Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > Genel Forumlar > Konu-dışı

Cevapla
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
  #1  
Alt 04-04-2018, 11:57
"ictenlik" - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
"ictenlik" "ictenlik" isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 22 Aug 2017
Mesajlar: 2.523
Standart Genel İnternet Alıntıları , Linklemeler

-Alıntı, Link ve İçerik Tavsiye ve Paylaşma Alanı gibi düşünebiliriz...

Arkadaşlar; kendimce bir şeyler araştırırken, internette rastladığım kimi içerikler ve veritabanları ya da bloglar ve ilgi çekici bulduğum, beğendiğim ya da okumaya-dinlemeye ve araştırmaya, bilmeye, ulaşmaya değer yorumlama biçimi ve içerik ve alıntı gibi şeyler üzerine ;
örneğin mitoloji bölümüne gidip bir alıntı başlığı ve içeriği dinler bölümüne gidip bir alıntı içeriği ve başlığı kurmak istemedim...

Bunların kimini konular içinde de serpiştirmek istemedim.
İnternette bulduğumuz içerikleri ve genel alıntıları ve linklemeleri paylaşabiliriz.

Forumda böyle bir alan var mıydı bilmiyorum..

"KUTSAL KASE"

"insan olmak'ın ağırlığı eşit mi olmak'ın ağırlığına ..."

"Dışarıda bırakılmak içeri kapatılmakla aynı şeydir."- Foucault

Bilgi güçtür - cassiopaean experiment


"İLETİŞİMLER; İNDİRİLEBİLİR VE MOBİL OKUNABİLİR METİN LİNKİ"
~~~~~~~~~~
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 04-04-2018, 12:06
"ictenlik" - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
"ictenlik" "ictenlik" isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 22 Aug 2017
Mesajlar: 2.523
Standart İnsanın en derin kaygısı kendine köken yaratmaktır.-Bir Blog ve İçerik Sunumu

İsrail Ya da Göksel Hizmetkar Cinlerden Modern Şeytana

İnsanın en derin kaygısı kendine köken yaratmaktır. Bu kökenleri bilmedikleri zaman uydurmuş , yüzyıllar boyu kendini olduğu gibi kabul etmemiştir.

Batı insanının resmi tarihi bir kayıpla başlar, anlatılan tüm tarih Hegelci anlamda fenomenolojik bir tarihtir.

Kitaplar olmasa insan belleği zayıftır ; bu nedenle İskenderiye kütüphanesinin yakılmasıyla başlayan süreçte ,Katolik engizisyonundan Hitler'e kadar kitaplar yakılmıştır.XX yy. ortasına kadar tiran II. Nabukodonosor'un soyundan gelen tiranın öfkesinden kaçan onbinlerce İbrani için yazılmış olan Tekvin'den başka yaratılış hikayesi yoktur.

Şeytanın kurbanları olduğumuz tüm eğitim kurumları içerisinde bize öğretildi ve biz buna inandık. Atalarımız olan Adem ve Havva sıradan zevklerin bulunduğu Yeryüzü cennetinde oturur, her türlü paradoksal gerçekliğin olduğu bu yer hem doğulu hemde Rousseacu özelliği bünyesinde taşır. Panterlerle kuzular bir arada yaşar, demek'ki panterler otoburdur.

Cennet (Aden) bir İbrani buluşu değildir.Aden Sümerlerden gelir ve İÖ III-II yüzyıla kadar uzanır; Akad dilinde yine Cennet demek olan Adenu'dan türemiştir. Bu yer görüldüğü kadarıyla ne İbranilere aittir nede tüm zamanlara çünkü Arkeologlar Tekvin'deki Adenu'yu sulayan tek bir koldan kaynağı olan dört ırmağın yani , Pişon , Gihon, Hidekel, ve Perat' ın Basra körfezine döküldüğünü düşünürler. Bunlar Fırat ve Dicle' nin iki ana kolu olmalıdır. Kısacası Cennet eskiden Irak'ta olmalıdır.

Adem ve Havva masumdur daha sonra Şeytan Havva'yı baştan çıkarmış, yenik düşen Havva daha sonra Adem'i baştan çıkarmıştır.Böylece kötülüğün ne olduğunu bilmeyen ilk insanların günahlarının ağırlığını sonsuza dek taşırız.Hukuksal yönden bir suçun oluşabilmesi için Kanuni Ehliyet şartı aranırken Tanrının böyle bir ehliyet arama derdi yoktur.

Peki Tekvin'de çıplak yılan olarak tasvir edilmiş olan bizim Şeytanımızmıdır.?

Bahçenin ortasında bulunan ağaç meyvasından yerlerse ne adem'in nede kendisinin öleceğini ilk kadına söyleyen bu yılan Şeytanmıdır. ?

Söz konusu ağaç iyiliğin ve kötülüğün sembolüdür. Dolayısıyla iyiliği ve kötülüğü bilmeyi yasaklayan Tanrısal emir tartışmaya açıktır.

Tanrıya saygı , iyiliğin ve kötülüğün bilinmesini gerektirmez mi. ?

Tanrı iyiliğin ve kötülüğün ne olduğunun bilinmesini yasaklamış olabilirmi. ?

Dahası bu yılan meyveyi yerlerse tanrılar gibi olacaklarını söyler. Ancak ölümü cennetten çıkışta tanıdıklarından ,önceden zaten ölümsüz olduklarından Tanrı gibi oldukları ve bunun yılan kadar uyanık bir hayvana yakışmayacak mantıksızlıkta bir söylev olduğu düşünülebilir.

Hakikat çok basittir : Adem ve Havva sevişmişlerdir, günah buradadır. kadın ve erkeği yaratıp bunları sıcak bir bahçede çırılcıplak bıraktıktan sonra kaçınılmaz günahı bekleyip sonrasında alevlerle tehdit etmek pek anlaşılır bir şey değildir.

Kötülük ağacı bir simgedir, tıpkı bütün simgeler gibi anlamı muğlaktır, peki yılanda böylemidir. ?

Bundan kuşku duyulabilir çünkü Tanrı ona yılan olarak hitap etmiştir : karnının üzerinde yürüyeceksin ve ömrünün bütün günlerinde toprak yiyeceksin. Ve şöyle devam eder : ve seninle kadın arasına ve senin zürriyetinle onun zürriyeti arasına düşmanlık koyacağım. (Zaten başka türlümüdür.?)

Aden bahçesinde yılan ve insan zürriyeti mesafe yokmudur.?

Dahası yılan kılığına girmiş Şeytan ise cennete işi nedir. ? Bu Tanrının kötülüğüde yaratıp cennete sürdüğü anlamıdamı taşır. ? Eğer böyleyse Adem ve Havvanın cennette oturan birinin davetine uymuş olması nasıl cezalandırılabilir. ?

Cennetten kovulma , ilk gelen insanları pek etkilemez, entelektüel birikimleri ve fizikleri olağan üstü şaşırtıcıdır.Fakat dahada şaşırtıcı olanı Tanrının insanların yeryüzüne yayılmasından hoşnutsuz olmasıdır.Tanrısal hayal kırıklığının sonucunu tüm yaradılış öder ve Tufan olur.

Bu yılanın bir oyunu mudur yoksa kendinden daha fazla geçim maddesi biriktiren kardeşine öfkelenen Kabil'in cinayetinin bir sonucu mudur. ? Bu durumda gökte uçan kuşun suçu nedir. ?

Görüldüğü üzere Yahudiliğin başlangıcından itibaren kötlüğün kaynakları belirsizdir.Bununla kast edilen yazılı Yahudiliktir ; çünkü İncil mezapotamya arkeolojisi tarafından Habiru, İbraniler adı altında bilinen halkın oluşumundan sonradır.Hatta İncil çok sonradır. Çıkış sonrası , yani Kudüs'ün İ.Ö 587'de II. Nabukodonosor tarafından zaptedilmesi ve yok edilmesi , İ.Ö 538'e dek babilde Yahudilerin esir edilmesi sonrası yazılmış , farklı öğelerden oluşan bir metindir. Demek ki Tekvin Kudüs'e geri dönüşte yani V. yy başında yazılmış olmalıdır. Dahası ,Tekvin'e göre yaratıcının hayal kırıklığı ile kendi yarattığı oğullarının gürültüsüne kızan Babil'in çabuk öfkelenen yaratıcısı Apsu arasındaki benzerlik insanı etkilemez. ? Ya da Tanrı Enki ve sarhoş eşi Ninmah tarafından insanlığın eğri bacaklı ve başarısız olarak yaratıldığı yaratılış hikayesine nasıl benzemez. ? Üç durumdada yaratıcının başarısız kalmış ilk yaratılışı vardır, bu tanrısal öfkeye neden olur ve artık Şeytan ‘ a gönderilmeye ramak kalmıştır.

Babil sürgününde alınan sadece yaratılış değildir, Nuh'un hikayesi Babil efsanesinde bulunur.

Peki Yahudiler kendi şeytan yorumlarını nerden almışlardır.? Çünkü şeytan diye adlandırılmış olsada Cenneteki yılan Şeytanın bir taslağıdır.Babil destanında bir baştan çıkarma bölümü vardır ve buradaki terimler Tekvinde Adem'in Havva tarafından baştan çıkarılmasını hatırlatır : Tanrıça İştar ‘ın cazibesine kapılan Endiku kendini " bilgelik ve büyük bir bilgiyle" donanmış bulur.İştar'ın sevgilisine yönelttiği sözler yılanın tanrı gibi olacaksınız cümlesiyle şaşırtıcı olarak benzer. Fakat İştar , Babil dininde özellikle bir kötülük ruhuyla özdeşleştirilmiş olmaktan uzaktır ; kuşkusuz , baştan çıkarıcı bir Tanrıçadır, çılgın ve kimi zaman acımasızdır, ancak kötülüğü temsil etmez.

Tekvinin özgünlüğü şeytanın habercisi olan bu yılanı keşfetmiş olmaktır. Peki Şeytan baştan itibaren varmıdır. ? İlk bakışta Tanrının Kabil‘i azarlamasının düşündürdüğü şey budur.Kabil ilk mahsulünden elde ettiklerini Tanrıya sunduğunda tanrı bilinmeyen bir sebepten bağışı kabul etmez.

" Eğer iyi davranırsan o yükselecek mi. ? ve eğer iyi davranmazsan ,günah kapıda pusuya yatmıştır ;ve onun istediği sensin"

Ortadoğuda bolca bulunan kim olduğu belli olmayan basit bir cin konusudur, fakat şeytan değildir. Bunun kanıtı meseller Kitabı'ndaki Şeytan hakkında söylenenlerden anlaşılır.

" Ve Tanrı oğulları rabbin önünde kendilerini takdim etmeye geledikleri gün vaki oldu ki, onların arasında şeytan'da geldi.Ve rab şeytana dediki : nereden geliyorsun ? Ve şeytan rabbe cevap verdi : Dünyada dolaşmaktan ve oradan gezinmekten. Ve rab şeytana dedi : Kulum Eyübe iyice baktınmı ? Çünkü dünyada onun gibisi yok ; kamil ve doğru adam…"

Göksel konseyde Şeytan , tanrının yakını olarak bulunur.Bu şeytanın aşağı aşağı bir tanrı olarak, fakat yinede tanrı olarak görülmesidir. Burada , Vedacılıktan türeyen dinleri ve Triker Loki'yi çağrıştırır. tanrının onayıyla Şeytanın zavallı Eyübü sınayacak fakat her şey yoluna girecektir.Nihayetinde şeytan tanrısal istencin aletidir.Bu istençler, paradoksal biçimde , Eyüp'ün görüldüğü kadar erdemli olup olmadığını öğrenmeyi hedefler.

Demek ki şeytan gözden düşmüş melek, ağzı salyalı isyancı, tanrının yeminli düşmanı değildir.Bu aynı zamanda peygamber Mikaya'nın İsrail kralı Ahab'a anlattığı hikayeden edinilen izlenimdir.

Eyüp'ün hikayesinde kışkırtıcınınkine benzer bir konuşma, Mikaya'nın yürekliliği işe yaramaz : Peygamberin başı Sedecias onu tokatlar , ardından kral onu hapse atar.Demek ki Tanrı Ahab'ın yenilmesi niyeti gerçekleştirmiştir ve bunuda esrarengiz Yalan Ruhu sayesinde yapmıştır.

Bu şaşırtıcı anlatılar eski bir Mısır hikayesinde görürüz : Bir generali savaşa göndermek isteyen Osiris , ona ruhları gönderir ;

İki cin onun içine girdiler ve onda kalbi şenliği unuttu.Yaşam adına ,kardeşlerim, savaşmak istiyorum.!

Yahudi tanrısı hiç süphesiz Osiris kurnazlığından esinlenmiştir.Dinlerdeki mitler gibi tanrısal kurnazlıklarda dinden dine geçmiştir.Bu iblisvari Ruh Tanrının müttefiki olduğunu İşaya kitabında görürüz.Mısır'la ilgili tanrısal lanetin taşıyıcısı kehanette Tanrının kabile başkanlarına kafalarını karıştıran bir ruh gönderdiği duyulur.Bunun üzerine Mısır kendi kusmuklarına basan bir sarhoş gibi sendeleyecektir.

İ.Ö VIII-VI yüzyıllar arasında yazılmış İşaya kitabında Yahudiliğin ne Şeytanı nede Cinleri Tanrının düşmanı olarak değil daha çok omum hizmetkarları olarak temsil ettikleri bir kez daha kanıtlanır.

" Ve Abimelek üç yıl israile reis oldu.Ve tanrı Abimelek'e şekem erleri arasına kötü bir ruh gönderdi…"

Şekemler , gerçektende yalancı ve namussuz insanlardır, Yerubamel'in yetmiş çocuğunu katederek bir kölenin oğlu olan Abimelek'i kral seçmişlerdir.Tanrısal dalaverelerin etkileri yıkıcı olmuştur.

Görüldüğü gibi , İblis görevlileri Yehovanın intikamlarını kesin olarak yerine getirir.Kişisel amaçlı vasat ve sefih işlere kendileri vermediklerinde İblisler göksel kahyalardır.Yani tanrının hem hizmetkarı hemde müttefiki.

Fakat I. Tarihlerde durum başka türlüdür.Şeytan yeniden ortaya çıkar , bu kez Davut'a bahtsız bir karar vahyeder : bir sayım yapmayı emreder ; oysa bu sayım vebaya yol açacaktır.

" Ve Şeytan İsraile karşı kalktı ve İsrail saymak için Davudu tahrik etti. "

Tarihler Helenistik dönemin başlangıcıdır, yani İ.Ö III yy demek ki Şeytan iki yüzyıl içinde nitelik değiştirir, artık tanrıyla işbirliği yapmamakta kendi hesabına çalışmaktadır. Yaklaşık iki yüzyıl sonrada Tanrı Konseyinin eski üyesi yine statü değiştirmiştir.Essenililer tarafından Kumranda İ.Ö II ikinci yarısında yazılmış iki Ahit arası metin olan Jübileler kitabının öne sürdüğü gibi zamanın sonunda ne şeytan olcaktır nede kötülük ve İsrail ülkesi sonsuza dek temizlenmiş olacaktır.O dönemde Ferisiler dünyaya 6 binyıl, klise babaları ise yaratılıştan itibaren 7 bin yıl vermekteydi.Kozmoloji daha sonra bu tarihleri değiştirmiştir.

İbranilerin Şeytan fikri İ.Ö VI yüzyılla İ.S I. yy arasında değişir.Şeytanlar Yahudiliği İ.Ö 150 ile 300 arasında işgal etmiştir. Ölüm cini Mevet, çocuk hırsızı Lilith, veba cini Reshev, cinlerin yardımcısı Belial , ve isayı baştan çıkaran Azazel , rolü tam olarak belli olmasada Şeytan'ına bunlara ekleyebiliriz.

Yahudilikte cehennem yoktur. Ölülerin gittiği Şeol bizim cehennem anlayışımızla kıyaslanamaz. Burası bir sessizlik ve unutma yeridir.Ölen bütün insanlar oraya gider.Dönüşü yoktur.Bu terimde mezapotamyadan ithal edilmiştir.Tıpkı Asur-Babillilerin Arallu'sunda yazılı olması gibi. Bu Eyüp kitabına göre tüm insanların buluşma noktasıdır.Ne cehennem vardır nede cennet, tıpkı Hristiyanlığın daha geç keşfi Araf gibi.

Ruhun ölümsüzlüğü fikri eski ahitte yer almaz.İ.Ö II. yy ölülerin dirilmesinden söz eden İbrani İncilinde ortaya çıkacaktır.

Eski Ahitte şeytan karşısında Yahudilerin ilgisizliği saul'un Endordaki cinci kadını ziyareti bölümüdür. Bu ziyaret olağan üstü simge şiirsellik taşır.(Samuel I ) Filistinliler İsrail üzerine saldırı için birliklerini Shunem sınırına yığdıkları dönem başlar.Saulde ordularını Gilboaya yığar. Tanrıyla irtibat kurma denemeleride sonuçsuzdur.Samuel ölmüştür ve saul cincileri ve bakıcıları memleketten kaldırmıştır. Bu bağlamda eski ahitin hiçbir yerinde yer almayan ölüler yoluyla gelecekten haber veren falcılar yada medyumlara danışmanın yasaklanmasından değil , Samuelin hayaletinin dirildiğini gören Saulun korkusundan kaynaklanmıştır.Cinci kadın samuelin hayaletini çağırarak savaşın sonucu hakkında ; savaşı baştan kaybettiğini ,üç oğlunu savaşta kaybedeceğini saula bildirir.Saul yenilir ve hikayenin devamı doğrulanır.

Ortaçağ Avrupa terminolojisinde ruh-büyücü , yani Şeytanla pazarlık yapan ve sonsuz lanete mahkum kişinin medyumluk mesleği şeytansı değildir.Tam tersine dolaylı olarak Tanrının sesidir. Eski ahitte kötü ruhunun samuelden ayrılması , kötü ruhun cin olduğunu ve tanrının niyetinin bir parçası olduğunu ortaya koyar.Demek ki eski ahitte tanrı hem iyilik hemde kötülük'tür.Yani ahitte ise Şeytan daima tanrının düşmanı olarak karşımıza çıkar.Bu dünyanın prensidir.Şeytan eski ahitte kötülük değildir tanrı iradesinin gerektirdiği ıstıraptan başka bir şey değildir.

Yunanlıların eşdeğer sözcüğü diabolos sözcüğüyle cevirdiği Har-Shatan yani hasım adı bizim şeytan buradan gelmiştir.Şeytan tanrının hasmı olsada onun hizmetkarıdır, tanrının kaybetmesini istemez, çünkü bu kayıp yaratılışın ve kendisininde sonu olacaktır.Bu dünyanında tanrısı olan iyilik tanrısı dünyayı denge unsuruna göre kurmuştur.

Eski ahitin hayranlık veren en derin dersi , İÖ VII ya da VI yy da dünyanın efendisi olan ve kötülüğe hoşgörü gösteren bir tanrı kavramının teolojik güçlüğünü çözmüşlerdir.Bu daha sonra Gnostiklerin içine düşecekleri güçlüktür.Gnostikler bu güçlükten yapay bir kavramla çıkarlar : Biri yalnız tinsel diğeri yalnız maddi olan iyilik ve kötülük'ün üstünde yer alan gerçek yaratıcı Demiurgos.

Eski ahitin tanrı –şeytan ittifakı Musanın üçüncü kitabı levelilerde görülür.Bu kitap neredeyse incildeki buyrukların yarınsı içerir.Musanın kardeşi olan ve tanrıya kurallara uygun olmayan kurban sunduğu için cezalandırılan Harun iki oğlunun ölümünden sonra tanrı musaya görünür ve şöyle der : Harun, Yahudiler için iki teke ve bir koç alacak ve tapınağa gidecektir, orada tanrı kefaretgahının üzerinde belirecektir, Harun belirli saatte orda olacak yoksa ölümle cezalandırılacaktır.Tanrının kabul ettiği tekeler ilahi bir işaretle belirlenecektir.Diğer teke Azael' e sunulacaktır. (şeytanın kendisi değilse-yardımcısı) Bir uçurumdan aşağı atılacaktır.Bu ünlü günah keçisidir.

Böylece şeytan günah keçisi haline konularak dünyada yolunda gitmeyen her şeyin yükünü çekecektir.İÖ. III yada II yy kadar Tanrının tescilli bir düşmanı olan bir şeytan varlığı yoktur.Şaşırtıcı gelsede bu tüm metinlerde böyledir.Yinede şeytan Yahudilikte vardır ve hristiyanlık şeytan'ı Yahudilikten almıştır.Tüm yeni ahit şeytan ve cinlerin kötülükleriyle doludur.İncil yazarları Eski ahite ait kısıtlı bilgiye sahiplerdir.Tüm bilgilerini Essenlilerden almışlardır.

Peki şeytan ne zaman , nasıl rol değiştirmiştir. ?

Değişimin habercisi Hristiyanlıktan öncedir.Şeytan ve cinlerin tanrı düşmanı olarak çıktıkları ilk metinler Enoş kitabıdır.Kısmen esenlilere ait olduğu düşünülsede karma bir kitaptır.Gnostisizmin bir çok izine raslanır.Şeytanın politik bağlamını burada anmak, tarih sahnesinde olmayan İsanın rolü ve sürecini kavramada önemlidir.

Yahudi metinlerinde şeytan karşısında kararlı bir tavır takındıkları dönem Helenistik Yahudi dönemidir.Helenizm , Yahudiliği kısmen yutmak üzeredir.Yahudiler babil karanlığından tam kurtulmuşlardır ki, İskender imparatorluğunun etkisine girmişler , 1949 Filistinde Yahudi merkezi kuruluncaya kadar olan ki süreç başlamıştır. İ.Ö 175 ‘ten itibaren Helenleşmeye başlayan Yahudilik , Büyük rahip Jason kudisü tamamen Helenleştirmiş en kötüsüde ismini Antiokheia olarak değiştirmiştir.Kurumlar helenistiktir.Sünnet artık terk edilmeye başlanmıştır.jason kendisinin yerine geçen meles adlı büyük rahibin dahada Helenci olduğu kanısındadır.Ardından 2 rahibin ; Menelasın aristokrat yandaşları ile Jasonun halktan gelen taraftarları anlamsız biçimde bir birlerinin kanlarını dökerler.Filistin efendisi ve Suriye'nin selefki IV Antiokhus bu saçmalıklara çok kızar ve Yahudiliği tümden yasaklar.Buna isyan eden ; antik Yahudiliğe sadık kalan Mattatias ve altı oğlu vahşi şekilde pağan tanrılara kurban veren bir yahudiyi toplum önünde öldürür. Böylece Yahudiler ve pağanlar arasında gizli savaş başlar. 70 yılında Titus'un Kudüsü yağmalamasıyla Yahudilik tümüyle tasfiye edilmeye başnacak ve yok olma tehlikesiyle karşılaşmıştır.Kesin biçimini almayan iki buçuk yüzyıllık gerilla savaşı ve en ünlü dönem isa' nın çarmıha gerilmesi ardından gelen süreçtir. Politik ve din savaşları beraber yapılmaktadır. Makkabiler Tora'yı canlandırmak hemde kişisel hırsları için savaşırlar. Zaferleri politik arenada sürekli bocalar.Mirascıları Yonatas Helenizmin cazibesine kapılacak ve Isparta ile dostluk anlaşması imzalayacaktır.Yine ardılı IV Alexandros İannaios ‘da Yahudi kralı olarak yunan karakterlerini para üzerlerine basacaktır.Sondan bir önceki kral II. Yohannes Hykanos Helen karşıtı Essenlileri katledecektir.

Bunların tümü XX yy. yeniden yorumlanmıştır.Essenlilerin öncülü , son derece ünlü olduğu kadar gizemlide olan, adalet sahibi adıyla tanınan , vahşi şekilde çarmıha gerilerek öldürülmüştür. Assomilerin hangisinin öldürüldüğü bu yüzyılda bile hala tartışılmaktadır.

Gerçek olan Helenizmin kışkırtmalarına teslim olan Helen karşıtı Makkabilerin kökeninde , kendilerine kaynaklık eden isyan ruhu tekrar alevlenir.Yahudiler artık pağan işbirlikçilerini red eder. İ.Ö II yüzyılın ortasına doğru bu öfkeyi dile getirerek bir grup essenli çöle çekilir. Helenle özdeşleşmeye çalışan gruplar tarafından küçümsenir ve aforozlar birbirini izler.Kudusün en saygın Essenlisi ilahi Gnostik abidelerinin yorumcusu Adalet sahibini ölüme Mahkum edilir ve çarmıha gerilir.

Günümüzde kökten dincilik olarak adlandırılan bu eğilimle dinsel sertlik derinleşerek Eski ahitten kopma meydana gelir.Şeytan , Eyüp kitabında gördüğümüz göksel meclis üyeliğinden statüsünü resmi olarak kaybeder.Yahudi inancı Paul'ün getirdiği değişikliklerle cehennemi bir hal aldı. Pavlus , ilk havarilerin azgın muhalefetine rağmen , İsacılığı Roma Hristiyanlığına dönüştürmek için Yahudi kökeninden kopardığında ‘da bu cehennem vari halini koruyacaktır.

Şeytan adı yada eş anlamlısı babil, Baal, Belial adı ne ölü deniz yazmalarında nede iki ahit arası metinlerde tanrısallıkla özdeşleştirilmeden karşımıza çıkmaz.İlahiler yazılarında damas belgesi denilen Damas ülkesindeki yeni ittifak üzerine belgede savaş üzerine yazılarda kötülük prensinin tanımlaması kesindir artık. Belial yok olmaya mahkumdur ; Işık prensinin yükselişi karşısında yok olmalıdır, kimi zaman aldatma ruhuyla karanlıklar meleğiyle özdeşleşir.Düşman olarak görünür ve tanrıdan tamamen ayrıdır.Sancak ve boru taşımayla ilgili anlatılarda (Esseniler savaşa iyi hazırlanır) ; Tanrının öfkesi Belial ve onun nasibindekilere istisnasız herkese karşı kudurmuştur.

İki ahit arası metinler ve kurman metinlerindeki eskatolojide Şeytan rolüne ilişkin tutarsızlıklar ortadadır ; tüm yazarlar şeytanı tanrı düşmanı olduğu konusunda hem fikir olsalarda her yazar farklı fikirle yorum getirir.

Tekvine kadar uzanan metinlerde yeni ayrıntı kadının şeytan müttefiki olmasıdır. Çünkü Essenlilerin temeldeki kadın düşmenlığı fırsat buldukça ortaya çıkar ve kadını şeytanın hizmetkarı olarak suçlarlar.

" Kadın kötüdür, çocuklarım, erkek üzerinde otoriteleri ve güçleri olmadığından onu kendilerine çekmek için yapmacıklıklara başvururlar…Kadın erkeği açık açık karşısına cıkarak yenemez , fahişe tavırlarıyla onu aldatır. "

İki ahit arasındaki Ruben vasiyetinde "şehvetperestlik aklınızı Çelmiyorsa Beliar size boyun eğdirmez."

Şehvetperstlik sizi tanrıdan uzaklaştırarak Beliar'a yaklaştırır. Bu oldukça raslanan düşüncedir. Essenliler evliliğe düşmandır, dahası fiziksel güzelliklerinden emin olmadan kimseyle evlenmezler. İki ahit arasında yazılan başka bir metinde " Adem ve havanın Yunan Yaşamında " : havanın cennete oğlu şit eşliğinde geldiği anlatılır, şit bir hayvanın saldırısına uğrar ve Havva hayvanı azarlar.hayvan şu karşılığı verir : tanrının sana yemeği yasakladığı ağacın meyvesinden yedin ve bizimde doğamız bozuldu. Burada cennetten kovulma sonrası yaşamın tüm kötülüğü ilk kadının hesabına yazılır.

Essen ideolojisinde iki dönemin birleşme noktasında Yahudiliğin büyük krizi diye adlandırılan ; Essen ideolojisinde şeytan tanrının yeminli ve ezeli düşmanı olarak tanımlanmıştır. Bu evrim Essen Yahudiliğinin derinliklerinden dalga dalga yayılan mutlak ikicilik Gnostisizm akımına doğrudan yansır. Dünyanın tanrı ve şeytan arasındaki paylaşımı tamamlanmıştır.

Bu ikicilik Yahudi keşfi değildir. İlk önce İ.Ö VI Mazdacılık tarafından formüle edilmiş . Zerdüşt sonrası İranlılarda evren iki temel kutup etrafında şekillenir.Tanrı –Ahura Mazda ve Şeytan –Ahriman. Pers ve medler babili işgal ettiklerinde Yahudiler orda tutsaktır ve onları pağanların elinden kurtarırlar. Yahudilere iyi davranılır, babil rahipleri katledilir. Darius ardından gelen Artakserkses zamanında Kudüs tapınağı ve duvarları inşa edilir, Ezra yine onun sayesinde Yahudanın şefi ilan edilir. Yahudilere göre persler kalıtımsal olarak iyidir. Yahudilerin Perslilere göstermiş olduğu ilgilinin politik sebepleride vardır : Babili bağımlılığa zorlayan Perslerdir.Bu dönemde Yahudilik Mazdacılığı tanıyacak zamana ulaşmıştır.

Sami halklarının ölümden sonra yaşama olan eski inançları persler tarafından ölümsüzlüğe kadar götürülerek Yahudi doktrinlerine girmiştir ve bu basamaktan bir adım yukarı atarak Hristiyan teolojisini doğrudan etkilemiştir.Başka dinler gibi Yahudilikte Mazdacılık biçimi altında Zerdüşt tarafından yenilenen Vedacılıktan kaynağını almıştır.

Dört yüzyıl sonra Yahudi-Pers bağları silinmemiş İ.Ö 53 yılında parthlar Romalılara yenilgi yaşattıklarında Filistin Yahudileri ,şam nabantinleri, çöl Arapları ve Palmyralılar gibi umut olarak yönlerini Perslilere cevirmişlerdir. Zerdüşt dini tek tanrılıdır ve melek denen göksel yaratıklar fikirlerini onlardan almışlardır.Ahura Mazda adının –Hakikat, adalet , Yahudiliğin son adımı essencilikte Adalet sahibi olarak kullanılması Mazdacılığın Yahudiliğe dönüşünün güçlü girişimleridir. Ancak Yahudi halkının kimliği bir çok sentezi beraberinde taşımaktadır.Umutsuzluğa düştükleri dönemde düşmanı ödünç aldıkları şeytan tasfiri ile damgalamışlardır.

Essen Yahudileri arasında mezapotamya nefreti kadına atfedilen simgesel role kadar uzanır.Kadın mezapotanya mitolojisinde büyüleyici iştar adıyla cadıdan başka bir şey değildir.En korkunç silahı beyniyle birleştirdiği vajinasıdır. Başta gılgamış olmak üzere saf ve soylu erkekleri sürekli hırpalamaktadırlar.Özellikle eski ahit ve babil tutsaklığından sonra iki ahit arasında kadının tamamen gözden düştüğü görülür; bu metinlerde kadının adeta doğanın hatası düzeyine indirilmiştir.

Mitracılık doğuya doğru erilleşerek gelmiş , mezapotamyada tümüyle erkek kardeşliğine dönmüştür. Mezapotamyadaki bu kadın düşmanlığı kolayca kabul görmüş geriye tekvini yazmak kalmıştır.Tüm günahlar havanın hesabına yazılarak şeytan ve kadın düşmanlığınında temelleri atılmış olur.

https://neferkaminanu.wordpress.com/...odern-seytana/
Siteden Örnek Bir Kaç Başlık daha

Sümer Dini ve Tek Tanrılı Dinlerin Karşılaştırması
Değişmeyen Tek Şey İslam Karşısındaki Cahilliktir
Evrenin En Büyük Soruları ?

"KUTSAL KASE"

"insan olmak'ın ağırlığı eşit mi olmak'ın ağırlığına ..."

"Dışarıda bırakılmak içeri kapatılmakla aynı şeydir."- Foucault

Bilgi güçtür - cassiopaean experiment


"İLETİŞİMLER; İNDİRİLEBİLİR VE MOBİL OKUNABİLİR METİN LİNKİ"
~~~~~~~~~~
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 04-04-2018, 12:47
"ictenlik" - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
"ictenlik" "ictenlik" isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 22 Aug 2017
Mesajlar: 2.523
Standart

Bu yazıyı gizlice ç_aldık. Arkadaşlar kopyalamaya geçit vermeyen bir siteden google yardımıyla ..
Bunu yapmadan önce bildirimli bir izin mesajı ile ve kendisini bize ders vermek üzere buraya da çağırarak ve dostluk daveti ile..

VENÜS (APHRODİTE) İKİLEMİ

Aphrodite'nin iki ayrı doğum öyküsü ciddi bir ikileme yol açmıştır. Bu
ikilemin en ateşli savunucusu Platon'dur. "Şölen" adlı eserinde Aphrodite'yi eski ve yeni olmak üzere adeta ortadan ikiye böler. Gök tanrısı Uranos'un kesilen hayalarından fışkıran spermaların deniz köpüklerine karışmasından doğan tanrıçaya eski, göksel Aphrodite der. Zeus ile Dione'nin evliliğinden doğan tanrıçaya eski göksel
Aphrodite der. Bir ana karnından çıktığı için onu hâkir görür. Alelade,
avam olan "pandemos" sıfatını kullanır ve açıkça ona "orta malı"
demekten kaçınmaz. Aphrodite sembolü ikiye bölününce haliyle temsil ettiği sevgi de ikiye bölünür. Platon, orta malı Aphrodite'ye bağlanan birinin kendisinin de orta malı olduğunu, her işini rast gele yaptığını ve sevgisinin de aşağılık bir sevgi olduğunu öne sürer. Göksel Aphrodite'nin yolunda giden birinin ise hiç dişilik karışmamış, sadece eril olan bir tanrıya (Uranos) bağlandığından sadece eril olana sevgi duyacağını, dişi olandan uzak duracağını ifade eder. Bu ikiye bölünmüş Aphrodite'nin temsil ettiği göksel-kutsal sevgi ile yersel-orta malı sevgi anlayışını şu dizelerle dile getirir;

"Aşk kendiliğinden ne güzel ne de çirkindir,
Güzeldir; asil bir şekilde sevmek bilinirse,
Çirkindir; utanma verecek surette sevilirse"

Bu dizelerde Platon'un güçlü ahlak anlayışı öne çıktığından kulağa hoş gelebilir ama büyük filozofun erkeği yücelten kadını ise alçaltan bir bakış açısı olduğu bilinmektedir. Aslında bu kadına duyulan düşmanlık Platon'dan da öncesine uzanır. Anaerkil düzene egemen olan ataerkil düzenin, kadını hor gören, aşağılayan tavrı bugün de ortadan kalkmış değildir. Bölünen Aphrodite sembolünün günümüz yansımasına gelince hiç şüphe yoktur ki Göksel olan "Tapılacak Kadın", orta malı olan da "Yatılacak Kadın" olarak hafızalara kazınmıştır. Oysa kadın da ya da erkek olsun insan denen varlık ışık ve gölgenin bir karışımıdır. Kesin çizgilerle ayırmaya kalkışıldığında bütünlük bozulur. Tüm ihtişamına rağmen Altın Aphrodite'nin de zaafları, kusurları ve çelişkileri vardır elbet. Güzeller güzeli Aphrodite, Olympos'un en çirkin ve topal tanrısı olan Hephaistos (Vulcanus) ile evlidir. Aphrodite'nin neden tüm Olympos'lu tanrıların hakir gördüğü Hephaistos ile evlendirildiğine dair kesin bir bilgi yoktur ancak durum ironiktir. Hephaistos'un sadece hiç kimsede olmayan bir yeteneği vardır, madenleri çok güzel işleyip olağanüstü sanat eserleri yapar. Karısını da bu olağanüstü yeteneği ile
tuzağa düşürür. Aphrodite'nin çok sayıda aşığı vardır ama onu cümle
alemin diline düşüren Savaş Tanrısı Ares ile yaşadığı aşktır. Aphrodite ile Ares'in gizli sevişmesini sadece Güneş Tanrısı görür
(Güneş'in gözünden hiç bir şey kaçmaz) ve Aphrodite'nin kocasına haber verir. Ünlü demirci tanrı, kırılmaz, çözülmez zincirlerden büyülü bir ağ örerek iki aşığa tuzak kurar ve seyretmeleri için tüm Olympos'lu tanrıları davet eder. Ovıdıus Aşk Sanatı adlı eserinde bu sahneyi şöyle anlatır;

"Yakalanıp ağlara, serildi her ikisi de çırılçıplak yerlere.
Davet etti tanrıları, çünkü esirler bir gösteri sunuyordu,
Derler ki Venüs göz yaşlarını zor tuttu."
.......
"Mars Trakya'yı boyladı, sevgilisi de Paphos'u.
Tek kazancın şu oldu Vulcanus; önceden gizledikleri işi,
Utanç falan kalmadığından, alenen yapıyorlar şimdi.
Bak delirdin, ne budalalık yaptım ben diyorsun ha bire,
Kurduğun tuzaktan pişman olduğun herkesin dilinde."
Ovıdıus gene dönüp aşıklara şu öğüdü verir;
"Ne ağ gerin rakibinize, ne de yakalayın
Gizli bir elin yazdığı aşk mektuplarını."
Aphrodite'nin bir aşk ve güzellik tanrıçası mı yoksa bir fahişe tanrıça mı olduğu o günden bugüne tartışıla gelen bir ikilemdir, tabii o dönem fahişelik anlayışı ile bugünkü fahişelik anlayışı arasında dağlar kadar fark vardır. Umberto Eco bu farkı şöyle dile getirir;

"Fahişe olan biri varsa, o da Helen'di.
Hem o zamanlar fahişe demek,
Özgür, bağları olmayan

http://eylulesintisi.com/Icerik/venu...ilemi-111.html

"KUTSAL KASE"

"insan olmak'ın ağırlığı eşit mi olmak'ın ağırlığına ..."

"Dışarıda bırakılmak içeri kapatılmakla aynı şeydir."- Foucault

Bilgi güçtür - cassiopaean experiment


"İLETİŞİMLER; İNDİRİLEBİLİR VE MOBİL OKUNABİLİR METİN LİNKİ"
~~~~~~~~~~
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 04-04-2018, 13:28
"ictenlik" - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
"ictenlik" "ictenlik" isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 22 Aug 2017
Mesajlar: 2.523
Standart

-bunları topluyor, alıntılıyor ve getiriyor olmam ve tabi ki bu içerikleri paylaşmam (ve paylaşıyor olmam onları olumladığım, onadığım ve desteklediğim (ekolüm) anlamına gelmiyor. bilgiye dair -kırıntılar- ve yaşam izleri-öyküleri ,insan anlayışı ve ve insana dair çözümlemeler ve öyküler, bilgi kalıtları içermesi ve buluntular.birleştirmeler adına.

fahişe imgesi ya da daha önce karşılaştığım göksel bir fahişe imajı üzerine başka bir nedenden dolayı internet taraması yaparken karşılaştığım bağımsız içerikler.,

Kutsal Metinlerde "Tanrısal Olan'ın Dişil Yanı"nın Bastırılışı


Ruth Rusca'nın "Tanrıça Gizemleri" (Ayna Yayınevi, 2012) ("Feminine Mysteries in the Bible", 2008) adı ile Türkçe'ye kazandırılan kitâbının önsözünü yazan Chiristine Downing, yakın arkadaşı Ruth'un, Kutsal Kitâp'ta yer alan, Yahûdî olmayan dört kadının hikâyesini araştırış yolculuğunun sâikini çok yakînen biliyordu. Ruth Rusca, ameliyât ile rahmi alındıktan sonra, adetâ bir ‘çağrı' almış gibi, ânî ve gizemli bir şekilde, Bâkire Meryem'in lekesiz ya da ‘İlk Günâh'tan ârî olarak' anne rahmine düşüş miti tarafından çekildiğini hissetmişti. Ruth'un bu arayış ve anlayış yolculuğu, yaklaşık yirmibeş yıl süresince daha da derinleşmişti. Son onbeş yıl içinde gerçekleştirdiği workshopların da buna katkısı olmuştu.

Anadolu'daki Ana Tanrıça figürlerinden biri Aphrodite'dir. Arkeolojik kazılarda bulunan bir heykelde, Tanrıça Aphrodite sağ elini bir Roma kralının başının üzerine koyarak, onu kutsamakta, toprak ve su unsurlarının bereketlerini aktarmaktaydı. Ataerkil monoteizm tarafından reddedilen Tanrıça enerjisi, aslında Kutsal Kitâp içindeki metinlerde, her biri İbrânî dünyâsının dışından çıkıp gelmiş olan Kenanlı Tamar, Kenanlı Rahab, Moavlı Ruth ve Hititli Bathsheba'nın hikâyelerinde varlığını sürdürmüştü. Hava ve ateş unsurları ile sembolleştirilen Baba Tanrı'nın bir insân oğlunda enkarne oluşu gibi; toprak ve su unsurları ile sembolleştirilen arkaik Ana Tanrıça da bir insân kızında enkarne olmuştu. Tanrıça güçlerinin sınırsız bir şekilde işlediği büyükanneleri olan Kenanlı Tamar, Kenanlı Rahab, Moavlı Ruth, Hititli Bathsheba'dan akan dört enerji akımının damıtılmış hâli olarak beşinci arketip olan Bâkire Meryem, Tanrıça'nın bireyleşmiş kızı idî. Ruth Rusca'ya göre, bu dünyâdaki nefs yolculuğumuzun hedefi, Tanrıça'nın kızı Meryem'e içimizde, nefslerimizde hâmile kalmaktı. Altıncı arketip ise Mecdelli Meryem idî. Mecdelli Meryem rûhsal ve cinsel bütünlük, yaşam ve doğurganlık güçleri ile dolu idî.

Yukarıdaki dört kadından, kutsal metinlerde ‘Analar' olarak da söz edilmekteydi. Tamar Pharez'in anasıydı, Rahab Boaz'ın anasıydı, Ruth Obed'in anasıydı ve Bathsheba Solomon'un, yâni Kral Süleyman'ın anasıydı. Matta İncîli'nde bu soy ağacı Joseph ile bitmekteydi, Meryem ile değil.

Tanrıça Gizemleri, Ruth Rusca "Tanrıça Gizemleri" adlı kitâbında yaşantılarını ve sezgilerini Kutsal Kitâp'taki kadınların hikâyeleri üzerine yansıtarak ‘Tanrısal Olan'ın dişil yanı' adlı konuyu yıllar içinde bir el halısı gibi ince ince dokumuştur. Kitâbın ana ekseni, Yahûdî-Hıristiyan geleneğinin kalbindeki ‘dişil olanın kutsal gizemleri' ile ‘eril ile dişil güçler arasındaki simyâsal ilişki' üzerindeki örtünün kaldırılışıdır. Bu kitâp, Kutsal Kitâp'ın yeterince dikkat edilmeyen iki boyutu olan ‘dişil gizemlerin derinliği' ve ‘dişil gizemlerin zengin sunuluşu' üzerine odaklanmıştır. Ruth Rusca'ya göre, önyargılarını desteklemek için Kutsal Kitâp okuyanlar, bunun yerine, sezgilerini derinleştirmek için Kutsal Kitâp'ı okusalar ve erilliğe öncelik veren alışılmış yaklaşımlar yerine, dişil teolojiyi inceleseler, kültür daha iyi yönde gelişebilecektir.

Yirmibeş yıldan fazla süren araştırısının sonunda Ruth Rusca, Kutsal Kitâp'taki dört arketipal kadının hayât hikâyelerinin Tanrıça'nın açılımı olarak okunabileceğini keşfetmiştir. Birinci kadın kahraman olan Tamar, Tapınak'ta çalışan kutsal fâhişedir ve aynı zamânda ‘kaybedilen bütünlüğü kendini adayarak aramak ârzûsunu' bize esinlemektedir. İkinci kadın kahraman olan Rahab, kendi başına çalışan fâhişe ya da metrestir (meretrix) ve aynı zamânda ‘bütünlüğü yeniden kurmak için, yapacağımız yolculuk boyunca savaşalım diye, gereken güç ve kuvvet armağanlarını bize vererek kimliğimizi özgür bırakır'. Üçüncü kadın kahraman olan Ruth, rûh dünyâsındaki asıl köklerini unutarak, maddî dünyânın gündelik yaşamında kaybolmuş ve köleleşmiş nefslerin kurtarıcısıdır ve aynı zamânda ‘bütünlüğe ulaşalım diye gereken sadâkat, güven ve sevginin sürekliliğini sunar.' Dördüncü kadın kahraman olan Bathsheba, Tanrıça'nın kız evlâdı olarak adlandırılır ve aynı zamânda ‘bütünlüğe ulaşım yolculuğumuz boyunca bilgelikle davranıp bilgi toplayalım ve içsel vizyon ile uyumlu ilişki kuralım diye bize cesâret verir.'

Bu dört kadın kahraman, yıkılamaz dişil yaşam gücünü, Tanrıça'nın bilgeliğini ve nefsin dönüştüren gücünü temsîl etmektedir ve nefs bilincinin gelişiminin dört düzeyini simgelemektedir. Îsâ'nın Annesi Bâkire Meryem, bu dört kadının tamâmlayıcısı olan beşinci kadındır ve aynı zamânda Bâkire Meryem'de bu dört kadının yaşamında çalışan enerjiler birlikte ‘ışık' olsun diye yeni bir bilinç kalıbına dökülmüştür. Ve bu ışık, görünür dünyâ ile görünmeyen dünyâyı, madde ile rûhu, Meryem-Sophia olacak şekilde Bir olsunlar diye kucaklar. Bu yeni bilinç bize yaşamımızdaki olayları ebedî bir perspektiften görebilmek yetisi kazandırır. Anna'nın defne ağacının altında oturuşu, bunun sembolüdür.

Bu kadınlar, ‘yok edilemez dişil yaşam gücünü' nesilden nesile aktarmışlardır. Bu kadınlar, kendi yaşamlarını, dualistik eril-dişil düşünüş tarzının oluşturduğu yıkıcı eğilimlerin üstesinden gelen yeni bir Yol olarak görmüşlerdir. Yıkıcı eğilimlere yol açan dualite zihniyeti, eril ve dişili, rûh ve maddeyi bir arada bulunuşları imkânsızmış gibi gösterir. Dualite zihniyeti, dişil cinsellik ve gizemlere saygı duyup onları kutlayacağına, dişil cinselliğin ve gizemlerin üzerindeki kutsiyet duygusunu ortadan kaldırarak, onlara saygısızca yaklaşmıştır. ‘Lekesiz Varoluş' dogması, Îsâ'nın annesi Meryem'in önemini baskılamıştır. Kilise, kadınlardan ve kadınların hayât veren enerjilerinden korktuğundan, Hıristiyanlık içinde Tanrısal Olan'ın dişil yanı yüzyıllarca bastırılmıştır. Ruth Rusca bize ‘Lekesiz Varoluş' dogmasının aslında erkeğin ve kadının içindeki dişil gizemleri sembolize ettiğini göstermektedir. Kendi içimizdeki ‘kutsal kız'ı tanıyışı bize öğretmektedir. Mecdelli Meryem'in, Tanrı oğlu Îsâ'nın kutsal karşı cinsi olduğunu anlayalım diye bize yol göstermektedir.

Ruth Rusca, 1929 yılında İsviçre'de doğmuştu. 1969 yılında Kutsal Kitâp'daki dişil gizemleri araştırmağa başlamıştı. Araştırıları onu Guatemala'dan Girit'e uzanan rûhsal ve inisiyasyon gerektiren yolculuklara sürüklemişti. Judith Bluestone Polich'in "Return of the Children of Light" adlı kitâbındaki ifâdelere bakılırsa, Ruth Rusca, bir nagual olan Don Miguel Ruiz ve çevresi ile bağlantı kurmuş ve onlarla Nagual ve Şaman gelenekleri üzerine çalışmıştı. Don Miguel Ruiz'in âile seceresi, Nagual pratiklerinin kaynağı olan kadîm Tolteklere dayanmaktaydı. Tolteklerin bu kadîm öğretisinde, insânda bulunan eril ilke Tonal olarak ve dişil ilke Nagual olarak adlandırılıyordu. Nagual, Tonal'den çok daha güçlüydü. Eğer bir Nagual öğretmeninin kontrolü altında olmadan kişide ânî bir Nagual açılışı gerçekleşirse, kişinin Tonal sistemi geçici olarak çökebiliyordu. Buna Orta Doğu'daki ezoterik öğretilerde ‘Meczûb Olmak' deniyordu. Paulo Coelho bunu, Pavlus'un deyişiyle ‘Kutsal Çılgınlık' olarak adlandırıyordu. Shekinah'ın etkilediği kişiler, şarkı söylüyorlardı, gülüyorlardı, yüksek ses ile duâ ediyorlardı, dans ediyorlardı. Neşeli idiler, çünkü içlerindeki sevgi, dünyâyı yenmişti.

Ruth Rusca, Kutsal Kitâp'ı oluşturan metinler üzerinde yıllarca çalışmıştı. Girit adasındaki ezoterik merkezlerde Tanrısal Olan'ın dişil yanı üzerinde deneyimler yapmıştı. Sonunda bastırılmış ‘ezoterik dişil gizemleri' açıklayan altı dişil arketipe ulaşmıştı. Bu altı dişil arketip Tanrıça teriminin açılımlarıydı ve ‘nefs bilincinin gelişiminin altı düzeyini' temsîl etmekteydi. Ruth Rusca sözleri, yazıları ve workshopları ile Tanrıça Gizemleri'ni insânlara açıklamağa başlamıştı. Yüzyıllar içinde bu Tanrıça Gizemleri'nin gücünden nasıl korkulduğunu, bu korkunun dişiliği reddetmeğe nasıl vardığını, erkek ile kadın arasındaki ilişkilerin nasıl yıkıcı ve dualistik bir önyargıya vardığını ortaya koymuştu. Kilise'nin oluşturduğu ‘Lekesiz Varoluş' dogmasının, Tanrısal Olan'ın dişil yanının Hıristiyanlık içinde bastırılışını nasıl temsîl ettiğini açıklamıştı. 1985 yılından 2000 yılına kadar, 15 yıl boyunca "Kutsal Kitâp'taki Nefs Terbiyecileri" adında workshoplar düzenlemişti. Yahûdî-Hıristiyan geleneğin kalbinde yatan eril güçler ile dişil güçler arasındaki simyâsal ilişki; ‘Dişiliğin Kutsal Gizemlerinin' üzerindeki örtünün kaldırılışı; Eski Ahid içindeki dört arketipal kadın; Dişil hayât gücü; Tanrıça'nın bilgeliği; Nefsin dönüştürücü gücü, bu worshoplarda işlenen konulardan bâzılarıydı.

Son birkaç yüzyılda "Kutsal Metinlerde Tanrısal Olan'ın Dişil Yanının Bastırılışı" konusu popüler olmuştur. Bâzı Gnostik incîllerin ortaya çıkışı ve dünyânın saygın üniversitelerindeki araştırıcıların bu konuya eğilişi hayli zengin bir literatür oluşturmuştur. Timothy Freke ve Peter Gandy'nin çalışmâları bu zengin literatürü bize başarı ile tanıtmaktadır. Paulo Coelho ve Dan Brown gibi bestseller roman yazarlarının bu konuya eğildiklerini görmek, bu yüzden bizi şaşırtmamaktadır. Aşağıdaki paragraflarda kısa alıntılarla size bu konuyu serimlemeğe çalışacağız.

Paulo CoelhoPaulo Coelho'nun, "By the River Piedra I Sat Down and Wept" (1996) ("Piedra Irmağının Kıyısında Oturdum, Ağladım", Can Yayınları, 1997) adlı romanındaki Karizmatik Şifâcı erkek kahraman, sevgilisi Pilar'a kendisine şifâ ve mucize armağanlarını aktaran Tanrıça'dan söz eder. Bâzen Tanrıça'dan Bâkire Meryem olarak da söz eder. Bâkire Meryem'in (Virgin Mary), Tanrı'nın kadın yüzünün ete kemiğe bürünmüş hâli olduğunu; Îsâ'nın ise Tanrı'nın erkek yanının ete kemiğe bürünmüş hâli olduğunu söyler. Bâkire Anamızın Lekesiz Varoluş'undan (Immaculate Conception) söz eder. Bu dünyâdaki misyonunun, insânlara şifâ vermek ve onlara Tanrısal Olan'ın dişil yanını açıklamak olduğunu söyler. Paulo Coelho, kendisi ile yapılan bir söyleşide, kendi içindeki dişil yanı deneyimlemek için zamân zamân çöle gittiğini ve orada günlerce kaldığını açıklamıştır. Romanlarındaki dişi kahramanların, kendi içindeki dişil yanın özellikleriyle beslendiğini söylemiştir.

Şunu belitmek zorundayız ki, Lekesiz Varoluş kavramının anlamı üzerinde tam bir uzlaşı yoktur. Bâzıları, bu kavramın Meryem'in Îsâ'ya Hâmile Kalışı ile bağlantılı olduğuna inanır, bâzıları ise, Ruth Rusca gibi, Meryem'in lekesiz olarak anne rahmine düşüşünün, İlk Günâh'tan âzâde oluşu ile ilişkili olduğuna inanır.

Timothy Freke ve Peter Gandy, "The Jesus Mysteries" (1999) ["Îsâ'nın Gizemleri", Ayna Yayınevi, 2005] adlı kitâplarında gizemleri anlamlandırış çabalarını bize sunarlar.

"Büyük Ana Tanrıça, antik dünyâya hâkim olan büyük bir figürdü. Büyük Ana Tanrıça, Mısır ülkesinde İsis ve Grek ülkesinde Demeter olarak biliniyordu. Büyük Ana Tanrıça Osiris'in ve Dionysus'un annesi, kardeşi ya da karısı idî. Pagan, Yahûdî ve Hıristiyan mitolojilerinin temelini oluşturan bir felsefeyi öğrettiklerini iddiâ eden Essenîler, Îsâ'yı, Büyük Ana'nın ölen genç oğlu ‘çok biçimli Attis' ile aynı kişi olarak görüyorlardı. Bu mitsel figü,r Essenîlerin ilâhîlerinde Adonis, Osiris, Pan, Baküs ve Beyâz Yıldızların Çobanı olarak geçiyordu. Gnostik Hıristiyanlar Îsâ'yı Osiris ve Dionysus ile aynı kişi olarak görüyorlardı. Hyppolytus bunların Pagan Gizemlerinin inisiyeleri olduklarını iddiâ ediyordu."

Timothy Freke ve Peter GandyTimothy Freke ve Peter Gandy, "Jesus and the Goddess" (2001) ["Îsâ ve Kayıp Tanrıça", Ayna Yayınevi, 2006] adlı kitâplarında gizemleri anlamlandırmağı sürdürürler.

"Hıristiyan Mit döngüsünde Sophia, Pleroma'nın son arketipidir. Achamoth ise Kenoma mağarasının kenarındaki Ogdoad'da yaşar. Tanrıça'nın iki görünüşü, Işığın Haçı'nın her iki yanında bulunur. Christ aeonunun misyonu tamamlandığı ve ruhsal özün tüm kayıp tohumları bir araya getirildiği zamân, Tanrıça'nın iki görünüşü bir olacaktır."

"Mısır'dan çıkış alegorisinde, Joshua/Îsâ, Vaad Edilen Topraklar'a geldiği zamân, fâhişe Rahab'ı, surlarla kaplı Eriha şehrinden kurtarır. Burada Rahab, psişeyi, Eriha şehri ise bedeni sembolize eder. Matta İncîli, özellikle Rahab'ı, Îsâ Mesih'in atalarından biri olarak adlandırarak bu hikâye ile İncîl'deki, fâhişe Mecdelli Meryem'i kurtaran Îsâ Hikâyesi arasında mitolojik bir yansıtışa işâret eder."

"Gnostik İncîllerde anlatılan bir Îsâ Hikayesi'nde hem Bâkire Meryem ve hem de Kurtarılan Fâhişe Mecdelli Meryem Îsâ'nın Çarmıhı'nın önünde dururken tasvîr edilirler. Bâkire Meryem Sophia'yı (Cennet'teki nefs) ve Mecdelli Meryem Achamoth'u (dünyâya düşmüş ve cehâlet içinde kaybolmuş nefs) temsîl etmektedir. Îsâ, Bâkire Meryem'e "Anne bu senin çocuğun" der, [yâni aslında "Bu senin dünyâya düşmüş ve cehâlet içinde kaybolmuş hâlin" demektedir.] Mecdeli Meryem'e ise "Bu senin annen" der, [yâni aslında "Bu senin Cennet'teki hâlin" demektedir.] O ândan sonra iki kadın aynı evi paylaşmağa başlarlar. Eleusis Miti'nin sonunda Tanrıça'nın iki görünüşü olan Demeter ile Persephone'nin birleşimi gibi, Îsâ Miti'nde de Bâkire Meryem ile Mecdelli Meryem birleşir, Îsâ "Tamâmlandı!" der."

Dan BrownDan Brown, "The Da Vinci Code" (2003) ["Da Vinci Şifresi", Altın Kitâplar, 2003] adlı kitâbında, Mecdelli Meryem'in (Mary Magdelene) aslında Îsâ'nın Son Akşam Yemeği'nde tasvîr edilen Kutsal Kâse (Holy Grail) olduğu tezini ileri sürer. Mecdelli Meryem, Îsâ'nın karısı olarak tanıtılır, tıpkı Shekinah'ın Yahweh'in karısı olarak tanıtılışı gibi. Mecdelli Meryem'in Kutsal Kâse ile sembolleştirildiği bilgisinin, Sion Tarîkatı tarafından sır olarak saklanan gizli bir yazıda var olduğu söylenir.

Darrell Bock, "Breaking the Da Vinci Code" (2004) ["Da Vinci Şifresinin Kırılışı", Nokta Kitâp, 2004] adlı kitâbında Shekinah teriminin Tanrı'nın Görkemini ya da İzzetini işâret ettiğini belirtir. "Da Vinci Şifresi" adlı romanda, Shekinah'ın Tanrı Adı olan Yahweh ile bir çift oluşturulduğunun yazılmış olduğundan söz eder. Dan Brown'ın eril Yahweh ile dişil Shekinah'ın birbirini tamamlayan kutuplar olarak Tanrı ile birlikte var olduklarını söyleyişinin bir uydurmâ olduğu konusunda ısrâr eder.

Şunu belirtmek zorundayız ki, bâzı kutsal metin yorumlarında Tanrı El ile Tanrıça Shekinah, Sabbath günü bir düğün gecesindeki gibi birlikte olurlar.

Tasavvuf metinlerinde Meryem ve Îsâ alegorik bir biçimde sıkça kullanılmıştır. Aşağıda bunun bir örneğini sunuyoruz.

İsmâil Emreİsmâil Emre 1960'lı yıllarda şu sözleri söylemişti: "Akıl Meryemimiz, İlâhî Kelâm nefhalarını dinleyip hâmile kalırsa,günü geldiğinde manevî Îsâ'mızı doğurur." Bu sözlerde rûhsal yolculuk içinde ilerleyen arayıcının içinde Îsâ'ya hâmile kalışından söz edilmektedir. Ruth Rusca'nın "Tanrıça Gizemleri" adlı kitâbında ise, rûhsal yolculukta arayıcının içinde Meryem'e hâmile kalışından söz edilmekteydi.

Ezoterik öğretilerde her insânın nefsi (soul) Göklerden ya da Cennetten yeryüzüne düşmüş olarak kabûl edilir. Yeryüzüne düşen nefs ya da tanrısal kıvılcım (divine spark) gündelik yaşam içinde başıboş dolaşırken, kaybolur, cehâlet içinde yaşar ve tecâvüze uğrar. Düşmüş olan her nefs kaybolmuştur, câhildir ve tecâvüze uğramıştır. Sâdece Bilgeliği ya da Hikmeti (Sophia) kazanarak kişi bu durumdan kurtulabilir. Sophia bu düşmüş ve kaybolmuş nefsin Göksel Kaynağını yeniden yaşayış yolculuğunda ona rehberlik eder. Pythagoras kendisinin bir filozof ya da ‘Sophia'nın Aşığı' (‘Lover of Sophia') olduğunu söyleyen ilk kişidir.

- Cengiz Erengil - Ahmet Y. Özbilen

http://www.aynayayinevi.com/yazilar2.asp?yno=39

Bu güçlü ve gerçekten yararlı eserde, Ruth Rusca, Kutsal Kitâp'ın yeterince dikkat edilmeyen iki boyutuna eğiliyor: Dişil gizemlerin derinliği ve zengin sunuluşu. Kendi en iç yaşam deneyimlerini, sezgileriyle birlikte Kutsal Kitâp'taki kadınların üzerine yansıtarak konuyu işlemiş oluşunu özellikle dikkate değer buluyorum. İnsânlar, Kutsal Kitâp'ı önyargılarını desteklemek için okumak yerine, sezgilerini derinleştirmek için okusalar ve erilliğe öncelik veren alışılmış yaklaşımlar yerine dişil teolojiyi inceleseler, o zamân kültürün kendisi daha iyi yönde ne kadar değişebilirdi, bir hayâl edin. Bu önemli sebepler yüzünden, bu aydınlatıcı kitâp okunsun istiyorum ve şiddetle tavsiye ediyorum.
Thomas Moore, "Care of the Soul" kitâbının yazarı

Tanrıça Gizemleri kitâbında, Ruth Rusca, Yahûdî-Hıristiyan geleneğin kalbindeki dişil olanın kutsal gizemlerinin ve eril-dişil güçlerin arasındaki simyâsal ilişkinin üzerindeki örtüyü kaldırıyor. Rusca, 30 yıldan fazla süren araştırışının sonunda, Kutsal Kitâp'taki dört arşetipal kadını keşfeder: Tamar, kutsal fâhişe; Rahab, fâhişe (meretrix); Ruth, nefsi kurtaran; Bathsheba, Tanrıça'nın kız evlâdı. Bu dört kadın, yıkılamaz dişil yaşam gücü, Tanrıça'nın bilgeliği ve nefsin dönüştüren gücünü temsîl eder ve nefs bilincinin gelişiminin dört düzeyini simgeler.

Îsâ'nın Annesi Meryem, bu dört kadının tamâmlayıcısı olan beşinci kadındır, fakat Rusca Lekesiz Varoluş dogmasının, Meryem'in önemini baskıladığını ve kilisenin kadına ve onun yaşam veren enerjisine karşı duyduğu korku sebebiyle Hıristiyanlıkta kutsal dişiyi tahrîp ettiğini göstermiştir. Bu kadınlar, yok edilemez dişil yaşam gücünü nesilden nesile aktarmışlardır. Bu kadınlar, kendi yaşamlarını, dualistik eril-dişil düşünüş tarzının oluşturduğu yıkıcı eğilimlerin üstesinden gelecek yeni bir yol açış olarak görmüşlerdir. Bu öyle bir dualitedir ki, dişil cinsellik ve gizemlere saygı duyup onları kutlayacağına, üzerlerindeki kutsiyet duygusunu kaldırarak, onlara saygısızca yaklaşmıştır.

Ruth Rusca, 1929 yılında İsviçre'de doğdu. 1969 yılında Kutsal Kitâp'daki dişil gizemleri araştırmağa başladı ve faâliyetleri onu Guatemala'dan Girit'e uzanan rûhsal ve inisiyasyon gerektiren yolculuklara sürükledi. 15 yıl (1985'ten 2000'e) boyunca "Kutsal Kitâp'taki Nefs Terbiyecileri" adında bir workshop hazırladı. Kendisi hâlen İsviçre'de yaşamaktadır.

http://www.aynayayinevi.com/kitapinfo.asp?kitapno=41

"KUTSAL KASE"

"insan olmak'ın ağırlığı eşit mi olmak'ın ağırlığına ..."

"Dışarıda bırakılmak içeri kapatılmakla aynı şeydir."- Foucault

Bilgi güçtür - cassiopaean experiment


"İLETİŞİMLER; İNDİRİLEBİLİR VE MOBİL OKUNABİLİR METİN LİNKİ"
~~~~~~~~~~
Alıntı ile Cevapla
  #5  
Alt 04-04-2018, 16:40
"ictenlik" - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
"ictenlik" "ictenlik" isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 22 Aug 2017
Mesajlar: 2.523
Standart Büyük Babil Nedir?


Vahiy kitabında söz edilen Büyük Babil, Tanrı'nın reddettiği sahte dinlerin tümüdür * (Vahiy 14:8; 17:5; 18:21).
Bu dinler birçok açıdan birbirlerinden farklı olsa da, hepsinin ortak özelliği insanları tek gerçek Tanrı Yehova'dan uzaklaştırmasıdır (Tekrar 4:35).

Büyük Babil'in kimliğini belirlemenin yolları:
Büyük Babil sembolik bir ifadedir. Kutsal Kitap, Büyük Babil'i "kadın" ve "büyük fahişe" olarak tanımlar ve onun hakkında şöyle söyler: "Alnının üzerinde sır dolu bir isim yazılıydı: ‘Büyük Babil'" (Vahiy 17:1, 3, 5).
Vahiy kitabı simgesel ifadelerle doludur; bu yüzden Büyük Babil'in de gerçek bir kadın değil, sembolik bir ifade olduğu sonucuna varmak makuldür (Vahiy 1:1). Ayrıca onun "halklar, topluluklar, milletler ve dilleri" temsil eden ‘bol suların üzerinde oturduğu' yazılıdır (Vahiy 17:1, 15). Gerçek bir kadın bunu yapamaz.

Büyük Babil uluslararası bir oluşumu temsil eder. Büyük Babil, "dünyanın kralları üzerinde krallığı olan büyük şehir" olarak adlandırılır (Vahiy 17:18). Bu yüzden o, uluslararası alanda etkilidir.

Büyük Babil siyasi veya ticari değil, dinsel bir oluşumdur. Eski Babil şehrinde dinin çok önemli bir yeri vardı ve burada yaşayan insanlar ‘tılsımlarla ve büyülerle uğraşıyorlardı' (İşaya 47:1, 12, 13; Yeremya 50:1, 2, 38). Aslında bu şehirde gerçek Tanrı Yehova'nın onaylamadığı sahte bir tapınma hâkimdi (Başlangıç 10:8, 9; 11:2-4, 8). Babil'in kibirli yöneticileri kendilerini Yehova'dan ve O'na sunulan tapınmadan üstün gördüler (İşaya 14:4, 13, 14; Daniel 5:2-4, 23).

Benzer şekilde, bugün Büyük Babil de ‘büyücülüğüyle' tanınır. Bu, onun dinsel bir teşkilat olduğunu gösterir (Vahiy 18:23).

Büyük Babil siyasi bir oluşum olamaz, çünkü "dünyanın kralları" onun yıkımında yas tuttular (Vahiy 17:1, 2; 18:9). Ticari bir oluşum da olamaz, çünkü Kutsal Kitap ‘dünyanın tacirleriyle' Büyük Babil'in farklı şeyler olduğunu belirtir (Vahiy 18:11, 15).

Üzerinde üçlü tanrı Sin, İştar ve Şamaş'ın sembolleri olan Babil Kralı Nabonidus'a ait bir dikilitaş
Üzerinde üçlü tanrı Sin, İştar ve Şamaş'ın sembolleri olan Babil Kralı Nabonidus'a ait bir dikilitaş

Büyük Babil, sahte dinin özelliklerini taşır. İnsanlara gerçek Tanrı Yehova'ya nasıl yaklaşacaklarını öğretmektense, sahte din onları diğer tanrılara tapınmaya yöneltir. Kutsal Kitap böyle kişilerin ‘tanrılarının peşinden giderek ahlaksızlık yaptıklarını' söyler (Çıkış 34:15, 16; Levioğulları 20:6).
Üçleme, canın ölümsüzlüğü ve tapınmada nesnelerin kullanılması gibi inançlar eski Babil'e dayanmaktadır ve bu öğretiler sahte dinlerde de oldukça yaygındır. Ayrıca bu dinler dünya işlerine de karışırlar. Kutsal Kitap böyle davranışları sadakatsizlik olarak görür (Yakup 4:4).

Sahte dinin zenginliği ve gösterişi, Kutsal Kitabın Büyük Babil'le ilgili söyledikleriyle uyumludur. Kutsal Kitapta onun "erguvani ve kırmızı giysiler içinde", ayrıca "altın, değerli taşlar ve incilerle süslenmiş" olduğu yazılıdır (Vahiy 17:4). Büyük Babil "dünyadaki iğrençliklerin", yani Tanrı'yı yüceltmeyen tüm öğreti ve davranışların kaynağıdır (Vahiy 17:5). Sahte dine mensup olan kişiler, Büyük Babil'i destekleyen "halklar, topluluklar, milletler ve dillerdir" (Vahiy 17:15).

Büyük Babil, ‘dünyada katledilmiş olan herkesin kanından' sorumludur (Vahiy 18:24).
Tarih boyunca sahte din, savaşları ve terör olaylarını desteklemiştir, ayrıca insanlara sevgi Tanrısı Yehova hakkındaki hakikatleri öğretmekte başarısız olmuştur (1. Yuhanna 4:8). Sahte dinin bu başarısızlığı çok kan dökülmesine yol açtı. Bu nedenle, Tanrı'yı memnun etmek isteyen kişiler sahte dinden ‘çıkmalı', yani ondan tamamen ayrılmalıdır (Vahiy 18:4; 2. Korintoslular 6:14-17).

https://www.jw.org/tr/kutsal-kitabin...r/buyuk-babil/

burda sanırım Tanrı ibareleri yerine "gerçek" gibi bir kavram koymak yeterli..
Gerçekten İncil sevenleri, biraz olsun neden sevenleri bugün anlıyorum gibi olacağım..
Sembolizmanın sembolizması ya da suyunun suyundan biraz kaçmış içine... Sanki bu çorbaya ve bulamaca biraz et suyu çalınmış...

İncil Dedikleri, dediğimiz bu mu?

Bütün dünya şaşkınlık içinde canavarın ardından gitti. İnsanlar canavara yetki veren ejderhaya taptılar. "Canavar gibisi var mı? Onunla kim savaşabilir?" diyerek canavara da taptılar.

https://hristiyankitaplar.com/sites/...split_002.html

"Meryem, Batı dünyası tarihinin en güçlü dini sembollerinden birisidir… Meryem sembolü Hıristiyanlığı doğrudan eski çağlardaki dinlerin, "anne tanrıça" dinlerine bağlıyor." The Making of The Popes,(Papaların Ortaya Çıkışı) 1978 (U.S.A. 1979, Sayfa 227)
http://suhikayeleri.com/suhik_C20_di...GokKralice.htm
bunlar hakkında bir şey bildiğimi anladığımı söylemeyeceğim ama güçlü bir fikrim var şimdi.


Toplumsal cinsiyetin başat öznesi olarak kadın cinselliğinin kullanılmasının ilk örneğini, Gılgamış destânında görürüz. Burada Enkidu'nun aldatılarak medenî yaşamın yozlaşmış içeriğine çekilmesi bir fâhişenin devlet tarafından kendisine gönderilip iğfâl edilmesiyle gerçekleşmiştir.
http://bilimdili.com/arkeotarih/arke...gda-fahiselik/
Tanrı'nın Son Vahyi: İncil'in Vahiy Bölümü Üzerine bir Yorum

http://tureng.com/tr/turkce-ingilizce/bowl
http://www.zargan.com/tr/q/bowl-ceviri-nedir

Biz Büyük Babil yorumumuzu -yakın- buraya iliştirdik/serpiştirdik...
https://turandursun.com/forumlar/show...12&postcount=3

Konuşmak şimdi bu çağda bile şimdi burda bile kısıtlı iken

"KUTSAL KASE"

"insan olmak'ın ağırlığı eşit mi olmak'ın ağırlığına ..."

"Dışarıda bırakılmak içeri kapatılmakla aynı şeydir."- Foucault

Bilgi güçtür - cassiopaean experiment


"İLETİŞİMLER; İNDİRİLEBİLİR VE MOBİL OKUNABİLİR METİN LİNKİ"
~~~~~~~~~~
Alıntı ile Cevapla
  #6  
Alt 05-04-2018, 12:17
"ictenlik" - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
"ictenlik" "ictenlik" isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 22 Aug 2017
Mesajlar: 2.523
Standart KUTSAL KASE


Hanım danışanlarıma ‘Önce kutsal kasenizi keşfedin, libidonuz olması gereken yerde olsun, sonra hamile kalın' önerisinde bulunurum.

Tam bu sırada da Da Vinci Şifresi'nde bahsedilen kutsal kasenin rahim değil vajina olduğunu birlikte inceleyelim.Kitabın bir yerlerinde Dan Brown der ki: Katolik Kilisesi kutsal dişiden (İsis-Kadim Mısır'daki ismi- hiyeroglif simgesi; elinde sopanın ucunda yıldız tutan beyaz giysili bir kraliçe) korktu. Onun için kutsal kaseyi sakladı. Anlamayanlar için ilerde bir paragraf daha açar: " Seksi ayıp ve günah gibi kavramların altına sokarak ." Bu paragraf, bahsedilenin vajina olduğunun açıklayıcısıdır. Çünkü rahim ve doğurganlık hiçbir zaman ayıp ve günah kabul edilmemiştir. Halen de tavşanlar gibi çoğalmaktayız. Daha zor anlaşılanı peki kardeşim, Katolik Kilisesi niye kutsal dişiden korksun? Bana göre cevap:

Çünkü savaşı bitirecek tek güçtür. Kadın kutsal kaseyi keşfedip kutsal dişi gücüne ulaştığında, alt uçtaki kapısı çalıştığı için omuriliğindeki vajinal sinirin çalışmasıyla beyin kapısı da kozmosun iyileştirici, sulhçu, kubbedeki hoş sedalara uygun yaratıcı "Saliha" bir güce ulaşır. İsis'in elindeki ucunda yıldız bulunan sopanın simge açılımı budur. Eğer Da Vinci Şifresi'nin filmini izlediyseniz kız çocuğunun kapı aralığından izlediği sahnenin doğuran bir kadın yerine seyircili bir seks sahnesi olduğu dikkatinizi çekmiştir. Ayrıca kutsal dişi sembolleri isimli kitap da ellerde dolaşmaktaydı.

Böylece kadını rahim libidosuna mahkum etmenin en basit yolunun kutsal kase bilgisini saklı kutmak olduğunu anlıyoruz. İzlanda'da Roseline Şapeli'ndeki çıplak kadın heykelciklerinin kalplerini bacak aralarına koyan sanatkarın da bu bilgiyi bildiğini düşünürsek; bu evrensel bilginin niçin bir azınlığın eilnde olduğunu tekrar düşünmemiz gerekir. Kanımca rahimde kaptığımız virüslerin en zor anlaşılanı ve en serti olduğu için…Bir toplumu kazlaştırıp kazıklamak istiyorsan kadınları doğurgan ve sağılan bir inek haline getiren rahim libidosuna izin ver, kutsal kase bilgisini saklı tut, büyümeyi çoğalma ile eşleştir. IMF, Dünya Bankası vs ile zaten kazıklarsın. Kutsal kasesini keşfeden bir rahminde libido olmayacağı için rahmine düşeni karartarak doğurmaz. Kısaca şöyle bir sonuca varmak mümkündür:" Kutsal kase yoksa kutsal dişi yok, kutsal dişi yoksa, savaşçı rahim var, savaşçı rahim varsa pipili-erkeksi kızlar ve çocuk alt beyinli adamlar var ( rahim libidosu doğurduğu erkek çocukların alt beyinlerini büyütmez). Bunlar varsa kaçınılmaz olarak dayak var, şiddet var, terör var, savaş var, namus ve töre cinayetleri var, rüşvet var, hırsızlık var, mafya var, uyuşturucu var, cinsel sapmalar var, hastalık var, aptallaşma var…

Bütün bunlardan öte; hadislerde kadınları aşağılayan sözlerin ve yazıların çıkartılma çalışmaları lafta kalmamalı. Unutmayalım ki hepimiz en temel inşaatımızı onların rahimlerinde geçiriyoruz.Sert psikolojik virüsler kapmamanın en birinci ve akılcı yolu kadınları kutsal dişi mertebesine yüceltmektir. Bunun için hamile bir kadına çok ihtimam göstermemiz gibi daha kolay anlaşılacak önlemlerin yanında, kaybettirilmiş kutsal kaselerini bulmalarını sağlamak hepimizin en önemli görev ve yaklaşımı olmalıdır."Şehveti geçiniz" global deyişi bunu önermektedir. Çünkü klitoris şehvet kaynağıdır.

Tabiidir ki bazı tutucu İslam tarikatların Mısır ve Afrika'da uyguladıkları kadın sünneti değildir anlattıklarım. (Ayrıca kadim Mısır'da kadın mumyaların klitorislerinin kesik olması çok ilgi çekicidir.) Kadının evlendikten bir süre sonra klitoristen vazgeçip vajinasını öğrenmesinin gerekliliğidir. Bu olmadığı takdirde omurilikteki vajinal sinir çalışmadığı için beyin kadın olamaz. Doğurduğu zaman da yaşam ağacı kökteki su kaynaklarından rahim sinirini kullanmak zorunda kalacağı için kadın alt beyinde kendisini verici sağmal bir inek gibi hisseder. Böyle olunca da içteki ben'le kavga dışarıyla kavgaya, dışarıyla kavga da kötülüklere, sağlıksızlıklara, kin ve intikam duygularına, yani kızgınlıklara ateşin güçlenmesine, hatta cehennem ateşine neden olur. (Öfke ve kibir ateşi besler.) Böylece bütün dünyada bir rahim hakimiyeti, silah ve savaş severlik oluşur. Bütün dinlerde cehennemin ateşle dolu olduğunu ve cehennemin efendisinin şeytan-ateş rahim olduğunu unutmayalım. Ateşi söndürmenin akarsu ile mümkün olduğunu, hareketli suyun rüya analizlerinde rahmani simgelerden olduğunu, akarsuyu iyi kullanabilmek için erkeklerin erken boşalmalarını mutlaka tedavi ettirmek zorunda olduklarını da unutmayalım. Klitoris orgazmının erken boşalmalı erkeklerin işine gelmiş olması bu konuda en büyük engel olarak gözükmektedir. Öyle ya,kutsal kase için e az 15 dakika boşalmadan çalışmak zorunda kalacaklar…Böylece ben pipimden memnunum, bu zındık doktor da nereden çıktı diyebilecek erkeksi ve fanatik feminist kadınların yanında erken boşalmalı erkekler de bu bilgilere karşı çıkacaklar ve "Yaşasın klitoris" nutukları atmaya başlayacaklardır. Unutmasınlar ki bir zamanlar güzelce bir manken "Ben her bisiklete binişte 20 kere orgazm olurum" demiş ve magazin mecmualarına baş sayfa olmuştu. Unutmayın ki klitoris kadını penise, dolayısıyla erkeğe ihtiyaç duymaz ve bu nedenle de hakiki aşk yerine sadece fotoroman yaşar. Ey erkek okurlarım, lütfen kendi sağlığınız için eşinize, partnerinize kutsal kaselerini öğretin, yoksa ya rahim ya klitoris dayağı yersiniz. Kutsal kaseyi öğretmediğiniz veya yaşatmadığınız hiçbir kadın size altbeyinsel olarak erkeğim demeyecektir. Çünkü içimizdeki evrensel canlı priz dengesini oluşturarak kadın ve erkek farklılığı mertebesine ulaşamayacaktır.Bu konularda elimdeki veri ve birikimler çok arttığı için önemini tüm topluma anlatabilmek amacıyla bu satırlarda biraz ayrıntılara girdim. Rüya analizleri bölümünde daha da ayrıntılaşmak zorunda kalacağız. Öyle ya "Şeytan ayrıntılarda gizlidir." İzlediyseniz Şeytanın Avukatı filminde Al Pacino şeytan rolündeydi ve film "Benim en sevdiğim günahım kibirdir" diye bitiyordu.Anadolu'daki " Merhametten maraz gelir" sözcüğünün ayrıntısı gibi geliyor bana, çünkü ikisinde de evrensel eşit canlı hissedememenin yanlışları var. Zavallı kadıncağız, çocukcağız, adamcağız gibi sözlerin özündeki kibiri bulmayı size bırakıyorum. Büyük devletlerin küçüklere yukarıdan ve kibirle bakışını da siyaset (at terbiyeciliği-Arapça) uzmanlarına.

Birkaç ayrıntı daha; geçenlerde TRT2'de "Kutsal Kase Arayışları" başlıklı bir belgeselde, gecenin geç saatlerinde kutsal kasenin bulunduğu varsayılan İzlanda'daki Roseline Şapeli'nde kameraman çekim yapıyordu.Ekrana akseden görüntülerde kalpleri bacak aralarında çok sayıda çıplak kadın heykelleri olduğu halde anlatıcı bunları gene rahim olarak yorumlamaktaydı.Aşk ve dişilik sembolü olan kalbin bile rahim diye nitelendirilmesi beni, azınlık bir grubun bunları bildiği, fakat insanların akıllanıp sulhsever olmalarını istemedikleri için, topluma bu bilgileri vermek istemedikleri fikrine götürdü. Daha son zamanlarda da bir İngiliz filmi izlerken, sokağa düşmüş ve uyuşturucuyla uğraşan bir genç kızın "Ben soylu muyum ki klitorisimi bağlasınlar?" cümlesi dikkat çekiciydi. Bütün bunlar kuyruk bilimin önemini sizlere de anlatmıyor mu artık?
sanırım yazım Nusret Kaya etiketli olmalı ve bir de bu Nusret Kaya ve Rahim olayı var..

Bir kere orda kutsal dişi saklandıysa (dişilik) Meryem kılığına sokulmuş kadınlık adı anlamı ya da onuru böyle de bozulmuş değil midir?
Meryem İsis'i gizliyor o zaman hem hem bir de kadını Meryemleştiriyor ve Meryem postuna ve kılığına çekiyor. ikili işlev...
Sanmıyorum
Sanırım Hristiyanlık seksi örtülü biçimde ayıplıyor ve örtülüyor mu? gibi bir çağrışım var
emin değilim

Meryem'e de dua yaygındır İsaya da yani Meryem bir kaltak olsa ona dua edilemez miydi?
Dua merkezini ve dua merkezindeki kadın imgesini mi saflaştırıyor. Sanırım analaştırıyor.
Tamam Hristiyanlar da İsa ya dua topluyor. İnsanlık için çırpınmış bir insan merkezi
Burda sanırım dua merkezlerinin saflaştırılmassı var. Tanrı belirsiz baba -erkek
Saf genç oğlan isa ve meryem
bence isa ve meryem yakın konumlanıyor yan yana gibi kadın ve erkek olarak birbirine yakın gibi.
değil de tanrının oğlu ve kızı gibi
sanki isa onun oğlu değilde gibi.. meryemin taşıyıcılığından çok bir kadım imajı işleniyor gibi.. bağımsız

Kutsal Kaseyle birlikte saklanan pek çok sembol olabilir
Bunlardan biri de insanın kadın ve erkek olarak ikiye yarılması. bu bilincin yansıtılması

Seks bir deneyim kılığına sokuluyor ve büründürülüyor ve bu zaten daha öncesinde oluşturulan engel ve kısıtlamalarla birlikte yapılıyor
zaten seks özgürleşirse tür özgürleşir ama seksin anlamı kalmaz
bunu deneyen bir nesil olur

bir yorum daha var
isa gibiler annesinin bir penisle delindiğini bilmek istemiyor
anne ya da kadın rolünün sevmediği seks imajı ya da sikme/sikilme izlemi ,erkeğin geçmesi doğurtması döllemesi
erkeğin bu işi baskın yapmasındaki olay
eşit dengesiz seks anlayışı ya da iki tarafın dengeli edimli işlevi ay da iki tarafında feromonal eşit istemediği ve oluşturmadığı ay da erkeğin geçtiği seks çocukları ve
-istenmeyen çocuk ve seks çağrışımları da olabileceğini de öne süreceğiz...

Sonuçta seks ve delinme olgusu, (ki burda delinme girilme gibi olgu var) bu kadın imajına ve olgusuna zarar veriyor mu vermiyor mu? Kadın saflığını yitiriyor mu yitir miyor mu?
Kadın erkek birbirine göre hasetleri ama rolsel konumlamalar çarpıtması..

Önüne gelenle yatmış bir Meryem'e ya da canının istediğiyle sevişmiş bir Meryem'e Hristiyanlar dua eder miydi?
Kadınlık imgesinin süründüğü yer burası...

Kutsal Kase seksin ve tür olmanın kendisini belki gizliyor
Eğer kutsal kase ya da insana göre gerçeğin bilgisi, saklanan bilgisi, aranan gerçek-kutsal kase diye bir şey olsaydı?
seksin mutluluğu ya da seksin vajinanın dibine ve içine -kovuğuna- çekilmesi doyumu ya da seksi ve erkeği
kadını, rahimi, cenini, mitosu keşfetmenin bilgisi değil de, özgürce seksin ve seks yapmanın bir süre sonra seksi işlevsizleştireceği insanı kaynaşma yoluna götüreceği, türsel ayrılığı indirgeyeceği ve bir süre sonunda insanın seks yapmasının zevksizleşip-önemsizleşip özgürleşeceği ve muhtemelen biteceği, seks altında orgazm-yüksek doyum ya da tanrısal ilahi ileri aşkın zevk bulunmayacağı ve bunları aramanın saçmalığı olurdu
hiç kimse bunu duymak istemiyor..

"KUTSAL KASE"

"insan olmak'ın ağırlığı eşit mi olmak'ın ağırlığına ..."

"Dışarıda bırakılmak içeri kapatılmakla aynı şeydir."- Foucault

Bilgi güçtür - cassiopaean experiment


"İLETİŞİMLER; İNDİRİLEBİLİR VE MOBİL OKUNABİLİR METİN LİNKİ"
~~~~~~~~~~
Alıntı ile Cevapla
  #7  
Alt 07-04-2018, 12:30
"ictenlik" - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
"ictenlik" "ictenlik" isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 22 Aug 2017
Mesajlar: 2.523
Standart

Konu -ve alımtı- bura etiketlidir..

Fetişizmin Kökeni ve Psikodinamiği Üzerine Denemeler ve Düşünceler
Bireyin kim ve ne olduğu/olacağı sorusu- 2


-lanet dünyanızda üşüyorum ve boğuluyorum bana yardım edin!--

--

Genel de kişi bir anomaliyle doğduğunda ve varolduğunda bu işin üzerinde suçluluk ve yargı bulutları var
ve başka bulutlar var..
Örneğin sakat olarak dünyaya gelmiş yada sonradan sakat olup böyle yaşayan biri tüm yaşam boyu diğer zorluklar yanında bunun çökkünlüğünü ve içgeçirmesini de duyabilir. Bizim duygularımız var. hiç kimse bir sakatı mutlu bir insan gibi ayağa kaldıramaz. bu onu kendi içinde başarmalıdır. İyi de bu onun içi neresi. bu toplumun bağrı değil mi? içi nerde bu adamın?

Boktan bir kaderi ya da tanrıyı, diğer insanları ve toplumsal sevgisizliği ve ilgisizliği suçlayabiliriz. Çünkü bireysel kaderimizle barışamayabiliriz ve onun üstesinden gelemiyoruz bazen. İstenmeyen bir durum hatta bireyin kendininde bunun olmasını istemeyeceği bir sorun oluştuğunda yine de bireye dönüp bu senin sorunun çıkmazın ve bunu sen çözmeli ve üstlenmelisin deniyor. Bunda bir tuhaflık var.
Tamamen senin sorunun.

Ben bu lanet gerçeğin içinde oluşmadım mı? parçası değil miyim? Kendimin mi parçasıyım ve şeyiyim. Tek başıma mı varlığım ben. Kendimi mi varettim. Tüm diğer şeylere bağlıyım ve onlarla biraradayım. Bu saçmasapan dünyayı ve onun tüm sorunlarımı ben mi kurdum?
Kendimin sorunlarını kendi içime ben mi yaptım?
Ne yani bu sorunların sorumlusu ben miyim?

Daniel Blake'in öyküsünü bu yüzden alıntıladım. Buna yakın bir iç-çekiş/serzeniş ve farkındalık sunuyordu..
Anlatmak istediğimi anlatamamış olabilirim. Kendimle barışabilirim bu yetmiyor. Başkalarıyla barışamıyorum asıl sorun burda. Yargı bağımsızlığı kazanamıyorum ya da başkalarının benle çatışmasını isteyeceğim düzeyde aşamıyorum bu benim mücadelem .Gerekirse hepinizi alt edeceğim...

Boktan bir dünyaya boktan bir kaderle doğmak benim sorunumdur. Benim sorunum mu? Bu benim bireysel yüküm ve vicdanım mı tam olarak bunu soruyorum. Bu kaderi ben mi sırtlamışım. annem babam mı vermiş bana. Ben kimim yahu. Ben bir toplumsal olguyum ve taşım sadece. Beni bu toplumsal olgu çörekleri ve gerçeklik iç yapısı dinamikleri yaptı. Anne babamın örneğin onlarında seçimleri ellerinde değildi belki ve olaylar aktı gitti. Ve belki onlarında anne babası..

Sanki olaylar başka bir gökyüzünde olmuşçasına, başka bir yerlerde ben tutup kendimi yarattım ve bu gerçeğin içine sizin yanınınza gelip oturdum ve kendimi buraya kattım-ekledim ve kendimi buraya dışarıdan soktum. Ve içime de bir sorun ekledim..

Beni bu boktan dünya oluşturdu...Beni tüm diğer şeylerle birlikte aslında sizde oluşturuyor ve oluyorsunuz. Bunu size anlatabilirdim...Ve olayları oraya götürebilirdim...

Buna bir tür kader diyoruz. Kaderciliği bir yana bırakırsak, doğasal bir zorunluluk olarak herhangi bir şeyin elinde olmayan bir ilkeye dayanarak varolmasına biz kader diyoruz. Ben diye bulduğumuz bir şeyi oluyoruz ve yaşıyoruz. Yani olmanın kendisine bağlı olarak olan kendi dinamiklerine kader denir...Zorunlu olarak varız dediğimiz-de bu kaderdir. Kadercilik dediğimiz ise bir şeylerin bizim elimizde olmadığına inanmaktır. Hareket ediyoruz. Kadercilik dediğimiz bunu yadsımak gibi. Bu yorumu yeterince sunamadım ve karıştırdım ancak ne demek istediğimi anlıyorsunuz sanıyorum

Kızgınım-çok kızgınım .Tüm bu tuhaf olaylara ve durumlara şu an çok ama çok kızgınım.. anlatamıyordum

Neden ben?
Neden ben ne demek bilmiyorum neden o değil demek mi?
O halde şunu mu demeliyiz neden bu dünya var, bu gerçeklik var ve neden sakatlanma yaralanma var ve neden acı var ve neden ben kaldıramıyorum mu demekteyim ve neden bunun gibi olgu ve çarpıklıkları var
Ama dünyayı seviyoruz
Ve birilerimiz acı çekiyor oysa.. her hangi türden acılar.

Hristiyanlık ekolünü izleyebilirsiniz ve bir katil, seri tecavüzcüyü yargı bağımsızılığına kavuştumaya ,sözde affetmeye ve içyargıdan ve toplum yargısından arındırıp kurtarmaya çalışan bir hristiyanlık ekolünü görebilirsiniz ve var. Günah dökme ekolü.
Birey ya da biri günahkar mıdır? Bu kavramı kim icad etti ki?
Bu kavramları kim hafızamıza kazıdı. Ne yapabiliriz?

Erken çocukluk döneminde bireysel suçluluklar yargılar ikilemler ve yaşam çatışmalarıyla doluyuz. Yaşam enerjimiz ve günümüz sömürülüyor ve çalınıyor.
Bir çoğumuz yaşamı zor yaşadık ve zor aşabiliyor ve kabullenebiliyoruz. Burda dünyada yaşam acılı ve çalkantılı, kaos dolu ve yalkın. Hala bunun eğlence olarak görebilenlerimiz var. Güçlü olmalıyız her zaman ve öğrenip yola devam etmeliyiz-aşmalıyız. Takılırsak hemen düşüyoruz ya da geride kalıyoruz. Hemen ayağa kalkmalıyız ve günü kaçırmamak kendimizi ve başkalarını, olayları ve işleri yapmak etmek için mücadele vermeliyiz. ya da kendimizin ve başkalarının mesihi olmalıyız. ne olmalıyız ulan ben ne yapıyorum ve yapacağım. ben şimdi bunu yapmıyor muyum daha ne yapayım siz söyleyin...

Bu dünyaya ve olaylara karşı ben kendi içimde bir dinginlik-barış ve yargısızlık/umursamazlık kazanabilirdim oysa bu diğerlerini yenmiyor. Toplumsal yadırgama ve bilgisizlik ürüyor. iç barış denileni alın gözünüze sokun. Toplumda bir bağımsızlık kazanmalıyım, mücadele etmeliyim çünkü ben elimden geleni yaptım bunu biliyorum ve lanet daha fazlasını yapacağım gerekirse en çoğunu ben yapacağım
bunu yapmadığımı söyleyecek olan varsa gelsin benimle yüzleşsin ve yaptığı güzel çirkin şeyleri bana göstersin. lanet durumumu kurtarmıyor. ve yargılaşsın onu yargılayacağım bütün gücümle. beni yargılayanları şimdi ve yarın ben yargılayacağım.

Bu hayata bu boktan hayata direnmek,tutunmak ve onun içinde güçlüce mutluca varolmak için elimden geleni ve elimden gelenin en iyisini yaptım ben
Boktan bir dünya var bütün sorun bu. Tüm bunlar sanki benim sorunlarım. Kötü hatta bombok bir toplumsal organizasyonun ve aslında organizasyonsuzluğun sanki tüm sorumlusu birebir benmişçesine ve kendi benimmişçesine kendime yüklenmemi istiyorlar ve söylüyorlar. Size direniyorum bu yönden bana değil. Sizde varsınız ve bunlardan hepimiz sorumlu olmalıyız ya da birileri ama kim? tanrı mı? onu kabul ediyormuyuz?. onu bana getirin.ona çıkalım o halde soralım nedir bu işler. Size yükleneceğim ben artık. ve dünyanın suçları ve sorunları benim sorunlarım gibi algılanıyor ve bana yükleniyor neden? bunu soruyorum
Her şey sanki benim sorunum
lanet algılarınız..

Birey diye bir şey kendinden menkul olarak var mı?
Yani birey kendini türetmiş ve yaratmış varlık mıdır?
Yani tüm buradaki doğa koşullarının içine bir çocuk doğurduğunuz da o bir katili başbakan, akıl hastası olabilir. Tüm bunlar gerçeğin olanaklarıdır
Yukarıda ki değerlendirme anlamında bireyin kendinden ve tüm sapmalarından sorumlu olması ne anlama gelmektedir? Bu bireye yüklenme suçlanma neden? birey tanrı mı? kendinin birebir tanrısı mı? oluşturucusu mu? bir tanrı vardı hani onu suçlayın
Ahlak ve iyilik, iyi kötü olan nedir? Kim ne belirler

Bireyin birey olması nedir?
Toplumsal organizasyon ve doğa nedir?


Günümüzde bireyin taşıdığı ve bireye indirgenmiş herhangi bir çarpıklık ve sapma; toplumsal doğasal ya da olgusal çarpıklık olarak doğanın ve toplumsal yapının bağrında var ve gelişmiş olmasına rağmen birincil elden bireyin sorunu olarak görülmektedir ve bireyin sırtına yüklenmektedir. Daniel Blake'in bize anlattığı budur..

Yani birey denilen dediğimiz kendi sorunları çözmelidir. Bireyin sorunu değil ki toplumsal çarpıklığın ürünü. Bireyin kucağına ve sırtına bunu kim atıyor ve yapıştırıyor. Bireyin kendi sorunları denilen birincil elden gerçekliğin içindeki birden çok bireye ve aslında toplumsal yapıya bir paradigmadır aslında. Toplumsal organizasyonun sorunu..
Bunu anlamanızı istiyorum..

Nasıl kanser olmak, sakat olmak ya da fiziksel bir anomaliyle doğmak tüm topluma genellenebiliyorsa ve gerçeklik böylesi unsurları barındırdığı için kimi bireyler bunu taşıyorsa ve ister istemez birlerine olacaksa ve birileri bu yaşamları taşıyacaksa fetişizmi ya da herhangi başka bir olguyu da toplumsal bir olgu olarak ele almayı deneyeceğiz. Anlatamadıysam derdimi bir daha ki sefere daha güçlü ve iyi yazacağım-deneyeceğim..

Şeker diyabet yaptığı için diyabet olan adam diyabet olmuştur ve bu onun sorunudur. anlıyor musunuz?
şeker yemek ve şeker yemesi onun sorunudur..
bilgi nedir? kör sağırlık mı?

"lanet dünyanızda üşüyorum ve boğuluyorum bana yardım edin-"

"KUTSAL KASE"

"insan olmak'ın ağırlığı eşit mi olmak'ın ağırlığına ..."

"Dışarıda bırakılmak içeri kapatılmakla aynı şeydir."- Foucault

Bilgi güçtür - cassiopaean experiment


"İLETİŞİMLER; İNDİRİLEBİLİR VE MOBİL OKUNABİLİR METİN LİNKİ"
~~~~~~~~~~
Alıntı ile Cevapla
  #8  
Alt 27-04-2018, 11:03
"ictenlik" - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
"ictenlik" "ictenlik" isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 22 Aug 2017
Mesajlar: 2.523
Standart İki zıt kadın kimliği: Lilith ve Havva

Kadın Erkek Kimliği Ve Rolleri Arasına Örülen Uçurumlar İncelenmesi Alıntıları

.: İki zıt kadın kimliği: Lilith ve Havva

YAZAR: HASAN KAYA TARİH: 15 EKİM 2016 MAKALELER

"Tanrı sizi kötü kadınlardan korusun; iyi kadınlardan da siz kendinizi koruyun!" (Timuçin, 2005: 21) "Kadın"ın her halükarda kaçınılması gereken tehlikeli bir varlık olduğunu savlayan bu Yahudi atasözünde, ilginçtir ki, "kötü kadın" Lilith'i, "iyi kadın" ise Havva'yı çağrıştırmaya yönelik gibidir. Batı'da yaygın olarak bilinmesine karşın Doğu toplumlarında çok daha az bilinen Lilith[1] ile insanlığın anası Havva, kadının özgül kimliğinin de, ataerkil toplum marifetiyle kadının sırtına yüklenen "ahlak"ın da karşıt kutuplarını simgeleyen birer mitolojik figür niteliğindedir aslında.

Tek tanrılı dinlerin kutsal kitaplarında "yaratılış" anlatıları, ilk kadın olarak Havva'dan bahsetse de, kutsal kitapları etkilediği düşünülen başka birçok mit, Adem'e eş olarak Havva'dan önce yaratılmış Lilith adında başka bir kadından daha söz eder.

Tevrat'ta, tüm canlıların iki cins olarak yaratıldığı anlatıldıktan sonra Allah'ın insanı kendi suretinde erkek ve dişi olarak yaratıp "…çoğalın, yeryüzünü doldurun ve onu tâbi kılın…" (Kitab-ı Mukaddes: Tekvin: Bab 1) diye seslendiği belirtilir; fakat daha sonra bununla çelişkili ifadelere yer verilir:

Henüz yerde bir kır fidanı yoktu, … toprağı işleyecek adam yoktu. …Allah yerin toprağından adamı yaptı, …Aden'de bir bahçe dikti …adamı oraya koydu. …görünüşü güzel ve yenmesi iyi olan her ağacı, ve bahçenin ortasında hayat ağacını, ve iyilik ve kötülüğü bilme ağacını yerden bitirdi. …adama dedi: …iyilik ve kötülüğü bilme ağacından yemeyeceksin. …Allah dedi: Adamın yalnız olması iyi değildir; kendisine uygun bir yardımcı yapacağım. …fakat adam için uygun yardımcı bulunamadı. …adamın üzerine derin uyku getirdi, …onun …kaburga kemiğinden bir kadın yaptı ve adama getirdi… (Kitab-ı Mukaddes: Tekvin: Bab 2)

Görüldüğü gibi, 1. Bab'ta kadın ve erkek birlikte yaratılmış, ne var ki 2. Bab'ta erkek yaratıldıktan sonra ona yardımcı aranmış, diğer canlılardan uygun yardımcı bulunamadığı için adeta mecburen bir kadın yaratılmıştır.[2] Bu tutarsızlık, Kitab-ı Mukaddes haricindeki yaratılış mitleri, mesela 8.-11. yy sürecinde oluştuğu bilinen "Ben Sira Alfabesi" gözden geçirildiğinde anlaşılır bir hal alır:

Tanrı ilk insanı yarattığında şöyle konuştu: ‘İnsanın yalnız olması iyi bir şey değil.' Ve ona topraktan bir eş yarattı, ona benzeyen, adı Lilith olan. Kısa süre sonra birbirleriyle kavga etmeye başladılar: Kadın erkeğe: ‘Ben senin altında yatmak istemiyorum.' Ve erkek: ‘Ben senin altında değil üstünde yatmak istiyorum; çünkü sen altta kalan olmayı hak ediyorsun ve ben üstün olmayı hak ediyorum.' Kadın: ‘…eşitiz; çünkü ikimiz de topraktan yaratıldık.' (…) Birbirlerini anlamayı ret ettiler. Lilith, (…) Tanrı'nın o özel ismini telaffuz etti ve dünyanın göğüne doğru yükseldi. Adem yaratıcısına seslendi: ‘…bana verdiğin kadın benden kaçtı!' (…) Tanrı, Lilith'in peşinden üç melek gönderdi. (…) şöyle konuştu: ‘Geri dönmek istediği takdirde, tamam; ama istemezse, her gün yüz oğlunun ölümüne şahit olmayı göze almalıdır.' Melekler kadını bulup Tanrı'nın sözlerini ilettiler. Ama o geri dönmek istemedi. [Burada kullanılan kelime İbranicede "kaybedilen değerlere geri dönmemek" anlamındadır.] ‘Seni denizde boğacağız!' dediler. Kadın: ‘Beni yalnız bırakın; çünkü ben çocukları zayıf düşürmekten başka bir işe yaramam: erkek çocukları doğumlarından sekizinci günlerine, kız çocuklarını ise doğumlarından yirminci günlerine kadar gözetmem emredildi.' (…) böylece kadın günbegün şeytanlarından yüz tanesinin ölmesini göze aldı. (bkz. Zingsem, 2007: 36-37. Ayrıca bkz. "Alphabet of Ben Sira": http://jewishchristianlit.com)

Bu öykünün küçük farklılıklar taşıyan varyasyonları, Kabala öğretisinin kaynaklarında da ele alınmıştır. Mesela Zohar'a göre; altıncı günde yaratılan Adem ‘Ben hariç her yaratığın bir eşi var!' diye bağırarak Tanrı'ya serzenişte bulunur. Bunun üzerine Tanrı ilk kadın Lilith'i yaratır; tıpkı Adem'i şekillendirdiği gibi şekillendirir fakat saf toz yerine kir ve çamur kullanır. Kadın yine az önce anlatılan sebeplerle ve eşitlik iddiasıyla Adem'den aşağı olmayı ret eder, bu yüzden hiçbir zaman barış içinde yaşayamazlar. Lilith (Ben Sira Alfabesi'nde olduğu gibi) Tanrı'nın gizli ve tanımlayıcı adını söyler ve göklere yükselerek Adem'i terk eder. Adem, Tanrı'ya şikayette bulunur. Melekler Lilith'i, etrafta şehvetli şeytancıkların dolaştığı ve onun her gün onlardan olma yüz şeytan doğurduğu Kızıldeniz yakınlarından almaya gider; gelmemesi halinde denizde boğmakla tehdit ederler. O da "Kızıldeniz'deki bu süreden sonra nasıl Adem'e geri dönüp saygın bir ev kadını olarak yaşayabilirim ki?" diye sorar. (…) Adem'e uygun eş yaratmak adına Tanrı yeni bir denemede bulunur:

Ve Adem seyrederken bir kadının anatomisini şekillendirdi; …kemik, bağ dokusu, kas, kan ve bağırsaklar kullandı; bütün bunları deriyle kaplayarak çeşitli yerlerine kıl ve saçlar ekledi. Bu görüntü Adem'i o kadar tiksindirdi ki, kadın (Chawwah) bütün güzelliğiyle karşısında durduğunda dahi onu çok itici buldu. (…) Tanrı bir üçüncü kez denedi… Adem uyurken onun kaburga kemiğinden bir kadın yarattı… Saçlarını ördü, yirmi dört mücevherle süsledi. Adem hayran olmuştu… ( Bkz. Zingsem, 2007: 37-38. Bkz. Çığ, 2006: 52. Bkz. Lilith in the Zohar)

Çeşitli varyasyonları görülebilecek olan bu anlatıların ayrı düşmeyen görüşleri ise, Lilith'in (ilk günahtan önce Aden Bahçesi'den ayrıldığı için) Adem'e verilen ölümlülük cezasından azat olduğu ve ayrıca onun dünyanın felaketi olduğudur. (Bkz. Zingsem, 2007: 36-40) Nitekim Kitab-ı Mukaddes'te Lilith figürü (iki ayrı kadın yaratımını ele veren Tekvin bölümü bir tarafa) İşaya Bap 34'te ve Eyyub Bap 18'de yıkım, felaket ve cezalandırmalara eşlik eden bir kötülük emaresi olarak sunulur. Ve genellikle etrafta varlığına eşlik eden baykuş ve yılandan söz edilir.[3]

Kabala'nın diğer bir kaynağı Talmud'a göre kanatlı, uzun saçlı, insana benzer, "gecelerin dişi şeytanı" olan bu esrarengiz kadın figürünün (bkz. Lilith in the Talmud) izini sürmeyi geriye doğru kazarak sürdürdüğümüzde Lilith, yine gizemli bir figür olarak yaklaşık İÖ 2000'e tarihlenen eski bir Sümer yaradılış öyküsünde karşımıza çıkar (bkz. Resim 1) :

…her şey oluşmaya başladığında / …bir huluppu ağacı / Fırat'ın kıyılarında kök saldı. / (…) [İnanna] Ağacı nehirden çekerek konuştu: / ‘Bu ağacı Uruk'a götüreceğim / …kutsal bahçeme dikeceğim.' / Kendi elleriyle ilgilendi İnanna ağaç ile / …Yıllar geçti / …ağaç kalınlaştı / (…) O zaman evcilleşmeyen bir yılan / yuvasını huluppu ağacının köklerine kurdu / Ağacın dallarında Anzu-kuş kuluçkaya yattı / Ve gövdesinde karanlık bakire Lilith evini inşa etti. / …İnanna nasıl da ağladı! / …erkek kardeşini [Güneş Tanrısı Utu'yu yardıma] çağırdı. / (…) [Utu] İnanna'ya yardım etmek istemedi. / İnanna …Gılgamış'ı çağırdı / …cesur savaşçı Gılgamış / …İnanna'nın yanında yer aldı. / …bronz baltasını savurdu. / (…) eğitilemeyen yılanı öldürdü. Anzu-kuş yavrularıyla dağlara uçtu. / ve Lilith evini yıkarak vahşi, ıssız yerlere kaçtı. / O zaman Gılgamış huluppu ağacının köklerini gevşetti / ve …şehrin oğulları, dallarını kestiler. / Ağacın gövdesinden bir taht oydu… / …bir yatak oydu İnanna için. / [İnanna] Ağacın köklerinden bir pukku yaptı… / ağacın taçlarından bir mikku yaptı uruk kahramanı Gılgamış için. (Zingsem, 2007: 17-21; Çığ, 2006: 43-44; Çığ, 1996: 38. Her iki yazar da Volkstein/Kramer'den alıntılamıştır.)[4]

Gılgamış Destanı'nda kendisine evlenme teklif eden İnanna'yı aşağılayan,[5] onun gök-boğasını öldüren Gılgamış'ın bu öyküde onun yardımına koşması dikkat edilmesi gereken bir ayrıntıdır. İnanna, eski tanrıça tapımının tanrısal varlıklarından ötürü neden sıkıntılı ve aciz durumdadır; neden ağlamaktadır? Aslında Gılgamış'ın temsil ettiği "erkek dünya"nın, önceki anaerkil dünyada kutsal olan ve İnanna'nın bahçesinde birbirine kenetlenmiş halde beliren dört öğeye[6] saldırıp onların izini yok etmeye girişmesinin simgeleştirilmesidir bu. İnanna'nın üzerindeki, egemen görüşün baskısıdır ve görünen o ki, en azından bu eski kadın tapımlarının kutsal varlıklarıyla ilişkisi olmadığını kanıtlamak zorundadır. (Bkz. Cıbıroğlu, 2002: 32) Ataerkil Sümer dünyasının Lilith'in kovuluşunu içeren destanlarında süregiden olaylarda, ilginçtir, koskoca tanrıça İnanna bir adamın tecavüzüne de uğrar. Üstelik o bile evleneceği erkeği gönlüne göre seçemez ve zaten Utu'nun kızkardeşine yardımı, asıl, genç kızın yeni erkek yasalarına uyum sağlaması ve öteki genç kızlara örnek oluşturmasına yönelik olmuştur. Utu, gönlü Çiftçi Tanrısı'nda olduğu halde, İnanna'yı Çoban Tanrısı Dumuzi ile evlenmeye ikna eder. Çünkü aslında tarihsel dönem artık sığır üretiminin erkeklerde olduğu dönemdir. Kaba kuvvetiyle hemen her şeye güç yetirip sahip olan bir karakter olarak Gılgamış kutsal törenlerle Dumuzi ile bireşip tanrıçanın kocası ve de hükümdar olur. (Bkz. Çığ, 2006: 54-57; Cıbıroğlu, 2002: 32)

Görünen odur ki, gerek dört kutsal dinin geçerli olduğu –günümüze kadar uzanan– dönemde, gerekse ondan önceki dönemde Lilith'le simgelenebilecek bağımsız, güçlü özne olan kadın kimliği, toplumsal hayatın sürdüğü yeryüzünden dışlanmış; Tanrı-devlet-erkek bireşimi bir erk'e "tâbi" olan bir "Havva" imgesi (zaman ilerledikçe bu "Bakire Meryem" imgesiyle takviye edilecektir) ‘makbul' sayılmıştır.

Dikkat edilirse, kutsal kitapların ve öykülerin tümünde salık verilen ve kutsanan, "egemenlik"tir. Öncelikle "insan"ın tüm dünyevi varlıklar üzerindeki tahakkümü; eşgüdümlü olarak da erkek cinsinin kadın cinsi üzerindeki egemenliği…[7] Anlatılar erkeğin üstünlüğünü ve evrendeki merkezi rolünü vurgularken, bir yandan kadının ikincil, suçlu ve dolayısıyla cezalı rolünü belirginleştirmeye yönelmiştir. Ne de olsa "yasak meyve"nin (ki bunun cinsellik, dolayısıyla özneleşme ve kültür sürecine geçişin simgesi olduğu düşünülür) yenmesi ve cennetten (ebedi ve rahat hayattan) çileli hayata geçiş kadınlar yüzünden olmuştur. Bu sahneyi betimleyen bütün resimlerde, yasak meyveyi Havva'ya uzatan bir "yılan-kadın" (Lilith) figürüdür ki bu, öyküyü tamamen Adem'in saf bir kurban, kadının her iki kimliğiyle de "kötü ve riyakar" olduğu savına bağlar, insanlığın maruz kaldığı tüm talihsizliklerden kadını sorumlu tutmak için bir gerekçe oluşturur ve günümüze değin binlerce yıl, kadının toplumsal-cinsel-dinsel-siyasi-ekonomik özgürlüğüne ket vurmanın meşru zeminini kurar. Tanrı bir yandan (Lilith imgesiyle de -Freudyen görüşte fallus olgusuyla da- örtüştürülmüş, ilintilenmiş olarak) yılan ile kadını düşman kılar. (Bkz. Kitab-ı Mukaddes: Tekvin: Bap 3)[8] Yeryüzündeki yaşamın ve ilişkilerin kural ve ilkelerini çepeçevre belirler. Adem-kadın-yılantoprak-doğa ilişkilerini düzenler. Buna göre Adem, "bilme meyvası"nın[9], yani (cinsellik, türün üreyerek yaşama devam etmesi, üretim, özneleşme kavramları ile ağaç-meyve-yılan-fallus-Lilith-Havva imgelerini ilişkilendiren bir çağrışımla) "yaşam döngüsüne katılmanın" ceremesini çekecek, Havva'ya malik olacak ve onu "yılan"dan da hep sakınacaktır. Zira yılan, onun sürekli içli dışlı olacağı tarımsal yaşamın (toprağın) kaçınılmazı, yaşam döngüsünün imgesi olarak da daimi özlemiarzusu olduğu kadar, malik olduğu Havva'yı elden kaçırmamak için sakınması gereken bir kötücüldür de. Böylece kadın-erkek ilişkisi gerek bilinçaltında, gerekse bilinç düzeyinde bir paradoksa gömülmüş; aslında, başta cinselliği kontrol altına alarak "kıllı içgüdüsüyle" mücadele edip kültür yaşamını biçimlemeye çalışan insan, kendi doğasını zedelemek pahasına yeryüzünün yerleşik-ataerkil düzeninin manifestosunu oluşturmuştur.[10]

Nihayet, mitojenik olan toplum, örmüş olduğu bu öykülerle gündelik hayatında bir mitolojiyi de gerçeklendirmeye koyulmuş, kadın cinsinin doğası gereği itaatsiz, saf, zayıf iradeli, baştan çıkartılmaya ve kötülüğe meyilli, sadakatsiz, güvenilmez, hilekâr, baştan çıkarıcı, başlıca motivasyonu kişisel çıkarları olan bir cins olduğu yaygın inancıyla "ahlakî" yaptırımlara yönelmiş (bkz. Witcombe, 1999: 56);[11] bütün dinler ve örfler "ahlak" savı altında kadını boyunduruk altına almaya girişmiş; kutsal metinlerde birçok alıntıyla örneklenebilecek çerçevelerle toplumsal yaşamda kadını ikincilleştiren düsturlar koymuştur.[12]

Ender ÖZBAY

—–

[1] 2 Barbara G. Walker, Lilith'in etimolojisini, Lotus anlamına gelen Sümer-Babil kökenli "lilu" kelimesine bağlamaktadır. Böylece Lilith'i, tüm anlatılarda ve betimlemelerde ilişkili olduğu görülecek olan "ağaç" motifiyle ve Mısır-Hindistan'ın Lotus tanrıçalarıyla ilişkilendirmek mümkün olmaktadır. M. İ. Çığ, Prof. S. Kramer'e dayandırdığı açıklamalarında, Lilith'i Musevi efsanesindeki karakterle ilişkilendirmekte; Sümer dilinde "ki.sikil.lil.la" olarak geçtiğini, "ki.sikil"in genç kız; "lil"in hava, ruh anlamına geldiğini; böylece "Lilith"in hava, ruh anlamını verdiğini belirtmektedir. Zingsem, buna ek olarak, Babil-Asur kökenli "lilitu" kelimesinin de uyduğunu ve "dişi şeytan, rüzgar hayaleti" anlamına geldiğini; İbrani [Sami] kökenli "Laila" [bkz. leyl-a] (gece) sözcüğünün de geleneksel hikayelerde Lilith ile bağdaştırılıp "gece hayaleti" olarak çevrildiğini söylemektedir. (Zingsem, 2007: 15; Çığ, 2006: 51)

[2] 3 Uzmanları, Tekvin Bap 1'deki ilk aktarımın ikincisinden çok daha sonra yazıldığına inanmaktadır. (bkz. Witcombe, 1999: 56)

[3] 4 "(…) Ve Edom vadileri zifte, toprakları kükürde dönecek… Gece gündüz sönmeyecek… ıssız kalacak, (….) orada baykuşla karga oturacak, şaşkınlık ipini ve boşluk şakülünü onun üzerine gerecek. (…) saraylarında dikenler, hisarlarında ısırganlar bitecek, (…) evet, gece canavarı orada yerleşecek, ve kendisi için istirahat yeri bulacak. Ok yılanı yuvasını burada yapacak…" (İşaya: Bap 34); "(…) onu dehşetler yıldıracak, …yanında felaket hazır bulunacak. Güvendiği çadırdan sökülüp atılacak; (…) kendisinden olmayan onun çadırında oturacak; yurdu üzerine kükürt saçılacak, dipten kökleri kuruyacak…" (Eyyub: Bap 18) Vera Zingsem, Kitab-ı Mukaddes'in güncel nüshalarında "gece canavarı" ve "kendisinden olmayan" olarak geçen ifadelerin Reformasyon dönemi öncesine ait Kudüs İncili'nde "Lilith" olarak geçtiğini belirtmektedir. (Bkz. Zingsem, 2007: 43)

[4] Bu ağaç ve ona yerleşen varlıkları anımsatan bir motif ilginç bir şekilde Türk mitolojisine yansımış gibi görünmektedir: Karagöz-Hacivat oyununda göstermelik olarak kullanılan "kanlı kavak" motifinde, ağaca yılan sarılmış, en üstünde bir kuş yuva kurmuştur, ağacın arkasından bir cin görünmektedir ve yanlarından geçenler bu öğelerin tılsımlarıyla çarpık çurpuk olmuşlardır. (Bkz. Cıbıroğlu, 2002: 33.)

[5] (Bu kısmın geçtiği "6. Tablet" için bkz. Gezgin, 2009: 53-55)

[6] Huluppu yani Kadınların dallarından sepet, salgısından ilaç (salisin) yaptığı, Mısır'dan Asya'ya; Eski Yunan'dan Kelt uygarlığına kadar tanrıça tapımlarında kutsal sayılan söğüt ağacı; Anzu-Kuş yani bazı destanda kaderi tayin eden ve sözüne karşı gelinmeyen, bilgelik yönüyle baykuşla imgesel bir örtüşümde olduğu savlanabilecek İmdigut kuşu (birçok betimlemede baykuş olarak görülür); değişimin, şifanın, dolayısıyla ölümsüzlüğün sembolü yılan ve eski kadın tapımlarının tanrısal varlığı, imgeleştirilirken yılanla da örtüştürülen Lilith. (Bkz. Cıbıroğlu, 2002: 32; Zingsem, 2007: 215-221; Gezgin, 2009: 181-187)

[7] 8 Bu durumun önemli bir düsturu olarak, Tevrat'ta daha en başta, her şeyin yaratıcısı ve hakimi olan Tanrı'nın, erkeği kendi suretinde yaratmış, böylece hakimiyetinin bir nevi mümessili kılmış olduğu anımsanmalıdır. (Bkz. Tekvin: Bab 1)

[8] 9 Çağdaş edebiyatın özellikle "yeraltı" ırmaklarında, ataerkil yapının kadın üzerinde şiddet ve zorlama yollu egemenliğine ilenme ve eleştiri duyumsatan kimi şiir ve metinlerde söz konusu fallik çağrışımın dinamik alındığı gözlemlenmektedir. Sözgelimi Asuman Akemoğlu'nun kadın duyarlığıyla yazılmış dizelerinde söz konusu ettiğimiz toplumsal bilinçaltının izlerini sürmek ve bilinç düzeyine analiz edilerek taşındığını saptamak olasıdır: "bakışları yok yılanın / çamur bulaşmış gelinliğine bakirenin / dirimin son nefesi, / gözleri kızıl bir palyaçonun boynuna asılı / belki de topuklarında bir – er ******nuntak / tak tak tak… / ve yalayarak / çocuk Sonya ekşimsi tadını erkin / feryadını ciğerlerine düğümler Ramallah'ta bir şair… / bir kıtaya çivilenmiş zaman…" (Bkz. http://sollama.blogspot.com/2008_09_01_archive.html)

[9] 0 "Bilme meyvası", özellikle de "bilme", cinselliğe referans sayılabilir. İlgili olabilecek bütün simgelemlerin yanı sıra mesela Tekvin: Bap 4'te "Adem karısı Havva'yı bildi; ve gebe kalıp Kain'i doğurdu." ifadesi dikkate alınmalıdır.

[10] 1 Bu bağlamlarda daha geniş ve ayrıntılı değerlendirme için bkz. Witcombe, 1999 ve Gezgin, 2009. [Mitoloji, masal, söylence, edebiyat, plastik sanatlar gibi birçok toplumsal-bireysel yaratı alanında yılan ile kadın ilişkisine dair "alt metin" okumaları gerçekleştirmek, hermetik ifade ve imgeler saptamak mümkün görünmektedir. Sözgelimi, halk anlatılarını referans aldığı anlaşılan bir öyküsünde Sema Kaygusuz, bir evin taş avlusuna her sabah gelip tıslayarak bir hikaye anlatan bir yılanı ve (özellikle yetişkin kadınlar korkup çığlık çığlığa kaçışırken) yılanın "işittiklerin tamı tamına doğrudur ama yalnız duyana aittir!" diyerek bağladığı hikayesini anlayan, duyduklarını yaşlı bir kadın oluncaya, ömrünce sır olarak saklamak zorunda olan (bu yüzden "yılanın ona bıraktığı" içsel bir "esaret"in ağırlığıyla yaşayan) bir kız çocuğundan (babaannesinden) bahseder. Aynı öyküde, kırların içinde yalnız yaşayan, evlenmemiş, garip bir kadının, kuyusuna düşüp boğulan yılanların kuyudan haykırdıkları son sözlerini de anlayıp yine sır olarak sakladığı görülmektedir. (Bkz. Kaygusuz, 2010: 13-19) Gerçekten de yılan ile kadın ilintisine birçok geleneksel inanç ve söylencede farklı farklı anlam, nitelik ve biçimlerde rastlanmaktadır. (Bkz. Eyuboğlu, 1998: 77-81) Bu noktada, Şahmaran efsanesi de imgelem açısından anımsanması gereken bir örnektir. Yoğun göndermeler, manidar simgeleştirme ve metaforlarla örülü çok ilginç ve çok önemli edebî bir metin ise Leyla Erbil'in kaleminden çıkmıştır: "Düşümde tarih 11 Mayıs 330, yer Sultanahmet Meydanı "Hipodrom",,, Büyük Saray'ın hemen önünde,,, bomboş meydanda doğum yapıyorum. (…) saray benim,,, sarayımın kapısında bekleyen saçları yılandan üç tanrıça, genç dostumun gözetiminde doğurtuyor beni,,, yaşlıyım,,, (…) ama sevinçle sürdürüyorum doğurmayı; en derin okyanusundan kadınlığın uzun upuzun ve ince oğullarımı doğurmaktayım,,, (…) üç yılan doğurmuştum,,, (…) eş boyda, eş renkte, eş bakışta, yüzleri kaybettiğim oğlumun yüzüyle eş,,, yüzleri insan bedenleri yılan,,, (…) yılan saçlı tanrıçalar çabucak başlarını yıkayıp kulaklarına bir şeyler fısıldıyor oğullarımın,,, onlar da hemen birbirlerine dolanarak üç baş tek beden sarmal oluyorlar,,, yılan saçlı tanrıçalar nereye koymamızı istersiniz bunu diye soruyor (…), o hiç sektirmeden Hipodrom'un ortasını Spina'yı doğum yaptığım noktayı işaret ediyor,,, (…) evet tam merkezine dünyanın dedim,,, (…) başımda imparatorluk tacı, üstümde imparatorluk giysileri (…) gözlerim olmadığı kadar net görüyordu her şeyi,,, güçlüydüm, sağlıklıydım, gençtim,,, erk bana geçmişti,,, dünyayı düzeltebilir,,, her şeye yeniden başlayabilirdim,,,, (…) çağırıp meydana biz-halkı,,, (…) ne iki obelisk ne Alman çeşmesi, ne Sultanahmet Camii ne Ayasofya ne İbrahim Sarayı (…),,, yerde oğullarım, gökte ay sürüleri ve BEN Roma Birleşik Devletleri imparatoriçesi,,, Biz-halka bir göz gezdirdim ve dedim: ‘Romalılar, aç sefil kardeşlerim. Doğu Roma'yla Batı Roma'yı birleştiren bu ‘Üç Başlı Ejderha' imparatorluğumun merkezi ve sizlerin koruyucusudur,,, (…) onun dini imanı yoktur,,, Romalılar, ben insanları ve cinleri bana ibadet etsinler diye yarattım,,, o yok olduğunda bu topraklar altınızdan kayar (…) hava ateş tozlarıyla yakar kömüre çevirir her bedeni,,, (…) Üç Başlı Ejderha'nın durduğu bu nokta, Spina, dünyanın ortası olan vajinadır ve bu ‘orta' doğunun batının kuzeyin güneyin tüm zamanların ve tüm dünyaların merkezidir,,, onun nefsinde hiçbir değişme olmaz,,, (…) ve şimdi benim elime geçmiştir,,, (…) adalet özgürlük ve eşitlik adına ve iktidarım adına ve geleceğin dünya imparatorluğu adına yok etme kan dökme işkence ve zulmün her çeşidi bu merkezden başlayacaktır,,, (…) benim ahlakım ile ahlaklanacaksınız çünkü ben aleme rahmet olarak gönderildim,,,' Uyandım,,, oğullarım yerine, mermer kaideye rekzedilmiş,,, şimdiki durumunda zeminden beş metre derinde, çevresi demir parmaklıklarla örülü (…) bedeni delik deşik,,, tepesi boş,,, yılan başları yok edilmiş,,, Yılanlı Sütun diyorlar adına,,," (Erbil, 2012: 41-44) Bu güçlü ve derin metinde, yılanlar diriliğin-gücün-egemenliğin metaforudur ve tarihin en büyük güçlerinden biri olup tükenişe geçen Roma'nın içinden doğan (!) Bizans (Doğu Roma) İmparatorluğu'nun (Apollon Kültüyle de ilişkili) Örme Obelisk (ya da Yılanlı Sütun) anıtıyla ilintilenerek geliştirilen fallik "erk" söyleminin kaynağıdır. Ancak yazar, eski çağlardan beri süregelen fallik hakimiyet anlayışının yine de kadından doğmaktan başka çaresi olmadığını, dolayısıyla asıl gücün, yaşamın kaynağı olan kadınlıkta (bkz. metinde dünyanın merkezi olan vajina) olduğunu hissettirmektedir. Kanımızca, görülebilir ki, dişilik erk'e dayanarak ve varoluşunu onunla tamamlayarak doğrulmakta; erk (erillik – fallus – yılan) ise, dişilikten hayat bulup yine onun çeperinde hareket ederek var olabilmektedir. Aslında doğallık içinde diyalektik ilişki zinciri birinin ötekine egemen olma çabasına dönüştükçe, "varoluş" anlamsız ve ereksiz bir çatışma çıkmazına, bir kördüğüme dönüşmektedir. Bu noktada ayrıca, "yılan"a Arapçada "hayya" (حية (denildiği ve bunun aynı zamanda "yaşayan", "diri ve daim olan" anlamına da geldiği ve aynı sözcük köküne (حي (dayanan "el-Hayy" (يَِّحْال ( sözcüğünün Allah'ın sıfatlarından biri olduğu (mesela bkz. Kur'an-ı Kerim: Tâhâ: 111 ve el-Furkan: 58) bilgisi de not edilmelidir.

[11] 2 Tamer Konca'nın romanında Lilith, tam tersi yönde bir ıspat gayretine girişir; tartıştığı din adamına İsa'ya en zor zamanları ve ölümü dahil sürekli eşlik eden kadınları örnek verir, erkeklerin ise zor zamanlarında onu terk edip kendilerini kurtarmaya baktıklarını İncil metinlerine dayanarak kanıtlar. (Bkz. Konca, 2011) Gerçekten, Sümer destanlarında da, mesela İnanna'da kadın dostluğunun ve sadakatini vurgulayan motifler vardır.]

[12] 3 Bu anlamda kutsal kitap ve öğretilerden birçok örnek verilebilir. Sözgelimi İncil'de Aziz Pavlos'un Korinthoslulara Birinci Mektup'unda "her erkeğin başı Mesih, kadının başı erkek ve Mesih'in başı Allah'tır. …erkek Allah'ın sureti ve izzeti olduğu için başını örtmemelidir, fakat kadın erkeğin izzetidir. Çünkü erkek kadından değil, kadın erkektendir; erkek kadın için değil, kadın erkek için yaratıldı. …kadın başı üzerinde hakimiyet alametine malik olmalıdır." (bkz. Bap 11) ve "…kadınlar sükut etsinler; çünkü onlara söylemek için izin yoktur; ancak şeriatinde dediği gibi, tâbi olsunlar. Ve eğer bir şey öğrenmek isterlerse evde kendi kocalarına sorsunlar; çünkü kadına toplulukta konuşmak ayıptır." (Bkz. Bap 14: 34-35) cümleleri hemen hatırlanabilecek örneklerdir. Ayrıca kadının "Adem-Havva" miti bağlamındaki ikincilleştirilme durumu, Musevi-Hiristiyan inancına içkin bir sorunsal gibi algılansa da, Anadolu'nun toplumsal bilinçaltında yatan birçok mitik anlatıda ve efsanede görülmektedir. Anadolu'nun çeşitli yörelerinden derlenen yaratılış-türeyiş öykülerinde, Adem-Havva arasında kimin daha önemli rol oynadığı tartışmasının çıktığı; gerçeğin kanıtlanması için kendi menilerini birer tüpe koyup beklettikleri, bir süre sonra Havva'nın tüpünde yılan, çıyan, kan oluştuğu ama Adem'in tüpünde eşi benzeri görülmemiş güzellikte bir oğlan çocuğu oluştuğu ve bu oğlanın peygamber soyunu meydana getirdiği anlatılmaktadır. Yine bu tür anlatılarda, kadının aylık biyolojik döngüsünün tanrının cezası olarak görüldüğü; Adem'in kaburgasından yaratılmasına gönderme ile kadına "eksik" denildiği görülmektedir. (Bkz. Kaya, 2011: 158-159.)

http://www.hasankaya.com/iki-zit-kad...-ve-havva.html

"KUTSAL KASE"

"insan olmak'ın ağırlığı eşit mi olmak'ın ağırlığına ..."

"Dışarıda bırakılmak içeri kapatılmakla aynı şeydir."- Foucault

Bilgi güçtür - cassiopaean experiment


"İLETİŞİMLER; İNDİRİLEBİLİR VE MOBİL OKUNABİLİR METİN LİNKİ"
~~~~~~~~~~
Alıntı ile Cevapla
  #9  
Alt 27-04-2018, 11:38
"ictenlik" - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
"ictenlik" "ictenlik" isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 22 Aug 2017
Mesajlar: 2.523
Standart

Gılgameş, Enkidu'yu kandırıp dağlardan indirir, içki ve kadın yoluyla düşürür. Ve burada tecavüzün gerçekleştiği an karılaşma gelişiyor, karılaşmanın geliştirilmesi ile irade kırılmaya başlıyor. Enkidu bu yolla dağlardan, arkadaşlarından, hayvanlardan, doğadan ve her şeyden uzaklaşıyor. Erkekliğe dair bütün özellikler Gılgameş'te somutlaşıyor; Gılgameş güçlüdür, bir oturuşta kaç koyun yiyor, kaç fıçı içki içiyor, dağdan inen insanları kendi denetimine alıp iradesizleştiriyor. Ölçüler bunlardır. Çünkü o şehirlidir. İnanna'nın geliştirdiği şehri de bu özelliklerle saldırıp ele geçiriyor ve iktidarını devreye koyuyor. Gılgameş destanın öyküsü budur. Bu mitolojilerle oluşturulan erkek tiplemesidir ve bu yolla tüm erkeklere Gılgameş gibi olmalısınız deniliyor. En azından biz olayı bu şekilde yorumluyoruz.

Mitolojileri okuduğumuzda her sözcüğün arkasında ne var, ne denilmek isteniyor bunları anlamamız gerekiyor. Mesela bu destana baktığımızda başından sonuna kadar ataerkil bir zihniyettin inşasının olduğunu görebiliyoruz. Gılgameş'in bir erkek profili olduğunu belirtmiştik. Hem erkektir, hem kraldır. Gılgameş daha sonra devletin de temsilini yapıyor. Gılgameş şahsında iktidar yaratılıyor. Gılgameş destanında hem erkeğin hem de kadının tecavüz yoluyla düşürüldüğü anlaşılıyor. Toplum Enkidu'yu kabul etmiyor. Doğal toplumda; kendi toplumuna karşı düşmanlık yapanlar artık yaşayamazlar, özgür olamazlar. Aslında bu da ona bir cevaptır.

Sonuç olarak; Gılgameş destanında erkek egemenliğinin yaratıldığı sonucunu çıkartabiliriz. O dönemde belli bir düzeyde kadın düşüşü yaşanıyor fakat kadın toplum içinde bir bütün gücünü kaybetmemiştir. Erkek kadınla bir rekabet içerisine giriyor ve kadının yarattığı değerlere el atmak istiyor. Tabii bu dönemde kadının bütün değerleri ve gücü bir anda elinden alınmıyor. Hemen birden bire düşüş yaşamamıştır, tanrıçalık değerleri bir bütün elinden alınmamıştır. Kadın Sümer uygarlık toplumunda bütün gücünü kaybetmemiştir. Burada dikkat çekmek istediğimiz nokta; ilk olarak kadının düşürülüyor olmasıdır.
"ilk önce kadın düşürülüyor, sonra erkek ve daha sonra bir bütün toplum düşürülüyor."

https://xweseri.org/2017/07/09/tarih...ki-etkileri-i/

Böyle-böylesi bir yazı bulmanın ve ona ulaşmanın mutluluğu içindeyiz
çok büyük bir sevinç ve mutluluk t_aşıyorum ve y_aşıyorum
Böyle bir yazı ve içerik bulmanın/ulaşmanın tarihsel mutluluğu

Olayı tam böyle yorumlamıyoruz ancak
çok fazla kopuk halka... ve bilgi parçası özdeşi eklemesi gerekmesi

insanın modernleşmesi ve uygarlaşması taban olarak
bir evcilin evcileşmesine benzeyen bir süreç
ama gerçeğin gerçekten koparak uykulaşmasını da içeriyor buna iyi bakın
düşme gerçekten de kopuş
gerçek uykusuzdur bunu iyi anlayın herşey çözülecek

daha önceden kurulmuş bir toplumsal/gerçeksel bir yapının ya da başka bir uygarın-uygarlığın seni içine çekmesi ve emmesi
ama bu da zekanın deneyim ihtiyacına ve uykuya vurgu yapıyor..
gerçek kalmaz
uyku olmazsa gerçek kalmaz
gerçek uykularla kesintiye uğratılmalıdır-gerçeğin dinamiği budur
ve
erk egemenlik
erkesel egemenlik

güzel içeriklendirmecilersiniz
ve düşünleriniz taze hızlı sert ve sağlam
gerçeklerin yolundasınız

insan halkaları görüyorum-birleşmiş insan halkaları
kopuk bir tarihi tamamlıyoruz

doğal çatışamlar
taban ve katman çatışmaları
sınıf çatışmaları denenin bir benzeri

özgür bir mutlu bir hayatı arıyoruz
ama
bağdaki kenttekinin ve kentteki de bağdakinin özgür -açık ve uygar hayatını uyumunu arıyor..

çatışkılar ele ele kolkola gerçek içinde dansediyorlar

kentçi, lüksçü ya da seçkinci hayata özdeşim çekimi duyulur mu duyulmaz mı?
ama kentin lanetlileri ve onu ayakta tutan köleler/kölecikler olmasa ve başkaları bizim adımıza çalışıp yapmasa bunlar hiçtir
refah ya da kolay hayat başkalarının ve onların hazırının üzerine oturur değil mi?
bu bir organizasyon

bu dinamikler kaynaşıyor ya da çatışıyor sadece
haklı yok
olgunun biri olmazsa bir diğeri de olmaz
haksız olmazsa haklı da olmaz/kalmaz
elele -içiçe

herkes herşeyi arzuluyor ve arzular dışavuruluyor

eşitliği ay da eşitlik deneni getiren zaten eşitsizliğin ve varlığı ve onun deneyimi
ve özgürlük deneni besleyen özgürsüzlük deneyimidir
toplum yine de kolkoladır tüm karnalıklarıyla

gerçek bir masaldır
gerçek diye biri yok

"KUTSAL KASE"

"insan olmak'ın ağırlığı eşit mi olmak'ın ağırlığına ..."

"Dışarıda bırakılmak içeri kapatılmakla aynı şeydir."- Foucault

Bilgi güçtür - cassiopaean experiment


"İLETİŞİMLER; İNDİRİLEBİLİR VE MOBİL OKUNABİLİR METİN LİNKİ"
~~~~~~~~~~
Alıntı ile Cevapla
  #10  
Alt 30-04-2018, 17:32
"ictenlik" - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
"ictenlik" "ictenlik" isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 22 Aug 2017
Mesajlar: 2.523
Standart

uydurtu'nun bipolar yardımlaşmacılık denemeleri günlüğünden?
ya da uydurtu'nun Mutlu Öykü Deniz kimliğinden kimi y_alıntılar

-
buraya kendi hareketler dökümümden alıntılar sunacaktım ki,

Bipolar'ın, duygu- düşünce ve beyin hastalığı olmadığı, kimyasal fizyoloji üzerinden incelenip-indirgenip çözümlenmesi gerektiği ya da kimyasal bir bir karmaşa olacağı ve kimyasal bir bozukluk adlandırması alması vb. gerekeceğine dair oldukça yorum-um-uz kayıp

ya da duygu denenin ve kişi denenin bozuk ve uyumsuz olmayacağı, kimya denenin işlevsel sorunları nedeniyle bunun olacağı ve bunun olası nedenleri (uykusuzluk, yeme içme, kan şekeri dalgalanmaları, yağsız yeme ve niteliksiz protein alımı,-aşırı karbonhidrat tüketimi ve dengesiz öğün ya da yeterince nitelikli protein ve yağ almama, gıda intoleransları ve uyumsuzlukları ,ağır metal birikimleri, bağırsak emilim sorunları, uyumsuz kişiler çatışkısı, güç-otorite baskısı-zayıflatıcı kişilikler, kapalı yaşam vb. sonsuz) ve çözüm-çözümlemelerine dair muhtemelen onlar ca kayıp yorum?
bunlar nerde?
neden silindi?
kim sildi? niye? nasıl?

----


Soru
Şizofreni yada bipolarla karıştırılan başka hastalıklar var mı arkadaşlar

Alternatif Yanıtlar
Hastalık denilenler zaten tanı ve belirti kalıplarına uygulanan adlandırmalar
Baş ağrısı ve kol ağrısı gibi
Yani ağrı hastalığın var ve kol ağrı hastalığın var gibi

Arkadaşlar daha önce de kişisel bir yorum olarak şunu sunmuştum. Fizyolojik, kimyasal, biyolojik varlıklarız ve kimyasal işlev bozuklukları bu sorunları ortaya koyuyor. Yani şu hastalığı ya da bu hastalığı demek aslında kişinin ortaya koyduğu olağandışı durumlar ya da sorunlar etiketlerinin genellenmesinden ve kategorize edilmesinden ibaret.. Fizyolojimiz için genel olarak kimyasal işlev bozukluklarından sözedebiliriz.. ve bir çok hastalıkta genel olarak böyledir... Tanılar uygun ilaç uyumu için ortaya konuyor daha çok...

Hocam kişilik diye bir şey ya da duygu diye bir şey elle tutulamaz. Bozuk olan kimyasal fizyoloji ya da fizyolojik kimyadır.. Duygu bozuklukları da fiziksel kimya ile ilişkili. Duygular kimyasallar ve hormonlardan ibaret fizyoloji de.. Aksi taktirde duygu ya da kişiliği düzeltmesi için yine fiziksel kimyasal bir ilaçtan medet ummak saçma olurdu değil mi?
--
Soru
Her gün sabahlara kadar online oyunlar oynadığım insan canım bir şey yapmak istemiyor diyor. Evde sürekli bir koku olduğundan bahsediyor. Annesi ve abisi ile görüştüm ama evde öyle bir koku yok diyorlar. Arkadaşım ise her yerin yemek tarzı bir şey koktuğunu ve midesini çok bulandırdığını söylüyor. Öfkeli ve kimseyle konuşmak istemiyor. Doktora gitmeyi teklif ettim ama halim yok istemiyorum diyor. Ne yapmamız lazım?

Alternatif Yanıt
sabahlara kadar online oyunlar oynamayın ve erkenden yatıp sabah dışarı çıkıp güneş alın

Ciddi bir tavsiye istiyormusunuz? en az bir ay felan tüm digital aletlerle, telefon, televizyon dahil iletişimini kessin ve evde de kapalı kalmasın. Alan derinliği olan gerçek bir üç boyutlu uzayda, yani açık dış doğa da, mümkünse kent değil oldukça köy dağ gibi bir yer de zaman geçirsin. Yani kafası yerine gelene kadar ağaç kuş böcek ve dış doğa izlesin ya da bir fiziksel aktivite bulsun. Ve gerçek fiziksellikte gerçek fiziksel insanlarla oynayın. Yedi sekiz saat dış açık doğa da olabildiğince alan derinliğinde vakit geçirmesini sağlayın olabildiğince düzelir. Sosyalleşin.
Hocam ağaçlardaki karıncaları seçebilene kadar dış doğa. Tüm bunlara dikkat kesilebilene kadar

Bilgisayar başında ne kadar vakit geçiriyor ya da başka bir sorunu var mı?


Soru
Hallac-ı Mansur ''Ene'l Hakk; Nietzsche ise ''Tanrı Öldü" dedi.
Sizce iki söylemin arasında bir paralellik var mı? Varsa nedir?

Alternatif Yanıt
Mansur Enel Hak derken belki onun tanrısı da, en azından kişisel tanrısı da, ölmüştü... Mansur biraz duygusal biraz duygusal/oryantalist yaklaşmış sanırım...

"KUTSAL KASE"

"insan olmak'ın ağırlığı eşit mi olmak'ın ağırlığına ..."

"Dışarıda bırakılmak içeri kapatılmakla aynı şeydir."- Foucault

Bilgi güçtür - cassiopaean experiment


"İLETİŞİMLER; İNDİRİLEBİLİR VE MOBİL OKUNABİLİR METİN LİNKİ"
~~~~~~~~~~
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Önerilen Siteler

Başlık Düzenleme Araçları
Stil

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 04:12 .