Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > Felsefe > Felsefi Tartışmalar

Cevapla
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
  #11  
Alt 17-09-2008, 18:44
qw19 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
qw19 qw19 isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 21 Mar 2008
Mesajlar: 1.406
Standart

"Evrendeki denge tesadüfen mi oluştu?" İnananlar.

Evrenin her düzeyinde (atom altından, galaksiler ölçeğine kadar) şeylerin bir birleri ile çatışması vardır. Denge halinin olduğu durumlar kararlı yapılar değildir ve doğrultuları sürekli bozulmaya yöneliktir. Çünkü kuvvetlerin birbirine üstün gelme mücadelesi vardır, buna denge demek için kör olmak lazım en başında.

Tam tersi evrende dengesizlik hakimdir ve bu nedenle hareket/değişim vardır. Ve evren kaotik bir yapıdadır. Sitemiz üyesi chaos'un ilginç bulacağınızı sandığım yazıları vardır.

Denge organizmalarda varmı, denge demek, aynı pozisyonu muhafaza etmek demektir. Yaşlanmıyormusunuz? Dünya da, evrende ne aynı kalıyor ve ne hangi sabit hareketi ila nihai devam ettiriyor.

Selamlar.
Alıntı ile Cevapla
  #12  
Alt 23-09-2008, 13:45
boopss boopss isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Denetimdeki Üye
 
Üyelik tarihi: 08 Sep 2008
Mesajlar: 148
Standart

frodo´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Cem Yılmaz copyleri dolmuş foruma

Bence kendinizi burda harcamayın. Oldukça yetenekli gördüm sizi.

"Bilim kabaca böyle bir tarif yapıyor.." hoops bilimi mi ?

Komedyenlik dileğindeyseniz cafe de size bir başlık tahsis ettik orada oyalanın.

Başlık rastlantı ve zorunluluk konusunda varsa bildiğiniz yazın okuyalım. Yoksa sizi başlığınızda izlemek daha zevkli.

bi gittik sataşacak yer yine bulmuşunuz maşallah..

sayın vgm uyarısını yaptıki ben konuya değil sayın invi nin söylediklerine yanıt verdim..

Dolayısıyla boş bir cevap olmuş sizinkisi..

Zorunluluk ve raslantı konusunda vereceğim cevap koca bir gülümsemedir..
onların çoğunu da cafemdeki bana tahsis ettiğiniz yerde bulabilirsiniz..

" İnsanlar çabuk yükselenlere değer verirler..Hiçbirşey toz ve tüy kadar çabuk yükselemez..! "
Alıntı ile Cevapla
  #13  
Alt 23-09-2008, 14:21
prometheus4517 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
prometheus4517 prometheus4517 isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 20 Oct 2007
Mesajlar: 406
prometheus4517 - İCQ üzeri Mesaj gönder prometheus4517 - MSN üzeri Mesaj gönder prometheus4517 - YAHOO üzeri Mesaj gönder
Standart

vgm arkadaşı konuyu açtığına açacağına pişman etmişsiniz. vgm daha detay bekliyorum. düşüncelerini biraz daha açabilir misin. saygılar.
Alıntı ile Cevapla
  #14  
Alt 11-11-2008, 21:57
karadenizli karadenizli isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyeliğini Sonlandırmış
 
Üyelik tarihi: 03 Nov 2008
Mesajlar: 1.470
Standart

Bir zamanlar iki adam kainat ve yaratıcı hakkında aralarında tartışmaya başladılar;

1. adam; İnanmam böyle bahsettiğin gibi bir zat bulunsun ve bütün bu alemi tek başına idare etsin

2. adam;Şu muhteşem alemin elbette bir yaratıcısı var ve şu muntazam memleketin bir Maliki, şu mükemmel şehrin bir sahibi, şu kusursuz sarayın bir ustası vardır. Biz çalışmalıyız, onu tanımalıyız. Çünkü anlaşılıyorki biz buraya getiren odur. onu tanımassak kim bize meded edecek.

''Tesadüf, cahilliğimizi örttüğümüz bir kelimeden başka bir şey değildir''
Alıntı ile Cevapla
  #15  
Alt 15-11-2008, 00:54
Chaos Chaos isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 10 Apr 2008
Mesajlar: 174
Standart

Öncelikle neden bahsettiğimizi bilmemiz gerek. Öncelikle kavramlardan ne anladığımızı ve onları oluştururken neleri örnek aldığımızı bilmemiz gerek.

İnsanlar bir tanrı arıyorlar bu apaçık ortada. Bilim bile bunu reddetse de durmadan kendine değişen yeni tanrılar yaratıyor. Öyle mi? Hayır. Bilimi dışardan takip edenler öyle sanıyorlar aslında. Buradaki sorunumuz nedir? Tesadüf-Düzen-denge-kararlılık-kaos derken neleri ifade ediyoruz. Bunların altındaki pozitif ve bunun karşıtı olan hayali yani sanal anlamların ne derece farkındayız.

Öncelikle işe düzen den başlayalım. Düzen derken referans aldığımız daima düzenlenmiş bir yapıdır. Buraya dikkat edin. Düzenlenmiş. Yani aslında ortada bir düzen yoktur tarafımızdan düzenlenir. Bu bize lazımdır. Biz neyiz? Düzenli mi? Buna sonra döneceğim ama parantez olarak aslında düzenli olmadığımızı,kendimizi belli düzenlerle açıkladığımızı da belirtmekte fayda var.

Elinize bir çekiç alıp bir taşı yontarak bir büst yaptığınızda bunun düzenlenmiş bir yapı olduğunu,kendiliğinden ortaya çıkamayacağını söylersiniz ve bu doğrudur. Ancak burada unutulan çok önemli bir ayrıntı var. Büstün kendiliğinden oluşup oluşamayacağını belirleyen kim? Büstü yapan kişinin ta kendisi. Burada taşı bir insan suretine getiren, aslında taşın üzerine kendi suretini klonlamaktan başka bir şey yapmamıştır. Taşı, kendi suretine indirgemiştir. Onu kendi ihtiyaçları için "düzenlemiştir".

Taş neden kendiliğinden insan büstü haline gelmemektedir? Bunun olabilmesi tek bir koşula bağlıdır. Her şeyin insan suretinde olmasına. Bir ağaç, bir,taş, bir dağ, insan suretinde değildir. Düzenleyen insan, onu kendi kullanabileceği şekle indirgemiş, ondan mobilya yapmış, heykel yapmış, ev yapmıştır. Kertenkele evrimleşip zekası olsaydı, ve sürünse de ellerini ya da onun işlevine benzer kuyruğuyla nesneleri kavrasaydı her tarafta kertenkelelere uygun düzenler olacaktı. İnsanlar doğayı kendilerine göre Düzenlemiştir. Neden?

Çünkü insan bir organik birliktir. Bir özerk oluşumdur. Dolayısıyla aynı bir arı gibi, bir kunduz gibi kendine göre doğayı düzenlemeye mecburdur. Bu bir zorunluluktur. En başından beri canlı bu demektir. Maddesel bir yayılım olmayıp,bir zar içinde yoğunlaşan madde-enerji yapılanmasıdır. Dolayısıyla da yarı geçirgendir. İçeriye alır fakat dağılmaz. Neden? Çünkü dış ortamdaki ortalama madde-enerji yoğunluğundan daha fazla yani konsantre bir madde-enerji ortamıdır canlı. Doğadaki ortalama madde-enerji yoğunluğu canlıdakinden daima azdır. Ya madde baskındır, ya ışık olarak enerji. Canlıda ise ikisi birden baskındır ve sürekli birbirini etkiler. Dışardaki enerjiyi çeker çünkü madde ve enerji birbirine yönelir. Bu bir düzenleme midir? Hem olduğunu hem de olmadığını sonra göreceğiz.

Düzenlemenin insan için kendine indirgeme olduğunu biliyoruz. Yarattığımız herşeyin bir amacı ve işlevi vardır. Bu amaç tarafımızdan belirlenir ve kendimiz içindir. İşlevi de yine amacımıza uygun sonuçlar üretir. Teknolojinin tamamı bu demektir.

Şimdi düzenin bir taşın büst e indirgenmesi olduğunu anladığımıza göre, dengenin ne olduğuna bakalım. Denge düzenden türemiştir.

Denge varolan uzun bir değişmezlik durumudur. Bunu tespit eden bizim zaman algımızdır. Atmosferin dengede olduğunu söylediğimizde atmosferde bir salınım olmadığını ifade ederiz. Fırtına bizim için yerel bir dengesizliktir ve kısa sürer. Fırtına elbet bitecek,uzun süre denge oluşacaktır. Denge salınımın durmasıdır. Yine bize göre. uzay-zaman algımıza göre. Bir yıldız dengede ise bir yıldızdır bizim için. Çünkü güneşimiz, ortaya çıktıktan sonra 10 milyar yıl boyunca güneş olarak kalacaktır. 70 yıl yaşayan bir özerk birim için eski zamanlarda değişmez olarak nitelenmesi de bu nedenledir. O, dengededir. Aniden değişmemektedir. Değişebilmesi onu ortaya çıkaran hidrojenin tamamen değişmesinden sonra olabilecektir ve çok fazla hidrojen olduğu için bu oldukça uzun bir zaman alacaktır.

Peki içerde bir düzen bir denge var mıdır? Hidrojenler düzenlimidirler? Hayır. Çok yoğundurlar ve rastgele çarpışmaktalardır. Yüksek miktarda kütleçekimi ve basınç uzayı o bölgede aşırı eğmiştir bu yoğunluktan ve çekirdekler birleşmektedir. Bütün hidrojenler Helyum olana dek bu sürecektir çekirdekte. Denge ve düzenden ötürü değil, tam tersine dengesizlikten ve düzensizlikten ötürü bu olabilmektedir. Yani bizim güneşi güneş olarak dengede görebilmemiz, hidrojen atomlarının rastgele çarpışıp iç içe girebilmesi ve helyum oluştururken yüksek miktarda enerjiyi rastgele dışarı salabilmesi koşuluna bağlıdır. Demek ki düzenli sandığımız güneş, bir bölgede aşırı derecede düzensizliğin oluşmasından ötürüdür.

Kararlılık? Belli bir süre boyunca değişmezlik barındıran yapılar kararlı,değişmezliğini koruyamayanlara kararsız deriz. Helyum atomu oldukça kararlıdır hatta molekül bile oluşturmaz enerjisi dengededir. Yani enerji girdi çıktısı neredeyse birbirine eşittir. Hidrojen daha kararsızdır ve fazladan elektronları nedeniyle başka elementlerle bağ yapar. Karbon daha da kararsızdır durmadan molekülleşebilir ve uzun zincirler oluşturur. Uranyum? Uranyum ağır olduğu yani çok sayıda proton nötron taşıdığı için kararsızdır bu sefer ve radyoaktif ışın denilen ışımalarla bu partikülleri dışarı salarak başka bir elemente dönüşür ve ömrü yarılanma ömrü denilen ölçülerle belirlenir. Yani uranyum azalmaz,uranyumdan başka elementlere dönüşür. Bu da sabit kalmadığı için kararsız element deriz.

Görüldüğü gibi sürekli birtakım modeller üretiyoruz halen. Seçtiğimiz yapıların türlü hal değişimlerine,hareketlerine isimler veriyoruz. Bir bölgede aşırı madde yığılması var ise o yığılmalar bize kararlı ve dengede görünüyorlar çünkü en az bizim kadar yoğun madde oranına sahipler. Gezegenler kararlıdır çünkü sayısız madde bir arada yoğunlaşmıştır. Yıldız çekirdekleri daha da yoğundur.

Gelelim kendimize. Karbon molekülleri. Bunlar da çarpışıyor veya durmadan rastgeliyorlar. Helyum ile çarpışömak da söz konusu ancak helyum bağ yapmıyor. Hidrojen yapıyor. Çarpışmalar sürüyor,Azotlar, Fosforlar ve sayısız element durmadan çarpışıyor rastgele şekilde. Bu çarpışmalarda açığa çıkan enerjiye ne oluyor? Yeni maddelerin reaksiyonu için zincirleme tepkimelere olanak doğuyor. Suyun çözücü yapısı içinde tüm maddeler türlü moleküllere ve tuzlara dönüşüyor. Su durmadan güneşten enerji absorbe ediyor. Su görebildiğimiz ışıklar dışındaki tüm ışınları absorbe eder. Yani yüksek enerjili olanları. Su aynı zamada yüzey gerilimine sahiptir. Su,ger maddede olduğu gibi en kararlı halde bulunur daima küreselleşmeye eğilimlidir. Zar gibidir. Çünmkü su molekülleri de birbirini çekmektedir. Zeytinyağı sıvısı moleküllerinden daha fazladır bu çekim kuvveti. Civadan daha azdır. Dolayısıyla yıllarca burada bir enerji yüklenme boşalması gerçekleşir.

Su donar,çözülür,enerjisi içerde hapsoldukça kristalize yapılara bürünür ısı artınca dağılır. Bu sırada çok sayıda element bu sınırlı alanda absorbe edilmiş kristalize yapılar içinde daha fazla reaktif enerji üretmiştir. Karbon molekülleri giderek daha uzun zincirli yapılara bürünmeye başlar. Dış ortamdan atmosferden sürekli elektrik ve ısı absorbsiyonu sürdükçe yeni moleküllerin oluşumu için bu enerji katalizör görevi görür.

Zamanla bu olayın sonucunda ortaya aminoasit denilen büyük moleküller çıkmıştır. Bu moleküllerde birbirine eklenir ve türlü sulu ortamlarda bir zar içinde yoğunlaşma sürer.

İlk kıpırtı nasıl başlar? Zarsı yapının en dışı içinde bulunduğu ortamdan daha büyük moleküllerle kuşatıldığı anda başlar. Artık ortada su damlacığından çok farklı bir şey vardır. Yarı geçirgen zar içindeki moleküller reaksiyonlarını sürdürürken, ortama salmış oldukları enerji zara çarpıp geri döner. Biz buna canlı deriz. Temeli tamamen cansız bir yapıdır. Birtakım kimyasal reaksiyonlar olmakta ancak reaksiyon enerjisi zarlı yapıdan dışarı sızamadığı ve tekrar moleküllerin yeni reaksiyonlarına katıldığı için sistem açılıp kapanmaktadır. Henüz tamamen pasiftir. Varolma koşulu reaksiyonların sürebileceği elementlerin olup olmamasına bağlıdır. Ancak bu yapılar tek midir? Hayır. Bunlar arasında da çekim başlar. Üstelik oldukça büyük bir moleküler dizgedirler. Herbirinde birbirine benzer fakat tamamen de birbirinin kopyası olmayan moleküşller dizgeler mevcuttur. Dolayısıyla yoğunlukları nedeniyle daha apğır hareket etselerde bir araya gelmeleri yine de kaçınılmazdır.

Giderek ortamda irili ufaklı protoplazma yapıları artmaya başlar. Durmadan çarpışır aralarında reaksiyonlara girer ayrılırlar.

Ancak zamanla bu yapıların bazısı yeni bir ortam oluşturmaya başlar. Türlü yapılar vardır. Bir arada dururlar. Ayrı mı beraber mi pek kesin değildir. Ancak meydana gelen reaksiyonlar hepsini o bölgede tuttuğu için artık ürünlerle birlikte bulundukları ortam giderek onların ortak yaşam dizgesi denilen ortamını oluşturmuştur. Karşımızda artık gelişmekte olan hücreler vardır. Bakteriler gelişmiş hücrelere girip mitokondrilere dönüşürler. Her reaksiyon çok uzun zincirli moleküllerin durmadan değişimiyle sürmektedir. Artık DNA denilen ve kendini klonlayan bir moleküll vardır.

DNA nın klon mekanizması aslında çok basittir. Enerjisi belli oranın üstüne çıkan bu molekül dağılır. Ancak dağıldığı yer en zayıf bağların olduğu kısımdır. Dolayısıyla Adenin bazı Guann ile bağ yapabildiğine göre ikisi birbirinden ayrılınca doğal olarak Adenin ucu guanin bazını,guanin ucu adenin ucunu tekrar ortamdan bulacaktır. Çünkü her yerde bu türden bazlar bulunmaktadır. Dolayısıyla kararsız olan dağılmış DNA nın iki kolu yeniden kendi simetriğini oluşturur bu buluşmalar sonucunda. Ortaya bir DNA dan iki DNA çıkmıştır.

Bu mekanizmanın süreçleri oldukça uzun bir zamanın sonunda ortaya çıkar. Ana reaksiyon budur. DNA molekülü değiştikçe zincir ve dolayısıyla reaksiyonların biçimi de değişir. Zincirleme reaksiyon başlamıştır. Bunu yapan DNA molekülüdür.

Her yeni oluşum otomatikman DNA daki yapının da değişmiş olmasını gerektirir. Çünkü aslında ana reaksiyon burada gerçekleşmekte, diğer ürünler ve yapım yıkım onun içinde bulunduğu zarı oluşturmaktadır.

Fakat bu işlem durmaz. Giderek yeni örgütlenmeler ve simbiyoz yaşamlarla sürer. Bu simbiyoz yaşamlar çevreye göre durmadan şekil değiştirir. Basit canlılar reaksiyonları ile serbest oksijeni arttırmışken aşırı oksijenden ötürü ölüm başlar. Yani reaksiyonlar devam edemez duruma gelir. Fakat her olasılığın ortaya çıktığı hücre çekirdeklerindeki DNA mutasyonları her replikasyonda yani klonlamada devam etmektedir. Bütün bu yapılar ölürken,bir kaç tanesi oksijenin aşırı olduğu ortamda bile hala durmamıştır. İkinci aşama başlamıştır. Replikasyonlar yeni ortama göre yeniden biçim değiştirmiştir. Önceki yapıların tamamı neredeyse yok olmuştur. Oksijen çok daha fazla enerji açığa çıkarmaktadır. Dolayısıyla simbiyoz yaşamda bir patlama meydana gelir. Kompleks canlılar dönemi başladı.

Canlılar demeye başladık neden? Çünkü bu dev reaksiyonlar hareket halinde. İçlerinde sayısız molekül ve reaksiyon gerçekleşirken aynı anda ilk zarsı yapılardan beridir birbirleriyle de moleküler transfer yapmaktalar. Türler var en baştan beri. Ama sayıları giderek artıyor çeşitleniyorlar. Giderek daha karmaşık DNA yapıları ve daha değşik canlılar.
Alıntı ile Cevapla
  #16  
Alt 15-11-2008, 00:55
Chaos Chaos isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 10 Apr 2008
Mesajlar: 174
Standart

En sonunda ne oldu? Sinir sistemleri,yürüme organları,santral sinir sistemi oluştu. Bütün bu çeşitlilik son 3 milyar yılda, DNA nın kendini durmadan eşlemesi yüzündendir. İnsani bakış açısıyla kendi kökeninizi bulmak istiyorsanın atanız budur. Bir molekül adı Deoksiribo nükleik asit. Çok mu basit. Onu mükemmel kılan işte zaten bu basitliği. Sanıldığı gibi disiplinli değil. Hatta çok rastgele hatalar yapıyor. Ancak insan vücudsundaki bir oluşumda biz bu hataları yaşamadan diğer üyelerin işlemeyen kısmı inaktif etmesi nedeniyle farketmiyoruz bile. Biz hayatta kalmış 3 milyar yaşındaki DNA nın en garip biçiminden bir tanesiyiz. Sanırım biz insanlar yeni birşeyiz.

Kendini kopyalayan DNA nın doğayı kopyalayan yeni bir dizgesiyiz. Nöronlarımız var. Aslında birer hücre olmalarına rağmen sanki elektrik enerjisiyle çalışan kablolar gibi davranıyorlar. Bu yüzden bizim santraller ve elektrik kabloları yapmamız hiç de şaşırtıcı değil. Aslına bakılırsa insan denen canlı kendini ve doğayı taklitte çok başarılı. Bir elektrik dağıtım veya su dağıtım şebekesine baktığınızda,kentlere ve ulaşıma göz attığınızda tamamen yaşamamızı sağlayan varlığımızın taklidini yaptığımız görülebilir. Düzenli mi? Pek sayılmaz ancak belli bir fiziksel sınırı var.

Fiziksel sınırı olan hiç birşey düzenli demek değildir. İşte innsanların çoğunun kafasını karıştıran nokta burası. Karmaşıklığı ve rastgeleliği planlayamadığımız için karşınıza bir insan koyamıyoruz labarotuvarda birleştirilmiş rastgele elementlerden. Yanılgı noktası burası. İnsan vücudu veya görülebilir evren veya, herhangi bir yaprağın fiziksel sınırı var. Neden var? Onu görebilmemiz için.Ha demek ki bir yaratıcı mı var? Hayır onu gören benim. Fiziksel sınırını biçen benim varlığım. Gözlerimin görebilme şartı bu. Ayırd etmek zorundayım.

Atomları görebilseydik şekilleri göremezdik. Fiziksel sınır içindeki düzensizliğe her nedense insanlar mükemmel dizayn diyorlar. Öyleyse mükemmellik düşüncesine bir açıklık getirmek gerekiyor. Nedir mükemmellik?

Mükemmellik aslına bakılırsa en ideal anlamında, ulaşılması mümkün olmayan bir sistemdir, taklidi imkansızdır. Güneş sistemi mükemmel midir? Taklidi imkansız olduğu bir gerçek. Spesifik biçimde bir güneş sistemi yapamayız. Bir defa o gezegenler nasıl oluyorda yörüngeden çıkmıyorlar? Soru: Neden çıksınlar?

Eğer güneşi sabitler ve gezegenleri çevresinde döndürürseniz bu sizin taklidinizdir. Modelinizdir. Kepler daha iyi modellemiştir fakat o da güneş diyelimki hareket etmiyor demiştir. Einstein daha iyi modellemiştir fakat o da diyelim ki tüm evrende geçerli bir evrensel sabit olsa demiştir.

Sabiti ne kadar uzağa götürürseniz daha yaklaşık bir model oluşturursunuz. Ancak gerçek sabit hiç bir yerde değildir. Sabit bir nokta yoktur. Ancak tüm sabitleri kaldırırsanız doğanın bu sefer sadece resmini çekebilirsiniz. Elinizde bir model olmaz. Bu nedenle hiç bir matematiksel grafik ağaca benzemez tam olarak. Bir keskinlik illaki vardır. Bir tekrar nbir periyot vardır. Kaos teorisinin grafikleri bile doğal değildir bir bitki ondan daha kaotiktir.

Mükemmellik düzenin tam zıttıdır. Mükemmel dizayn diye anlaşılmaya çalışılan doğa, aslında istisnasız kaostur. Dizayna indirgenemediği için mükemmel dizayn denmektedir.

Akıllı tasarım düşüncesi bu hatalı düşüncenin akıl dışı indirgenemez karmaşıklık fikrinden doğmuştur. Karmaşıklık dizayna indirgenemez, doğru olan budur. Akıllı tasarımın indirgenemez karmaşıklığını şöyle yok edebiliriz.

İndirgenemez Dizayn: Doğanın makro ve mikro boyuttaki hiç bir olgusu belli bir dizayn açısından hatasız formülasyona dökülemez. Elde edilen tüm modeller belli etkenlerin ihmalini zorunlu kılar. Dolayısıyla doğayı belli bir dizayn açısından yorumlamak, ihmallerin etkisini ve bilinmeyenleri yok saymak anlamına gelecektir. Bakteri kamçısının motora benzeme nedeni indirgenemez kompleks e örnek verilemez çünkü evrende motor yoktur. Motor insanın kendini ve doğayı yorumlama biçimidir ve mükemmel motor deme nedeni onun çok daha kötü bir modelini insanın dizayn etmiş olmasıdır. Dolayısıyla bakteri kamçısı motordan değil, motor fikri doğanın indirgenmesinden doğmuştur. Benzeme nedeni budur. Tanrı motor fikriyle bakteri kamçısındaki proteini değil, insan doğayı inceleyerek çok daha kaba bir model olan kendi şine yarayacak kendi motorunu modellemiştir. Dolayısıyla da akıllı tasarım dogmatizmin eski bir hilesidir, metafizik varsayımsal mutlaklıktır. Her türlü dizayn bir indirgeme, bir modeldir. Doğa dizayn açısından yorumlanamaz,karmaşıklık dizayn değildir ona indirgenemez. Tam tersine dizayn, karmaşıklığın indirgenmesidir. Karmaşıklığın birebir modelini tasarlayamama nedenimiz, doğayı dışardan modelleyerek yaşama zorunluluğumuzun bir sonucudur. Yani dizayn biziz, doğa karmaşıklıktır. Onu düzenlerle açıklayacak biziz ancak o düzenlerle tamamen açıklanamaz. Bilginin sonsuz olma nedeni de budur. Biz araştıran ve katılanız. Doğanın sahibi ve ötesi değil, onun yan unsurlarından sadece biri.

Görüldüğü gibi mükemmelik denilirken aslında yapılan doğayı dizayn a indirgeme çabasıdır. Yani insan büstüne. Oysa sıradan kaya doğaldır insan suretine bürünmesi gerekmez. Şekilsizdir. Kime göre şekilsiz? İnsana göre. Ancak bu şekilsizliğe de hayranız ve ona doğa derken aynı zamanda mükemmel diyerek hala kendi dizaynımıza indirgemekte inat ediyoruz ki, bu eski bir hurafenin bugünkü geleneksel devamıdır doğru değildir.

Gelelim buradan tesadüf ne demektir konusuna. Yine bu dizayn saplantısının bir devamıdır. Zihinsel error dür. Eğer kum tanelerini fırlatıp neden bir şekil oluşmadı diye sorarsanız sorulması gereken nasıl bir şekil oluşmasını bekliyordundur. Evet ne şekle gelmesi gerekiyordu? Aldığı şekil doğal bir şekildir.

Canlıyı oluşturan tüm elementleri bir kazana atıp karıştırdık ortaya hiç bir hücre bile çıkmadı!
Soru: Kaç milyon yıl boyunca karıştırdın? Belki de çıkmıştır bu da mümkün iyi bakman lazım. Belki biraz elektrik ve ısı ile aminoasit oluşmuş olabilir. Ama bir domuz çıkmasını bekliyorsan kazanın koca bir gezegen zamanın da bir kaç milyar yıl olması gerekiyor o zaman karıştırmana da gerek kalmaz.

Evrendeki bütün bu sistemler kendiliğinden olamaz birinin yapması gerekir.
Kim? Birinin yaptığı bir çok şey biliyoruz ve bunlara model diyoruz. Örneğin uçak bir insan modelidir insan yapmıştır. Ancak uçak canlı değildir,insan olmadan olmaz. Ayrıca uçak düzdür. İstediği yere kıvrılıp konamaz iradesi de yoktur. Kısacası uçağın doğa ile hiç ilgisi olmadığı gibi doğrudan,kuşların ve uçan canlıların hiç bulunmadığı bir gezegende yaşasaydık, muhtemelen bilmeyeceğimiz birşeydir. Kuş yapma bilgisi maket uçak yapma bilgisi ile alakasızdır çünkü kuş doğal bir moleküler,canlı evriminin uçak insan dizaynının bir ürünüdür. İnsan zihni doğayı indirger. Uçağın kuştan hızlı uçma nedeni ise zekanın doğadan üstünlüğünün sonucu olmayıp, hareket yasalarını bilmesinin sonucudur. İnsan kendi hareket evrenini modeller. Bilgisi arttıkça hareket alanı artar. Buradan 7 milyar ışık yılı öteye kadar model yapmış ise bu evrenin sınırı olmasa da mars a iniş yapacağı kadar bir bölgede ince hesap yapabilmesinin sonucudur.

İnce hesap da insan ince hesabıdır. Mars ı yakalarsan ince hesap ile mars a inersin. Newton dünyadan nasıl çıkılabileceğini ince hesaplamıştır. Merdiven de bir hesaptır. Sayesinde yükseğe çıkılır. Ama dağ merdiven basamaklarından oluşmaz onu biz o tür basamaklarla ölçeriz ki çıkabilelim.

Evet ne istiyorsunuz? Her şeyi açıklayacak,tesadüfü yok sayacak,tek kelimeyle tüm bu kaosu açıklayacak doğa ötesi bir kelime mi? Bu içinizdeki doğa ile ilişkinin bir yansıması. Sizler evrenin düşünen canlı organizmalarısınız. Geldiğiniz yer biraz topraktaki elementler biraz da karmaşık reaksiyon. Şimdi düşünebiliyor olmanıza şaşıran şaşkınlarsınız. Oysa anladığınızı varsaydığınız doğadan dışarda bir yerde değillsiniz onu anlıyor olmanızda şaşılacak bir şey yok. Şaşırmanız gereken tanrı mucizesi değil, şaşırmanız gereken doğanın ta kendisi. Ama bakmadan araştırmadan,akıl yürütüp neden diye sormadan bunu yapamazsınız. Kendiliğinden bilgi olmaz. Her şey ilişkilidir. Aklınızı sabitliğe yöneltirseniz,doğal hareketlerin tersine davranmış olursunuz. İnsan zekası dogmalara saplandığında,yeryüzünün en aptal canlısı haline gelir. Kendini hiç bir felaketten koruyamaz. Dahası kendi felaketine neden olur. Hiç bir şey sizin sandığınız kadar basit bir planın parçası değildir. Tüm planlarınız doğaya ne şekilde baktığınız ile alakalıdır. Bunun sonu yoktur. Onu kuşatamazsınız. Doğa daima sizleri kuşatacaktır. Herşeyi tek bir karaktere indirgeyen mitolojik figürlerle,veya kendi dizaynlarınızın mutlak değişmez ilkeleri ile tanımlamaya kalkıştığınız sürece ondan uzak kalarak gerileyeceksiniz. Çünkü herşey birbirini durmadan değiştirirken uyum sağlayamayanlar ve geride kalanlar elenecektir. Bir tanrı mı, koruyucu mu arıyorsunuz. Öyleyse inananlara şunu söylemeliyim ki, karşınızda gerçekten duygusuz bir tanrı var ve asla istisnayı korumaz, ödüllendirmez. Dualarınız anlamsız, ölüm ötesi ödül beklentileriniz boşunadır, hiçbirine kavuşamayacaksınız. Savrulup giden birer toz zerresisiniz. Gücendiniz mi? Üzüldünüz mü? Hepsi bu mu diye mi soruyorsunuz? Öyleyse yaşamayı seviyorsunuz. Öyleyse ötelere olan bu inanç niye madem hep yaşamak arzunuz? Doğayı anlamazsanız yaşamınızın anlamı kalmaz. Tanrılardan ödül bekleme ve ölümden öte yaşam dilenme nedeniniz, burada olup bitenlere karşı olan kayıtsızlığınızdır. Can sıkıntınızdır,mutsuzluğunuz ve yalnızlığınızdır. Tabi inandığınız sahte değerlerin sizi zincirlemesinden ötürü içine düştüğünüz çaresizliğinizdir. İnanın. İnanın ve köleleşin. Tanrılardan dileyin kurtuluşu. Bu sizin türünüzün son çırpınışları. Çünkü gelecek nesilin size vereceği isim şimdiden belirli. Kendi kıyametine inanarak kendi intiharını süsleyen çağın unutulmuş insanları. Evet unutulacak ve tarihi kayıtlardan silineceksiniz. Çünkü bu bir geçiş dönemi hastalığının adıydı. Kıtlığın neden olduğu bir hastalık. Kıtlık sona erdi. Artık bilgi ve teknoloji iyi durumda tek eksik zihinlerdeki egoist saplantıların hala duruyor oluşu her nesilde çocuklara yeniden verildiği için.

Bu benim ütopik umudum mu? Hayır gerçek. Çünkü diğer ihtimal gerçek bir dehşet. O ihtimal, yeryüzündeki türlerden birinin daha yok oluşuna dair acıklı bir hikaye.
Alıntı ile Cevapla
  #17  
Alt 15-11-2008, 01:17
frodo - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
frodo frodo isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 26 Aug 2006
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 5.877

Onur Üyeliği 

Standart

Güzel yazılar chaos. Sanırım tekrar tekrar okuyup üzerinde düşünülmesi gereken bir çok
şeyi birlikte kısa bir özet olarak sunmuşsun. En iyisi bir çıktı alıp tekrar okumak. Bunca zaman geçti hala ekrandan okuduğum yazılara konsantre olamıyorum.

İnsani olan her şey kabûlüm.
Alıntı ile Cevapla
  #18  
Alt 15-11-2008, 01:43
Chaos Chaos isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 10 Apr 2008
Mesajlar: 174
Standart

Dilin kavramsallaştırma ve sınırlama özelliğini yok sayamayız, haklısın evrensel-insan. Evren dediğimizde bile aslında bilip bilmediğimiz herşeye koyduğumuz bir isim üzerinden genelleme yapıyoruz. Evren şudur,şöyledir,şöyle olabilir. Her ne kadar bilim matematik ve fizik formüllerinden oluşsa da ki o da daha başka bir geometrik modelden türetilmiştir, yine bunlara mana verirken dir li dır lı tanımlar katıyoruz.

"Evren big-bang ile oluşmuştur." Burada evren derken zamanı da düşünmek zorundayız. Oysa cümle bir anlık süreçten fiziksel bir hareketin olmuş bitmiş halinden bahseder gibi tüm bir varoluşu kuşatıyor ve bu nedenle anlamsız bir cümle oluyor. Mutlak varlıklar da buradan türeyiveriyor.
Alıntı ile Cevapla
  #19  
Alt 15-11-2008, 02:03
evrensel-insan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
evrensel-insan evrensel-insan isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 08 Mar 2008
Bulunduğu yer: Londra
Mesajlar: 22.832
evrensel-insan - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart

Saygideger chaos;

Aslinda; burada tek bir formul; evrensel isimlemenin v.s. kokenini acikliyor. Oda; x in fonksiyonunun y oldugu; ve y nin ancak x eliyle ifade edilir oldugudur.

Yani, ilginc olan; hicbirseyin tanimlanamaz olmasidir-taki o sey kendini tanimlamaya ve insanoglu, bu tanimlamayi algilayacak; o seyle ortak dili bulana kadar, ki bu da mumkun degildir, o yuzden; tanimlama; tek tarafli ve sadece insanoglu taraflidir-.

Tanim da, tanimlayan da, tanimlanan da; insanoglu temellidir. Yukaridaki, formule donersek; ilginctir. Ifade edilen y dir.Ama, y kendisini ifade edemez. Cunku x in fonksiyonudur ve x eliyle ifade edilir. Peki x? o da fonksiyonu veren ve bu fonksiyonu y ye dengeleyendir. O zaman, ifade eden de belli degildir. Ustelik, y x karakteri gosterir.

Mesela; elma; bu bir tanimdir. Formule gore bir y dir, ama x karakteri gosterir. O zaman; elma tanimi; tanimlanabilmek icin; hem y dir hemde x karakteri gosterir. O zaman, elma ne x dir ne de y;

Y nin ne oldugunu ve x karakterinin ne oldugunu aciklayici, benim cok cesitli ve detayli yazilarim var.

Su kadarini soyliyeyim. Hersey, y olarak sekillenmis; bir uclemdir ve yine hersey; ikilem ve karsitlik olarak x karakteri gosterir.

Bu, hem somut- hem soyut, hem oznel hemde nesneller icin gecerlidir.

Yani, UCLEM OLMADAN; HERHANGIBIR SEYI IFADE ETMEK MUMKUN DEGILDIR. IFADE EDILEN NE OLURSA OLSUN, O DA X KARAKTERI GOSTERIR. Iste, evrensel tanimlamanin dengelenmis kokensel sorunu budur.

Saygilarimla;
evrensel-insan

Evrensel-Insan - Yapılandırmacı Epistemoloji/Bilişsel Bilim/Qua Felsefesi/Serbest Düşünce/Devrimci Sorgulama/Zihinsel Devrim - Evrensel-Insan Zihniyeti
Alıntı ile Cevapla
  #20  
Alt 15-11-2008, 02:29
Chaos Chaos isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 10 Apr 2008
Mesajlar: 174
Standart

İlk kısmı anladım doğru da,üçlemle anlatma zorunluluğu kısmını anlayamadım. Çünkü bir şekilde ne dersek diyelim herşey bize göre olacaktır orada bir sorun yok. Ama karşıtlığı genelleyip ki bir şeyin ifadesi diğerine bağlıdır o kısmı da anlıyorum. y olarak şekillenmiş üçlem derken bu üçlem ne anlama geliyor. Tanım, tanımlayan ve tanımlanan mı. O zaman insana geri dönüyoruz tekrar? Bu sefer de insan ile insan olmayanın insana göre tanımı durumu ortaya çıkar. Bana göre kesin bir formül bulabilmek pek olası değil. Kendimize göre inşa ediyoruz tüm varoluşu ve inşa ettiğimizden bağımsız, fakat inşamızın bağımlı olduğu bilinci içersinde. Çünkü bina edebildiğimiz tüm her şey içimizden çıkıyor görünse de doğa üstü güçlerle yoktan var etmediğimize göre, çevreden bizi etkiliyor. Yani burada biz x isek y de doğa ise söylediğiniz formülde bir eşleşmezlik oluşuyor. Aslında ne x in tam olarak y cinsinden,ne de y nin tam olarak x cinsinden ifadesi söz konusu. Yine ancak, x<<y durumu söz konusu. Ayrıca insanı y kümesinin dışında, doğayı da insanın tanım kümesinin dışında açıklamak gene mümkün değil.

Sanırım burada bir ayrımlama sorunumuz var. Yani olguları birbirine göre anlamlandırsak da zaten elimizde kesin bir formül asla olmayacağı için ok un hedefe varması mümkün değildirden ziyade,okun hareket ettiğini bilerek hızını tahmin etmek bana daha mantıklı geliyor. Yanlış olabilir ama ilerlememi sağlıyor. Zaten kesin bir doğrudan x olarak bahsetmek olası değil, yoksa x olmaz.
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Önerilen Siteler

Başlık Düzenleme Araçları
Stil

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 07:05 .