Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > İbrahimi Dinler > İslam

Cevapla
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
  #3001  
Alt 14-02-2019, 18:52
karakedi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
karakedi karakedi isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 18 Nov 2018
Mesajlar: 690
Standart

bayağı popüler bir konuymuş. internette konuyla ilgili şöyle bir bilgi buldum. daha önce paylaşıldı mı bilmiyorum. bize bugün çok normal gelen şeyler, bundan 200-300 yıl önce hummalı bir şekilde ve çetin düşünce savaşları verilerek gelişmiş.

o dönem materyalistler bile beynin düşünce organı olduğunu kabul etseler dahi, örnek veriyorum karaciğerin safra salgılaması gibi beynin de düşünce salgıladığını zannetmişler.

başlıkta 300 sayfa boyunca ne tartışıldı bilmiyorum ama kuranda beyinden bahsedilmemesi ilginç bir tespit evet.

Düşünce ve duyguların kaynağının kalp değil de beyin olduğunu, ilk olarak Alkmaeon adında bir bilim adamı MÖ 450 yılında gösterdi. Göz sinirlerini beynin içerisine kadar takip eden Alkmaeon, gözlerin ışığın kaynağı olduğuna inanıyordu. Onsekizinci yüzyıla kadar bu inanış devam etti. Ortaçağda kilisenin insan vücudu üzerindeki çalışmaları yasaklaması nedeniyle, beyinle ilgili hiçbir ilerleme kaydedilemedi. Onyedinci yüzyılda Fransız filozof Descartes (Dekart) beynin çalışma prensibini hidrolik bir motorunkine benzetiyordu. Beynin anatomisiyle ilgili ilk kitapsa 1664 yılında yazıldı. Galvani adındaki bir bilimadamı 18. yüzyılda insan hareketlerinin elektrik akımı sayesinde olduğunu gösterdi. Bu buluş, sinir hücrelerinin işlevlerini araştıran modern nörofizyoloji bilminin temelini oluşturdu. 1800'lü yıllarda beyin ve sinir hücrelerinin yapısı daha iyi anlaşıldı. Beyinden çıkan sinir hücrelerinin omuriliğe, ve oradan da organlara gittiği gösterildi. James Parkinson'un 1817 yılında "Parkinson hastalığı"nı tanımlamasıyla beynin çalışma mekanizmaları üzerindeki araştırmalar hız kazandı. Beynin gizeminin aydınlatılması açısından, bu hastalık halen en önemli araştırma konularından birisi. Gage adlı bir demiryolu işçisinin kafasının ön tarafına 1848 yılında saplanan bir kazık, beynin işlevlerinin anlaşılmasında çığır açtı. Beynin "frontal lob" olarak adlandırılan ön tarafına saplanan demir kazık, işçinin ölümüne yol açmamış ancak kişilik değişimine yol açmıştı. Bu gözlem, beyin cerrahisinde önemli bir gelişmeye neden oldu. Çeşitli davranış bozuklukları gösteren kişilerin frontal lobları çıkartılarak saldırgan ya da hastalıklı kişilik özellikleri tedavi edilmeye çalışılıyordu. Bunu izleyen yıllarda beyindeki çeşitli merkezlerin işlevleri daha iyi anlaşılmaya başlandı.
https://ekstrembilgi.com/bilim/beynin-tarihi/

ben isterim ki
eğilsin dallar bereketten
ama insanoğlu başını eğmesin
utançtan yada güçsüzlükten
her şey eğilsin insanın önünde
ama insan, insana tutsak olmasın
Alıntı ile Cevapla
  #3002  
Alt 18-02-2019, 00:49
hurmetli - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
hurmetli hurmetli isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 19 Aug 2005
Bulunduğu yer: Turkiye
Mesajlar: 112
Standart

karakedi´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
bayağı popüler bir konuymuş. internette konuyla ilgili şöyle bir bilgi buldum. daha önce paylaşıldı mı bilmiyorum. bize bugün çok normal gelen şeyler, bundan 200-300 yıl önce hummalı bir şekilde ve çetin düşünce savaşları verilerek gelişmiş.

o dönem materyalistler bile beynin düşünce organı olduğunu kabul etseler dahi, örnek veriyorum karaciğerin safra salgılaması gibi beynin de düşünce salgıladığını zannetmişler.

başlıkta 300 sayfa boyunca ne tartışıldı bilmiyorum ama kuranda beyinden bahsedilmemesi ilginç bir tespit evet.
Daha önce bu başlık altında yazıldı ama kısa bir ekleme yapayım;
MÖ 450 lerde Alkmeaon, Hipocrat gibi doktorlar, önceden bilinenin/varsayılanın aksine, yaptıkları diseksiyon çalışmalarına dayanarak, düşünce ve duygu merkezinin kalp değil beyin olduğunu ileri sürmüşler. Ancak daha sonra Aristo, kendince değişik kanıtlar ileri sürerek, tekrar duygu ve düşünce merkezinin beyin değil kalp olduğunu iddia etmiş ve etkili de olmuştur. Aristonun etkisiyle çağlar boyu kalbin beyin üzerindeki hegemonyası devam etmiştir. Öyle ki günümüzde düşünce merkezinin tartışmasız şekilde beyin olduğu bilindiği halde kültürde sevmek veya nefret etmek için kalbe işaret edilmektedir.
Alıntı ile Cevapla
  #3003  
Alt 10-03-2021, 19:25
Ahlaksız - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Ahlaksız Ahlaksız isimli Üye şuanda  online konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 07 Jul 2012
Mesajlar: 8.121
Standart

Kuran'da beyin(dimağ) kelimesi geçmez. Bunu antik Mısır'la irtibatlandırabiliriz ama ben farklı bir şey söyleyeceğim.

Bütün zamanların en büyük düşünürlerinden birisi olan Aristo, vücudun kontrol merkezinin beyin değil de, kalp olduğunu öne sürmüş.
Bu kişi, İslam dini için çok önemlidir. Öyle ki, İslam felsefesinin temeli Aristo'ya dayandırılır.!

Abbasi halifesi Memun, rüyasında Aristo'yu görüyor, sonra antik Yunan eserlerinin çevirilmesi konusu ortaya çıkıyor, sonra da bilgelik evi kuruluyor.
Sürecin başında Aristo var yani.!

Aristo'ya bu kadar göbekten bağlı bir dinin kutsal kitabında, Aristo'nun bilmediği beynin geçmesi beklenemezdi.!
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Önerilen Siteler

Başlık Düzenleme Araçları
Stil

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Kur-an'da sevgiye yer yoktur! YasasinBilim İslam 136 05-04-2015 00:56
ayetlerde neden kalpten bahsedilir? hak geldi İslam 47 27-07-2010 21:18

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 19:40 .