Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > İbrahimi Dinler > İslam

Cevapla
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
  #1  
Alt 22-10-2005, 20:48
Mutezile - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Mutezile Mutezile isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 19 May 2005
Mesajlar: 2.806
Standart Şeyh Sait / Kürd Said

Bir Türk öldürmek yetmiş gavur öldürmekten daha üstündür.

Yukarıdaki alçak ifade,Bedii-üz DİNgil'in,"ekremim" dediği ve "biraderi" olmakla övünen(Ben birader-i azamım,ekremim Şeyh Sait efendinin öcünü alacağım,aldım) İngiliz işbirlikçisi Şeyh Sait'e aittir.

Şey Sait,Musul görüşmeleri sırasında İngilizlerden aldığı destekleéDin elden gidiyor"maskesiyle Kürt devleti kurmak için isyan etmiş,isyanın sonucunda bacanağı Binbaşı Kasım tarafından yakalanarak adalete teslim edilmitir.

Şeyh Sait,ayaklanma sırasında bacanağı Binbaşı kasım'a"Bir Türk öldürmek yetmiş gavur öldürmekten daha üstündür"diyor,Bacanağı da tanıklık yaptığı mahkemede bu sözleri onun yüzüne karşı anlatıyor ve tutanaklara geçiyordu.
"İşittiğim odur ki,şeyh Sait,din için kıyam farz oldu demiş.Bir türk öldürmek,yetmiş gavur öldürmekten daha üstündür demişti"
şeyh Sait'in duruşmasında savcı ile aralarında geçen konuşmalardan Kurtuluş savaşı sırasında Şeyh Sait ve takımının dinlenip yığınak yaparak sürekli güçlendiği,Türk ordusunun yorgun ve zayıf anını kolladığı da ortaya çıkıyordu:
"...Bu kıyamınızı vacip görüyorsunuz.Küffar, islam beldelerini çiğnerken cihat nedir?
O da cihattır,farzdır.
Yunan bütün memleketi çiğnerken bu topladığınız dört bin kişi ile neden Yunan üzerine yürümediniz?
O zaman yine giderdik.Vaktimiz yoktu.o zaman biz çok perişandık.Vaktimiz olsaydı durmazdık.Balkan muharebesinde hazırlandık,istemediler.Bu muharebede göçmendik,yoksulduk."

Kurtuluş savaşında Yunan'a kurşun atmak için vakit bulamayan Bedii-üz DİNgil'in "ekremim" dediği Sait ve adamları,İngilizlerden çil çil altınları cebe indirince Türk askerini arkadan vurarak ayaklanıyorlar,yüzlerce asker ve sivilin yaşamını tehlikeye atarken Musul'un da İngilizlerin eline geçmesine neden oluyorlardı.

Şey Sait,suçu sabit görülerek idam ediliyordu.

"iki mektebi müsibetin şahadetnamesi yahud divan-ı harbi örfi" adlı kitabının 11.sayfasında;
"ben ki,bir adi Kürdüm"diyen ve sürekli Kürt kökenli vatandaşlarımızı kışkırtarak yola çıkan Kürt Said'de "birader-i azam"ının intikam ateşi ile yanarak hezeyenlerde bulunuyordu.
-Ey Asuriler ve Keyanilerin cihangirlik zamanında pişdar,kahraman askerleri olan alan Kürtler'..Beş yüz senedir yattığınız yeter artık uyanınız sabahtır..."

Kürt Said'deki bu ateş karşısında hayranlığını gizleyemeyen ve "hıyarım" diyen her müselmana bir avuç tuz'la koşan Fetoş da,"fasıldan-fasıla"adlı edebi yapıtının 14. sayfasında salt tuz ile değil yağdanlığı ile de koşmakta ve bu deli ve zır cahil'i Muhammetle özdeşleştirmektedir:
".aynı şekilde,1876 da şarkın yalçın kayalıklarından bir ateş-pare zuhur edeceği ve din-i mübin-i islam'ı yeniden gnüllerde ihya edeceği bazı ehl-i keşif tarafından müjdelenmiştir.Oyas ki müjdelenen zat,o tarihte henüz dünyaya teşrif etmiştir.Misyonunun tamamlanması gelecek yıllarda gerçekleşecektir.Evet çekirdekte ağaç,damlada derya görülür ve müjdelenir.Ağacın tam büyümesi,deryanın bütünüyle ortaya çıkması ise,amana bağlıdır;belli bir sürenin geçmesine vabestedir.Öyleyse kuluçka sabrıyla zamanın çıldırtıcıığına karşı beklemek icap eder."


PS: Son Üç Topicin Kaynakçası www cinsinden:
http://www.network54.com/Forum/threa...155862&message id=1073043426&lp=1074595050
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 24-10-2005, 13:02
Aliminyum Aliminyum isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 14 Jul 2005
Mesajlar: 661
Standart

Hoşgörülü, sevecen, saygılı üslubun mimarı! Mutezile.
Bir insanın birşey hakkındaki tek kaynağı kaypak internet siteleri olunca böyle oluyor tabi. Kaynakçaya bak. Bir internet sitesi. Ne kadar da bilimsel, aklın aydınlattığı asil bir tavır!

Sadece iki şey söyleyecem, çünkü bu yazıdaki yanlışları düzeltecek kadar vaktim yok.

1) "Bir Türk öldürmek yetmiş gavur öldürmekten daha üstündür."
Bu lafı eden şeref fukarası ne Şeyh Saiddir ne de Said Nursidir. Aslına bakarsanız böyle bir söz de yok. Bu sözün değişik bir versiyonu var. Bu lafı eden soysuz, şimdiki Mesut Barzaninin babası olan Molla Barzaninin. Laf aynen şöyle. "1 Türk askeri öldüreceğinize 10 tane nurcu öldürün." Ama çarpıtma mantığı bu gerçeklere rağmen işlemeye devam eder ve bu lafı alır evirir çevirir, kürtçülükle alakası olmayan Şeyh Saide (İstiklal mahkemesi hakiminin Şeyh Saide "NEDEN KÜRTÇÜLÜK GÜTMÜYORSUN?" şeklinde bir soru yönelttiği zabıtlarda geçer) ya da Said Nursiye izafe edilir. Çamur at izi kalsın.

2) "Kurtuluş savaşında Yunan'a kurşun atmak için vakit bulamayan Bedii-üz DİNgil'in" BedizüDİNGİL dediğin adam 1. Dünya Savaşında Doğu Cephesinde gösterdiği kahramanlıklar nedeniyle ödül almış adam. Emrindeki talebeleri ile (Ki keçe külahlılar olarak tabir edilir.) Bitlis ve havalisini savunmuş, nihayet yaralanarak ruslara esir düşmüştür. Kurtuluş savaşı sırasında da Cihad için fetva veren birkaç cesur din adamından bir tanesidir. Ayrıca yazdığı Hutuvat-ı Sitte gibi eserlerle de İngilizlerin Osmanlı toprakları üzerindeki İslam medeniyetine sataşan fikirlerini adeta madara etmiştir. Kılıç kesmez, kalem keser.

ÖNEMLİ NOT: Şeyh Saidin, kıyam için gerekli silahları İngilizlerden almadığı, İngilizlerden GASPETTİĞİ Kazım Karabekirin anılarında geçer. Karabekir paşanın anlattığına göre Şeyh Said ve avanesi Karabekir paşanın da yardımıyla İngilizlerin stokladığı cephaneliğe baskınla silahları kaçırırlar. Silahları sonradan da kıyam için kullanırlar. İnternet sitelerinden başınızı kaldırıp gerçek tarihi vesikalara bir göz atsanız bu saçmalıklar olmayacak da, neyse kader hükmünü er geç icra eder. Allah imhal eder ama ihmal etmez!



Deveye sormuşlar boynun niye eğri?Verdiği cevap da aynen senin yazdıkların gibi. Neresi doğru ki bu yazılanların.
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 18-12-2005, 09:48
Mutezile - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Mutezile Mutezile isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 19 May 2005
Mesajlar: 2.806
Standart Said-i Kürdi'den İnciler

1877 yılında Bitlis'in Hizan ilçesine bağlı Nurs köyünde doğan ve 24 mart 1960 tarihinde ölen ve bidayette Saidi Kürdi diye anılan bir şahsın esas gayesi, Türklüğü tahrif ederek ayrı bir Kürt devleti kurmaktır. Nitekim yaşamı boyunca bu amacını gerçekleştirmek için etkinlik göstermiştir.

Doğduğu bölgeden İstanbul'a gelen Said-i Kürdi, 31 Mart ayaklanmasına katılmış, Milli mücadele döneminde Kürt Teali Cemiyeti kurucuları arasında yer almıştır.

(kaynak Marmara Brifingi: Orgeneral turgut Sunalp, Korgeneral Abdurrahman Ergeç, Tümgeneral Recai Engin, Tümgeneral, Memduh Ünlütürk, Tümgeneral Fazıl Polat, Kur. Alb. Fikret Küpeli...) Bu zamandan 1950'ye kadar risaleleri yaymaya ve cemaatini büyütmeye devam etmiştir.

1950 sonrasında yazmış olduğu risalelere dayanan cemaatini iyice güçlendirmiş ve bu dönemki DP hükümeti le işbirliğine girmiştir. Atatürk'ün başlatıığı toprak reformunu yarıda bırakarak bölgesinin ağalara ve şeyhlerin elinde kalmasında büyük pay sahibi olan Said-i Nursi zamanın iktidarı Adnan Menderes tarafından eli öpülerek el üstünde tutulmuştur.

1960 ihtilaliyle birlikte Adnan Menderes ve diğerleri asılmıştır. Said-i Nursi'nin cesedi de İhtilal subayları tarafından ortadan kaldırılmıştır.


Şeriat devleti isteyenlerin bütün hareketlerinin gerisinde emperyalizmin çirkin yüzü sırıtmaktadır. 31 Mart irtica olayında da Derviş Vahdeti'nin ve Melanzade Rıfat'ların iplerini elinde tutan gerçek güç emperyalizmdir.

15 Aralık 1908 tarihli Volkan gazetesinde, İngilizlerin adem-i merkeziyetçiliği sayesinde Kıbrıs'ın "küçük bir İsviçre" haline geldiğini ileri sürmektedirler. Oysa ki Kıbrıs İngiltere hükümetinin Osmanlı'dan alacaklarına akrşılık rehin aldığı fakat ilk bahaneyle el koyduğu veişgal ettiği, nüfusunun da Yarıya yakınının Türk olduğu bir topraktır. İngilizlerin burayı tek kurşun bile sıkmadan dalavereyle ele geçirmesini ve sömürge kurmasını Volkan gazetesi alkışlamaktadır.

8 Nisan 1909 tarihli Volkan Gazetesi: "İngiliz Hükümetinden, kuvvetli, mütefennin, her surette müterakki, hami-i insaniyet bir hükümetin mevcudiyetini hala mutasavver mir?" diyerek bugünkü Amerikan dalkavukluğuna andırır biçimde İngiltere'nin her yönden propagandasını yapmaktadır.

İşta 31 Mart olayının başkahramanı Derviş Vahdeti dahi, günümüz Amerikan şeriatçılarına benzer biçimde koyu bir İngliz İngiliz şeriatçısıdır. 31 Mart yobazları önlerine çıkan ilerici subayları şehit ettikleri halde hristiyan kafirlere karşı davranışlarında son derece "centilmen"dirler. Yobazlara 31 Mart günü yollarda rastladıkları hristiyanlara korkmamaları için teminat vermişler, yabancı elçiliklerin kapılarına da nöbetçiler dikmişlerdir.

İsyandan sonra hükümet 31 Mart olayında ünlü "Intelligence Service"e mensup İngiltere elçiliği baştercümanı Fitz Maurice ile onun ihzmetindeki yerli işbirlikçilerin marifetlerini saptamışlar ama bu konuyu kurcalamaktan kaçınmışlardır.

Isparta'daki sürgünden memleketine dönen Said-i Kürdi yine İngilizlerin işgal planına uygun olarak Doğu'da ve güneydoğuda İngiliz hükümeti destekli bir Kürdistan kurulması amacıyla "Kürt Teali Cemiyeti" kurucuları arasında yerini aldı.(kaynak: Marmara brifingi, 1971)


Bir yandan işgalcilerle mücadele eden Ankara hükümeti bir yandan da İngiliz destekli gerici isyanları bastırmakta başarılı olunca Said-i Kürdi bu sefer M. Kemal'le görüşmek için Ankara'ya gitti. Amacın şeriat devleti kurmak olmadığını, ulusal temele dayanan devlet kurmak olduğunu anlayınca bundan vazgeçti.

Bugün dahi Nurculukta cuma namazı kılınması farz kabul edilmez. Çünkü Said-i Kürdi'nin anlayışına göre ülke hala "müslüman" değildir. "Dar-ül harp"tir. Yani şeriatı getirmek için savaşılması geren topraklardır.

Bu anlayışa uygun olarak çıkan ve arkasında İngiliz desteği olduğu resmi belgelerle kanıtlanmış olan Şeyh Sait isyanına katıldığı için İstiklal Mahkemesince yargılandı ve birçok ilde sürgün yaşadı. İngiliz destekli bağımsız Kürdistan isteyen bu ayaklanma birçok şehrin yıkımına, ordunun büyük ölçüde kayıp vermesine ve misak-ı Milli sınırlarımız içinde olan Musul ve Kerkük'ün İngilizlere kalması ile sonuçlandı.

Nur cemaati'nde Atatürk'ün "Öküz aleyhisselam", "Beton Kemal", "Deccal" gibi isimlerle anılmasınınn arkasında bu şeriatçı ayaklanmaların uğradığı hezimetler yatmaktadır.

Ayrıca İzmir ve Erzincan Depremleri için şöyle dediğini F. Gülen kendisi naklediyor:"Ya oralarda hiç hizmet eden yoktu(dine hizmet eden) veya onlar yenik durumda idiler ki bu bela başlarına geldi.". Yani müslümanı varsa bile azınlıktıaydı. Depremler bu yüzden olmuştu.

Fethullah Gülen de bu söze dayanrak şunu ekliyor( Prizma 2 sf 66): " Devlet bu belayı hazrıladı, altyapı hazır değildi, inşaat ruhsatı verilmemeliydi vs.- diyorlar. Halbuki İslam inancına göre maziye ve musibetlere kader açısından bakılır. Artık bu safhada bize Allah'a tevekkül etmek düşer. Yoksa böyle bir bakış açısı, musibeti Üstad'ın ifadesiyle ikileştirir."


Risaleleri de yakında inceleyeceğiz ''İnşallah''
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 18-12-2005, 10:19
Suffiyun Suffiyun isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 01 Dec 2005
Mesajlar: 109
Suffiyun - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart

güzel senaryo yazıyorsun mutezile,farklı incelemelerini de okumak isterim.

Selametle kalınız,

" Siz nerede olursanız olun,Allah(c.c) sizinle birliktedir. " Hadid Sûresi 4. Ayet-i Kerime
Alıntı ile Cevapla
  #5  
Alt 18-12-2005, 13:59
Aliminyum Aliminyum isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 14 Jul 2005
Mesajlar: 661
Standart

Evet mükemmel bir hayalgücü ve tasvirler fevkalade. Altın Portakal'dan bir yapımcının siteye davet edilmesi lazım.

Said-i Kürdi ismi Kürtçü Said anlamına gelmiyor. Bunu herkes bilir. Ama "Bidayette Said-i Kürdi diye anılan bir şahsın" gibi ifadeleri kullanan birisi Halid-i Bağdadi'nin Bağdatçı ya da Arap ırkçısı, Celaleddin-i Rumi'nin Rumcu ya da Rum ajanı, İmam Buhari'nin buharacı ya da Arapların içine Buharalıların ajan olarak soktuğu birisi olarak anlaması lazım. Rumî, Bağdadî ya da Buharî ne anlama geliyorsa Nursî de o anlama geliyor elbette ama çarpıtma zihniyeti sağolsun. Kürdî, Kürtlerin çoğunlukta yaşadığı havaliden olması hasebiyle kendisine izafe edilen bir isimdir. Bunu öğrenin artık.

Esas gayesinin Türklüğü tahrif etmek ve ayrı bir Kürt devleti kurmak masalı çamur at izi kalsın zihniyetinin yıllardır bu milletin başına bela ettiği bir iftira.

Beyler 1 defa şunu çok iyi anlamalıyız. Osmanlının son dönemlerinde daha belirgin olarak kullanılan "Lazistan, Kürdistan" gibi ibare ve ifadeler Osmanlıdan ayrılmış ya da ayrıştırılmak istenen bir toprak parçasını değil, Laz veya Kürt kökenli Osmanlı tebasının çoğunlukta olduğu havalileri ifade etmek için kullanılan COĞRAFÎ ve KÜLTÜREL bir tabirdir. Bugünkü anlamıyla politik bir tabir değildir. Çeşitli devlet yazışmalarında ve halk dilinde daima bu anlamda kullanılmıştır. Coğrafi ve kültürel anlamda Kayseri'nin doğusuna bugün bile Kürdistan diyebilirsiniz. Bu, Doğu ve Güneydoğu illerimizi bu ülkeden bölme hevesi olarak adlandırılamaz.

Kürtçülük cereyanının tarihi PKK ile başlamadı. Osmanlı'nın son dönemlerinde de kürt havalisini Osmanlı sınırlarından koparıp ayrı bir devlet haline getirme çabalarına rastlanır. Bu işin başını o dönemlerde BAĞOS NUBAR ile ŞERİF PAŞA çekerler. İşte asıl çatmanız gereken bu iki isimdir.

Sebilürreşad dergisinin Kürdler ve İslâmiyet, c.18, sayı 461, 4 Mart 1920, s. 224-225. sayısına bir göz atalım. Dikkat buyurun ciddi bir kaynaktır. O dönemlere bire bir tanıklık etmiş bir dergidir.

"Boğos Nubar ile ma’hûd Şerif (Paşa)’nın birleşerek Kürdler’i câmi’a-i İslâmiyyeden ayırmak teşebbüs-i hâinânesinde bulundukları haber alınır alınmaz gerek burada gerek Kürdistan’daki bütün Kürdler kemâl-i nefretle protestolarda bulundular. Salâbet-i dîniye hususunda pek yüksek bir mertebede bulunan Kürd ihvân-ı dînimizden beklenen de bu idi. Her millet arasında zuhûr etdiği gibi Kürdler arasında da türeyen birkaç hamiyetsiz iftirakcının, politikacının, hiçbir kıymeti olmayacağı şübhesizdir. Bilakis, bu kabîl kesânın ızhâr-ı nifâk etmeleri vahdet-i İslâmiyyeyi daha ziyâde te’yîd ve teşyîd eder. Nitekim o haber üzerine umûm Kürdler’in galeyân ve tezâhürât-ı vahdetkârânesi bunu pek güzel isbât etmiştir. Bu husûsda en ziyâde söz söylemek salâhiyetini hâiz bulunan ve Kürdler’in salâbet-i dîniye, necâbet-i ırkıye ve celâdet-i İslâmiyyesini bi-hakkın temsîl eden ve Dârü’l-Hikmeti’l-İslâmiyye a’zâsından, Kürd eşrâf ve mütehayyizânından bulunan fâzıl-ı şehîr Bedîuzzamân Said el-Kürdî Efendi hazretleri buyuruyorlar ki:

“Boğos Nubar ile Şerif (Paşa) arasında akdedilen mukaveleye en müskil ve belîğ cevâb vilâyât-ı şarkıyyede Kürd aşâiri rüesâsı tarafından çekilen telgraflardır. Kürdler câmi’a-i İslâmiyyeden ayrılmağa aslâ tahammül edemezler. Bunun aksini iddiâ edenler mutlaka makasıd-ı mahsûsa tahtında hareket eden ve Kürdlük nâmına söz söylemeğe salâhiyetdâr olmayan beş on kişiden ibâretdir... Kürdler’in da’vâsı pek ma’nâsız bir iddi’âdır. Çünkü her şeyden evvel müslümândırlar, hem de salâbet-i dîniyeyi ta’assub derecesinde îsâl eden hakiki Müslümanlardan. Binâenaleyh Ermeniler’le aynı ırkdan bulunup bulunmadıkları meselesi onları bir dakika bile işgal etmez. “el-İslâmu cebbe’l-asabiyyeti’l-câhiliyye”. İslâm, uhuvvet-i İslâmiyyeye münâfî olan kavmiyyet da’vâsını men’ eder."

Görüldüğü gibi Said Nursi ta o devirlerden başlamak suretiyle Kürtler'in ayrılmaları fikrine şiddetle karşıdır.

Şimdi bu beyannameye dikkat edin:

İkdâm Cerîde-i Mu’teberesine
Evvelki günkü gazeteler Paris’de Şerif Paşa ile Ermeni Heyet-i Murahhasası reisi Boğos Nubar Paşa arasında Kürdistan ve Ermenistan hakkında bir itilâf akdedildiğini yazarak Kürd efkâr-ı umûmiyesinden istîzâhâtda bulunuyorlardı.
Dört buçuk asırdan beri vahdet-i İslâmiyye’nin fedâkâr ve cesur hâdim ve tarafdârları olarak yaşamış ve dinî an’anesine sadâkati gaye-i hayat bilmiş olan Kürdler, henüz beş yüz bine karîb şühedâsının kanı kurumadan, şişlere geçirilen yetimlerinin, gözleri oyulan ihtiyarlarının hatıralarını teessürle anarken, İslâmiyet’in zararına olarak tarihî ve hayatî düşmanlarıyla itilâf akdetmek sûretiyle salâbet-i dîniyyeleri hilâfında iftirâk-cûyâne âmâli ta’kib edemezler. Binâenaleyh Kürd vicdân-ı milliyesinin bu tarz tahassüsüne mugayir hareket eden zevâtı da tanımazlar ve yegâne emelleri de vahdet-i dinî ve millîlerini muhâfaza olduğundan keyfiyetin izahâtına delâlet buyurulmasını muhterem gazetenizden istirhâm ederiz.

Sâdât-ı Berzenciye’den Dava Vekîli
Ahmed Arif

Hizan Sâdât-ı kirâmından İhtiyât Binbaşısı
Muhammed Sıddık

Ulemâ-yı Ekrâd’dan
Said-i Kürdî

Bu beyannameyi imzalayan adamlar Kürtçü olabilir mi? Kürtlerin ayrılmaları fikrine sahip olabilir mi? Bunu iddia edene tarihten bihaber denmez mi? Tarihi bildiği halde çarpıtana ne denir?

31 Mart ayaklanmasında Said Nursi'nin yatıştırıcı rol oynadığına dair de iki önemli eser var.

İki Mekteb-i Musibetin Şehadetnamesi veya Divan-ı Harbi Örfi adlı eserleri. Mahkemede yaptığı bu savunmanın ardından beraat eder. Eğer gerçekten 31 Mart'a katılmış olsaydı ittihatçı kafanın ali kıran başkesenliğe soyunduğu bir dönemde affedilmezdi.

İttihatçılar kendisine 31 Mart ayaklanmasına katılıp da idam edilen kişilerin cesetlerinin darağacından sallandırıldığı meydanı göstererek sorarlar: "Sen de şeriat istemişsin, öyle mi?" Said Nursi'nin cevabı:
"Şeriatın bir hakikatine bin ruhum olsa feda etmeye hazırım, zira şeriat sebeb-i saadet ve maslahattır, fakat bunların istediği gibi değil."

1911'de Şam'a gider, Emeviye Camisinde ulemanın da aralarında bulunduğu kalabalık bir cemaate meşhur Hutbe-i Şamiye'yi irad eder.

1. Dünya Savaşında Van ve Muş'ta talebelerini örgütler. Bir milis alayı oluşturulur. Ruslar'a karşı savaşır. Bitlis'te yaralanarak Ruslar'a esir düşer.
2 yıldan fazla Kosturma'da sürgünde kalır. Daha sonra firar ederek Bulgaristan üzerinden İstanbul'a gelir.

İstanbul'da İngiliz elçisi İngiliz dışişleri bakanlığına bir telgrafında aynen şunları yazar: "Hükümetimizin niyeti, Türkleri ne olursa olsun zayıf düşürmek ise de, Kürtleri onlardan ayırmak hiç de fena değildir ve bu mümkündür. Ancak bu çok dikkatli bir şekilde icra edilmelidir." (Selahattin Tansel, Mondros’tan Mudanya’ya Kadar, c. I)
Rahip Frew ve Binbaşı Noel adındaki 2 ingiliz ajanı bu işin altyapısını oluşturmakla görevlendirilip İstanbul'da faaliyetlerine başlarlar. Kürt Teali Cemiyeti de bu amaca hizmet için kurulur. Kürt Teali Cemiyeti çeşitli Kürt kökenli ileri gelenlerle temas kurduğu gibi Said Nursi ile de temas kurarlar.

Cemiyetin ileri gelenlerinden gazeteci Mevlânzâde Rıfat Said Nursi'ye bir mektup yazar, mektubunda bağımsız bir kürt devleti fikrini açar Said Nursi'ye. Ancak Said Nursi mektuba cevabında "Devlet-i Aliyye’yi yeniden diriltmek için yapılacak her türlü hareketin içinde yer almaya hazır olduğunu, ancak Kürt Devleti tahayyülünün sadece İslâm düşmanlarının işine yarayacağını" açıkça ifade eder ve Mevlanzade Rıfat satılmışını şiddetle reddeder. (Mustafa Nezihi Polat, Mülâkat, Erzurum 1964, s. 30-34; Necmeddin Şahiner, Bilinmeyen Taraflarıyla Bediüzzaman Said Nursi, İstanbul 1979, s. 214-216.)

Kürtçülük cereyanının o dönemlerde akim kalmasında etkisi olmuştur Said Nursi'nin. Bu inkar edilemez. Diğer taraftan Anadolu'daki mücadeleye de büyük destek verir. HUTUVAT-I SİTTE isminde bir eser neşreder. Bu eser öyle bir etki yapar ki İngilizlerin psikolojik savaş taktiklerini ters yüz eder.
İngilizlerin Anglikan Kilisesine hazırlattıkları sorulara öyle bir cevap verilir ki İngilizlerin şımarık tavırlarını kendi suratlarına çarpar. Bu eser sebebiyle Said Nursi idam kararına çarptırılır. Ancak kürtler arasında "Said Hocayı İngizlizler astırdı" fikri hakim olursa İngilizler kürtleri kışkırtamayacaktır, Said Nursi İngilizlere karşı Kürtler arasında bir kahraman olacaktır ve Kürtler ingilizlerden ebediyen nefret edecektir. Kürt halkıyla daha hesapları bitmeyen İngilizler bu idam kararını uygulamazlar. Kürtlerin kendilerinden nefret etmelerini henüz istememektedirler çünkü. Sen kalk bu adama İngiliz mandacısı de. Ayıp be.

Hutuvât-ı Sitte’de çürütülen İngiliz propagandası şu maddelerden meydana geliyordu:

-Kadere boyun eğerek işgalcilerin her türlü muamelesine rıza gösterilmesi,
-Daha önce Almanlarla dost olunduğu gibi İtilaf Devletleri’yle de iyi geçinmekte dinen bir sakınca olmadığı,
-Geçmiş idarecilerden herkesin şikayetçi olması sebebiyle duruma rıza gösterilmesi gerektiği,
-Anadolu’daki sergerdelerin niyetlerinin din ve İslâmiyet olmadığı,
-Hilafet’in söz konusu sergerdelerin aleyhinde olduğu,

İlgilenenler ve gerçekten bu konu hakkında birşeyler öğrenmek isteyenler, işin aslını merak edenler Hutuvat-ı Sitte eserine müracaat edebilirler. Ufak bir risale, küçük boy. Nur risalelerinin satıldığı kitabevlerinden temin edilebilir.
Alıntı ile Cevapla
  #6  
Alt 18-12-2005, 14:05
Üye Değil
 
Mesajlar: n/a
Standart

açıklama için teşekkür ederim aliminyum. neyse ya sabah sabah kıl oldum şeyh saite sonra tarattım şeyh sait kimdir diye bak sen de tarat ilk çıktığı yerde saidi nursiyi anlatıyo, ben de ulen o bumuymuş oldum tabiatiylen. tabii işin dinsel kısmını sizin kadar bilemem. nurculuğun öğretisi nedir onu da bilmem hatta. benim kıl olduğum taraf şu anda petrole çok para veriyor olmamız, şimdi musul kerkük bizim elimizde olsa en kral ülke olurduk di mi ama?
Alıntı ile Cevapla
  #7  
Alt 18-12-2005, 14:05
Aliminyum Aliminyum isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 14 Jul 2005
Mesajlar: 661
Standart

Ayrıca Mutezile. Said Nursi o dönemlerde Isparta'ya uğramış değil. Ayrıca sürgün de değil o. Marmara brifingine tarihçiler çok gülmüştür herhalde. Van olacak orası Van. Van niree, Isparta nire abi :)

"Bugün dahi Nurculukta cuma namazı kılınması farz kabul edilmez."
Yalan. Yıllardır kaldım o adamların içinde her hafta giderdik.

"Bu anlayışa uygun olarak çıkan ve arkasında İngiliz desteği olduğu resmi belgelerle kanıtlanmış olan Şeyh Sait isyanına katıldığı için İstiklal Mahkemesince yargılandı ve birçok ilde sürgün yaşadı."

Şimdi söyle bana. Şeyh Said'in İngiliz desteğini aldığının kanıtı nedir?
Sarı bir zarf. Bu sarı zarf güya Şeyh Said'e İngilizlerce postane aracılığıyla gönderilmiştir ve M. Kemal'in Dahi! subayları bu zarfı ele geçirir. İyi de hemşerim, elin İngilizi PTT'den casusculuk oynayacak kadar aptal mı? Kazım Özalp miydi neydi, Atatürk'ün meyhane arkadaşı. O adamın anılarını bir oku. Bu konu hakkında daha etraflıca malumat edinebilirsin. Boşver Marmara brifingini falan. Bu adamlar tarih bilmiyor besbelli.

Risaleleri de yakında incele bakalım. Böyle abuk subuk iddialarla inceleyeceksen bence hiç teşebbüs etme. Yalan olduğu acayip sırıtıyor. Hele de sitede benim olduğum zamanlara denkgetirmemeye çalış. E biraz da Sıdk'ı elden bırakmamak lazım.
Alıntı ile Cevapla
  #8  
Alt 18-12-2005, 23:54
Mutezile - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Mutezile Mutezile isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 19 May 2005
Mesajlar: 2.806
Standart

Kazım Özalp'ın 31 mart ayaklanmasını bastıranların başında gelmesinden mi gocunuyorsun?

Kazım Özalp miydi neydi, Atatürk'ün meyhane arkadaşı.
Hangi meyhane de içmişler; anlat hele?

* Yine eski alışkanlıklarına dönmüşsün. Zaten desene hiç bırakmadım..Yine yazdığın satırlardan aynı şeyler akıyor: Kibir, bir sürü kem söz (hoş; sahibine aittir), seviyesizlik.

* Volkan gazetesi ve Muhterem Fethullah G.'nin sözleriyle fazla ilgilenmedin herhalde. Ya da İnkarı mümkün olmayan paragraflarla ip mi atlıyorsun? Dikkat et ayağına takılmasın..

* Alüminyum yazdı:
'' Böyle abuk subuk iddialarla inceleyeceksen bence hiç teşebbüs etme. Yalan olduğu acayip sırıtıyor. Hele de sitede benim olduğum zamanlara denkgetirmemeye çalış. E biraz da Sıdk'ı elden bırakmamak lazım.''
Bu ne ya? Kibirden gözünü kan bürümüş.. Bırak da başkaları seni takdir etsin. Eh; önündeki örnek Said-i Kürdi olunca. Arkasında R.A - önünde Bediüzzaman... Şeyhleri kendini yere göğe koyamıyor, müritleri ne yapsaydı?

Sen sitede olduğuna denk getirmemeye mi çalışacağım? Fasulye gibi kendini nimetten mi sanıyorsun gerçekten?
Alıntı ile Cevapla
  #9  
Alt 19-12-2005, 00:10
himgil himgil isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 16 Sep 2005
Mesajlar: 23
Standart

Evet bencede Risaleleri oku mutezile çünkü ne kadar haklı olduğunu gör. Herkes ne çabuk unuttu Fetullahın patlayan kasetlerini!! Hep merak ettim niye insanların anlamayacağı bir dilde kitap yazıyor bu adam. Nurculara göre ise Bedüzaman. Pöh. Altı üstü bir insan. Ne bir alim ne de başka bişey. Ama insanların aklını karıştırmayı iyi bilen biri. HAtırlarım sevgili Adnan menderesin o muhterem elleri öptüğü. Toprağı boll olsun
Alıntı ile Cevapla
  #10  
Alt 19-12-2005, 00:22
Mutezile - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Mutezile Mutezile isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 19 May 2005
Mesajlar: 2.806
Standart

Menderesin öptüğü tek el Said'in elleri değil ne yazık ki Himgil
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Önerilen Siteler

Başlık Düzenleme Araçları
Stil

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 16:47 .