki gün iki gece sürdü ve bu olay onların adetlerine uygun büyük bir ihtişamla gerçekleşti.kervan kuranı getirmekte olduğu için sultan ve şehrin en önemli kişileri onları karşılamaya gelmişlerdi.
bu muhammedin onlara bıraktığı bir töreydi.kuran üstüne ipek kumaşlar örtünmüş bir deveyle taşınmaktaydı ve kuranın kendiside magrip dilinde yazılarla bezenmiş başka bir ipek kumaşa sarılmıştı.bu develerin arkasından her biri bir deveyi koşturan sekiz yaşlı adam, onlardan sonrada ülkesine göre değişen biçimlerde zengin donanımlı eyerler taşıyan atlılar geliyordu.bunun ardındanda osmanlı padişahı ailesinden bir türk kadını gelmekteydi. Bu kervanda yer alan muhammedin yolunu ve kanunu kabul etmiş olan hepside bir iman ve dinsel inanç sahibi olan bu insanlar herkesin hayaldula(abdullah-abdallah) adıyla tanıdığı ve adı günümüzde tanrının hizmetçisi anlamına gelen ve o büyük türk hanımın kölesinin söylediğine göre magripliydi,türktü,berberiydi,tatar ve iranlıydı..onlar mekkeyi ziyaret etmiş olduklarından artık alınlarına yazılmış olandan başka bir şey yapmayacaklarına inanıyorlardı
.bu köle bana mekkeyi üçkez ziyaret ettiğini söyledi.onunla birlikte çok günler geçirdim, gece gündüz bana refakat ediyordu.birçok kez muhammedin kim ve ne olduğunu cesedinin nerede bulunduğunu aramızda konuştuk. Onun bana söylediğine göre muhammed mekke de yuvarlak bir türbede gömülüydü ve türbenin üstünde büyük bir delik vardı.türbenin üstüne çıkanların bu delikten aşşağıya gururla baktıklarını ve muhammedin yattığı yere baktıklarında gözleri kamaşıp görmez olduklarını ve onların bu gördüklerinden daha muhteşem bir şeyi hiçbir zaman göremeyecekleri için artık görmekte istemediklerini söyledi.ben bunlardan iki tanesini gördüm biri 18 yaşlarında diğeride 22-23 yaşlarındaydı.bana ayrıca mekke de günahlarını bağışlayacak biryer bulamadıklarını medine adını taşıyan başka bir şehire gidince orada hz ibrahimin yaptırmış olduğu ve bugün hala mevcut olan manastır tarzında bir evi ziyaret ettiklerini söyledi.
Buraya her yıl 7 bin hacının geldiğini eğer bu sayıda eksiklik olursa herşeye kadir olan tanrı buraya meleklerini gönderiyormuş.
Kıyamet günü geldiğinde muhammedin ancak iyi insan olarak gördüklerini cennete alacağına ve onlara istedikleri kadar bal,süt ve kadın vereceklerine inanıyorlardı. Bu şehir deniz kıyısındaymış ve başka topraklardan getirilmiş baharat ve diğer mallar büyük gemilere yüklenerek jehanın ülkesinden buraya nakledilmektedir..(aaaaa çevirmen burada yanlışlık olduğunu bu şehrin mekke değil cidde olabileceğini söylüyor bence yanlışlık değil tarih boyunca bolbol sahtekarlık var) burada da bu dinin mensupları bunları develere ve diğer hayvanlara yükleyerek kahireye, şama ve öteki şehirlere götürüyorlardı..söylediklerine göre şamdan mekkeye kadar 40 günlük bir yol varmış çok sıcak olurmuş ve bu sıcakta çok insan hayatını yitirirmiş..muhammedin eylemlerinden o kadar çok şey dinlemiştimki şamdaki venediklilerin adli işlerine bakan ve kendi ikametgahında ihtiyaç duydukları zaman tüccarlara günah çıkartan bir rahibe bundan bahsettim.bende ona günah çıkartarak öğütlerini aldım ve muhammedin dilini konuşup konuşamadığını sordum bana olumlu cevap verdi kuranı gayet iyi bildiğini söyledi.o zaman bu konuda bana bildiklerini yazılı olarak vermesini ısrarla kendisinden rica ettim bunları dük hazretlerine götüreceğimi söyledim oda bunu gönülden kabul etti…ve yazıları yanımda taşıyarak yoluma devam ettim..
Gördüğünüz gibi hep aklıma takılıyordu neden eski kaynaklar islami hacla ilgili sadece muhammedin mezarına değiniyorlarda kabeden hiç bahsetmezler.tabi burada medinede ibrahimden kalan bir yapıdan bahsediliyor ama manastır tarzı ibadet yapılan hacla alakası olmayan bir yer olarak tanıtılıyor..mesela 12. Asırda urfalı bartelemus hac konusunun muhammedin medinedeki mezarına yapıldığından bahsediyor kabe yok..tabi burada mezarın medinede olduğundan bahsediyor ama kabe yok..
aynı asırda çevirisini bu konudaki ülkemizin önemli isimlerinden nuh aslantaşın yaptığı iki yahudi seyyahın seyahatnamesi var..tudelalı benjaminle ratisponlu petachie seyahatnamesi..bir tanesi haccın muhammedin mekkedeki mezarına diğeri ise medinedeki mezarına yapıldığından bahsediyor..işte bu seyyahta mekkedeki mezardan bahsediyor..zaten yavuz sultan selim gibi padişahların hacca giden kafilelere sakal ve saç kıllarını vererek muhammedin mezarının etrafına gömülmesi adetini uyguladıklarınıda biliyoruz..daha yakın dönem kaynaklarından falih rıfkı atayın zeytindağı eserine baktığımızda atay bir kafileyle kudüsden trenle üçgün üç gece medineye muhammedin mezarına yaptığı yolculuktan bahsediyor ve oradaki sefillikleri anlatıp mezarı ziyaret edip geri döndüğünden bahsediyor başkada bir şey yok..ama burada çok dikkat çeken nokta ise yani bu seyahatnamede mekkenin bugün bildiğimiz yerde olmadığı cidde veya ona benzer deniz kenarı bir yerde olduğundan bahsediyor.anlatan köle üçüncü kez bu kafilede yer aldığını söylediği için yanılma ihtimali sıfır..şöyle toparlamak gerekirse, nasılki hristiyanlık ve yahudilikte hac kudüs,şam dolaylarındaki mezarlara yapılıyorsa islamdada muhammedin mezarına yapılıyordu..
bu sistem aynen devam etti çünkü selahattin eyyübide dahil bu bölgeleri ele geçiren tüm krallar için bu mezarlara yapılan hac ve umre için hristiyan ve yahudilerden alınan vergiler tarih boyunca en tatlı gelir kaynağı olmuştur..hatta sadece krallara hac vergisi verilmiyor tüm işlerle ilgilenenlere para verildiği gibi çöldeki mezarlara kadar mezarlıklara bereket getiren kutsallık manasında kese kese paralar dağıtılırdı..se
yyahlar bu noktaları titizlikle yazmışlar zaten..araplar ise muhammedin mezarı üzerinden kendilerine bu sistemi geliştirdiler..fakat bu mezar ve şehirler tarih boyunca sıksık saptırıldı yerleri değiştirildi..dönem dönem kaynaklara bakıldığında yıkım ve kıyımlar sıksık göçler teknolojinin olmaması insanların mitolojik inançlara hemen sahip çıkmaları bunun aslında normal olduğunu antropolojik olarak net bir şekilde gösteriyor bize..daha gerilere gittiğimizde 10. Asırın en önemli yahudi alimi felsefeyi semavi dinlere sokan saadia gaon hicazı mekke ve medineyi filistin ürdün bölgelerinde yerler olarak tanımlar..aslında ilk islamı oluşum buralarda başlayıp asırlar sonra parça parça tarih geriye yansıtılarak günümüz mekke ve medinesi oluşturuldu mezar ve kabe ayrıştırılması oluşturuldu..dediğim gibi tarihi kaynaklarda bu konular fazlasıyla yer alırda tarihciler o kısımları hiç aksettirmezler..türklerin bilerek yapması inançlarından gelsede yabancıların böyle yapmaları arkasını doldurabilecek bilgiye sahip olmamaları..muhammed diye biri hiç yaşamadı tezi her zaman en gerçekçi olandır..neyse şimdilik bu kadar yakında yeni tespitlerle güzel yazılar sunmaya devam edicem..herkese sevgiler.
Abdullah Demirbaş













----

Robert Spencer'in (kendisi islamın ilk çıktığı dönem konusunda en araştırmacı yazarlardan biridir.) ''DID MUHAMMAD EXIST? An Inquiry into Islam's Obscure Origins'' adlı kitabından bir kısım alıntı paylaşıyorum. Döneme tanıklık eden ve biri yahudi diğer hristiyan iki şahsın arabları (serazenler) nasıl algıladığıyla ilgili ilginç ve önemli belge sayılırlar.


The Earliest Records of an Arabian Prophet

Yet surely there are abundant mentions of this man who lived and worked in the "full light of history" in contemporary records written by both friends and foes alike.

That is, at least, what one might expect. After all, he unified the hitherto ever-warring tribes of Arabia. He forged them into a fighting machine that, only a few years after his death, stunned and bloodied the two great powers of the day, the eastern Roman (Byzantine) Empire and the Persian Empire, rapidly expanding into the territory of both.

It would be entirely reasonable to expect that seventhcentury chroniclers among the Byzantines and Persians, as well as the Muslims, would note the remarkable influence and achievements of this man.

But the earliest records offer more questions than answers. One of the earliest apparent mentions of Muhammad comes from a document known as the Doctrina Jacobi, which was probably written by a Christian in Palestine between 634 and 640—that is, at the time of the earliest Arabian conquests and just after Muhammad's reported death in 632.

It is written in Greek from the perspective of a Jew who is coming to believe that the Messiah of the Christians is the true one and who hears about another prophet arisen in Arabia:

When the candidatus [that is, a member of the Byzantine
imperial guard] was killed by the Saracens [Sarakenoi], I was at
Caesarea and I set off by boat to Sykamina. People were saying "the
candidatus has been killed," and we Jews were overjoyed. And they
were saying that the prophet had appeared, coming with the
Saracens, and that he was proclaiming the advent of the anointed
one, the Christ who was to come. I, having arrived at Sykamina,
stopped by a certain old man well-versed in scriptures, and I said to
him: "What can you tell me about the prophet who has appeared with
the Saracens?" He replied, groaning deeply: "He is false, for the
prophets do not come armed with a sword. Truly they are works of
anarchy being committed today and I fear that the first Christ to come,
whom the Christians worship, was the one sent by God and we
instead are preparing to receive the Antichrist. Indeed, Isaiah said
that the Jews would retain a perverted and hardened heart until all
the earth should be devastated. But you go, master Abraham, and
find out about the prophet who has appeared." So I, Abraham,
inquired and heard from those who had met him that there was no
truth to be found in the so-called prophet, only the shedding of men's
blood. He says also that he has the keys of paradise, which is
incredible.4

In this case, "incredible" means "not credible." One thing that can be established from this is that the Arabian invaders who conquered Palestine in 635 (the "Saracens") came bearing news of a new prophet, one who was "armed with a sword."

But in the Doctrina Jacobi this unnamed prophet is still alive, traveling with his armies, whereas Muhammad is supposed to have died in 632. What's more,this Saracen prophet, rather than proclaiming that he was Allah's last prophet (cf. Qur'an 33:40), was "proclaiming the advent of the anointed one, the Christ who was to come."

This was a reference to an expected Jewish Messiah, not to the Jesus Christ of Christianity (Christ means "anointed one" or "Messiah" in Greek).It is noteworthy that the Qur'an depicts Jesus as proclaiming the advent of a figure whom Islamic tradition identifies as Muhammad:

"Children of Israel, I am the indeed the Messenger of God to you, confirming the Torah that is before me, and giving good tidings of a Messenger who shall come after me, whose name shall be Ahmad"
(61:6).

Ahmad is the "praised one," whom Islamic scholars identify with Muhammad: The name Ahmad is a variant of Muhammad (as they share the trilateral root h-m-d). It may be that the Doctrina Jacobi and Qur'an 61:6 both preserve in different ways the memory of a prophetic figure who proclaimed the coming of the "praised one" or the "chosen one"—ahmad or muhammad.

The prophet described in the Doctrina Jacobi "says also that he has the keys of paradise," which, we're told, "is incredible." But it is not only incredible; it is also completely absent from the Islamic tradition, which never depicts Muhammad as claiming to hold the keys of paradise.
Jesus, however, awards them to Peter in the Gospel according to Matthew (16:19), which may indicate (along with Jesus' being the one who proclaims the coming of ahmad in Qur'an 61:6) that the figure proclaiming this eschatological event had some connection to the Christian tradition, as well as to Judaism's messianic expectation.

In as much as the "keys of paradise" are more akin to Peter's "keys to the kingdom of heaven" than to anything in Muhammad's message, the prophet in the Doctrina Jacobi seems closer to a Christian or Christian-influenced Messianic millennialist than to the prophet of Islam as he is depicted in Islam's canonical literature.

Was That Muhammad?

In light of all this, can it be said that the Doctrina Jacobi refers to Muhammad at all? It is difficult to imagine that it could refer to anyone else, as prophets who wielded the sword of conquest in the Holy Land—and armies acting on the inspiration of such prophets—were not thick on the ground in the 630s.

The document's departures from Islamic tradition regarding the date of Muhammad's death and the content of his teaching could be understood simply as the misunderstandings of a Byzantine writer observing these proceedings from a comfortable distance, and not as evidence that Muhammad and Islam were different then from what they are now.

At the same time, there is not a single account of any kind dating from around the time the Doctrina Jacobi was written that affirms the canonical Islamic story of Muhammad and Islam's origins.

One other possibility is that the unnamed prophet of the Doctrina Jacobi was one of several such figures, some of whose historical attributes were later subsumed into the figure of the prophet of Islam under the name of one of them, Muhammad.

For indeed,there is nothing dating from the time of Muhammad's activities or for a considerable period thereafter that actually tells us anything about what he was like or what he did.

One apparent mention of his name can be found in a diverse collection of writings in Syriac (a dialect of Aramaic common in the region at the time) that are generally attributed to a Christian priest named Thomas and dated to the early 640s.

But some evidence indicates that these writings were revised in the middle of the eighth century, and so this may not be an early reference to Muhammad at all.5 Nonetheless, Thomas refers to "a battle between the Romans and the tayyaye d-Mhmt" east of Gaza in 634.(dipnot 6)

T h e tayyaye, or Taiyaye, were nomads; other early chroniclers use this word to refer to the conquerors. Thus one historian, Robert G. Hoyland, has translated tayyaye d-Mhmt as "the Arabs of Muhammad"; this translation and similar ones are relatively common.

Syriac, however, distinguishes between t and d, so it is not certain (although it is possible) that by Mhmt, Thomas meant Mhmd-Muhammad. Even if "Arabs of Muhammad" is a perfectly reasonable translation of tayyaye d-Mhmt, we are still a long way from the prophet of Islam, the polygamous warrior prophet, recipient of the Qur'an, wielder of the sword against the infidels.

Nothing in the writings or other records of either the Arabians or the people they conquered dating from the mid-seventh century mentions any element of his biography: At the height of the Arabian conquests, the non-Muslim sources are as silent as the Muslim ones are about the prophet and holy book that were supposed to have inspired those conquests.

Thomas may also have meant to use the word Mhmt not as a proper name but as a title, the "praised one" or the "chosen one," with no certain referent. In any case, the Muhammad to which Thomas refers does not with any certainty share anything with the prophet of Islam except the name itself.


Sophronius and Umar

No one who interacted with those who conquered the Middle East in the middle of the seventh century ever seems to have gotten the impression that a prophet named Muhammad, whose followers burst from Arabia bearing a new holy book and a new creed, was behind the conquests.7

Consider, for example, a seventh-century Christian account of the conquest of Jerusalem, apparently written within a few years of that conquest (originally in Greek but surviving in a translation into Georgian).

According to this account, "the godless Saracens entered the holy city of Christ our Lord, Jerusalem, with the permission of God and in punishment for our negligence."8

A Coptic homily from the same period characterizes the "Saracens" as "oppressors, who give themselves up to prostitution, massacre and lead into captivity the sons of men, saying: ‘We both fast and pray.'"9

Sophronius, the patriarch of Jerusalem who turned the city over to the caliph Umar after the Arabian conquest in 637, lamented the advent of "the Saracens who, on account of our sins, have now risen up against us unexpectedly and ravage all with cruel and feral design, with impious and godless audacity."10

In a Christmas sermon in 634, Sophronius declares that "we, however, because of our innumerable sins and serious misdemeanours, are unable to see these things, and are prevented from entering Bethlehem by way of the road. Unwillingly, indeed, contrary to our wishes, we are required to stay at home, not bound closely by bodily bonds, but bound by fear of the Saracens."

He laments that "as once that of the Philistines, so now the army of the godless Saracens has captured the divine Bethlehem and bars our passage there, threatening slaughter and destruction if we leave this holy city and dare to approach our beloved and sacred Bethlehem."11

It is not surprising that a seventh-century Christian like Sophronius would refer to the invaders as "godless." After all, even if those invaders had come brandishing the holybook of the deity they proclaimed as the sole true creator of all things, Sophronius denied that god's existence. Still, he makes no mention, even in the heat of the fiercest polemic, of the conquerors' god, their prophet, or their holy book.

In all his discussion of the "Saracens," Sophronius shows some familiarity with their disdain for the cross and the orthodox Christian doctrines of Christ, but he never calls the invaders "Muslims" and never refers to Muhammad, the Qur'an, or Islam. In a sermon from December 636 or 637, Sophronius speaks at length about the conquerors' brutality, and in doing so he makes some references to their beliefs:

But the present circumstances are forcing me to think differently
about our way of life, for why are [so many] wars being fought among
us? Why do barbarian raids abound? Why are the troops of the
Saracens attacking us? Why has there been so much destruction
and plunder? Why are there incessant outpourings of human blood?
Why are the birds of the sky devouring human bodies?

The invaders are not randomly vicious but apparently have a particular contempt and hatred for Christianity:

Why have churches been pulled down? Why is the cross
mocked? Why is Christ, who is the dispenser of all good things and
the provider of this joyousness of ours, blasphemed by pagan
mouths (ethnikois tois stomasi) so that he justly cries out to us:
"Because of you my name is blasphemed among the pagans," and
this is the worst of all the terrible things that are happening to us.


Sophronius's sermon coincides with the Islamic rejection of the cross—a rejection that also made its way into the Qur'an, which asserts that the Jews "did not slay him [Jesus], neither crucified him" (4:157). And in speaking of pagans' blaspheming of Christ, Sophronius could be referring to the denial of Christ's divinity and salvific sacrifice—denials that are part of Islamic doctrine.

Sophronius sees the Saracens as the instrument of God's wrath against Christians who have grown lax, although he describes the Saracens themselves are "Godhating" and "God-fighters," and their unnamed leader as the "devil." It is unclear whether Sophronius refers to the devil himself or to the caliph Umar, who conquered Jerusalem, or to Muhammad or to someone else. Sophronius declares:

That is why the vengeful and God-hating Saracens, the
abomination of desolation clearly foretold to us by the prophets,
overrun the places which are not allowed to them, plunder cities,
devastate fields, burn down villages, set on fire the holy churches,
overturn the sacred monasteries, oppose the Byzantine armies
arrayed against them, and in fighting raise up the trophies [of war]
and add victory to victory. Moreover, they are raised up more and
more against us and increase their blasphemy of Christ and the
church, and utter wicked blasphemies against God. Those Godfighters
boast of prevailing over all, assiduously and unrestrainably
imitating their leader, who is the devil, and emulating his vanity
because of which he has been expelled from heaven and been
assigned to the gloomy shades. Yet these vile ones would not have
accomplished this nor seized such a degree of power as to do and
utter lawlessly all these things, unless we had first insulted the gift
[of baptism] and first defiled the purification, and in this way grieved
Christ, the giver of gifts, and prompted him to be angry with us, good
though he is and though he takes no pleasure in evil, being the fount
of kindness and not wishing to behold the ruin and destruction of
men. We are ourselves, in truth, responsible for all these things and
no word will be found for our defence. What word or place will be
given us for our defence when we have taken all these gifts from him,
befouled them and defiled everything with our vile actions?12

Such descriptions of violence and brutality are hard to reconcile with the better-known accounts of the Arabian conquest of Jerusalem. Those accounts depict Umar meeting Sophronius and treating him respectfully, even magnanimously declining to pray in the Church of the Holy Sepulchre so that his followers will not be able to seize the church and convert it into a mosque.13

Umar and Sophronius conclude a pact that forbids Christians from building new churches, carrying arms, or riding on horses, and that requires them to pay a poll tax, jizya, to the Muslims; but Christians are generally allowed to practice their religion and live in relative peace.14 This is the foundation of the Islamic legal superstructure of dhimmitude, which denies equality of rights to non-Muslims in the Islamic state and is oppressive in numerous ways by modern standards, but which in the seventh century was comparatively tolerant.

This "Pact of Umar," however, is of doubtful historical authenticity.15 The earliest reference to it comes in the work of the Muslim historian Tabari, who died nearly three centuries later, in 923. According to Tabari, Umar wrote to the neighboring provinces about how he was treating the newly conquered people in Jerusalem:

In the name of God, the Merciful, the Compassionate. This is the
assurance of safety (aman) which the servant of God, Umar, the
Commander of the Faithful, has granted to the people of Jerusalem.
He has given them an assurance of safety for themselves, for their
property, their churches, their crosses, the sick and the healthy of the
city, and for all the rituals that belong to their religion. Their churches
will not be inhabited [by Muslims] and will not be destroyed. Neither
they, nor the land on which they stand, nor their cross, nor their
property will be damaged. They will not be forcibly converted. No Jew
will live with them in Jerusalem. The people of Jerusalem must pay
the poll tax (jizya) like the people of the [other] cities, and they must
expel the Byzantines and the robbers. As for those who leave the city,
their lives and property will be safe until they reach their place of
safety; and as for those who remain, they will be safe. They will have
to pay the poll tax like the people of Jerusalem. Those of the people
of Jerusalem who want to leave with the Byzantines, take their
property, and abandon their churches and their crosses will be safe
until they reach their place of safety…. If they pay the poll tax
according to their obligations, then the contents of this letter are
under the covenant of God, are the responsibility of His Prophet, of
the caliphs, and of the faithful.16

The atmosphere of this purported letter from Umar and the writings of Sophronius couldn't be more different. Umar promises to preserve the churches and to allow the Christians to travel freely and even take their property and leave his domains, although he is not wholly tolerant, saying he will restrict the Jews from Jerusalem. Sophronius, on the other hand, laments the destruction of the churches and the restrictions on the Christians' ability to travel.

The most striking difference is that the caliph's letter is unmistakably written within the Islamic milieu; it begins with the familiar Islamic invocation of Allah the compassionate and merciful, and refers matter-of-factly to "His Prophet." By contrast, Sophronius, writing at the time that Umar actually conquered Jerusalem, shows no awareness that the Arabians had a prophet at all or were even Muslims.

İlgili dipnotlar;

4 Doctrina Jacobi vol. 16, 209 (quoted in Robert G. Hoyland, Seeing
Islam as Others Saw It: A Survey and Evaluation of Christian, Jewish, and
Zoroastrian Writings on Early Islam [Princeton: Darwin Press, 1997], 57).
5 Historian Robert G. Hoyland notes that the first editor of this text
suggested that it had begun as a continuation of Eusebius's ecclesiastical
history and was then updated a century after it was first written: "A midseventh
century Jacobite author had written a continuation of Eusebius
and…this had been revised almost a century later when the lists of synods
and caliphs and so on were added" (Hoyland, Seeing Islam, 119).
6 Thomas the Presbyter, Chronicle, 147–48 (quoted in Hoyland,
Seeing Islam, 120).
7 Nevo and Koren, Crossroads to Islam, 264.
8 John Moschus, Pratum spirituale, 100–102, Georgian translation,
Gérard Garitte, trans., "‘Histoires édificantes' géorgiennes," Byzantion 36
(1966): 414–16 (quoted in Hoyland, Seeing Islam, 63).
9 Homily on the Child Saints of Babylon, §36 (tr. de Vis, 99–100

10 Sophronius, Ep. Synodica, Patrologia Greca 87, 3197D–3200A
(quoted in Hoyland, Seeing Islam, 69).
11 Sophronius, Christmas Sermon, 506 (quoted in Hoyland, Seeing
Islam, 70).
12 Sophronius, Holy Baptism, 162 (quoted in Hoyland, Seeing Islam,
72–73).
13 Steven Runciman, A History of the Crusades, vol. 1 (Cambridge:
Cambridge University Press, 1951), 3.
14 Ibid., 1:4.
15 On the Pact of Umar, see Mark Cohen, "What Was the Pact of
Umar? A Literary-Historical Study," Jerusalem Studies in Arabic and Islam
23 (1999), 100–158.
16 Muhammad ibn Jarir at-Tabari, The History of al-Tabari, vol. XII,
"The Battle of al-Qadisiyyah and the Conquest of Syria and Palestine,"
trans. Yohanan Friedmann (Albany: State University of New York Press,
1992), 191–92.

yazar Doctrina Jacobi'de Muhammed'ten bahsedildiği düşünülen kısmı paylaşmış -ki bu 634 yılına ait yani Muhammed'in öldüğü söylenen yıldan sadece 2 yıl sonrasına ait. Neyse buradaki yorumlarda Muhammed ismi geçmiyor sadece bir peygamberden bahsediliyor, ve anlaşılıyor ki bu peygamber o tarihte aslında yaşayan biri. haa.. bir de cennetin anahtarlarını taşıdığını iddia eden biriymiş. Yani islamda bildiğimiz kadarıyla böyle bir şey yok. Yani diyor ki yazar burada bahsedilen kişi Muhammed değil. Doctrina Jacobi'nin, Muhammed'ten bahsedilen bir tarihi belge olduğu söylenirdi. O yüzden bu önemli; ben ikna edici buldum, sözü edilen kişi Muhammed değil gibi. İkinci belge de, Kudüs'ün fethi sırasında oranın rahibine ait. Bunun tarihi de gene aynı 634 falan. Yani işte bu rahibin yazılarında da müslüman inaçlarına dair hiç iz yok. Oysaki diyor bu tarihten 300 yıl sonra yaşamış Tabari'nin kitabında Ömer'in bir mektubunu koymuş galiba işte besmeleyle başlıyor falan ve anlattıkları sofronius'unklerle taban tabana zıt diyor. Yani diyor ki Kudüs'ün fethi sırasında daha müslümanlık yoktu. Müslümanlık daha sonra oluştu ve eski dönemlere ait olaylar dine uyduruldu. Aynı kral arthur'un hikayesinde olduğu gibi yani.

Ben Muhammed'in yaşadığını düşünüyorum. Yani islam tarihinde yazan olaylarının çoğunun anlatılanlara benzer şekilde olduğunu düşünüyorum demek bu. Bu peygamberin adının Muhammed olmasına gerek yok, burada önemli olan anlatılanlara uygun özellikte birinin varolması. İşte paganizmi yasaklayan, doğduğu şehirden kaçmak zorunda kalan sonra o şehri fetheden falan bunlar. Tarihi ilgilendiren kısımların doğruluğu önemli yani. Ama mesela adını gerçekten söylendiği gibi dedesinin koyduğunu düşünmüyorum. Adının anlamı tam da bu özellikte birine öyle konulması pek olası gelmiyor çünkü gözüme. Tıpkı firavunlarda, başka medeniyetlrde odluğu gibi yani hatta Cengiz Han'da İlteriş Han'da olduğu gibi. Onun krallık ismi.

Halıhazırda anlatılanlar zaten tarihle de çelişmiyor. Arap kabilelerini birleştiriyor, meşruiyetini dinden alıyor. O çağın olağan bir hükümdarı işte, kurucu lider. İleride Kuzey Afrika'yı, İspanya'yı, İran'ı falan fethetmeleri için bunu birisi yapmalıydı, işte o her kimse o Muhammed'tir.

Gerçekten yaşayıp yaşamamasının fazla bir önemi yok benim için. Sonuçta Allah da yok ama birilerinin aklında var olduğu sürece bu kavram'ı yok sayamıyoruz. Muhammed de onun elçisi işte.

Kuran'da yazanlardan anlaşılıyor ki o kitabı her kim yazdıysa işte o Allah'ın elçisiymiş. Muhammed kelimesinden anlamamız gereken işte o elçi.

Kitabı görmek için linke bakabilirsiniz.

http://www.amazon.com/Did-Muhammad-E...bscure+origins

--

Muhammed bir sıfat olarak başlamış olmalı tıpkı kral,sultan,şah..vb gibi. Kurtarıcı lider bekleme israiloğulları için mesih inancını doğurmuştur.

Robert Spencer Doctrina Jacobi'de anılan muhammedin kendisini geleceği önceden bildirilen (yani mesih) olarak tanıtmasına dikkat çekiyor.Burası önemlidir.Hristiyanların isa mesih figürü zaten yahudiler tarafından kabul edilmemiştir.Doctrina daki muhammed yahudilikteki boş kadro bekleyen mesihliğe oynuyor demektir.Bir yandan da cennetin anahtarları bende diyerek incile gönderme gibi algılanabilecek şeyler söylüyor.

Demek oluyor ki dini olarak islamın kurumsal yapısı henüz kaypak bir zemindedir.Yahudilik hristiyanlık daha eski gelenek ve dinler bir çorba halindedir.


Peki 610 yıllarında peygamberliğe başlayan,632 yılında 100 bin kişiye veda hutbesi veren bir peygamberin,bir liderin ,bir komutanın her günü, her davranışı, hatta kişisel alışkanlıkları ve yatak odasına varıncaya kadar müslümanların ilgi odağı oluyor da, nasıl olupta bu kayıtlar 850 lerden sonra kitaba dökülmeye başlıyor..

Madem müslümanlar bu kadar kayıt kuyut meselesinde hassastı.. 200 yıl sonra mı akılları başlarına geldi.?

Robert Spencer kitabında bir noktaya değiniyor. 690 yılından önce yazılmış Arap fatihlerden bahseden herhangi bir kayıtta 'müslüman','İslam' ve 'Kuran' kelimelerinin geçmemesi ilginç değil midir?

O dönem araplarını anmak için sarazenler,ismaililer, haceriler ve hatta muhacirun kelimelerinin kullanımasına rağmen müslümanlar veya islam'ın adı geçmiyor.Artı kutsal kitapları kurandan bahseden de yok.


The First Use of the Term Muslim?

Also in the 690s, a Coptic Christian bishop, John of Nikiou,makes the first mention of Muslims:

"And now many of the Egyptians who had been false Christians
denied the holy orthodox faith and lifegiving baptism, and embraced
the religion of the Muslims, the enemies of God, and accepted the
detestable doctrine of the beast, that is, Mohammed, and they erred
together with those idolaters, and took arms in their hands and
fought against the Christians. And one of them…embraced the faith
of Islam…and persecuted the Christians.30"


There is, however, reason to believe that this text as it stands is not as John of Nikiou wrote it. It survives only in an Ethiopic translation from the Arabic, dating from 1602. The Arabic was itself a translation from the original Greek or some other language.

Orjinali 690 yazılmış bir textin 1602 yılında başka bir dile çıkarılmış bir kopyası..arapları ifade etmek için müslim ve islam kelimesi kullanılmış..ayrıca 1602 yılında kopyası çevrilirken müslüman ve islam kelimelerinin texte katılmış ihtimali var.

Birde şu konuya değinmek istiyorum..İslam tarihindeki kimliğiyle muhammed yaşamamışsa bu islam dini açısından yıkıcı sonuçları olur..Yani '' tanrının gerçekte var olmadığını biliyoruz ama bu durum dinlerden bizi kurtarmıyor '' düşüncesindeki gibi sonuçlanmaz.Daha fazla tahrip eder.

İslamın tanrısıyla yeryüzündeki insanların bağlantısını sağlayan bir figürden bahsediyoruz.Yani tanrı var olabilir veya olmayabilir .Varlığı tartışılabilir.Ama Muhammed figürü ayakta durdukça islama inanacak kişiyi bun tartışmalar yolunden çevirmez...oysa muhammedin gerçekte yaşamadığı ortaya konabilirse islam dini temelinden onarılamaz bir yara alır.Ve inanmayı isteyecek kişinin bile elinde tutarlı birşey kalmaz.


İslam tarihi bize muhammed'in ticaret yaptığını tüccar olduğunu söyler. Ayrıca kuranda ehli kitap olanların İbrahim' in tanrısına, tek tanrıya inanılmaya davet edildiğini çok defa görmekte mümkündür.

Tabi biz bunları İslam tarihinin ve elimizdeki kuranın bize öğrettiği konsepte göre tablodaki yerlerine oturturuz..Ve yakından bildiğimiz İslam dini ve peygamberi algısına kavuşmuş oluruz..Resmi o şekilde bütünleriz.

Peygamberle ve onun yaymaya çalıştığı dinle ilgili bu anlatıların benzerini tarihi tanıklıklarda bulmak zor, hatta kayıtlarda anlatılanların bir kısmı bizim bildiğimiz hikayeye tamamen zıt.

Ermeni bir piskopos olan Sebeos, Urfa'nın Bizanslılarca geri alınmasından sonra oradan sürülmüş Yahudilerin arabistana göçleri ve orada ismaililerle karşılaşmalarına dair kendi günlüğünde tuttuğu notlarda değiniyor. İki grup hakkındaki ufak bir gözlemini ve onlardan duyduğu bir takım şeyleri günlüğüne yazmış.

Urfa 628' de Bizanslılarca geri alınıyor. Piskopos Sebeos ise günlüğüne kayıtlarını en erken 660 yılında yazmış..tarih 670 de olabilir o konuda tam netlik yok ama en erken 660.


"
They set out into the desert and came to Arabia, among the
children of Ishmael; they sought their help, and explained to them
that they were kinsmen according to the Bible. Although they [the
Ishmaelites] were ready to accept this close kinship, they [the Jews]
nevertheless could not convince the mass of the people, because
their cults were different.
At this time there was an Ishmaelite called Mahmet, a merchant;
he presented himself to them as though at God's command, as a
preacher, as the way of truth, and taught them to know the God of
Abraham, for he was very well-informed, and very well-acquainted
with the story of Moses. As the command came from on high, they all
united under the authority of a single man, under a single law, and,
abandoning vain cults, returned to the living God who had revealed
Himself to their father Abraham. Mahmet forbade them to eat the
flesh of any dead animal, to drink wine, to lie or to fornicate. He
added: "God has promised this land to Abraham and his posterity
after him forever; he acted according to His promise while he loved
Israel. Now you, you are the sons of Abraham and God fulfills in you
the promise made to Abraham and his posterity. Only love the God of
Abraham, go and take possession of your country which God gave to
your father Abraham, and none will be able to resist you in the
struggle, for God is with you."
Then they all gathered together from Havilah unto Shur and
before Egypt [Genesis 25:18]; they came out of the desert of Pharan
divided into twelve tribes according to the lineages of their patriarchs.
They divided among their tribes the twelve thousand Israelites, a
thousand per tribe, to guide them into the land of Israel. They set out,
camp by camp, in the order of their patriarchs: Nebajoth, Kedar,
Abdeel, Mibsam, Mishma, Dumah, Massa, Hadar, Tema, Jetur,
Naphish and Kedemah [Genesis 25:13-15]. These are the tribes of
Ishmael…. All that remained of the peoples of the children of Israel
came to join them, and they constituted a mighty army. Then they
sent an embassy to the emperor of the Greeks, saying: "God has
given this land as a heritage to our father Abraham and his posterity
after him; we are the children of Abraham; you have held our country
long enough; give it up peacefully, and we will not invade your
territory; otherwise we will retake with interest what you have
taken."25

Dip not 25 : Sebeos, Histoire d'Héraclius par l'Evêque Sebêos, trans. Frederic
Macler (Paris: 1904), 94–96 (quoted in Patricia Crone and Michael Cook,
Hagarism: The Making of the Islamic World [Cambridge: Cambridge
University Press, 1977], 6–7)."



Sebeos, çöle Arapların içine göçen Yahudilerin Tevrat'ta geçen hikayelere dayanarak ismaililerle yakınlıklarını akrabalıklarını dile getirip yardım arandıklarını,İsmaililerin bu akrabalığı kabul etmekle birlikte kendilerine ait farklı bir külte sahip olmaları yüzünden İsmaililerin Yahudilikle tam birleşmediğine işaret ediyor

Piskopos diyor ki; O zamanlar İsmaililerin arasında Mahmet isimli tüccar kimliğide olan, siyasi/dini bir lider vardı..Mahmet İbrahim'in tanrısını ve doğruyu öğütleyen/vaaz eden, Musa'nın hikayesine vakıf, bilgili biriydi ve tanrının yeryüzündeki komutanı ,yöneticisi olarak kendisini gösteriyordu . İsmaili aşiretleri onun otoritesi altında birleşmiş yanlış inançlardan kurtulup ataları İbrahimin tanrısına dönmüşler. Mahmet onlara ölü hayvanların etini yemeyi,şarap içmeyi,yalan söylemeyi zina yapmayı yasaklamış.

Mahmet , İsmaililere şunu da emretmiş ..Tanrının atanız ibrahimin soyundan gelenlere vaat ettiği toprakları(İsrail topraklarını) kendi mülkünüzü kurtarın..

Sebeos , tevratta ismailin soyundan gelenlerin yerleştiği bölgelere uygun bir takım bölgelerden ve yine tevratta ismailin soyundan gelenleri tasnif etmek için yazılmış aşiret isimleri altında 12 aşireti belirterek ordu halinde bunların ,tanrının vadettii toprakları Bizanstan almak için harekete geçtiklerini söylüyor..Yahudilerden de 12 bin kişi,yani her aşirete bin kişi düşecek şekilde Mahmet in ismaili ordusuna katıldılar…diyor

Tabi günlükte geçen bu kayıtları İslam tarihinin kendisi uzaktan bile olsa doğrulayacak bir şey söylemez..burası ilginç.

Her ne olursa olsun bu belge 660 yılında ismaililere liderlik eden Mahmet isimli tüccar olan, dini bir liderden bahsediyor..Ve bu liderin İslam tarihinin bize haniflik dini (ibrahimin tek tanrısına çağrı) diye sunduğu şeylere yakın bir şeyler savunduğunu, öğrettiğini söylüyor.

Sebeos un kayıtlarında ne Müslüman,ne İslam ne de Kuran kelimesi geçmiyor. İslam tarihindeki kimliğiyle muhammed'le karşılaşmaktan hala fersah fersah uzağız.

Kaotik ve anarşik bir dönemde İsmaililer,Sarezenler,Haceriler,Muhacirun..vs adlarıyla anılan bu siyasi ve askeri gücü ,esas olarak elinde tutanların ,idare edenlerin dini ideolojileri hakkında bir şeyler söylemediğini de kimse iddia edemez.

Arap fatihlerin amacı hala İsraillilerin Mesih tahtına oturmaktır. Dolayısıyla din olarak İslam halen tam olarak bildiğimiz formuna ulaşmamıştır diyebiliriz.

Robert Spencer, tarihi kahramanımıza(Muhammed) benzeyen detayları olan profilin(mahmet),toprağı neticede ismaililer için de istiyor olsa bile,Yahudilerin toprak davasına bu kadar asılmasını maide suresi 82 ayetle çelişik buluyor.

"
"‘'İnsanlar içerisinde iman edenlere düşmanlık bakımından en şiddetli olarak yahudiler ile, şirk koşanları bulacaksın. Onlar içinde iman edenlere sevgi bakımından en yakın olarak da "Biz hıristiyanlarız" diyenleri bulacaksın. Çünkü onların içinde keşişler ve râhipler vardır ve onlar büyüklük taslamazlar.'' "
"


Bir diğer çelişkide kurandaki muhammed'in kendisini İsrail oğullarına gelen peygamberlerle aynı çizgide olan bir imana çağırdığını zikretmesine rağmen, sonra kıblenin yönünü Kudus'ten Mekke'ye çevirmesidir..Bunları düşününce oluşup gelişmekte olan bu dine zaman içerisinde yapılmış mudahaleler olarak düşünmemek için şahsen ben de bir sebep göremiyorum.


Kitaptan bölüm*

It is extraordinary that one of the earliest accounts of Muhammad as a prophet that contains any detail at all depicts him as insisting on the Jews' right to the Holy Land —even if in the context of claiming that land for the Ishmaelites, acting in conjunction with the Jews.

Many elements in Islamic tradition do show Muhammad proclaiming himself as a prophet in the line of the Jewish prophets and enjoining various observances adapted from Jewish law upon his new community.

He even originally had the Muslims praying toward the Temple Mount in Jerusalem, before the revelation came from Allah that they should face Mecca instead. It is odd, however, that this account gives no hint of any of the antagonism toward the Jews that came to characterize Muhammad and the Muslims' posture toward them; the Qur'an characterizes
Jews as the worst enemies of the Muslims (5:82).

Of course, Sebeos's account here is wildly unhistorical. There is no record of twelve thousand Jews partnering with Arabians to invade Byzantine holdings. Nonetheless, the mention of Muhammad is one of the earliest on record, and
it corresponds with Islamic tradition both in depicting Muhammad as a merchant and in recording that, at least at one point in his career, he fostered an alliance with the Jews.

Yet from Sebeos's account, one gets the impression that as late as the 660s, the Muslims and the Jews were spiritual kin and political allies. This doesn't correspond to anything in Islamic tradition or the conventional account. If this does reflect, even in a radically distorted way, an actual historical incident, it is certain that the Jews who entered into this alliance did not think of it as what modern day ecumenists term "Muslim-Jewish engagement." There is still no mention of Muslims or Islam.

As we have seen, the contemporary chroniclers from the lands they invaded called them "Hagarians," "Saracens," or "Taiyaye." The invaders referred to themselves as Muhajirun, "emigrants"—a term that would eventually take on a particular significance within Islam but that at this time preceded any clear mention of Islam as such.

Greekspeaking writers would sometimes term the invaders "Magaritai," which appears to be derived from Muhajirun. But conspicuously absent from the stock of terms that invaded and conquered people used to name the conquering Arabians was "Muslims."26


****

Sebeos, Muaviye'nin Bizans imparatoru sakallı Kostantin'e yazmış olduğu bir mektubtan da kayıtlarında bahsediyor. Mektupta Kostantini yanlış dinden yani hristiyanlıktan dönmeye,İsa'ya tapmayı bırakıp İbrahim babamızın büyük tanrısını kabul etmeye çağırıyor..Ve eğer sözünü dinlemezse ,Yahudilerin elinden kendini ble kurtaramayan isa'nın ,muaviye'nin elinden kostantini hiç şekilde kurtaramayacağını söylüyor.

Muaviye'ye ait olduğu Sebeos tarafından belirtilen bu çağrıda ne Muhammed,ne İslam ne de kuran kelimeleri yine geçmiyor…Üstelik Sebeos muaviyenin mektubuyla ,tüccar/dini lider kimliğiyle tanıştırdığı Mahmet arasında bir bağdan da bahsetmiyor.

Muaviyenin mektubunda Kuranın da belirgin bir inanç formulasyonu olarak sunduğu İbrahim ve sülalesinden gelen peygamberlere iman çağırısını belirtiyor.

Robert Spencer, kitabın burasında Bakara suresi 136 ayeti vererek bir şeye dikkat çekmiş.

""Biz, Allah'a ve bize indirilene; İbrahim, İsmail, İshak, Ya'kub ve esbâta indirilene, Musa ve İsa'ya verilenlerle Rableri tarafından diğer peygamberlere verilenlere, onlardan hiçbiri arasında fark gözetmeksizin inandık ve biz sadece Allah'a teslim olduk" deyin."


Mesela bu ayette İbrahim ile başlayan sinsile sayılıp, iman edilirken ,yeni bir peygamberden ve ona inmiş,öncekileri doğrulayan yeni bir kitaptan (kuran) bahsedilmemesini, Muaviye'nin mektubunda ve daha önce görmüş olduğumuz bazı örneklerdeki durumlarla paralel görüyor.


kitaptan*

Sebeos also records that Muawiya, governor of Syria and later caliph, sent a letter to the Byzantine emperor Constantine "the Bearded" in 651.

The letter calls on Constantine to renounce Christianity—in favor not of Islam but of a much vaguer Abrahamic monotheism:

"If you wish to live in peace…renounce your vain religion, in which
you have been brought up since infancy. Renounce this Jesus and
convert to the great God whom I serve, the God of our father
Abraham…. If not, how will this Jesus whom you call Christ, who was
not even able to save himself from the Jews, be able to save you
from my hands?27 Quoted in Sebeos, Histoire, 139–40 (translated into English and
quoted in Nevo and Koren, Crossroads to Islam, 229)

"


Islam's contempt for the idea of Christ crucified is evident, but once again, no Muhammad, no Qur'an, no Islam as such. Muawiya's call to Constantine to convert to the religion of "the God of our father Abraham" recalls the Qur'an's quasi-creedal formulation:

""We believe in God, and in that which has been sent down on Abraham,
Ishmael, Isaac, and Jacob, and the Tribes, and that which was given to Moses and Jesus and the Prophets, of their Lord; we make no division between any of them, and to Him we surrender" (Quran 2:136). "


But this Qur'an passage is itself noteworthy for not mentioning the new revelations purportedly delivered to the prophet who was reciting that very book, and who was supposed to confirm the message that the earlier prophets brought.

It is also odd that Sebeos makes no mention of the Ishmaelite merchant Mahmet in connection with Muawiya's letter; maybe this mysterious Arabian leader was not as central to this Abrahamic religion as he would later become.

And so the earliest accounts depict an Arabic monotheism, occasionally featuring a prophet named Muhammad who situated himself in some way within the religion of Abraham, but there is little else to go by.

*
****

680 yılında kimin yazdığı bilinmeyen bir kayıtta yine Muhammed geçiyor..Bu sefer ondan , tanrının Perslere karşı gönderdiği , kumsaldaki kum taneleri gibi kalabalık ismail oğullarının lideri olduğu..ve aynı zamanda Arapların ,ibrahimle ilişkilendirdiği dini merkezleri olan küp şeklindeki kabeden ve ibrahimin arap milletinin babası oluşundan bahsediliyor.Ama inançla ilgili bir detay ve yine İslam ,Müslüman,kuran kelimeleri hiç geçmiyor.


kitaptan*

An anonymous non-Muslim chronicler writing around the year 680 identifies Muhammad as the leader of the "sons of Ishmael," whom God sent against the Persians "like the sand of the sea-shores." He specifies the Ka‘ba—the cubed-shaped shrine in Mecca—as the center of the Arabians' worship, identifying it with Abraham, "the father of the head of their race." But he offers no details about Muhammad's particular teachings, and like all other early chroniclers, he never mentions the Qur'an or uses the words Muslim or Islam.28

Chronica Minora, tomus IV, 30, 38, in Duval, ed., Corp. Script.
Christ. Orient (quoted in Mingana, "The Transmission of the Koran," 106–
7).


****

690 yılındaki Nestoryen Hristiyan John bar Penkaye notlarında , Muhammed ve onun otoritesini hakim kılmak için Arapların gösterdiği baskıcılığa değinmiş .. Bir zamanlar ki liderlerinden aldıkları emirlerle yaşayan bu Arapların arasında bazı hristiyanların hatta hristiyan rahiplerin bu liderliği kendilerinin selameti açısından kabullendiklerini,..eski ahite göre tek bir tanrıya inanıldığını bunun dışında muhammedden öğrendikleri, ondan kalma geleneklere bağlılığın çok sıkıca korunduğu belirtiyor..Bu topluluğun içinde hristiyanların ve hatta heretik mezheplerden olanların bulunduğunu belirtilmiş..


kitaptan*

Writing ten years later, in 690, the Nestorian Christian chronicler John bar Penkaye writes of the authority of Muhammad and of the Arabians' brutality in enforcing that authority, but he still knows of no new holy book among the conquerors. He also paints a picture of a new religious practice that is far closer to Judaism and Christianity than Islam eventually became:

"
The Arabs…had a certain order from the one who was their
leader, in favour of the Christian people and the monks; they held
also, under his leadership, the worship of one God, according to the
customs of the Old Covenant; at the outset they were so attached to
the traditions of Muhammad who was their teacher, that they inflicted
the pain of death upon any one who seemed to contradict his
tradition…. Among them there were many Christians, some from the
Heretics, and some from us.29

Quoted in Alphonse Mingana, Sources Syriaques, vol. 1, pt. 2, 146ff.
(quoted in Mingana, "The Transmission of the Koran," 107)."

arkalı önlü resimleri yanyana gösterilen bu paraların birincisi 647-658 yılları arasında filistini yöneten arap fatihlerce basılıyor..ikincisi 686-687 yıllarında suriye de basılmış..yorumları görüyorsunuz..Müslümanlarca basılan paraların üzeirnde elinde haç tutan birinin işi nedir?

arap alfabesini bildiğim için paraların üzerinde muhammed yazdığını ben bile görüyorum. Yani muhammed yazısı , arap fatihlerince basılan para ve haç üçü bir arada.







Mesihi israiloğulları bekliyor..mesih gelecek israiloğullarını kurtaracak ve zamanın sonuna değin dünyayı yönetecek diye inanıyorlar.

Şurası dikkat çekicidir.Daha önce paylaştığımız Doctrina jacobi deki muhammed figurü ile meryem oğlu isayı birleştiren şey israiloğullarındaki mesihlik kadrosuna talip olmaları, tabi ikisinin de yahudiler tarafından mesih kabul edilmiyor oluşları..tabi bu şimdi ayrı konu.

Ama bizim bildiğimiz islam tarihindeki kimliğiyle 'Muhammed'in mesihlik iddiası yoktur..günümüz müslümanı mesih deyince Meryem oğlu İsa'yı kabul eder..Muhammed deyince Abdullah'ın oğlu Mekkeli Muhammet akla gelir.Fakat bizim islam tarihinden tanıştığımız muhammed zaman içerisin yavaş yavaş gelişmiş ve kimliğini o şekilde bulmuşsa bütün algıma şemamız değişmek zorunda kalır.

Paraların üstünde görülen elinde haç tutan kişi dönemin yöneticisini sembolize ediyor olmalı. Günümüzde bile paraların üzerinde devleti yöneten büyük adamaların resimleri basılır.

Peki o zaman muhammed kimdir?

Ya dönemin arap yöneticilerinin kullandığı bir unvan/sıfat olabilir.

Ya da bizzat meryem oğlu isa yı anlatmak isteyen bir sıfat olabilir.

Ama bizim bildiğimiz muhammed olamaz..Çünkü islam inancında haçın yeri yoktur.İslam'a göre haç'a ikonlara kutsiyet atfetmek yasaktır...Paranın üstündeki haçın bir islam hükümdarı tarafından basılması bildiğimiz islama göre mümkün değildir.

http://webcache.googleusercontent.co...r&client=opera
http://eski.sonsuz.us/index.php?node=4596
---

Geçiş yapıyoruz!

(L) Evet... Sanırım biraz gergin konulara değineceğim. Aklımda iki konu var. Birincisi Mekke'nin kara deliği kitabı. Şimdi, Peter Townsend adlı kişi, ki bu muhtemelen takma bir isim, çünkü hayatından endişelendiği için muhtemelen kendi adıyla yazmıyor, Mekke'nin var olmadığını ve din olarak İslam'ın çok garip bir şekilde başladığını söylüyor. Temel olarak, kendi düşüncesine göre İslam'ın pek iyi niyetli bir din olmadığını söylüyor. Şimdi, yaptığı araştırma hakkında herhangi bir soru sormamız gerektiğini düşünmüyorum, çünkü hepsi oldukça açık ve net. Fakat çıkardığı sonuçlara göre, İslam'ın yeniden düzenlenmesi ya da bu konuda birşeyler yapılması gerekiyor çünkü şu an doğuştan gelen inançlardan dolayı, Müslümanlar pek dostane bir insan grubu değil. İslam'da diğer tüm dinlerin yanlış olduğu ve yalnızca Müslümanların haklı olduğu ve Müslümanların İslam'a inanmayanları öldürme hakkına sahip olduğu öğretilerinin yanı sıra, temel olarak İslam'ın doğasında bir yozlaşmışlık olduğunu, bu dinin doğası itibariyle kötü olduğunu öne sürüyor. Ancak bunu kendi aramızda tartıştığımızda sahte bir dinle bir diğeri arasında çok fazla fark olmadığını düşünüyoruz. Demek istediğim, Hristiyanlık ve Yahudilik de çeşitli şekillerde oldukça kötü. Dolayısıyla anlamıyorum... İslam doğası itibariyle genel olarak yozlaşık ve kötü bir etki mi yapıyor?

C: Üç test vakasının gelişim yollarını dikkatlice düşünün. Önce Yahudilik. Bir kuyruklu yıldız / fırtına tanrısına tapınmaya yönelik geniş çaplı bir kült olarak başladı. Malı-mülkü elinden alınmış bir halkın ihtiyaçlarını karşılayacak ve aralarında dayanışmayı teşvik edecek şekilde yeniden düzenlendi. Hristiyanlığın ikili bir başlangıcı oldu. Birincisi apokaliptik bir hoşgörüsüzlük ve şiddet kültüydü. İkincisi, merhamet dolu olağanüstü bir adamın hayatına dayalı bir ruhsal dönüşüm mesajıydı. İslam ise bu ikisinin en kötü yönlerinin bir karışımı. Tam bir sahteliğin içinde nasıl herhangi bir pozitif unsur olabilir?

S: (L) Yani, İslam'ın Yahudilik ve Hıristiyanlığın en kötü kısımlarının bir karışımı olduğunu mu söylüyorsunuz? [Son cevabın gözden geçirilmesi] Kumran Metinlerini yazanların İslam'ın oluşumu üzerinde güçlü bir etkisi olması mümkün mü?

C: Öyle!

S: (L) Ve bunları yazanlar üzerinde yapılan araştırmalara göre bunlar bir grup şizoid psikopattı.

(Joe) Yahudi miymişler?

(L) Evet. Diğer tüm Yahudilerin yozlaşmış olduğunu, sadece kendilerinin doğruya sahip olduğunu düşünen ve kendi inandıklarına inanmayan herkesi çıkıp öldürmek için can atan bir grup Yahudi. Kumran Metinlerine ve Enok Kitapları ve Enok kıyametçiliği gibi çeşitli bağlantılı metinlere yönelik büyük araştırma alanları var. Pavlus, Josephus ve İsa hakkındaki yazımda bu konuyu biraz işledim.

(Joe) İlk Hristiyanlık dalgasının kökeni onlarmış demek. Sonra Sezar geldi.

(L) Aslında, merhametli kurtarıcı Sezar vizyonuyla Pavlus geldi. Yeni Ahit'te Pavlus ile “Kudüslü Hristiyanlar” arasındaki ihtilafa dair yapılan şaşırtıcı referansların nedeni buydu. Kumran Metinlerini yazan tipler vardı, Bağnazlar vb., sonra Pavlus geldi. Henüz yayınlanmamış olan kitabımda bunu etraflıca anlattım.

MÖ 272 civarında Eski Ahit yazılırken Yahudilerin gerçek tarihsel bazı Yunan ve Mısırlı karakterleri model alarak yazdıkları İbrahim ve Musa hikayelerinin, İslam'ın yaratıcıları tarafından bolca kullanıldığını da unutmamak gerek. Gmirkin ve Wajdenbaum tüm bu konuları ele alıyor. (“Argonauts of the Desert” [çöldeki argonotlar] vb.) İslam'ı icat edenler, zaten çalıntı olan hikayelere dayalı hikayeler yarattıklarını bilmiyorlardı, vb.

(Joe) Hem Yahudiliğin hem de erken Hristiyanlığın en kötü tarafı hoşgörüsüzlük ve şiddet ve fırtına tanrısına ibadet. İslam bu anlamda diğer tüm dinlere göre afetlerden daha fazla etkilenmiş gibi görünüyor, doğru mu?

C: Evet

S: (Joe) İslam'ın ortaya çıktığı süreçte neler oluyordu? Karanlık Çağlardı, değil mi?

C: Evet

S: (L) Kıyamet edebiyatına neden bu kadar ilgi duyduklarına dair mükemmel bir açıklama bu. Bu bakış açısının en anlamlı olduğu zamanda ortaya çıktı.

(Joe) Ve nispeten yakın bir geçmiş.

(L) Ayrıca, eğer Heinsohn ve Fomenko gibi kişiler, tarihsel zaman çizelgesine ek yıllar yerleştirildiği konusunda haklılarsa, sandığımızdan da yakın olabilir. Tarih, tüm bu manipülasyonlar yüzünden böyle bir karmaşa halinde.

(Andromeda) İslam çoğunlukla korku ve kaçınmaya dayanıyor, oysa Yahudiliğin bile arkasında dayanışma fikri vardı. Hristiyanlıkta ise manevi gelişim vardı. İslam'da bunların hiçbiri yok.

(L) Evet, İslam'da Muhammed'i modellemeye çalışmak ve onun iddia edilen beyanlarına “uymak” dışında gerçek ruhsal gelişimle ilgili hiçbir şey yok gibi görünüyor; Muhammed'in orijinal modelinin muhtemelen Kumran Metinlerinden ilham almış bir apokalipsçi, muhtemelen şizoit psikopat bir fanatik olduğunu gördüğünde bu durum biraz problemli hale geliyor. Çıkıp birkaç kişi öldür, ahirette üzüm sahibi ol, çıplak kadınlar değil. Üzümün oluyor.

(Andromeda) Kaç tane üzüm? [kahkaha]

(L) 72! Bu gerçekten şaşırtıcı olan şeylerden biriydi. Görünüşe göre, bir şekilde yanlış bir çeviri veya kelimenin yanlış anlaşılması söz konusu olmuş ve bu yüzden yalnızca 72 üzümün oluyor. [kahkaha]

(Andromeda) Birçok insan çok hayal kırıklığına uğrayacak! [kahkaha]

Kasyopya Celseleri 29 Aralık 2018

https://cassiopaea.org/forum/threads...ec-2018.46645/

----


https://www.amazon.com/Mecca-Mystery.../dp/B07DJ69R6F

Vicdanlar yaralandığında da kan akmış sayılmaz mı? -Thoreau...
Alıntı ile Cevapla
  #16  
Alt 04-02-2019, 17:38
"ictenlik" - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
"ictenlik" "ictenlik" isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 22 Aug 2017
Mesajlar: 2.768
Standart

https://freeiptvserver.net

Şu an webden-PC üzerinden geçici/ücretsiz TV izlemek için (Kodi ve Vavoo ile uğraşamıyorsanız) en iyisi. ya da daha iyisini bilen varsa bana da söylesin..
Geçici bir yayın olduğunu düşünüyoruz ya da bu arkadaş muhtemelen bu IPTV vb. satışı yayını vb. için sanırım test yapıyor olabilir.
Kimi arkasında bu yazılımlar aracılığıyla sistemden yapılan veri casusluğu vb. olabileceğini söylüyor çünkü reklam ücret vb. olmaksızın IPTV yayın yapılacağı iddia ediliyor gibi.. Henüz oturmuş bi düzeni yok ya da ne olduğu olacağı belli değil
Buna internette rastladım ve
Gerçekten bilmiyorum.
Bir kaç aydır bu adresten yayın yapılıyor. Bir ara tüm kanallar ne var ne yok açıktı.
Sonra sınırlandı, yeni kanallar gelecek dendi
Player ya da oynatıcı değişiyor. Kanallarda değişiyor:

Ulusal kanal listesinde ek olarak Eurosport, Fox Life bir kaç kanal daha var gibi.. Sony TV altından şimdilik BBC nin yayını çıkıyor

Vicdanlar yaralandığında da kan akmış sayılmaz mı? -Thoreau...
Alıntı ile Cevapla
  #17  
Alt 04-02-2019, 20:17
Abdullah Rzayev Abdullah Rzayev isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 08 Jul 2017
Bulunduğu yer: Bakü
Mesajlar: 159
Standart

Thomas(Tom) Holland(tarihçi ve kriket oyuncusu) İslam:Anlatılmamış Öykü isimli belgeselinin ardından bir hayli fazla tehdid geldi Channel 4 kanalına,ardından kanal gösterimden çıkarttı belgeseli.Bir takım İslamcıların da bu belgesele eleştriler yağdırdığını gördüm.Hamza Tzortis sanırım,geniş bir videosu var bununla ilgili.Tabi çok fazlası da boş onun

Sunucu:Evrim gerçekmidir,hocam?
Cübbeli Ahmet Hoca:Evrim ney?Maymundan gelme şeyi mi?
Alıntı ile Cevapla
  #18  
Alt 18-03-2019, 23:47
"ictenlik" - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
"ictenlik" "ictenlik" isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 22 Aug 2017
Mesajlar: 2.768
Standart

Özgür bir felsefe ve bilim ve düşünce istiyorum.
Herhangi bir dini, sivil ve ya da akademik otoriteden özgür olmak istiyorum.
Kilise, bir düşmandır.
Kilise imanın nasıl kullanılacağı belirleyen bir güç aracıdır.
Kilisenin kendine zarar vermeden yüzyıllardır kendi içerisinde süren bir hiyerarşisi yapısı vardır. Almanya, İngiltere, İskandinavya, İsviçre, ve heryerde sonsuz hizipleşmeler var.
Kilise, meydan okuyan bu gücünü herhangi bir biçimde bütünlüğü savunmak için mücadele ediyor.
Bir emrine karşı olamazsın..
Günümüzdeki kilise sadece bir koruma aracı olmuştur.
Tarih, kilisenin tarihinin yaşıyor.
Kilise büyük talep gücü ve çözünürlük ve hatta acımasızlık, yani, zulüm içinde yaşıyor.
Özgürlüğü isteyenler ve soranlar ise kilise tarafından paramparça edilecektir.

[Giordano Bruno]

-
----
İşte buna gözlem- ve -min gücü diyoruz.

----

Giordano Bruno, Kahramanca Delilikler adlı eserinde varlığın büyük zıtlıklardan yapıldığını,bunun duyguların gelişmesini ölçmeye yaradığını anlatır.
---

Şimdi bu düşünceyi biraz değiştirip alıyoruz.
Duyuların varoluşu ölçmesi tartması, deneyimlemesi..

Duyu ya da duygu deneni bir katalizör bir deneyimleme aracı olarak alıyoruz.
Olaya tersten bakalım.
Yapay zeka geliştirdiğimizde ya da bunu düşündüğümüzde buna adım attığımız da ne yapıyoruz. Duyu ve duygu ekleme ,düşünce ekleme, vicdan ekleme , sarmal ekleme (olasıysa birbirini duyuş ekleme) ya da öğrenme becerisini artıran kombinasyon olasılığına giriyoruz..

Burdan bakın derim.
Burdan (geri) bakın. Kendinize bakın.
İyi bakın...

Yaratsan bir gün kendin gibi bir tür yaratır mıydın?
Peki başıboş ve özgür bir varoluşta seni bir tür yaratır mıydı?
Bir gün bu becerin olsa ne yapardın?
Dener miydin denemez miydin?
Bu bu Tanrılığa soyunmak dedin ama kötü şeylerde olabilir dedin ama..
Ne yapacağını bilmiyorsun. Varoluşu keşfediyorsun bunu yapmaz mıydın?

Yapa yapa ustalaşaksın....
Kimse doğuştan Tanrı doğmaz.

İnsan denene bak bir genom yaratmayı öğrense neler yapardı sence?
Sen duymadan laboratuvarlarda..??

...

Vicdanlar yaralandığında da kan akmış sayılmaz mı? -Thoreau...
Alıntı ile Cevapla
  #19  
Alt 29-03-2019, 00:44
"ictenlik" - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
"ictenlik" "ictenlik" isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 22 Aug 2017
Mesajlar: 2.768
Standart

Özgürlük; köleler için değil, köle olduğunu bilenler içindir. / Karl Marx

Bir kimsenin özgür olarak gelişmesi, herkesin özgür olarak gelişmesinin şartıdır. / Karl Marx

Geçici güvenlikleri için temel özgürlüklerinden feragat edenler ne özgürlüğe, ne de güvenliğe sahip olabilirler – Benjamin Franklin

Yeryüzündeki kötülüklerin yeni yasalar aracılığıyla çözülebileceği inanışı, insanlığın kapıldığı en ciddi hezeyanlarından biridir – Thomas B. Reed (1886)

Kendini özgür sanan köleler, en umutsuz biçimde köleleşmiş olanlardır. – Goethe

[Antik Yunan kültürü hakkında]: Onlar özgürlüklerden ziyade güvenlik peşindeydiler. Rahat bir hayat istediler ve sonunda hem güvenliklerini, hem konforlarını, hem de özgürlüklerini kaybettiler. – Edward Gibbon


Özgürlüklerin semeresini almak isteyenlerin onu desteklemenin yorgunluğuna da katlanmaları gerekir. – Thomas Paine

Özgürlük daima tehlikelidir ama sahip olduğumuz en güvenli şey de odur. –Harry Emerson Fosdick

Bana ya özgürlük ver ya da ölüm! – Patrick Henry

İnsanların zihni üzerindeki her tür tahakküme karşı sonsuz bir nefret duyacağıma ve düşmanlık göstereceğime tanrı önünde yemin ettim. – Thomas Jefferson (1800)

Herkes omzunda toplumun bir parçasını taşımaktadır. Hiç kimse başkaları tarafından kendi sorumluluk payını taşımaktan kurtarılamaz. Ve eğer toplum tahrip olmaya doğru gitmekte ise hiç kimse kendisi için güvenli bir çıkış yolunu da bulamaz. O yüzden herkes, kendi menfaati icabı entelektüel mücadeleye aktif bir şekilde katılmalıdır. Hiç kimse kayıtsızlıkla kendini kenarda tutamaz. Herkesin menfaatleri elde edilecek sonuçlara dayanıyor. Kendi seçimi olsun olmasın herkes çağımızın bizi içine soktuğu bu en büyük tarihsel mücadelenin içine çekilmektedir. – Ludwig von Mises

Çürük elmalar arasında pek bir seçim şansı yoktur. – William Shakespeare

Seçim oy sandığı sizin kendinizden başka birilerinin hükmü altına girmeye rıza gösterdiğinizi ifade eder. – Alvin Lowi, Jr.

Eğer seçimler herhangi bir şeyi değiştirecek olsaydı onu yasaklarlardı – Donal Scannell, at the Conference on World Affairs, Boulder CO, 4/6/04

Şimdi milyonlarca insanın kendiliğinden zorba bir iktidara tam bağımlılık için gidip oy vermiş olduğunu görmüş olan bizim neslimiz bir iktidarı seçimle getirmiş olmanın özgürlük güvencesi demek olmadığını artık belki de anlamış olmalıdır. – F.A. Hayek

Bağımsızlığımızı korumak için ülkeyi yönetenlerin bizi hiç bitmeyen borçlar ile yüklemelerine izin vermemeliyiz. Ekonomi ile özgürlük arasında yahut bolluk savurganlığı ile esaret arasında seçimimizi yapmalıyız. .
– Thomas Jefferson, ABD Başkanı

http://liberteryen.org/ozlu-sozler/

Vicdanlar yaralandığında da kan akmış sayılmaz mı? -Thoreau...
Alıntı ile Cevapla
  #20  
Alt 19-04-2019, 02:15
"ictenlik" - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
"ictenlik" "ictenlik" isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 22 Aug 2017
Mesajlar: 2.768
Standart 'Psikiyatri Şarlatanlıktır!'

Bu abi/arkadaş Bülent Bey yeni idolüm. Buradan erişimde sağlanabiliyor
Dedemden sonra gördüğüm en tatlı adam. Kırk sene sonra aldığım en iyi haber

Psikayatri Sosyal Darwinizm, Öjenik ırkçılık gibi sahte bilimlerden doğmuştur!
Nazizmin Faşizmin ve Kapitalizmin bilimidir. Psikiyatri bir bilim değildir!

Psikiyatri bir numaralı halk düşmanıdır
Kahrolsun Psiyatri Kahsrolsun Kapitalizm Kahrolsun Faşizm







Vicdanlar yaralandığında da kan akmış sayılmaz mı? -Thoreau...
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Önerilen Siteler

Başlık Düzenleme Araçları
Stil

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 10:37 .