Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > İbrahimi Dinler > İslam > Kadın & İslam

 
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
Prev önceki Mesaj   sonraki Mesaj Next
  #11  
Alt 22-05-2006, 20:12
hiramusta hiramusta isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 11 May 2006
Mesajlar: 1.919
Standart Re: TARİHTE VE KUR'ANDA KADIN VE KADIN HAKLARI

f) Hakkını Aramak İçin Mücadele Etme Hakkı: Kur’an, müstakil bir sureyi bu konuya tahsis etmiş ve yaşlı bir kadının haklı mücadelesini beyan etmek, ve siyasi otoriteye veya yöneticiye karşı hakkını aramak için yaptığı mücadelenin meşruiyetini belirtmek üzere bu sureyi indirmiştir. Surenin inişine vesile olan kadın Hz. Peygamber zamanında onunla tartışan ve hakkını arayan Huveyle b. Sa’lebe isimli bir kadındır. Bu kadın Hz. Peygamber’in huzuruna gelir ve :


-Ey Allah’ın elçisi! Kocam benimle evlendiğinde ben gençtim. O zaman beni arzuluyordu. Ona bir çok çocuk verdim. Yaşımın ilerlediği bir sırada beni anasına benzeterek, yapayalnız bırakıverdi. Eğer bir yolunu bulur da aramızı düzeltiverirsen çok iyi olur deyince Hz. Peygamber:


-Yüce Allah’ın şimdiye kadar bana bu konuda her hangi bir emri ulaşmış değildir. Bana göre, artık sen kocana haramsın der. Kadın:


-Ey Allah’ın elçisi, kocam vallahi talak kelimesini kullanmadı, diyerek Hz. Peygamber’e yalvarır:


Kurbanın olayım ey Allah’ın elçisi!, halime acı diye yalvardı. Sonra da halini Allah’a arz ederek:


-Allah’ım! Yalnızlığın acısından ve ızdırabımın şiddetinden sana şikayet ediyorum. Küçük çocuklarımı ona bıraksam perişan olacaklar. Kendi yanıma alsam aç kalacaklar. Allah’ım sana şikayet ediyorum. Peygamberine bir vahiy indir diye dua etti. Kadın henüz oradan ayrılmadan Mücadele suresinin ilk âyetleri nazil oldu(Krş. Sofuoğlu, II, 118) Zaten surenin adına da “mücadele eden kadın” anlamında “mücadele”(=mücadile)denmiştir.


Buradan anlaşılan husus, kadınların maruz kaldıkları haksızlıkları gidermek için, otoriteler nezdinde ellerinden gelen gayreti göstermek durumundadırlar. Çünkü böyle davranışlar Allah katında takdire mazhar olan davranışlardır. Görüldüğü gibi son ilahî mesajın, nüfusu on bin civarında olan Medine toplumunda, hiçbir sosyal statüsü bulunmayan bir Müslüman kadının şahsi problemini ciddiye alıp, onu evrensel bir vahiy içinde yer vermesi Allah’ın kadına verdiği değerin en bariz delilidir(Kırbaşoğlu, s. 262)


g) Kamu Görevi, Yönetim ve Seçilme Hakkı: Kur’an, kadın erkek ayırımı yapmadan rızk için meşru kazanç elde etmeyi öğütlemektedir. Kadın da elbette erkek kadar çalışma ve kamuda görev alma hakkına sahiptir. Kur’an’da yukarıda da belirttiğimiz gibi, “inanmış erkekler ve inanmış kadınlar biri birilerinin dostlarıdırlar, iyiliği buyururlar ve kötülüğe de engel olurlar…”(Tevbe, 9/71) diyerek erkek ve kadının sosyal her türlü aktiviteye katılabileceklerini, topluma hizmet veren her kurumda birlikte görev alabileceğini belirtmektedir. Ayrıca Kur’an’da Hz. Süleyman ile Saba melikesi Belkıs’ın( bu isim Kur’an’da geçmez) arasında geçen olaylardan bahsedildiğine ve bunun yöneticilik görevi eleştirilmediğine göre, buradan kadının devlet ve hükümet başkanı olabileceğini, hatta demokratik ortamlarda isterse seçilebileceğini anlamaktayız.


Kadının kamu görevi alması, siyasi iktidar ve muhalefet hareketlerinde bulunması, gerek Hz. Peygamber döneminde ve gerekse râşit halifeler dönemindeki uygulamalardan ve hatta bazı İslâm hukukçularının içtihatlarından da anlamaktayız. Nitekim Hz. Peygamber zamanında kadınlara hâkimlik ve denetleme görevi verilmiştir. Şifa binti Abdillah ile Semra binti Nuheyk isimli iki kadın sahabîye, , H z. Peygamber, pazarlarda ortaya çıkan ticari anlaşmazlıklarla ilgili davalara bakmaları ve onları pazarlarda fiyat ve kalite kontrolü yapmaları konusunda görevlendirmiştir. (Hamidullah, İsl. P ey., s. 935), Dinî her hangi bir sakınca olsaydı Hz. Peygamber bunu uygular mıydı? Şu halde devlet başkanlığı da dahil olmak üzere, sadece erkeklerin yaptığı zannedilen komutanlık ve imamlık gibi, görevleri de şayet ehil iseler kadınlar da yapabilirler. Kur’an açısından hiçbir sakınca yoktur. Bilindiği gibi, Cemel vak’ası siyasi ve askerî anlamda bir muhalefet hareketidir. Bu haretein başında lider ve komutan olarak Hz. Ayşe bulunmaktaydı. Hz. Peygamber’in sağlığında onunla beraber savaşlarda bulunmuş tecrübeli pek çok ünlü sahabe Hz. Ayşe’nin yanında ve emrinde idiler.


Bazı İslâm hukukçularının kadınların kamu görevi almayacaklarına dair hükümlerine mesnet teşkil ettiğini iddia ettikleri ayet “vakarla evlerinizde oturun” (Ahzab, 33/33) ayetidir. Halbuki bu ayet bütün kadınlara değil, sadece Hz. Peygamber’in hanımlarına ait bir hükümdür. Zaten bir önceki ayette “Ey Peygamber hanımları! Sizler diğer kadınlar gibi değilsiniz…”(33/32) denmekte ve onlara ait özel hükümler getirilmektedir. Hukukçuların bu ayeti mesnet göstermeleri yerinde bir karar değildir. Buna rağmen Hz. A yşe bile yukarıda beyan ettiğimiz gibi, siyasi ve askerin bir harekatta bulunmuştur.


Kadının bütün hukuki davalara bakabileceği, yani hâkimlik yapabileceği konusunda kendilerine Kur’an’dan delil arayanlar İslâm hukukçuları özellikle İbn Hazm, Nisa suresinin 58. ayetinin delil teşkil ettiğini söyler. “Hiç şüphesiz Allah size, emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder…” Bu ayetten “emanetleri ehline veriniz” ifâdesi ile “hükmettiğiniz zaman” ifâdesinde kadın erkek ayrımı yapılmamıştır. Bu hüküm kadın erkek her Müslümana yönelik hükümdür.(Hatipoğlu,, s . 2 24 vd)


Kadının devlet başkanı olamayacağı konusunda en fazla üzerinde durulan Ebu Berke hadisi ise şöyledir: “Ebu Berke(r. a ) anlatıyor: “Resulullah(s. a . v .) den işitmiş olduğum bir kelimenin Cemel vak’ası sırasında Allah’ın izni ile faydasını gördüm. Şöyle ki, Bir ara, neredeyse Ashab-ı Cemel’e katılarak onların yanında yer alıp savaşmaya karar vermiştim. Hemen Resulullah’ın (a.s) “İranlıların başına Kisra’nın kızı kraliçe oldu diye haber geldiği zaman (söylemiş olduğu sözü hatırladım ve onlara katılmaktan vaz geçtim. O zaman efendimiz: “İşlerini kadına tevdi eden kavim felah bulmayacaktır” demiş idi. (Buharî,, F iten, 17; Tirmizî, Fiten 75, Nesâî, Kudât, 8)


Bu hadisten anlaşıldığına göre; Talha ve Zübeyr ile birlikte Hz. Ayşe, Hz. Osman’ın kanını talep amacıyla Basra üzerine yürüyüşü ve Cemel vak’asının meydana gelişi sırasında, bu hadisi dikkate alan Ebu Bekre, son anda onlara iştirakten vazgeçtiğini söylemektedir. Ölen Kisra’nın yerine kızı Boran geçtiğinde Hz. Peygamber bu hadisi söylemiştir. Hadisçilerin bir çoğu bu hadise dayanarak kadının devlet başkanı olamayacağının delili olduğunu ileri sürerler. Bir çok İslâm hukukçusu da aynı kanaatte olup, devlet başkanlığı dışında diğer görevleri yapmasına engel değildir kanaatindedirler. Bazı yorumcular mesela Kasımî ve Hamidullah gibi, bu hadisteki hükmün sadece sebebi belirtilen olaya hasr edilmesi gerektiği yani İranın sonunun iyi olmayacağı, ve bunun Müslümanlar için belli bir yasağı ihtiva etmediği kanaatine varmışlardır.(Akkaya, s. 235) Aslında, bu hadisten genel bir hüküm çıkarmak doğru olmaz. Çünkü hadisin söylenmesine sebep teşkil eden olay, siyasî ve ferdîdir. Hz. Peygamber’in gönderdiği mektubu yırtan, elçisine eziyet eden ve ona bedduada bulunan Kisra’nın, kızı tarafından yönetilen ülkesinin felah bulmayacağını söylemesinden daha tabii ne olabilir?
Alıntı ile Cevapla
 

Önerilen Siteler

Başlık Düzenleme Araçları
Stil

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 09:19 .