Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > Bilim > Biyoloji

Cevapla
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
  #1  
Alt 27-04-2009, 13:08
AYATA AYATA isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyeliğini Sonlandırmış
 
Üyelik tarihi: 10 May 2006
Mesajlar: 1.416
Standart kalp krizi kesin ölüm mü

maillerime gelen bir yazı gerçekten ilginç..

Hekim olmayanlar için de ilginç bir makale.






*Doktorların öldü dediği gerçekten de ölüyor mu?*

Ne yalan söyleyeyim, burayı da uzun zamandır ihmal ettiğimi
düşünüyordum. Normalde çeviri yazı yazmayı pek sevmem. Ama dün CNBC haber
sitesinde yayınlanan bir Newsweek haberi bana oldukça ilginç geldi.
Türkiye'deki haber kaynaklarının da henüz konuyu keşfetmediğini görünce,
içerde ne var ne yok yazayım da bari Onpunto'cular gelişmelerden haberdar
olsun istedim.



Haber, acil durumlarda tüm müdahalelere rağmen kalbi bir türlü
çalıştırılamayan insanlarda ölüm olayının gerçekten oluşup oluşmadığını
sorgulayan bir çalışmanın sonuçlarını içeriyor. Vurgulanan nokta o kadar
enteresan ki, şimdiye dek acil müdahaleye rağmen kurtarılamayan neredeyse
tüm hastaların arkasından yas tutturacak türden. Buyrun beraber okuyalım:



Birilerinin ansızın gelen bir kalp krizi nedeniyle öldüğünü düşünün. Tüm
organları yerinde ve vücudunda kan kaybı da yok. Tüm olan biten sadece
kalbin durmasından ve beynin oksijen yetersizliğinden dolayı kendini
kapatmasından ibaret. Doktorlar buna klinik ölüm adını veriyorlar. Peki ama
bu hasta gerçekten de öldü mü?



1993'te Dr. Sherwin Nuland'ın liste başı olan "Nasıl ölürüz" kitabında bu
sorunun cevabı evet olarak veriliyordu. Bu durumda hasta geri
döndürülemiyordu, çünkü beyin ve dokular oksijen yetersizliğinden dolayı
geri döndürülemeyecek biçimde hasar görüyordu. Sürecin bu noktaya gelmesi
için de dört ile beş dakikalık bir zamanın yeterli olduğu düşünülüyordu. Bu
süre içinde kalp masajı ve oksijen müdahalesiyle hasta geri getirilemezse
doktorlar hastayı geri getiremeyeceklerine ikna oluyorlardı.



Bu inanış, Pensilvanya Üniversitesi'nden Dr. Lance Becker oksijen
yetersizliği çeken kalp hücrelerini mikroskop altında inceleyene kadar hiç
sorgulanmadan bu güne dek süregeldi. Becker gözlemi hakkında şunu söylüyor:
"Olaydan bir saat sonra bile kalp hücrelerinin öldüğüne dair bir işaret
görünmüyordu. Önceleri bir şeyleri yanlış yaptığımızı düşündük, ama
gerçekten de kan akışı kesilen kalp hücrelerinde ölüm dakikalar değil,
saatler sonra gerçekleşiyordu".



Peki oksijensiz kalan hücreler saatlerce yaşamaya devam ediyorsa, neden
doktorlar bir saat önce ölen birini geri getiremiyorlar? Çünkü beş dakikadan
uzun süre oksijensiz kalmış bir hücreye yeniden oksijen verirseniz, bu defa
gerçekten ölüyorlar. Bu, ölmekte olan birine uygulanan ilk yardım anlayışını
kökünden değiştirebilecek hayret verici bir keşif.



Biyologlar, bunun sebebinin hücre ölümünün dışarıdan değil, içeriden
tetiklenmesi sonucunda olduğunu düşünüyorlar. Hücre içinde mitokondri olarak
isimlendirilen organeller, oksidasyon yoluyla hücre enerjisinin
sağlanmasından sorumlular. Mitokondriler ayrıca anormal, yani kanserli
hücrelerin kendi kendini imha etmesi olarak nitelenen apoptosis adlı süreci
de tetikleyebiliyorlar. Araştırmacılar, hücre kontrol mekanizmalarının
kanser ve yeniden kanlanma arasındaki farkı anlayamadığını, yeniden kanlanma
gerçekleştiğinde bir mekanizmanın tetiklenip hücrenin intihar etmesine neden
olduğunu düşünüyorlar.



Bu gerçek, bir başka gerçeği de beraberinde getiriyor: Şimdiye dek uygulanan
ilk yardım anlayışında tam da bunu tetikleyecek bir yöntem uygulanıyordu.
Eğer yolda yürürken kalp krizi geçirirseniz ve size dakikalar içinde
kalp-solunum masajı uygulayarak kan sirkülasyonunuzu sağlayacak birilerine
denk gelecek kadar şanslıysanız, hastanede geri döndürülebiliyorsunuz. Ancak
çoğu hasta acil servise vardığında kalbi en az 10-15 dakika için tamamen
durmuş oluyor. Peki sonra? "Hemen oksijen veriyoruz" diyor Becker,
"Elektroşok uyguluyoruz, epinefrin verip kalbi çalışmaya zorluyoruz, yani
dokunun bolca oksijen alması için ne gerekiyorsa yapıyoruz". Ancak zaten kan
açlığı çeken doku bir anda oksijenle dolduğunda, aynen yukarıda açıklanan
sebeple kendi kendini öldürme yoluna gidiyor. Becker, bunu böyle yapmak
yerine oksijen alımını azaltmak, metabolizmayı yavaşlatmak ve kan
biyokimyasını yeniden kanlanmayı kontrollü biçimde gerçekleştirecek biçimde
düzenlemek gerektiğini söylüyor.



Araştırmacılar, bunu en iyi şekilde nasıl yapabileceklerini anlayabilmek
için çalışmaya devam ediyorlar. Kaliforniya Üniversitesi tarafından
yayınlanan dört ayrı hastanedeki çalışmaların sonuçları, kalp krizi geçiren
hastalarda bu yeni yaklaşımın uygulanmasının şaşırtıcı ölçüde başarılı
olduğunu gösteriyor. Yeni yöntemde hastalara kardiyoplejik (yani bir anlamda
kalbi felç eden) kan ürünleri uygulanarak kalp beklemeye alınıyor, daha
sonra kalp-akciğer fonksiyonlarını sağlayan bir makineyle beyindeki kan
akışının kalp yeniden güvenli bir şekilde çalıştırılana kadar devam etmesi
sağlanıyor. Bu çalışmada hastaneye giren 34 hastanın yüzde 80'i canlı olarak
çıkmayı başarmış. Geleneksel yöntemlerle bu oran sadece yüzde 15 civarında.



Becker, ayrıca vücut ısısının 37 santigrat dereceden 33 dereceye düşürerek
de yeniden kanlanma sırasında meydana gelen kimyasal reaksiyonları
yavaşlatabildiklerini söylüyor. Hatta bunun için enjeksiyona uygun tuz ve
buz karışımından oluşan özel bir kimyasal solüsyon hazırlayarak, ilk yardım
setlerinin standartları arasında sokmak için çalışmalar yapıyor. "Acil
ünitesinde kalbi durmuş biri üzerinde yarım saat deliler gibi
uğraşıyorsunuz, sonra biri sanırım geri getiremeyeceğiz diyor ve siz de
vazgeçiyorsunuz" diyor Becker, "Hasta kartında ölü yazıyor, ama vücuttaki
trilyonlarca hücrenin hala canlı olduğunu biliyorsunuz".



Becker, bu paradoksu yaşam lehine çözmeye çalışıyor.
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 27-04-2009, 15:21
OQONUC OQONUC isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Denetimdeki Üye
 
Üyelik tarihi: 28 Jan 2009
Mesajlar: 455
Standart

Ayata hem afferim, hem de teşekkür ederim.

Ben yanılmam kolay kolay, sende iş var dediysem vardır.
Sizin böcük henüz canlı. Bu da harika bir avantajdır.
Tekrar teşekkürler
Selamlar.
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 27-04-2009, 17:14
Ayejj - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Ayejj Ayejj isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 21 Apr 2008
Mesajlar: 1.190
Standart

Sn Ayata,
Bu güzel yazı için teşekkür ederiz.
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 27-04-2009, 20:27
aydoe - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
aydoe aydoe isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 06 Oct 2007
Mesajlar: 3.982
Standart

''Yeni yöntemde hastalara kardiyoplejik (yani bir anlamda
kalbi felç eden) kan ürünleri uygulanarak kalp beklemeye alınıyor, daha
sonra kalp-akciğer fonksiyonlarını sağlayan bir makineyle beyindeki kan
akışının kalp yeniden güvenli bir şekilde çalıştırılana kadar devam etmesi
sağlanıyor. ''

Ölüm beyin ölümüdür.
Kalbin durması sonucu ölüm kan dolaşımının durması ve beyin hücrelerine oksijen gitmemesi sonucu beyin ölümüyle gerçekleşir.
Bir çok hücre yaşamını sürdürüyor olabilir,örneğin sperm canlıdır ve vücudumuz dışında 72 saat yaşamını sürdürebilir.
Kırmızı küreler uzun süre canlı kalabilmekte ve saklanarak başka insanlarda kullanılmakta.
Organ nakillerinde bir böbrek saatler sonra bir başka kişiye nakledilebilmekte ve işlevini sürdürebilmektedir.
Kalb emme basma bir tulumbadır ve görevi vücuttaki dolaşımı ve dokuların oksijenlenmesini sağlamaktır.
Kalb krizi kesin ölüm değildir,kalbin durması da değildir ki biz onu durdurur ve çalıştırırız.
Beyin durdumu iş bozuk.

''asla değişmeyecek hükümler getirdiğini iddia etmek,aklın ve ilmin gelişimini inkar etmek olur''
Alıntı ile Cevapla
  #5  
Alt 27-04-2009, 21:36
Serdar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Serdar Serdar isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 30 Apr 2008
Mesajlar: 648
Standart

Kalp krizi sırasında kan dolaşımının durması - aniden durması - bütün dokulara kan, besin ve oksijen gidememesi insanı yere yatırır. Fakat, birçok hücre canlıdır, neredeyse bedendeki hemen hemen bütün hücreler.Birçok hücre saatlerce yaşamaya devam eder. Ama çok düşük enerjide. Beden türlü doku organları arasındaki iletişimi, birliği ve eşgüdümü kaybeder, ister istemez: Asıl sorun bu eşgüdümü tekrar hayata nasıl geçirmek şeklinde olmalıdır bence. Kalp durmuştur birkere. Çalışması gerekir.



Geceleri yattığımız zaman bazen bacağımızı hissetmeyiz uyanınca. Çünkü üzerine yatmışızdır. Kan dolaşımı durmuştur. Dokular oksijensiz kalmıştır fakat, bacağımız ölmez. Az kıpırdayınca titreyerek mütiş bir sancı ve kasıntıyla yeniden canlanmaya, hislenmeye başlar. Bacağımız hissetmeye başlarız. Bedenimizin halen canlı kalmış kesimleri çok düşük enerjide - hislerimizden ayrılmış olsa bile - yaşamaya devam eden bacağımızı tekrar bedene bağlar, enerjisini yükseltir.

Çalıştırıcı, tetikleyici etkenleri yavaş yavaş mı uygulamalı, yoksa elektrik şokunu ve kimyasalları birden vererek şok mu uygulanmalı?

Lakin akıl ve ruh hastaları, ve bunların daha ileri bir aşaması olan kanser hastalarının (dikkat edin ruhsal çöküntü ve kaygı sarmıştır heryerlerini, düşük enerjili insanlardır) kronik kas kasılmalarının etkisiyle, örgenlerin ve dokuların devamlı kasılı kalarak büzüşmesiyle makineleşmişlerdir. Bedeninin bir taraflarını hareket ettirmelerini istediğinizde bunu başka bölgelerini de hareket ettirerek yaparlar. Dans etmelerini istediğinizde odun gibi dans etmelerinden tanırsınız onları. Kolunu hareket ettirmesini istediğinizde bunun başka yanları da ona bağlı olarak hareket ettirirler. Bu ölüm katılaşmasına giden süreçtir. Onunla arasında sadece derece farkı vardır. Ölü insan kaskatıdır. Ölünce tamamen katılaşırlar.
Lafı nereye getirecem? Bu insanları tedavi etmek amacıyla uygulanan terapi yöntemleri genel olarak bildiğim kadarıyla, kısa zamanda uzun mesafe katetmeye yönelik olanlar, çoğu zaman geri tepmiştir. Yani şiddetini yavaş yavaş vererek, alıştıra alıştıra uygulanan yöntemler başarıya ulaşmış, daha kalıcı olmuşlardır. Ayrıca daha güvenli olmuşlardır. Bunu şuna benzetebiliriz. Hastada birden devrim yaratmaya çalışan ruhçözümcüler doktorlar, hastayı ya iyileşti sanmışlar ya da hastayı daha da zora sokmuşlar, geri teptirmişlerdir. Bunu da aynı benzetme ve mantıkla düşünebilir miyiz acaba diye düşündüm. Analoji kurdum bir bakıma.

Evet mantıklı olabilir. Fakat, kalp krizinin de ani gelen - yani yavaş yavaş olmayan bir süreç - olduğunu da göze almalıyız. Akıl hastalığına ve kansere giden süreç yılları kapsasan bir süreçte yavaş yavaş oluşur, eğer doğuştan bir bozukluk yoksa. Dolayısıyla üzerine yavaş yavaş, alıştıra alıştıra gidilmelidir. Ama kalp kirizi bedene bir şok getirir. Devrime devrimle karşılık verilir, evrime ise evrimle. Evrim uzunca bir süreci kapsar. Evrime devrimle veya devrime evrimle karşılık verilemez. Bu hastayı şoka sokar.öldürebilir. Belki evrim ve devrimin bir optimum noktası olabilir. Kardiyolog veya tıp doktoru değilim. Ben böyle bir mantık yürüttüm.
Alıntı ile Cevapla
  #6  
Alt 28-04-2009, 15:55
Ayejj - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Ayejj Ayejj isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 21 Apr 2008
Mesajlar: 1.190
Standart

aydoe´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Ölüm beyin ölümüdür.
Kalbin durması sonucu ölüm kan dolaşımının durması ve beyin hücrelerine oksijen gitmemesi sonucu beyin ölümüyle gerçekleşir.
Bir çok hücre yaşamını sürdürüyor olabilir,örneğin sperm canlıdır ve vücudumuz dışında 72 saat yaşamını sürdürebilir.
Kırmızı küreler uzun süre canlı kalabilmekte ve saklanarak başka insanlarda kullanılmakta.
Organ nakillerinde bir böbrek saatler sonra bir başka kişiye nakledilebilmekte ve işlevini sürdürebilmektedir.
Kalb emme basma bir tulumbadır ve görevi vücuttaki dolaşımı ve dokuların oksijenlenmesini sağlamaktır.
Kalb krizi kesin ölüm değildir,kalbin durması da değildir ki biz onu durdurur ve çalıştırırız.
Beyin durdumu iş bozuk.
Sn Aydoe ,

Bazen medya organlarında şu tarz haberlere rastlıyoruz. Mesela '' morgta tekrar dirildi.'' ,''Öldü 2 saat sonra dirildi '' gibi bunlar nasıl oluyor.?
Bu insanların kalpleri dakkikada 2-3 kere mi atarak yaşıyorlar?Veya hiç mi atmıyor?
Bunların beyni okijensizliğe nasıl dayanıyor?

Saygılar.
Alıntı ile Cevapla
  #7  
Alt 28-04-2009, 19:47
Serdar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Serdar Serdar isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 30 Apr 2008
Mesajlar: 648
Standart

Burada gece yatınca 6-7 saat uyuşuk, kansız kalan bacağın sabah tekrar canlanmasını, düşününce - burada oksijenli kanın bacağa birden kıpırdanınca akın ettiğini göz önünde bulundurmak gerekir - oksijen bedeni ölüme yollar diyip mantıksızca bir açıklama yapmak bence pek uygun olmayabilir.

Şimdi ölümü betimleyelim.

Ölü insan saatler sonra dokunduğunuzda kaskatıdır. Canlı insan yumuşaktır. Kasların kaskatı geçmesi bir büzüşme, içe çekilmenin göstermesidir. Saldırganlık veya orgazm sonrası rahatlama ise, dışa doğru açılımdır. Kanın kılcal damarlarda dolaşımını kamçılar. Kan vücudun iç kesiminden dış yüzeyine doğru yayılır.

Şimdi kalp durunca kasların ölüm katılığına giden süreci hızlı bir şekilde başlar.

Bu konuda şöyle bir bilgi paylaşabilirim:

Benim "Kanser" başlığı içerisinde sayfa 263-264'de şöyle demektedir yazar:





Demek ki bize gerekli olan şey gevşemedir. Bir rahatlama sağlanmalıdır. Dokuların oksijene ve kana ihtiyacı var, ama nasıl gerçekleştirilmelidir? Kaslardaki ve tüm örgenlerdeki kasılmayı nasıl etkiler, bu ani şoklar, yüksek dozlar? Belki direk kalbe değilde, bedende yaratılabilecek bir gevşeme halen ölmemiş sinirler aracılığıyla kalbi dolaylı yoldan etkileyebilir. Ani şok ise[yani bahsettiğim "devrim"] bütün bedeni daha da kasabilir, büzüştürür mü acaba? Aynı şey, kalpteki kas içinde geçerlidir. Kalp kası tüm beden ile birlikte kaslılıp kalmıştır. Tüm bedene veya kalbe uygulanacak gevşetici etkiler belki kalbi çalıştırabilir mi? Çünkü kalbin atması arka arkaya gelen kasılma ve gevşemelerden ibarettir.
Ani şoku[veya kimyasalların enjeksiyonu yoluyla uygulanan şoku] ise, stresin artması, gevşemenin engellemesi şeklinde görürsek, ölümü daha da tetiklediği düşünülebilir mi acaba? O zaman kalp krizi sonrası uygulanan bu yeni yöntemin bu açıdan mantıklı olduğu düşünülebilir.
Alıntı ile Cevapla
  #8  
Alt 28-04-2009, 22:31
aydoe - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
aydoe aydoe isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 06 Oct 2007
Mesajlar: 3.982
Standart

''Sn Aydoe ,

Bazen medya organlarında şu tarz haberlere rastlıyoruz. Mesela '' morgta tekrar dirildi.'' ,''Öldü 2 saat sonra dirildi '' gibi bunlar nasıl oluyor.?
Bu insanların kalpleri dakkikada 2-3 kere mi atarak yaşıyorlar?Veya hiç mi atmıyor?
Bunların beyni okijensizliğe nasıl dayanıyor?'' Ayejj

Sevgili Ayejj ,
Bu haberler asparagas haberler,ölünün dirilmesi mümkün değil.
Ama ölmemiş bir hasta öldü zannıyla morga alınmışsa ,bir süre sonra bakıldığında canlı olduğu farkedilmiştir.
Burası Türkiye herşey olabilir,sahte diploma ile yıllarca doktorluk yapanlar bile var.
Beyinin oksijensizliğe dayanabilmesi dakikalarla sınırlıdır maksimum 7-8 dakikadır.

''asla değişmeyecek hükümler getirdiğini iddia etmek,aklın ve ilmin gelişimini inkar etmek olur''
Alıntı ile Cevapla
  #9  
Alt 06-08-2015, 14:45
otobusbileti otobusbileti isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Aday Üye
 
Üyelik tarihi: 06 Aug 2015
Mesajlar: 1
Standart

kalp krizi , kalbe giden damarlarda yaşanan damar tıkanıklığı sonucu özellikle sol tarafa doğru şiddetli bir ağrı yaşanması hastalığıdır. O kadar siddetlidir ki nefes almakta güçlük çektirebilecek derecededir.Fakat kalp krizi kesin ölüm tabiki değildir.Damar tıkanıklığını veya kalp krizini tetikleyen (sigara,margarin vs.) etmenler tıkanan damarın açılmasını zorlaştırır.
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Önerilen Siteler

Başlık Düzenleme Araçları
Stil

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 11:44 .