Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > Genel Forumlar > Politika

Cevapla
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
  #1  
Alt 18-12-2012, 03:42
irsArtvin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
irsArtvin irsArtvin isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 29 Dec 2009
Bulunduğu yer: Hiçbir yerden…
Mesajlar: 327
Standart Küba kapitalizme yelken açtı mı?

Küba kapitalizme yelken açtı mı?


Küba ekonomisinde bazı değişikliklere gidileceği ilan edildiğinde gazetelere her gün bir felaket haberi düşer olmuştu. Aradan iki yıl geçti, gündem soğudu, şimdi tekrar bir göz atma zamanı.

Küba Cumhuriyeti Devlet Başkanı Raul Castro'nun "uçurumun kenarında dolaşma vakti doldu; ya durumu düzeltecek ya da düşeceğiz" sözleriyle Küba'daki ekonomik sıkıntıya işaret etmesinin ve ülkedeki ekonomik modelin dönüşümü doğrultusunda bazı adımlar atılacağını duyurmasının üzerinden tam iki yıl geçti.

Dünyanın biricik sosyalist ülkesinde ekonomik modelin dönüşümünden bahsedilir de bu konuda spekülasyon yapılmaz mı? Yarım yüzyıldır onca saldırı ve provokasyondan eli boş dönünce "Fidel'den sonra…" mitine bel bağlamış olan emperyalist merkezler Küba'nın Raul'la birlikte kapitalizme yelken açtığını ilan ettiler. Küba sosyalizminin dünya halkları için, dünyadaki dostlarının güven ve desteğinin ise Küba için ne ifade ettiğini gayet iyi biliyorlardı. Kışkırtmanın, kuşkuya düşürmenin, panik yaratıp karamsarlık yaymanın tam zamanıydı.

Spekülasyonların hepten boşa gittiğini söylemek mümkün değil maalesef. Meselelere tarihsel perspektifle, bütünlükle, sağduyuyla yaklaşması, her koşulda başını dik, mücadele azmini dinç tutması gereken solun bir kesimi de bu yaygaraya o ya da bu ölçüde katkıda bulundu. Örnekleri Türkiye'yle sınırlı tutacak olursak, "Fidel'den sonra bitti bu iş" diyenler mi ararsınız, "Che'nin resmi banknotlara basıldığında bitmişti zaten" diyenler mi…

Karamsarlıkla eyyamcılık arasında salınan bu yaklaşımda Sovyetler Birliği'nin yıkılışıyla yaşanan yenilginin de izleri vardı kuşkusuz. Bir kez daha düş kırıklığı yaşamamak adına, "ben demiştim" diyebilmenin sorumsuz tez canlılığı…

Sosyalizm bazı evrensel ilkeler üzerine inşa edilse de eşitsiz gelişim yasası gereği her ülkenin kendine ait özgünlükleri mevcut. Verilen tepkilerde emperyalist spekülasyonlar ve olumsuz tarihsel referansların yanı sıra Küba özgünlüğünü tanımamanın da etkisi var.

Peki nedir Küba'nın özgünlüğü? On bir milyonluk bir ada ülkesi olarak Küba'daki sosyalizmi tanımlayan şey örneğin asla Sovyetler Birliği dendiğinde akla gelen devasa ekonomik gücü olmadı. Küba'nın özgünlüğü, tam aksine, sınırlı ölçeği nedeniyle her daim zorlu olan ekonomik koşulları içinde ideolojik mücadeleden ve toplumsal örgütlülükten taviz vermeyen siyasi önderliğiyle öne çıkması ve varlığını sürdürmesi oldu.

Sözünü ettiğimiz siyasi önderlik, ülkenin özgünlüğüne binaen hep ezber bozdu. Devrim sonrasında tarımsal üretimin kayda değer bölümünü küçük tarım üreticilerine kendi eliyle emanet eden de oydu, başka topraklarda karşı devrimin yuvası olarak bellenen bu kesimi sosyalizmin temel dayanaklarından biri haline getirecek denli devrimcileştiren de. Sovyetler Birliği yıkıldıktan sonra ekonomisini yabancı yatırıma açma kararı alarak yürekleri hoplatan da oydu, görkemli bir referandumla anayasasına "sosyalizmin geri döndürülemez olduğu" ilkesini yazan da.

Küba'yı yakından tanıyan ve onunla omuz başı mesafede kavga veren dostlarından, örneğin Latin Amerika solundan yukarıda bahsedilen türde bir eyyamcılığın çıkmaması belki de bu nedenle anlaşılır bir durum. Türkiye halkının bu devrimci ülkeye sonsuz sempati beslediği bir gerçek; ama ister coğrafi mesafe yüzünden, ister başka nedenlerle olsun, Küba'nın Türkiye solunun bazı kesimleri için "uzak ülke" olduğu bu son süreçte görülmüş oldu.

Kapitalizme açılmak ne demek?

Gerek Sovyetler Birliği'nin yıkılışı, gerekse ona eşlik eden neoliberal ekonomi politikaları, bir ülkenin kapitalizme yelken açmasının temel göstergelerinin neler olduğu konusunda bize gereğinden fazla örnek sunmuş oldu.

Herkesin neredeyse ezberden sayabileceği bu göstergeler devlet işletmelerinin ve doğal kaynakların özelleştirmeler yoluyla sermayeye peşkeş çekilmesidir; eğitim, sağlık, barınma ve benzeri sosyal hakların geri alınması ve bu alanlarda yürütülen faaliyetlerin piyasaya açılmasıdır; reel ücretlerin düşürülmesi ve işsizleştirmedir; ekonominin finansallaştırılması, rantiye ve spekülasyona teslim edilmesidir; emperyalist kurumlarla yapılan anlaşmalar yoluyla ekonominin dışa bağımlı hale getirilmesidir; yabancı sermayeye ayrıcalıklı teşvikler tanınmasıdır; ve en önemlisi, toplumun örgütsüzleştirilmesidir.

Küba'da ne oldu?

Peki, bu göstergelerle bakınca Küba'da ne oldu? Özelleştirmeyle başlayalım. Küba'da bireylerin vergi ödemek şartıyla toplam 181 alanda kendi hesabına ekonomik faaliyet yürütebileceği karara bağlandı. Bahsi geçen karar, marangozluk, berberlik, palmiye budayıcılığı, ütücülük, saat tamirciliği, gözlük tamirciliği gibi zanaata dayalı bireysel faaliyetleri kapsıyor. Aynı karar kapsamında, Küba'da 1990'ların başından bu yana faaliyet göstermekte olan ev içi küçük restoranların lisans sayısının sınırlı sayıda arttırılacağı da duyuruldu.

Devlet ekonomisinde bir ölçüde sadeleşmeye giderek temel üretim ve hizmet alanlarında sosyalist planlamanın güçlendirilmesi ve verimliliğin arttırılması amacını taşıyan bu uygulamanın kapitalizm koşullarında şahit olduğumuz özelleştirme yağmasıyla bir tutulması ne akla, ne vicdana sığıyor. "Böyle böyle başlar" deyip hız kesmemekte kararlı olanlara 1990'lardaki Özel Dönemin karanlık günlerinde alınan benzer bazı tedbirlerin koşullar olgunlaşınca iptal edildiğini hatırlatmakla yetinelim. Küba'da hala devrimci kadroların iktidarda olduğunu bilerek…

Doğal kaynakların özelleştirilmesi demiştik… Küba'yla ilgili en çok konuşulan konulardan biri, tarım alanlarının bireysel üreticiler tarafından işlenmesinin teşvik edilmesi oldu. Söz konusu olan, devletin elinde bulunan ve ekonomik kısıtlar nedeniyle endüstriyel tarım yapılamayan topraklardı. Bu topraklar Küba'nın tarıma uygun arazilerinin yarısını oluşturuyor. Artan dünya gıda fiyatları karşısında kendi besinini üretebilmek ise Küba için hayat memat meselesi. Küba'nın bu toprakları fazla teknolojik girdiye ihtiyaç duymadan, geleneksel yöntemlerle, küçük ölçekte ekip biçecek çiftçilere ihtiyacı var. Dolayısıyla, halihazırda işlenemeyen bu arazilerin bir kısmının kullanım hakkı (mülkiyet hakkı değil), bu alanda faaliyet göstermeye gönüllü olanlara verildi. Bunu özelleştirme göstergesi sayanların, devrimden hemen sonra binlerce çiftçiye arazi dağıtan toprak reformunu nereye koyacaklarını tekrar değerlendirmeleri gerekiyor.

Küba'da eğitim, sağlık, barınma ve benzeri sosyal hakların geri alınması da söz konusu değil. Barınma meselesiyle ilgili bu yıl en çok konuşulan konu, kabul edilen yeni konut yasası oldu. Yasayla, eskiden yasak olan konut alım satımına izin verildi. Düzenleme, insanların değişen ihtiyaçları çerçevesinde daha uygun koşullarda konut edinebilmelerinin önünü açmayı hedefliyor. Konut alanında sermaye birikimini ve rant yaratılmasını engellemeyi gözeten en fazla iki konuta sahip olma kısıtlaması da yeni yasayla muhafaza edilmiş durumda.

Kapitalizme yelken açmanın bir diğer göstergesi reel ücretlerin düşürülmesi ve işsizleştirme demiştik. Küba'da halkın alım gücünün yükseltilmesi, yıpratıcı abluka koşulları altında yaşam kalitesini yükseltmenin yanı sıra üretimde verimliliği arttırmanın da gereklerinden biri olarak görülüyor. Son iki yıldır gündemde olan adımların sürekli altı çizilen temel hedeflerinden biri de bu zaten.

Küba'da devlet sektöründen beş yüz bin işçinin çıkartılacağının söylenmesi bu nedenle merak konusu haline geldi. Gerçekte söylenen, beş yüz bin kişinin istihdamında değişikliğe gidileceğiydi. Yani bir kısmı devlet içinde iş değişikliği yapacak, bir kısmı yukarıda bahsi geçen kendi hesabına çalışma alanlarına ve yeni açılan tarım arazilerine yönlendirilecekti. Yapılan bu oldu. İşçilerin bir kısmı daha verimli olacağı düşünülen alanlara kaydırılırken, devlet dışı sektöre yönlendirilen yaklaşık iki yüz bin kişiye kendi hesabına çalışma lisansı verildi. Küba'da herkesin çalışma hakkı anayasal ve fiili bir hak olarak varlığını sürdürüyor.

Küba'da ekonominin üretim ve hizmetler alanında güçlendirilmesine çalışılıyor. Finansal spekülasyona, rantiyeye alan açan hiçbir gelişmeye imza atılmadı. Borsa bir yana, en ufak bir şans oyunu veya bahis bile yasak. Bankacılık faaliyetlerinde yapılan değişiklikler ise kendi hesabına çalışmak isteyen bireylere küçük kredi olanaklarının sağlanmasından ibaret.

Küba'nın askeri veya iktisadi hiçbir emperyalist kurumla işi olmadığını ve ulusal bağımsızlığını gözü gibi korumaya devam ettiğini de yine son iki sene içinde açıkça görmüş olduk. Yabancı ülkelerle yatırım ortaklıkları yapmak, ölçeği ve kaynakları son derece sınırlı olan Küba ekonomisi için hep bir ihtiyaç olageldi. Sosyalist bloğun varlığında bu ihtiyacın hakkaniyetli koşullarda karşılanması daha kolaydı elbette. Ancak Küba bugün de yabancı sermayeye mülkiyet hakkı ve benzeri ayrıcalıklar tanınmamasından, ortak işletmelerde istihdam edilen işçilerin çalışma haklarının korunmasına kadar her konuda tavizsiz ve hakim pozisyonunu korumaya devam ediyor.

Örgütsüzleştirme meselesine gelince… Kapitalizmde örgütsüzleşme bir yandan çalışma koşulları ve kültürel yaşamdaki dönüşümün kaçınılmaz sonucu, diğer yandan sermaye iktidarı tarafından sürekli derinleştirilmesi gözetilen bir düzenleme konusu. Küba'da örgütlülük dediğimizde ise bu güzel ülkeyi eşsiz kılan en büyük erdeminden bahsetmiş oluyoruz. Küba halkı işçisinden köylüsüne, askerine, kadınına kadar her kesimiyle örgütlü bir toplum. Gençler dayanışmayı ve birlikte mücadeleyi minik pionero'lar olarak daha ilkokul sıralarında öğrenmeye başlıyorlar.

Küba toplumunun örgütlülük konusundaki iddiası, kapitalizme yelken açıldığı ilan edilen bu son süreçte de kendini tüm görkemiyle gösterdi.

Küba'da iki yıl önce gündeme gelen ekonomik değişiklikler, geçtiğimiz yıl Küba Komünist Partisi'nin 6. Kongresi'nde derlenip toparlanarak bir çerçeve halinde toplumsal tartışmaya açıldı.

Başlangıçta 291 maddeden oluşan çerçeve, ülke çapında işyerlerinde, okullarda ve mahallelerinde düzenlenen 163 bin 79 toplantıda toplam 8 milyon 913 bin 838 katılımcı tarafından tartışıldı. Bu sayı kimilerinin sadece işyerindeki, okulundaki veya mahallesindeki toplantıyla yetinmediğini, birden fazla yerde toplantıya katıldığını gösteriyor.

Bu toplantılarda toplam 3 milyon 19 bin 471 kişi konuştu, 781 bin 644 görüş toplandı. Bu görüşlerden 395 bini çerçeve metne dahil edildi ve sonuç olarak 291 maddeden oluşan çerçeve metin 311 maddeyle son halini aldı.

İşgüzarlık denip geçilmeyecekse, ki Küba'nın bu çapta bir işgüzarlık için ne mesaisi ne de maddi kaynağı var, bu rakamlar çok şey anlatıyor. Küba halkı tartıştı, karara bağladı ve yerinde olduğuna inandığı bu tedbirlerin en yüksek verimle hayata geçmesi için sendikalar başta olmak üzere tüm örgütleriyle seferber oldu.

Küba halkı ne yaptığını biliyor. Bize de bu ülkeyi daha yakından tanımak ve anlamak düşüyor.

Nahide ÖZKAN

http://haber.sol.org.tr/bizimamerika...-acti-mi-64376

Hayvan olmak istiyorsan olabilirsin elbette; bunun için insanlığın acılarına sırt çevirmen ve yalnız kendi postuna özen göstermen yeterlidir.

Din, bunalmış mahlukun iç çekişi, merhametsiz bir dünyanın ruhu ve aynı zamanda akılsız bir çağın aklıdır. Din halkın afyonudur.


Karl Marx
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 26-01-2013, 08:53
G Milat - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
G Milat G Milat isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 06 Jun 2011
Bulunduğu yer: Los Angeles
Mesajlar: 178
Standart

Küba Devrimi ile ilgili araştırma yaparken Küba Anayasası'nı inceleme fırsatım olmuştu.

Anayasalarının ilk 4 maddesini buraya alayım. Sonra da bizimkini..

Küba:

MADDE 1. Küba bağımsız ve egemen bir sosyalist işçi devletidir; siyasi özgürlük, sosyal adalet, bireysel ve kolektif refah ve insani dayanışma adına herkesin katılımı ile ve herkesin iyiliği için örgütlenen birleşmiş ve demokratik bir cumhuriyet olarak sürülmüştür.
MADDE 2. Küba devletinin ismi Küba Cumhuriyetedir. Resmi dili İspanyolca'dır ve başkenti Havana'dır.
MADDE 3. Küba Cumhuriyeti'nde egemenlik halkındır ve devletin tim gücü halktan, doğar. Bu güç, doğrudan veya Halk iktidarı meclisleri ve bu meclislerin Anayasa ve kanunların öngördüğü biçimler ve kurallara göre yetki verdiği diğer devlet kurumları eliyle kullanılır.
Başka bir yol kalmadığında, tüm vatandaşlar bu Anayasa'da belirtilen siyasi, sosyal ve iktisadi düzeni devirmeye çalışan herhangi bir kimseye karşı silahlı mücadele dahil olmak üzere her türlü araçla mücadele hakkına sahiptirler.
Sosyalizm, bu Anayasa tarafından kurulan devrimci politik ve toplumsal sistem, bugüne kadar var olmuş en güçlü emperyalist devletin hükümetleri tarafından sürdürülen her türden saldırganlık ve ekonomik savaşa karşı verilen kahramanca direniş yılları boyunca çelikleşmiştir; ulusu dönüştürmek ve bütünüyle yeni ve adil bir toplum yaratmak konusundaki yeteneğini ispatlamış olan sosyalizm geri alınamaz: Küba asla kapitalizme geri dönmeyecektir.
MADDE 4. Küba'nın ulusal sembolleri bir asırdan fazla bir süredir Küba'nın bağımsızlık mücadelelerine, halkın verdiği kavgaya ve kaydettiği toplumsal ilerlemeye tanıklık eden tek yıldızlı bayrak, Bayamo marşı ve kraliyet palmiyesi armasından oluşur.


***

TC



1) Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir.

2) Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk Milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir.

3) Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçe'dir.
Bayrağı şekli kanunda belirtilen, beyaz ay yıldızlı al bayraktır.
Milli marşı "İstiklal Marşı" dır.
Başkenti Ankara'dır.

4) Anayasanın 1 nci maddesindeki devletin şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındaki hüküm ile, 2 nci maddesindeki Cumhuriyetin nitelikleri ve 3 ncü maddesi hükümleri değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez.


Görüldüğü üzere Küba'da eğemenlik halkın elindedir. TC'de ise Türk olmak esastır.

Herkes kendisinin milatıdır!
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 26-01-2013, 16:56
Baskoylu Baskoylu isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Denetimdeki Üye
 
Üyelik tarihi: 23 Sep 2012
Mesajlar: 820
Standart

Kuba oldu olasi Kapitalizme Yelken Acmistir.
Devrim surecinden sonra bir adim dahi ileri gitmemis, tas tas ustune koyup ufak bir gelisme kaydetmemistir.
Sovyet Sosyal Emperyalizmin kiskacindan kurtulmamis, ayaklari yerden kopuk bir politika ile kendisini sozde Sosyalist veya Kominist bir Ulke konumunda oldugunu gostermeye calismis, Ulke icinde Sosyalizm adina hic bir ugras verilmemis, karsi devrimci bir politika izlemistir.

Sonuc olarak Nikita Kurscev reviziyonizmin cizgisi disina cikmiyan, karsi devrimici reviziyonist bir cizgi izlemis gunumuze kadar, Fidel Castro Kralligindan oteye gitmemistir.

Saygi ve Insani Sevgilerimle.


Nikita Kruşçev (Rusça: Никита Сергеевич Хрущёв / Nikita Sergeyeviç Hruşçov), 17 Nisan 1894'te Ukrayna'nın Kalinovka şehrinde doğdu, 11 Eylül 1971'de Moskova'da öldü; Sovyet devlet adamı ve Sovyetler Birliği Komünist Partisi birinci sekreteri. Doğru okunuşu Hruşçyov olan soyadı, Türkiye'de genellikle İngilizce Khrushchev yazımındaki gibi Kruşçev olarak olarak telaffuz edilir.



Mayıs 1955'te ilk dış gezisini Bulganin'le birlikte Yugoslavya'ya yaptı. Daha sonra, Cenevre, Afganistan ve Hindistan'a yaptığı gezilerde dışa dönük ve esnek bir politika izlediğini gösterdi. Şubat 1956'da Moskova'da toplanan 20. Parti Kongresinde; iktidarın tek kişide toplanmasını tenkid ederek, Stalin'i acımasızlık, hoşgörüsüzlük ve iktidarı kötüye kullanmakla suçladı. Stalin'in yanılmaz lider imajını yıkmaya ve Leninist modele dönmeye yönelik köklü bir Stalincilikten uzaklaşma kampanyası başlattı.Bu süreç ve politika destalinizasyon olarak adlandırıldı ve tarihe geçti. Binlerce siyasi tutukluyu serbest bıraktı. Stalincilikten arınma hareketi Doğu Avrupa'daki sosyalist ülkelerde de önemli gelişmelere yol açtı. Polonya ve Macaristan'da ayaklanmalar meydana geldi. Doğu Avrupa'daki bu gerginlikler Kruşçev'e karşı muhalefetin güçlenmesine sebep oldu. 1957'de Kruşçev'in vazifeden uzaklaştırılması gündeme geldi. Prezidyumda yapılan bir oylama aleyhine neticelendiyse de vazifede kalmayı başardı. 1958'de başbakanlığı da üstlendi. 1959'da 21. Parti Kongresinde kapitalist ülkelerle barışçı bir yarış içinde olmayı teklif etti. ABD'ye yaptığı ziyaret sonrasında Mayıs 1960'ta iki ülke liderinin Paris'te yaptığı zirveye katıldı.
1961'de ABD Başkanı John F. Kennedy'le Viyana'da yapılan zirve toplantısına katıldı. Bu görüşmeden kısa süre sonra Berlin Duvarı inşa edildi. 1962'de Küba'ya orta menzilli füzeler yerleştirmeye girişti. ABD ile uzlaşılması neticesinde füzeleri kaldırmayı kabul etti. Bu uzlaşma sebebiyle Komünist Çin ile SSCB'nin arası açıldı. Çin lideri Mao Zedong (Tse Tung) tarafından sert bir şekilde tenkid edilen Hruşçyov ihtiyaç maddelerinin karşılanması yönünde halktan gelen baskıları ve aydınların düşünce hürriyetinin genişletilmesi yönündeki isteklerini dikkate aldı. Ancak idaredeki hakimiyetinin azalacağı endişesiyle rahatsız oldu. Bu sebeple bilim ve fikir adamlarına karşı sert tedbirlere yöneldi. 1958'de Boris Pasternak'ın Nobel Edebiyat Ödülünü almasına izin vermedi.
Dış politikada, hem sosyalist hem kapitalist ülkelerle ilişkilerin genişlemesi için çaba gösteren Hruşçyov, Sovyet yurttaşlarının turist olarak ülke dışına çıkmasına ilk defa imkân sağladı. Konvansiyonel silahları azaltarak, nükleer füzeleri geliştirme çabaları sebebiyle Sovyet askeri yetkililerinin sert muhalefetine hedef oldu. Uyguladığı tarım politikasında başarısız oldu. 14 Ekim 1964'te yapılan Merkez Komitesi toplantısında, ileri yaşı ve bozulan sağlığı sebebiyle istifa eden Kruşçev parti birinci sekreterliği ve başbakanlık vazifelerinden ayrıldı. Hayatının son yıllarını Moskova'daki evinde sessiz olarak geçirdi.
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 26-01-2013, 21:30
upuaut - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
upuaut upuaut isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 21 Jan 2010
Bulunduğu yer: Ancient Egypt
Mesajlar: 3.968
Standart

G Milat´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Küba Devrimi ile ilgili araştırma yaparken Küba Anayasası'nı inceleme fırsatım olmuştu.

Anayasalarının ilk 4 maddesini buraya alayım. Sonra da bizimkini..

Küba:

MADDE 1. Küba bağımsız ve egemen bir sosyalist işçi devletidir; siyasi özgürlük, sosyal adalet, bireysel ve kolektif refah ve insani dayanışma adına herkesin katılımı ile ve herkesin iyiliği için örgütlenen birleşmiş ve demokratik bir cumhuriyet olarak sürülmüştür.
MADDE 2. Küba devletinin ismi Küba Cumhuriyetedir. Resmi dili İspanyolca'dır ve başkenti Havana'dır.
MADDE 3. Küba Cumhuriyeti'nde egemenlik halkındır ve devletin tim gücü halktan, doğar. Bu güç, doğrudan veya Halk iktidarı meclisleri ve bu meclislerin Anayasa ve kanunların öngördüğü biçimler ve kurallara göre yetki verdiği diğer devlet kurumları eliyle kullanılır.
Başka bir yol kalmadığında, tüm vatandaşlar bu Anayasa'da belirtilen siyasi, sosyal ve iktisadi düzeni devirmeye çalışan herhangi bir kimseye karşı silahlı mücadele dahil olmak üzere her türlü araçla mücadele hakkına sahiptirler.
Sosyalizm, bu Anayasa tarafından kurulan devrimci politik ve toplumsal sistem, bugüne kadar var olmuş en güçlü emperyalist devletin hükümetleri tarafından sürdürülen her türden saldırganlık ve ekonomik savaşa karşı verilen kahramanca direniş yılları boyunca çelikleşmiştir; ulusu dönüştürmek ve bütünüyle yeni ve adil bir toplum yaratmak konusundaki yeteneğini ispatlamış olan sosyalizm geri alınamaz: Küba asla kapitalizme geri dönmeyecektir.
MADDE 4. Küba'nın ulusal sembolleri bir asırdan fazla bir süredir Küba'nın bağımsızlık mücadelelerine, halkın verdiği kavgaya ve kaydettiği toplumsal ilerlemeye tanıklık eden tek yıldızlı bayrak, Bayamo marşı ve kraliyet palmiyesi armasından oluşur.

***

TC

1) Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir.

2) Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk Milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir.

3) Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçe'dir.
Bayrağı şekli kanunda belirtilen, beyaz ay yıldızlı al bayraktır.
Milli marşı "İstiklal Marşı" dır.
Başkenti Ankara'dır.

4) Anayasanın 1 nci maddesindeki devletin şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındaki hüküm ile, 2 nci maddesindeki Cumhuriyetin nitelikleri ve 3 ncü maddesi hükümleri değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez.


Görüldüğü üzere Küba'da eğemenlik halkın elindedir. TC'de ise Türk olmak esastır.
.ok atmadan önce bu maddelerin hangi Anayasaya ait olduğunu söyleyeceğin, ondan sonra yorum yapacaksın, Tamam mı?

Bu senin saydığın maddeler 1980 darbesini yapan Cunta lideri Kenan Evren'in 1980 Anayasası'dır (Bkz. Bundan önceki 1924 Anayasası, 1961 Anayasası'na).

Cunta liderinin bu Anayasada yapmak istediği çok açık ve basittir: Anayasada Atatürk ve onunla ilgili kanunları öne çıkartmak ve böylece;

1. Halkı Atatürk'ten soğutmak,
2. Bu yolla ülkede etnisiteye dayalı kargaşa çıkartmak,
3. Ve bu yolla da, mümkünse, ülkeyi parçalamak

tır.

Hayret ediyorum; geçenlerde ölen Mehmet Ali Birand'ın "12 Eylül" belgeselini izlemiştim ve orada Kenan Evren'in "Biz Atatürk döneminde yetiştik" diyerek yaptıklarını Atatürk ile kutsamaya çalışıyordu. Oysa kendisi ABD'lilerin söylediği gibi "Bizim Oğlanlar"dan biri idi!

Şimdi gelelim senin de rahatsızlık duyduğun "Türklük" kavramına. Atatürk bu kavramın tanımını "10. Yıl Nutku"nda yaptı ve orada Türkiye toprakları içinde yaşayan herkesin Türk olduğunu ve ulusun bunun üzerine bina edilmiş olduğunu söyledi. Fakat bu kavramın uygulanmasında bazı sıkıntılar oldu, "Türk" kavramının seçkin grubun elinde kaldığı ve yalnızca kendileri için uygulandığından şikayetler olmuştur. O zaman madem ki böyle bir sıkıntı var, diğerlerinin bu sıkıntıyı gidermeye çalışmalı idi.

Ama şimdikiler ne yaptı? Yeni hazırlanan Anayasada "Türk" tanımı yerine "T.C. Vatandaşlığı" konulmak isteniyor. Bu sorunu çözmez; daha da derinleştirir, hatta karmaşıklaştırır.

Özetle, Türklükten nefreden edenler önce delisi oldukları Batı'ya bakmalı, ondan sonra nizamat vermeye kalkmalıdırlar.

AKHENATON döneminde II. RAMSES'in Anılması

7. Yusuf babası Yakup'u getirip Firavun AKHENATON'un huzuruna çıkardı ve Yakup AKHENATON'u kutsadı.

8. Firavun AKHENATON, Yakup'a, "Kaç yaşındasın?" diye sordu.

9. Yakup, "Gurbet yıllarım 130 yılı buldu" diye yanıtladı, "Ama yıllar çabuk ve zorlu geçti. Atalarımın gurbet yılları kadar uzun sürmedi."

10. Sonra AKHENATON'u kutsayıp huzurundan ayrıldı.

11. Yusuf babasıyla kardeşlerini Mısır'a yerleştirdi; AKHENATON'un buyruğu uyarınca onlara ülkenin en iyi yerinde, Ramses bölgesinde mülk verdi.
Alıntı ile Cevapla
  #5  
Alt 27-01-2013, 00:46
kemalistcan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
kemalistcan kemalistcan isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 22 Jul 2010
Mesajlar: 337
Standart

Baskoylu;

Küba'yı kapitalizme meyilli görenlerin kendi örgütlerinin emperyalizm uşaklığını görmemeleri ilginçtir; Küba tüm ambargolara, zorluklara karşın dimdik ayaktadır. Aslında tam da bir Mahir KAYNAK örneğidir Abdullah ÖCALAN; MİT'in beslediği büyüttüğü ve arkasından uluslar arası gizli örgütlere kaptırdığı ve sonrasında BOP görevini unutuğunda haddi bildirilen biridir. Halen süren MİT görüşmelerinin yanı sıra onun ilk(gençliğinde)yakalanış süreci ve sonrası, Türk İslamcı geçmişi, daha Apocular olarak anılırken bile hem sola hem diğer Kürt hareketlere karşı kontgerillayı aratmıyacak biçimde giyotin gibi görev alması, kendine düzenlenen suikastlerde çevresindekilerin ölmesine karşın kendisinin kurtulması, son yakalanışında ağzından çıkan "Benim annem de Türk'tü, görev verilirse hizmete hazırım.." sözleri gibi birçok şey örnek gösterilebilinir.


G Milat Arkadaşın verdiği Küba anayasasında tek dilin resmi dil olması, ulusa vurgu yapması, ulusal simgelerin belirtilmiş olasını arkadaşın görmemiş olması da ilginçtir...
Alıntı ile Cevapla
  #6  
Alt 27-01-2013, 02:35
ismail truth ismail truth isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Yasaklandı
 
Üyelik tarihi: 26 Jan 2013
Mesajlar: 96
Standart

upuaut´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Ama şimdikiler ne yaptı? Yeni hazırlanan Anayasada "Türk" tanımı yerine "T.C. Vatandaşlığı" konulmak isteniyor. Bu sorunu çözmez; daha da derinleştirir, hatta karmaşıklaştırır.

Özetle, Türklükten nefreden edenler önce delisi oldukları Batı'ya bakmalı, ondan sonra nizamat vermeye kalkmalıdırlar.
"Türklük" kavramı yerine "Anadoluluk" kavramı getirilse bence daha iyi olur. Hatta ülkenin ismi Anadolu Cumhuriyeti olsun.

Zaten "Türklük" yalandır. Bu ülkede herkes Türkleşmiş Rum ve Ermenilerin torunudur. "Türk" olsa insanlar Moğollara benzerdi.
Alıntı ile Cevapla
  #7  
Alt 27-01-2013, 02:40
ismail truth ismail truth isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Yasaklandı
 
Üyelik tarihi: 26 Jan 2013
Mesajlar: 96
Standart

Türklerle Kürtleri ortak paydada birleştirecek olan da Anadolulu olmaktır.

Bazen bazı süperzeka Türkçüler diyor ki "Amerikada herkes Amerikalıyım diyor."

Bunun muadili Anadolu'dur. Amerika coğrafi bir kavramdır. Bu ülkede herkes gocunmadan Anadoluluyum diyebilir.

Anadoluluk üst kimliği altında gene "atam Moğolistandan geldi" diye inanmak istiyorsa inansın. Arap'a benzeyen suratıyla tabi kimi inandıracak belli değil ama, madem öyle hevesi var buyursun. Ama bu "Türklük" denilen çakma entisite bir alt kimlik olmak durumunda ve Kürtlükle, Lazlıkla falan eşit olmak durumunda.
Alıntı ile Cevapla
  #8  
Alt 28-01-2013, 07:55
G Milat - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
G Milat G Milat isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 06 Jun 2011
Bulunduğu yer: Los Angeles
Mesajlar: 178
Standart

Alanım gereği birçok devrim incelemek durumunda kaldım. Küba, merak edip baktıklarım arasında. Öncelikle hiç bir devrim kansız olamayacağı gibi kusursuz da olmaz. Küba'nın da hala devlet olarak sorunları var. Ancak artıları eksilerinden baskın olan bir devlet yaratmaksa amaç, Küba buna en iyi örnektir.

Sn Baskoylu,

"Kuba oldu olasi Kapitalizme Yelken Acmistir.
Devrim surecinden sonra bir adim dahi ileri gitmemis, tas tas ustune koyup ufak bir gelisme kaydetmemistir.
Sovyet Sosyal Emperyalizmin kiskacindan kurtulmamis, ayaklari yerden kopuk bir politika ile kendisini sozde Sosyalist veya Kominist bir Ulke konumunda oldugunu gostermeye calismis, Ulke icinde Sosyalizm adina hic bir ugras verilmemis, karsi devrimci bir politika izlemistir."

Yazdıklarınıza dayanak olarak ABD yandaşlı bir kaynak veriyorsanız uğraşmayın, İngilizce, Fransızca ve İspanyolca kaynaklardan benzer şeyleri ziyadesiyle okudum. Ama onun dışında bunları nereden nasıl okuduğunuzu merak ettim. Ben, Küba'yı kusursuz devlet olarak ele almıyorum zaten. Öğneğin, günümüzde algıladığımız anlamıyla Küba'daki özgürlük konusunda söylenecek hayli laf var.Kişisel özgürlüğün hiçe sayıldığı bir ortamda durmayı günümüz şartlarında hiç kimse istemez.

Kısa bir elestiri getirilmesi gerekirse, Küba halkının cep telefonuyla tanışma yılının söylenmesi yeterlidir : 2008

Fakat Küba gibi bir ülke ve devrimsel süreç göz önüne alırsa, gerek saglıl sektörü gerekse eğitimde oldukça ileriler.Hatta bizden çok daha önde bile sayılabilirler. Toplumsal açıdan inceliyorum şu anda.Ve dolayısıyla eğitim yönünden de ele alınıyor.Mesela okullar bedava.Bu en büyük artıdır. Daha birçok artı sayılabilir.

Sn upuaut,

".ok atmadan önce bu maddelerin hangi Anayasaya ait olduğunu söyleyeceğin, ondan sonra yorum yapacaksın, Tamam mı?"

Konuyu yanlış yerinden elealmışsınız. Algılamada da bazı çarpıklıklar var, bu kadar saldırgan olduğunuza göre..

Bir devletin anayası mevzu bahis oluyorsa, herkes bunun en son yürürlükteki anayasa olduğunu bilir. Siz bilmiyorsanız, şu anda öğrenmiş oldunuz. 82 Anayasası hala kullanılmakta. 2007 yılında yeni anayasa taslağına gidilmişti. Hatta size Osmanlı da dahil anayasa sayılan taslakları da liste olarak vereyim lafı geçmişken.

Türkiye ve Öncesindeki Anayasal Süreçler

-Anayasal belgeler
*Sened-i İttifak (29 Eylül 1808)
*Tanzimat Fermanı (3 Kasım 1839)
*Islahat Fermanı (28 Şubat 1856)

-Anayasalar
Osmanlı Devleti
*Kanûn-ı Esâsî (23 Aralık 1876)
*I. Meşrutiyet (dönem)
*II. Meşrutiyet (dönem)
Türkiye Cumhuriyeti
*Teşkilât-ı Esasîye (20 Ocak 1921)
*1924 Anayasası (20 Nisan 1924)
*1961 Anayasası (9 Temmuz 1961)
*1982 Anayasası (18 Ekim 1982)
*Yeni Anayasa Taslağı (2007)

Küba ile Türkiye'nin yürürlükteki anayasalarını incelerseniz hangisinin daha insani ve birleştirici olduğuna kendiniz karar verirsiniz. Yazılanı anlamak zor olmasa gerek...

Bununlar bir yana, Küba konusuna geri döneyim.

Kısa kısa bilgiler vereceğim. Hem size hem de Sn Baskoylu'ye yardımcı olacağını tahmin ediyorum.

ABD'nin Kübaya uyguladığı ambargonun bilançosı yaklaşık 975 milyar dolardır. Küba Dışişleri Bakanı Bruno Rodrigez, Genel Kurullarında yaptığı konuşmalarda sıkça Küba'ya 50yıldır uygulanan ambargonun kaldırılması gerektiğini söyler. 1992 yılından beri BM'ye gidiyorlar. ABD'nin Küba'ya karşı uyguladığı Ekonomik, Ticari ve Mali Ablukanın Kalkmasının Gerekliliği" başlıklı karar tasarısını büyük bir oy çoğunluğuyla kabul ediyor. Geçen yıl, BM birkez daha ambargonun kaldırılması için yasa taslağını hazırlanmasını önerdi.

2001 yılından sonra daha yumuşatılmış olsa da hala medical, temiz su, yiyecek ve diğer ekonomik ihtiyaçları kapsayan birçok şey hala yasal süreçte yasak.Ayrıca bir Amerikalının Küba'da yatırım yapması da yasak.

http://www.guardian.co.tt/business-g...ts-cuba-us108b

"• Were it not for the embargo, Cuba could have received foreign direct investment of US$600 billion.
• US companies that work in the tourism sector cannot get involved in Cuba’s tourism industry, nor can Cuba benefit from US hotel chains in the Caribbean, as in the case of Sheraton, Hilton, Marriott and Holiday Inn.
• Foreign banks, including European banks, are penalised by the US if they try to do business with Cuba in US currency.
• In January, the US seized US$4,207,000 of funding from the Global Fund to Fight Aids, tuberculosis and malaria earmarked for co-operation projects in Cuba.
• Export of goods and services to Cuba continue to be banned with few exceptions. Merchant ships of any country touching Cuba ports are still forbidden to call on any US port for 180 days.
• No company affiliated to and sharing interests with any US company is allowed to trade with any Cuban company.
• The US prevents its citizens from travelling to Cuba with few exceptions and under very strict regulations.
• Twitter acknowledged full responsibility for having blocked text messages from cellphones in Cuba."

Tabii ki BM'in diğer öyeleriyle ticaret hakkına sahip olan Küba, her açıdan da USA'e bağlı değildir. Fakat siz de biliyorsunuz ki, NATO, BM gibi global örgütlerde ABD'nin rolü hayli mühim. Eskisi kadar olmasa da hala bu tip örgütlerde başat olduğunu kabul etmeliyiz.Bu, ABD bu tip örgütleri yönetiyor veya Dünya'yı yönetiyor demek değildir tabii ki.Umarım bu kısmı daha fazla açmak zorunda kalmam.

Küba'nın geçenlerde UN' a sunduğu raporda, gayet açık bir şekilde maruz kaldıkları ekonomik zorlukları dile getirmisler. Resmi sitede yayınlanan rapor;

http://www.cubaminrex.cu/bloqueo/Eng/01_eng.htm

Fakat bütün bunların yanında, Küba ekonomisini döndüren çarklara göz atmamız gerekir.Küba, yalnızca şeker, tütün ve biraz da meyve ve kahveden kazanım sağlayabiliyor.Yani bunlar doğrultusunda zaten ekonominin şu ankinin üzerinde olması biraz zor gibi... Çünkü Küba'nın kendi ekonomik yasakları var.Özellikle ABD ile olan ilişkilerde çok katı ve kısıtlamacılar.. Bunu tabii ki kendilerini korumak adına yapıyorlar.Fakat yine de çok fazla açık olmadıkları için, bu durum ekonomiye ister istemez yansıyor. ONlara da şöyle bir göz atmak isteyen olursa;

Linkin ECONOMY bölümünden bakabilirsiniz..

http://www.state.gov/r/pa/ei/bgn/2886.htm#econ

Bir başka link; "The package of nearly 100 pages of regulations includes dispositions by the Council of State, "

http://www.cubastandard.com/2010/10/27/cuba-publishes-economic-reform-laws-2/


Küba'ya bir takım esnekliklikler getirilmiş olsa da, hala dış ticaret konusunda kırmıızı damgalı ülkeler arasındadır.Uluslararası ticari örgütlerde bile ismi ancak 95'te anılmaya başlanmıştır.

http://translate.google.com/translate?hl=tr&langpair=fr|en&u=http://www.wto.org/french/thewto_f/w...f_f/org6_f.htm

****

Yani bence Küba abartılacak kadar mükemmel bir ülke değil. Özellikle de "sosyalizm" açısından hiç değil.. Fakat küçümsenecek veya hunharca yerilecek kadar kötü bir ülke de değil. Birçok artısı da var.Eğitimin tamamen parasız olması veya bedava ilaç şağlanması, insanlara barınak verilmesi gibi.. Bugün Dünya'da tıp alanında oldukça elişmiş ülkeler arasındadır.

Küba ekonomisi ile ilgili artı yönleri merak edenlere şu yazıyı öneririm.Ben baya vaktimi almıştı okumak..

http://www.globalsecurity.org/milita...ba/economy.htm

Gelişim ve hala gelisme konusunda istersen chartlarla birlikte bakalım..

Küba (gelişmekte)
http://www.tradingeconomics.com/cuba...y-wb-data.html

Oturup hiç bir ekonomik/iktisadi veya sosyolojik olgusunu incelemeden Küba hakkında ahkam kesmiyoruz.Bahsi geçen ülkenin gerek siyasi gerekse ekonomik anlamda harika(!) olmadığını da biliyorum.Bütün bunların yanında artılarını da görmezden gelecek kadar kör de değilim...

Herkes kendisinin milatıdır!
Alıntı ile Cevapla
  #9  
Alt 28-01-2013, 09:06
ismail truth ismail truth isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Yasaklandı
 
Üyelik tarihi: 26 Jan 2013
Mesajlar: 96
Standart

G Milat´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
"• Were it not for the embargo, Cuba could have received foreign direct investment of US$600 billion.
• US companies that work in the tourism sector cannot get involved in Cuba’s tourism industry, nor can Cuba benefit from US hotel chains in the Caribbean, as in the case of Sheraton, Hilton, Marriott and Holiday Inn.
• Foreign banks, including European banks, are penalised by the US if they try to do business with Cuba in US currency.
• In January, the US seized US$4,207,000 of funding from the Global Fund to Fight Aids, tuberculosis and malaria earmarked for co-operation projects in Cuba.
• Export of goods and services to Cuba continue to be banned with few exceptions. Merchant ships of any country touching Cuba ports are still forbidden to call on any US port for 180 days.
• No company affiliated to and sharing interests with any US company is allowed to trade with any Cuban company.
• The US prevents its citizens from travelling to Cuba with few exceptions and under very strict regulations.
• Twitter acknowledged full responsibility for having blocked text messages from cellphones in Cuba."
Sosyalizme daha uygun değil mi zaten bu olaylar? Yabancı sermayeyi ülkeden zaten kendi kovmak istemez mi bu "halkçı" ve "devletçi" denilen zihniyet? Ne güzel işte. Yabancı sermaye bizzat kendisi gelip Kübalıları sömürmemiş. Niye şikayet ediliyor anlamıyorum.

Bu ambargo denilen olayın aslında bir ülkeyi cezalandırma yolu olması bile aslında kapitalizmin herkesin ortalama refahını zamanla arttıran birşey olduğunun en büyük kanıtı olarak algılanması gerekmez mi?
Alıntı ile Cevapla
  #10  
Alt 28-01-2013, 18:58
vartor - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
vartor vartor isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 15 Mar 2006
Bulunduğu yer: Toronto
Mesajlar: 8.615

Onur Üyeliği 

Standart

Yani bence Küba abartılacak kadar mükemmel bir ülke değil. Özellikle de "sosyalizm" açısından hiç değil.. Fakat küçümsenecek veya hunharca yerilecek kadar kötü bir ülke de değil. Birçok artısı da var.Eğitimin tamamen parasız olması veya bedava ilaç şağlanması, insanlara barınak verilmesi gibi.. Bugün Dünya'da tıp alanında oldukça elişmiş ülkeler arasındadır.
Hemfikirim; Mukayese edecekseniz diger ulkelerle, yakinindaki diger "kapitalist" adalarla mukayese edeceksiniz. Kuba'yi 5 defa ziyaret ettim, ben de GMilat'la ayni fikirdeyim. hatta biraz daha ileri giderek, ortalama halkin, digerlerine mukayese edersek, Kuba'dakilerin daha avantajli oldugunu soyleyebilirim.


Bu ambargo denilen olayın aslında bir ülkeyi cezalandırma yolu olması bile aslında kapitalizmin herkesin ortalama refahını zamanla arttıran birşey olduğunun en büyük kanıtı olarak algılanması gerekmez mi?


Zorbaligin refahin yolu oldugunu da yeni duyuyorum: Bir devlet seklini begenmedigi icin, bir baska devletin, o ulkenin halkinin yasam seviyesini dusurecek malzemelerin ulkeye yollamaya kalkisanlari cezalandirmasina olumlu bakmak, bence yanlis bir tutumdur. Ayni tur ambargoyla, Irak'ta sefilleri oynayan halkdan mahrum edilen ilac, hastahane malzemeleri yuzunden, binlerce cocugun olumu de Irak'a refahi getirdi degil mi?

Iman, ask gibidir,gozleri koreltir,beyni muhurler.
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Önerilen Siteler

Başlık Düzenleme Araçları
Stil

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Castro ve Küba Politika 67 17-12-2011 03:53
Küba Devrimi Özgürcan Tarih 64 18-05-2011 15:10
Küba'da devrim! Artık vatandaş yurtdışına çıkabilecek!! westergaard Politika 223 16-05-2011 14:24
Tanrı'ya Dava Açtı pervane İslam 43 18-09-2010 02:12
"Gladio"'nun Yelken Bezinden Propagandisti : Ahmet Altan axial Politika 3 01-09-2010 00:06

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 00:53 .