Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > Bilim > Biyoloji > Evrim

Cevapla
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
  #1  
Alt 22-08-2008, 09:17
ozedonus
Üye Değil
 
Mesajlar: n/a
Standart Yaratılışçı Evrim Gerçeği

Konumuz iki yönlüdür

1.İnsanın kökeni
2.İnsanlık Tarihi

1.İnsanın kökeni

O (Allah) her şeyi güzel yaratan ve insanı başlangıçta çamurdan yaratandır." (es-Secde, 32/7)ayeti insan yaratılmasının çamur ile başladığını çok açık bir şekilde ele almaktadır.

Yani su ve toprağın karışımı.İnsan türünün kökünde bu karışım vardır.

Biz onları bir cıvık ve yapışkan çamurdan yarattık. " (es-Sâffât, 37/Iayetine göre çamurun bu gibi özelliği de vardır. Toprağın su ile karıştırılıp çamur olmasından sonra, üzerinden geçen merhalelerden sonra cıvık ve yapışkan olur.

Andolsun, biz insanı kuru bir çamurdan, suretlenmiş ve değişmiş bir çamurdan yarattık." (el-Hicr, 15/26-28ayetine göre cıvık ve yapışkan çamurdan sonra şekil verilmiş, değişmiş ve kokmuş bir haldeki balçık olmuştur.

O Allah insanı bardak gibi (pişmiş gibi) kuru çamurdan yaratmıştır. " (er-Rahmân, 55/14, ayetiyle insanın önceki halde olan kokmuş ve değişmiş çamuruda kurutarak "fahhâr" (kiremit, saksı, çömlek) gibi tamtakır kuru bir hale getirdi.

"Insanın üzerinden, henüz kendisinin anılan bir şey olmadığı uzun bir süre geçmedi mi?"
(Insan, 76/1)ayeti de insanın insan sayılabilecek özellite olmasa da yapıtaşlarının oluşmasında uzun bir süreçolduğunu göstermektedir.

Buraya kadar anlatılanlardan anlaşılmaktadır ki çamur sürecinde bir anlık bir olay olmamıştır.Günümüz biyolojik kanunlarının dahi kabul ettiği çamurun canlılaşana kadar geçtiği süreçler anlatılmaktadır.Biz bu kanunlara Sünnetullah yani evren vermiş olduğu düzen ve yasa diyoruz.

Şimdi anılmaya değer olmadığı bu uzun süreden sonra insanoğlunu anılmaya değer hale getiren sürece bakalım. Ayetin deyimiyle bunun ruh üflendikten sonra olduğunda şüphe yoktur.Çünkü ruh üflenmeyene kadar meleklerden kendisine saygı göstermeleri istenmemiştir.Ancak bir ruh ileride söyleyeceğimiz gibi can verme değildir.

Eğer aşamalı olarak evrimle oluştuğunu varsayarasak Beşerin öz suyu ki Allah her canlıyı su orjinli yaptık buyurıyor.- ve ilk hücre yani tek nefis kötü kokulu kara balçığın içinde oluştu. Geçmişte yerin ısısı bugünkünden daha fazla olduğundan bataklıklar tıpkı annenin rahmi gibi sabit ısıya sahipti. Sonuç itibariyle burada hücre gelişmeye başladı ve aşamalı olarak bu hale dönüştü diyeceğiz.Bu görüş o kadar da uzak bir ihtimal değildir. Çünkü Ahiret gününde de yerin ısısı değişecek ve Allah’ın iradesiyle tıpkı anne rahmi gibi ölülerin kurumuş hücrelerini besleyip geliştirebilecektir.


Burada en önemli nokta İnsanın vücudunu teşkil eden topraktaki inorganik elementlerin nasıl organik bir hayat biçimine dönüştüğüdür.İşte burada ruhu tanımlamadan geçmek mümkün değilidir.

Hicr..29- Ben, onun yaratılışını tamamladığım ve ona ruhumdan üflediğim zaman, siz hemen onun için secdeye kapanın."ayetinde maddi yaratılış tamamlandıktan sonra üfürülmenin başladığını vurgulamaktadır.Ki insan türünün önce madde sonra manevi gerçeklerle tanıştığını göstermektedir.Bu bile ruhun Türkçeye geçtiği anlamıyla can anlamında olmadığını göstermesi bakımından yeterlidir.

Üfleme de diğer kavramlar gibi semboliktir.Yaratıcının yarattığı bir varlığa ,hayat vermesi için üflemeye, püflemeye ihtiyacı yoktur.İşte bu üflemenin kesinlikle mecazi olduğunu ortaya koymaktadır.Allâh Teâlâ'nın, rûhundan üflemesi, temsîlî bir ifâdedir.Üfürme, mecaz olarak bir insanın bir başkasına vereceği şeyin en azını ifade eder. Türkçede bu eylem “koklatmak” olarak yer alır. Bu anlamla “bilgi koklattık” yani “az bir bilgi verdik” demektir Bu, büyük bir gerçeğin, gelişmesini henüz tamamlamış bir çocuğa anlatılmasındaki zorunlu olarak mecazi bir anlatımın eseridir ve Allahın kendisindeki bâzı özellikleri kuluna onun gücü nisbetinde vermesi demektir.Her çağa ve seviyeye seslenen Kur'anın böyle bir tabir kullanması kaçınılmazdı.Gerçek anlatım biçimi zaten anlatılanı daha çok anlaşılmaz hale bazen getirebilmektedir.


Sizi tek bir nefisten yaratan (nisa1)dan maksat ilk kök hücre olduğunu söyledik.Ardından ise ondan onun eşini yaratan tabiri geçmektedir.Kök hücrenin eşi kavramını açmakta fayda vardır.

Tefsirciler eş kavramını hanımı kavramıyla tercüme etmişlerdi..Burada hanımı anlamı çıkması diğer ayetlerle çelişiyor.Zira hucurat 13 te orjinimizin bir dişi ve bir erlikten olduğuna değinmiş.
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 22-08-2008, 09:19
ozedonus
Üye Değil
 
Mesajlar: n/a
Standart

2.İnsanlık Tarihi

a.Halife seçilme ve imtihanın başlaması


Bundan sonrakiise tarihle ilgilibir durumdur. tüm canlıların kökenin bir suya dayandığını tüm canlıların kökenin bir suya dayandığını kuran ayetlerinde herşeyi sudan yarattık enbiya31 şeklinde geçtiğini anlattıktan sonra insanın ayrı bir canlı grubu olarak yaratılması süreciyle başladığı tarihine kadar ki dönemi köken olarak ele aldık.

Bu bölümde bize üçkavram gerekecektir.Adem insan ve beşer.Biyolojik süreçlerde adem geçmez ilk anlatımlarda da insan geçmez ve yerine beşer kelimesi geçer.

Allah Meleklere “Ben yeryüzünde bir halife yaparım demişti.”Buna rağmen meleklerde : Biz seni hamd (övgü )ile yüceltip ve seni bütün noksanlıklardan tenzih edip ulularken Senin emirlerini tutmayıp bozgunculuk çıkaracan ve kanlar akıtacan birisini mi? halife etmektesin dediler.Allah onlara şu cevabı verdi :”Şüphesiz Ben sizin bilmediklerinizi bilirim.”(Bakara Suresi ayet no:30

1.Burada Arapçayı bilenler yaratmadan bahsetmediğini biraz arapçası olan her insan bilir.Burada sözkonusu olan yaratıklar arasında bier halifenin tayin edilmesidir.Bu ayete göre bahsedilenler kim olursa olsun ilk yaratılılışları çoktan bitmiş beşeriyet yeryüzünde faaliyet icra ediyor, artık halifelik tayininden bahsedilmektedir.Yine azıcık bir Arapçası olan anlar ki melekler de Allah tealanın halife edinme cümlesinde olduğu gibi geniş zaman kalıbının kullanıldığını anlayacaklar.Arapça grameri tamamen bu esnada insanın varolduğunu ortaya çıkmaktadır.

2.Melekler halife olarak seçilen bu varlığın yani beşerin özelliklerini bilmektedirler.Bu varlık o döneme kadar anlaşmazlıklar yaşamış bir varlık görüntüsünü çeken özellikleri vardır.Eğer yaratma bu bağlamda halifelik ile başlamışolsaydı Arapça gramerine göre asla geniş zaman kalıbı gelmez ve meleklerde özelliklerini bilmezdi.Allah onlara önceden bildirmiş olsa soru sormazlardı.

3.Bu ayet insanlığın halife olarak muhatap alınması ile ilk canlı olarak yaratılması esnasında bir beşer diyebileceğimiz sürecin geçtiğini açıça ortaya koymaktadır.

b.Yaratılışın uzun süre olduğu

(Ali İmran, 3/59)
"Muhakkak ki İsa meselesi Allah katında Adem meselesi gibidir. Onu da topraktan yarattı. Sonra da "ol" dedi, o da olur."

Burada anlatılmak istenen Hz.İsanın da normal olarak insanın ilk yaratılışı gibi Allah katında aynı olduğudur.Hz.İsa da topraktan yaratılmıştır diye.O insan ol deyince olur denilerek geniş zaman kullanılmıştır.Halbuki eğer anlık olsaydı geçmiş zaman kalıbıyla oldu denilir geniş zaman kipi olan olur denilemezdi.Buradaki zamirin kendisinden bahseilen ilk vurgulaann Hz.İsa olduğu Arapça gramerinden kolayca anlaşılmaktadır.

c.Halifelik ve imtihan yaratılıştan sonradır

(Bakara, 2/213)
"İnsanlar tek bir topluluktu. Daha sonra Allah onlara müjdeleyici ve uyarıcı peygamberler gönderdi.

Ayette insanların kök birliğine sahip tek bir topluluk olduğu, sonra da kendilerine peygamberler gönderildiği ifade ediliyor. Hz. Adem ilk peygamber olduğuna göre ondan önce insan cinsinin bulunması zorunlu hale gelmektedir.

d.İsimlerin öğretilmesi ve meleklerin saygı göstermeleri şeytanın
kaçınması

Öncelikle ayetlerden, meleklerin bu makamı elde etme isteğinde oldukları anlaşılmaktadır. Onlar, "Biz seni hamdinle tesbih ediyor ve seni takdis ediyoruz" bakara31 sözleriyle hilafete daha lâyık olduklarını imâ ediyorlar. İnsanın fesat çıkarıcı ve kan dökücü olmasıyla, kendilerinin tesbih ve takdis edici olmalarını kıyaslayarak hilâfete talip olmaktadırlar. Fakat Allah, "Ben sizin bilmediklerinizi bilirim" diyerek halifeliğin tesbih ve takdis ile olmadığını ifade etmektedir. Diğer yandan Cenab-ı Hakk'ın Adem'e "isimleri''yı talim edip, melekleri bununla imtihan etmesi ve onların da "isimleri"yı bilememeleri ise hilâfetin, ibadet ile olmayıp ilim ile olduğunu göstermektedir. Secde burada saygı gösterme anlamındadır ve Arapçada bu anlamda kullanılabilmektedir.

e.Cennet meselesi

Ey Adem sen ve eşin Cennette oturun" (Bakara, 2/35) emri zaten Adem ve eşinin orada olduğunu gösterir. Yani dışarıdan oraya girmedikleri, orada oldukları ve oturmaya devam etmeleri gerektiği anlamına gelir.Yoksa oturun değil de girin denilirdi.

Tâhâ, 20/118, 119)
"Muhakkak ki senin için orada acıkmak, çıplak kalmak, susamak ve güneşten yanmak diye bir şey yoktur."[/color]

Burada Adem'in cennetinde de her türlü nimetin var olduğu hatta çeşitli sıkıntılardan ve problemlerden emin olduğunu ifade etmektedir.Ayrıca Adem, bulunduğu cennette ölümsüz olmayı da arıyordu. Nitekim şu ayette görüleceği gibi şeytan Adem'in bu düşüncesinin gerçekleşmesine yardımcı olmak bahanesiyle telkinde bulunuyor:

(Taha, 20/120)
"Şeytan ona vesvese verdi. "Ey Adem, sana ölümsüzlük ağacını ve çökmeyen saltanatı, göstereyim mi? dedi."[/color]

Ayrıca görülüyor ki Şeytan da içeride istediği gibi dolaşıp, rahat bir şekilde faaliyetlerini sürdürmektedir.

Bütün bu ifadelerden sonra Adem'in cennette ölümsüzlük araması, ölümü daha önce tanıdığı anlamına gelir ki; bu da Adem'in ilk insan olmadığı konusunda bize bir fikir verir. Zira Adem ilk insan olsaydı, ölümü görmeden ölüm ve ölümsüzlük hakkında bir bilgiye sahip olmadan nasıl ölümsüzlük teklifinin peşine düşerdi.bunların dışında şu sebeblerden dolayı da o ahiretteki cennet olamaz.

1-Adem'in halife tayin edilmesi yeryüzünde olmuştur.

2-Allah'ın Adem' i yaratıp sonra semaya çektiğine dair bir haber yoktur.

3-Ahiretteki cennete Şeytan'ın girmesi veya orada olması düşünülemez.

4-Ahiretteki cennette yasak söz konusu değildir.

5-Ahiretteki cennette herhangi bir yükümlülük yoktur, teklifi bir yer değildir.
6-Ahiretteki cennette emre itaatsizlik söz konusu değildir.

7-Ahiretteki cennette zaten ebedilik vardır. Ayrıca ölümsüzlük aranmaz.

8-Ahiretteki cennette, yalan, vesvese, aldatma ve isyan yoktur.

9-Ahiretteki cennete girenlerin herhangi bir şekilde oradan çıkmaları söz konusu değildir.

f.Yasak ağaç olayı“Dedi ki:Ey Adem sen ve eşin cennete oturun. İkinizde ondan neresinden dilerseniz bol bol yiyin ama şu ağaca yaklaşmayın.yoksa (kendinize) yazık edenlerden olursunuz.”(Bakara Suresi Ayet no:35

Bunun bir imtihan için vasıta kılındığı bilinmektedir.Burada dikkatimizi çeken bundan sonra ademin şahsında insanın utanabilme şuur gibi özellikleri alabilme yeteneğini almaya başlamasıdır.


Tamamen mecazi anlatımlarla anlatılması gerekn bu yaratılış ve insan hayatı bu şekilde ele alınmaktadır.Demek adem ilk biyolojik insan değil iyi ve kötüyü birbirinden ayırtma gibi yüksek özelliklerle donatılmış ilk insan ve buna bağlı olarak ilk peygamberdir.Ayette babanız adem denilsede babanız ibrahim de denilmektedir.Bu delil olamaz.Peki bahsedilen adem kimdir
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 28-08-2008, 09:39
ozedonus
Üye Değil
 
Mesajlar: n/a
Standart

Evrime inanmak ilk insanın Hz.Adem olması ile çelişiyor mu?
Müslümanların sanırım çekindiği durum bu.Sanki Kuranda sizi ademden yarattık diye bir ayet varmış gibi olaya bakmalarıdır.Halbuki Kuran ayetlerini değerlendirdiğimizde bunu görmüyoruz.Örnek olarak

Hani Rabbin meleklere ''Yerkürede bir halife atamaktayım'' demişti de melekler''Biz seni noksan sıfatlardan arındırırken ve seni yüceltirken orada kan döken ve fesat çıkaranı mı halife ediniyorsun'' demişlerdi.Allah''Muhakkak bilmediklerinizi de biliyorum''demişti(Bakara 30)

Olay, yerkürede halife seçilen bir varlığın atanmasıdır. İster geniş zaman fiili ile olsun ister etken ortaç kalıbıyla olsun fark etmez.

Tefsircilerin neden söz konusu(ceale) fiili yaratma anlamında kullanmış oldukları konusuna gelince,bu fiil hiçbir yerde yaratma anlamında tercüme edilmediği halde bu ayette her nedense yaratma olarak tercüme edilmiştir.Halbu ki ceale fiilinin anlam dünyasında, bir yaratma eylemi yoktur; bilakis yaratılmış olan bir şeyin, bir işlev sahibi kılınması ya da bir başka şeye dönüştürülmesi söz konusudur.Bunu kuranın tüm ifadelerinde bulabilirsiniz.Hatta buraya yaratma anlamı verildiği için ne kadar mantıksız bir sürece geçtiğini biliyoruz.Çünkü ifade edildiği gibi eğer henüz yok olan biri yaratılıyorsa melekler kan dökmüş olabileceğini bilmemeleri gerekirdi ve- şayet bazılarının iddiası gibi-eğer Allah özellikleri söylemişse soru sormamaları gerekiyordu.Tefsirciler burada hadislere zarar gelmemesi için bunu yaratma olarak ifade etmişlerdir.Ancak kuran semantiği bunu kabul etmez.

Burada meleklerin bilmesi insanı insan yapan özelliklerin evrimle bir süreç geçirdiğini göstermektedir.İsterseniz buna insansı deyin isterseniz de halen halife edilecek edilme aşamasında olan bir türün daha halife edinmediğini buradan hareketle insanın biyolojik yapılanmasının devam ettiğinin anlamını çıkarabilirsiniz.Ama kesin olan şudur ki ADEM bu diyalog esnasında vardır.Artık kişi olarak mı var yoksa tür olarak mı var o başka bir konu...Ama her nedense henüz insan denilecek bir varlık değilse de üzerinde uzun süre geçmiş bir varlığın yapıtaşlarının var edildiğinin göstermesi bakımından bilgi verebilmektedir.

Peki bu durum nisa süresindeki''Sizi tek nefisten ve ondan da eşini de ondan yaratan Allahtan sakının'' ayeti ile çelişmiyor mu?

Burada da insan türünün tek bir nefisten yaratıldığı söz konusudur. Şurası muhakkaktır ki, müfessirlerin bir çoğu, hattâ hepsi, “nefs vahide”den gayenin Adem, “eşi” tabirinden de Havva olduğu üzerinde bir icmanın varlığından bahsederler. Buradan hareketle Adem’e “ebu’l-beşer” lakabının verildiğini ve bunun da biyolojik baba anlamına geldiğini söylerler. Bu ayette bir icmanın söz konusu olmaması gerekir. Çünkü icma, ahbar değil ahkâm ayetlerinde olur.

Her ne kadar bu ayet bize insanın bir nefsi vahide’den yaratıldığını söylese de ebunun Hz. Adem olduğunu belirtmiyor. Zaten “nefs vahide” Adem’in karşılığı da değildir. Adem özel isim olarak “ma’rife”, nefs vahide ise “nekire”dir. Adem müzekker, bu tabir ise müennestir.

Fahrettin el-Razî, nefs vahide’nin “Allah’ın İlmi’nin ve Hikmet’inin kemalini açıklamakta” olduğunu söyler ve bir mutezilî olan Ebu Müslim el-İsfehani’nin ayette geçen “zevc” kelimesini “tür” olarak yorumladığını da kaydeder.(Razi, Tefsir,, I X, 161)

Peki bu yorum,Ey insanlar! Sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık.(hucurat) ayeti ile çelişmiyor mu

Burada kullanılan kelimeler, erkeklik ve dişilik anlamına gelen “zeker” ve “unsa”dır. Adam ve kadın anlamına gelen “racul” ve “imre’e” kelimeleri kullanılmamıştır. Bugün “zeker” ve “unsa”dan sperm hayvancığı ile dişilik yumurtasını anlamak mümkündür. Ayrıca (x) ve (y) kromozomlarını da düşündürebilir. Sonuç olarak “nefs vahide”den; insanı meydana getiren ve ona hayat bahşeden sıvıyı veya prensibi anlamak gerekiyor.

Evrim aşamaları

Genel olarak baktığımızda Kur’ân’da insan için “inorganik”, “organik” ve “ruhi” olmak üzere üç nevi evrim olduğu göze çarpmaktadır.

Her şeyin yaratılışını en güzel yapan ve insanı yaratmaya çamurdan başlayan O’dur. İnsanın neslini hakîr bir sudan yapan, sonra onu şekillendirip ruhundan üfüren, ve sizin için kulak, gözler ve kalpler vareden O’dur. Doğrusu şükrünüz pek az.”(Secde, 7-9) Ayetinde “insanı yaratmaya çamurdan başladı” ifadesi, yaratmanın aniden olmadığını merhalelerle meydana geldiğini belirtmektedir.

Bu ayette dikkatimizi çeken bir diğer nokta da; kendisine ruh verilene kadar insandan üçüncü şahıs olarak bahsedilmis, ruh ve idrak verildikten sonra muhatab sıgasının kullanılmış olmasıdır..

İnsanın inorganik iken insan şekline gelişi de kendi içinde muhtelif merhalelerden sonra olmuştur. İnsanın inorganik maddesinin evrimi yedi merhale ile gerçekleşmiştir. Bunlar sırasıyla: toprak (turâb), çamur (tîn), değişken cıvık ve kokulu çamur (hama’in mesnûn), yapışkan çamur (tîn lâzib), pişmemiş kuru çamur (salsâl)ı pişmiş çamur (şalşal ke’l-fahhâr), çamurdan süzülen bir öz (sulâle min tin).

İnsanın, organik süreci ilk canlı hücre, “Ol” emri doğrultusunda, yeni bir yaratılmaya geçmiş, ilâhî iradenin kontrolü altında çeşitli ayıklama ve değişmeler geçirerek insan olmak üzere oluşa devam etmiştir.(doğal seleksiyon.vs) Hayatın bu yönelişinde insan, organik âlemin bütün türleriyle bir beraberlik arzetmektedir. Önce ilkel bitkileri, sonra tohumlu yüksek bitkileri meydana getiren hayat, daha sonra da hayvanlar alemini basitten mürekkebe doğru ortaya çıkarmıştır. “Biyolojik Nesil Ağacı”nın ana gövdesi ve uzantısı olan dal diyebileceğimiz insan, daha sonra akıl ve idrakına kavuşarak, organik dünyanın en olgun varlığı olmuştur..

Ruh verilme aşamasında Balçıktan süzülerek gelen sulâle(öz), insanın ilk organik maddesi olmuş, aradan uzun bir zaman geçtikten sonra da insan şeklini almış sonra da kendisine akli melekeler anlamında “Ruh” verilmiştir.Yukarıda ilk ayette verdiğim halife atanması işte bu üçüncü merhaleye geçişle beraber olmuştur.
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 28-08-2008, 09:42
ozedonus
Üye Değil
 
Mesajlar: n/a
Standart

Yaradılış inancına yöneltilen eleştiriler genelde yaradılışın, evrendeki bütün canlı ve cansız cisimlerin aynı anda ve birden yaratılmış olduğuna ilişkin bir düşünce üzerine kurulur. Nedense aynı inanç, inananlar tarafından da kabul edilir ki aslında Kur'an’da bunu bu şekli ile ifade eden bir ayet yoktur.

Tam tersine yaratmanın sürekli ve bitip tükenmez bir oluşum olduğu ve bunun bir düzen ve terkip içerisinde devam ettiğini izah eden pek çok ayet vardır. Aynı şekilde evrenin ne zaman yaratıldığına dair de Kur'anda hiçbir bilgi verilmemektedir. Evrene zaman biçen anlayışlar genelde eski ve yeni ahitin muharref biçimlerinde görülür ki materyalist evrimciler için de sürekli bir saldırı vesilesi olmuştur. Öyle ya artık evrenin ömrünün 3-5 bin yıllık olmadığını hepimiz biliyoruz.

Oysa Kuranda her ne kadar ol desek oluverir diye bir auet varsa da bu Allahın yanında zaman mefhumu olmadığı için "ol" un bir anlık herşeyin oluşumu kapsamadığı rahatlıkla görülecektir.Evrenin önce bitişik iken dağılma sürecine girdiğine oluşumun bizim yanımızdaki günlerle ifade edilmeyecek günlerden oluştuğuna dair birçok ayet bulunmaktadır.Bu açıdan ilk yaratılışın dahi zamansal bir sürece yayıldığını görebilmekteyiz. Nitekim Allah'ın isimlerinden biri de "hallak"tır ve "çokça, sürekli yaratan" anlamına gelmektedir.Sürekli yaratma halinde olan yaratılanın tüm veritaşlarını bir anda meydana getirmesi gerekiyor.

Bir kısım müslümanların ol kavramını bu şekil anlamalarını görmekle beraber ilk oluşumla beraber evrenin evrimle aşamalı bir şekilde oluştuğu konusunun pek sorun teşkil etmediğini,esas sorunun biyolojik evrim olduğunu biliyoruz.Bunu maddeler halinde ele alsam daha anlaşılabilir.

1.İlk organizmanın oluşumu ile ilgili Kuran sembolik ifadeler kullanma yoluna gitmiştir.Bunun iki temel sebebinden bahsedilebilir. Birincisi metnin evrensel, zaman ötesi hüviyeti gereği, ikincisi de insan anlağının tarihselliği gereğidir. Kur'an sözgelimi hem kendilerini muhatap aldığı 1400 yıl önceki Araplar'a hem de sözgelimi modern insanın anlağına hitap eden bir kitaptır.Bilimsel/betimleyici bir dil her hal u kârda o metni tarihsel kılar. Ama mecazî hüviyet onun evrensel bir formda kalmasına olanak hazılar denilebilir.

Şimdi bu cümleden olarak Kur'an'da Adem'in yaratılışı ile ilgili ayetlerin bir kısmına bakalım:

Hani Rabbin meleklere: "Muhakkak ben, yeryüzünde bir halife var edeceğim" demişti. Onlar da: "Biz seni şükrünle yüceltir ve (sürekli) takdis ederken, orada bozgunculuk çıkaracak ve kanlar akıtacak birini mi var edeceksin?" dediler. (Allah "Şüphesiz sizin bilmediğinizi ben bilirim" dedi.

Ve Adem'e isimlerin hepsini öğretti. Sonra onları meleklere yöneltip: "Eğer doğru sözlüyseniz, bunları bana isimleriyle haber verin" dedi.

Dediler ki: "Sen Yücesin, bize öğrettiğinden başka bizim hiçbir bilgimiz yok. Gerçekten Sen, herşeyi bilen, hüküm ve hikmet sahibi olansın."

(Allah "Ey Adem, bunları onlara isimleriyle haber ver" dedi. O, bunları onlara isimleriyle haber verince de dedi ki: "Size demedim mi, göklerin ve yerin gaybını gerçekten Ben bilirim, gizli tuttuklarınızı ve açığa vurduklarınızı da Ben bilirim."

Ve meleklere: "Adem’e secde edin" dedik. İblis hariç (hepsi) secde ettiler. O ise, diretti ve kibirlendi, (böylece) kafirlerden oldu.

Ve dedik ki: "Ey Adem, sen ve eşin cennette yerleş. İkiniz de ondan, neresinden dilerseniz, bol bol yiyin; ama şu ağaca yaklaşmayın, yoksa zalimlerden olursunuz."

Fakat şeytan, oradan ikisinin ayağını kaydırdı ve böylece onları içinde bulundukları (durum)dan çıkardı. Biz de: "Kiminiz kiminize düşman olarak inin, sizin için yeryüzünde belli bir vakte kadar bir yerleşim ve meta vardır" dedik. (BAKARA 30 - 36)

Başka bir ayette bu kısım şöylece de dile getirilmiştir:

Sonunda şeytan ona vesvese verdi; dedi ki: "Sana sonsuzluk ağacını ve yok olmayacak bir mülkü haber vereyim mi? Böylece ikisi ondan yediler, hemen ardından ayıp yerleri kendilerine açılıverdi, üzerlerini cennet yapraklarından yamayıp-örtmeye başladılar. Adem, Rabbine karşı gelmiş oldu da şaşırıp-kaldı. (TAHA SURESİ / 120 -121 )

Derken Adem, Rabbinden (birtakım) kelimeler aldı. Bunun üzerine (Allah da) tevbesini kabul etti. Şüphesiz O, tevbeleri kabul edendir, esirgeyendir.

Dedik ki: "Oradan tümünüz inin. Bundan sonra size Benden bir hidayet geldiğinde, kim Benim hidayetime uyarsa, onlara korku yoktur ve onlar mahzun olmayacaklardır." (BAKARA 36 - 37)

Hani Rabbin meleklere demişti: "Ben, kuru bir çamurdan, şekillenmiş bir balçıktan bir beşer yaratacağım." (HİCR SURESİ / 28)
Alıntı ile Cevapla
  #5  
Alt 28-08-2008, 09:44
ozedonus
Üye Değil
 
Mesajlar: n/a
Standart

Yukarıdaki ayet dizinlerinden aşağıdaki sonuçlara ulaşıyoruz:

1 - Allah insanı yaratmayı irade etmiş ve ona "halife" demiştir. Halife "temsilci" anlamına gelmektedir. İnsan Allah'a bir temsilci olarak yaratılmıştır. Yani insan bir tür "tanrısı" özelliklere sahip olacaktır. Bu özelliklerin en barizi de daha önce hiçbir yarattığına bahşetmediği "irade" ve "akıl"dır. Allah bu iki vasfını (ilim ve irade) sadece insana vermiştir. Bu şekli ile de onu kendisine bir halife olarak ilan etmiştir.

2 - Allah'ın bu yarattığı varlık yine daha önce hiçbir yarattığına bahşetmediği "dil" ile şereflendirilecektir. Dil; sembolleştirme, zihnin nesneye müdahalesi veya zihnin iktidarıdır. Eşyaya isim verme yetkinliği sadece insana verilmiştir.

3 - Allah, yeryüzünde bir halife yaratacağını söylediğinde melekler şaşırmış ve kendi yapmış oldukları işten daha üstün ne olabilir, üstelik kan dökücü ve zulm edici bir varlık nasıl senin halifen olabilir diye şaşkınlıklarını beyan etmişlerdir. Allah onlara sizin bilmediğinizi ben bilirim demiş ve sonunda insanın ne denli şeref sahibi bir varlık olduğunu göstermek için onun dil sahibi olmasını delil olarak göstermiştir.

4- Melekler, daha insan halife seçilmeden önce onun "bozgunluk çıkaran ve kan döken biri" olduğunu nereden biliyorlardı? Kimi müfessirler, Adem yaratılmadan önce yeryüzünde bu vasıflara sahip türler olduğunu, bunların insanların ataları olabileceğini söylüyorlar.

5- Melekler Ademe secde etmişlerdir. Yani melekler insanın iktidarı altına girmişlerdir.

6 - Adem ve daha sonra yaratılan eşi Havva cennete yerleştirilmişlerdir. Yalnız bu cennetin niteliği hakkında bir malumat yoktur. Cennete imtihan olmaz. Üstelik ölümsüzlük istenci de olmaz. Ama Adem ve eşinin ölümsüzlük istenci ile üstelikte Allah'ın bu emrini kulak ardı ederek bu tavrı geliştirmeleri bu cennetin insanların hak edip gittiği cennet olmadığı konusunda bir çok müslüman ilim ehli fikir beyan etmişlerdir. Rabblerinin uyarısını bir anlık kulak ardı ettiklerinden, sonsuzluk ve ölümsüzlük istencine kapılmış ve emre itaatsizlik etmişlerdir. Bunun üzerine de çıplak olduklarını anlamış ve yeryüzüne indirilmişlerdir.

Şimdi bu yartılış durumundan bizim ele aldığımız "evrim" bahsi üzerinden ne tür çıkarsamalar elde edebileceğimize bakalım:

Allah insanı balçıktan yaratmıştır."Andolsun, insanı kuru bir çamurdan, şekillenmiş bir balçıktan yarattık." (HİCR SURESİ / 26) Ama bu yaratmanın nasıl yapıldığına dair bir bilgi yoktur. Yani "balçıktan insana" geçen sürecin nasıl oluştuğuna dair en azından bizim açımızdan çok açık bir bilgi yoktur. (Enteresandır evrimciler de genelde canlı hücrelerinin balçıkta şekillendiğini iddia ederler)

İşte şimdi sorunuun tam cevabınıza geçiyoruz.

Nasıl oldu da balçık insana dönüştü?

Bunun muhtemel iki cevabu olmalı: Birincisi, Adem; bir heykeltraşın çamuru bir araya getirip toparlayışı gibi bir araya getirilip s
uretlendirilen bir heykel haline getirildi ondan sonra da ona üflendi ve biyolojik bir varlığa ve ruha sahip oldu. İkinci ihtimal ise çok düzenli, zaman ve düzene yayılmış bir vaziyette Allah'ın eşyaya bıraktığı kanunlar müvacehesinde uzun bir evrimsel dönem geçirdikten sonra insanlaştı.

Bana sorarsanız birinci ihtimal Allah'ın hikmetine ve yaratma kanunlarına terstir. Şu soruyu sormalı: Allah madem insanı gayet tabii ki yoktan var etme kudretine sahipti neden onu çamurdan yarattı ve neden bunu biz kullarına bir bilgi olarak aktardı? Yani insanın bir balçıktan geldiğini biliyor olması ne işine yarayacaktı? Eğer çamurdan insana geçen süreç biz insanlar için hikmet devşirebileceğimiz bir mevzu olmasaydı Allah bu bilgiyi kullarına aktarır mıydı?

İnsanın topraktan önce bir heykel haline getirilip ardından biyolojik bir varlığa dönüştürülmesi (nedense hemen bütün inananaların aklında böyle bir metafor vardır) pekte ilahi adalete uygun gelmiyor gibi. Kaldı ki aşağıdaki ayetler bize bazı ipuçları verir gibiler:

"Andolsun, biz sizi yarattık, sonra size suret (biçim-şekil) verdik, sonra meleklere: "Adem'e secde edin" dedik. Onlar da İblis'in dışında secde ettiler; o, secde edenlerden olmadı." (A'RAF SURESİ / 11) Şu ayet daha da açıklayıcıdır:

"Gerçek şu ki, insanın üzerinden, daha kendisi anılmaya değer bir şey değilken, uzun zamanlardan (dehr) bir süre (hin) gelip-geçti." (İNSAN SURESİ -1)

Evet "....daha kendisi anılmaya değer bir şey değilken, uzun zamanlardan (dehr) bir süre (hin) gelip-geçti" ifadesi çok açık bir şekilde insanın insanlaşmasına değin, yaratılışının "..uzun zamanlardan bir süre gelip-geçti.."ğini açıklamaktadır.

Bu surenin uzunca bir zaman olduğunu vurgulamaktadır. Üstelik bu ayet çok açık bir şekilde yaratma surecinde, başlarda insanın "....anılmaya değer bir şey...." olmadığını vurgular ve bu dönemin uzun geçtiğini açıklar. İnsanın anılmaya eğer bir bir şey olmaması daha insanalaşamamış olmasıdır.

Bu ayette dikkatimizi çeken bir ayrıntı daha var: O da ayette geçen "dehr" ifadesidir. İnsanın insanlaşma sürecini ifade etmek için "dehr" kelimesi kullanılır ki bunun Arapça'da "uzun zaman, çağ" hatta "sonsuzluk" gibi anlamlarının olduğunu arapça sözlüklerden öğreniyoruz.(http://www.arapcasozluk.net/turkce_bul.asp)

O halde insanın insanlaşma surecinin uzunca zamanlardan geçtiğini kur'an bize vurgulamaktadır. Peki bu durumda "çamur heykel" metaforu açısından bu problemli olmuyor mu? Madem "işlem" bu kadar basitti, o çamur uzunca dönemler ne diye bekletilmiş olsun?
Alıntı ile Cevapla
  #6  
Alt 28-08-2008, 09:46
ozedonus
Üye Değil
 
Mesajlar: n/a
Standart

Ruhun üfürülmesi

Daha önce Adem’in yaratılışı ile ilgili ayetlerden birinde Allah’ın Adem'e kendi ruhundan “üfürdüğünü” ifade ettiğini görmüştük. Şüphesiz bu, daha önce de bahsettiğimiz gibi sembolik bir ifadedir. Allah’ın üfleyip püflemeye ihtiyacı yoktur. Esasen Adem’in yaratılışı ile ilgili değinilerin hepsinin mecazi olduğunu düşünüyoruz.
Hz. Muhammed (sav) bir hadisinde “Allah Ademi kendi suretinden yaratmıştır”(Buhari/müslim) der. (Aynı hadisin bir başka varyantı “Allah Ademi Rahman suretinde yaratmıştır” şeklindedir.) İnsanın Allah’ın suretinde ve onun ruhu ile var olması daha önce de ifade ettiğimiz onun “halife” oluşu ile alakadar bir mevzûdur. Allah Kur’an’da insanı halife olarak yarattığını ifade etmiştir. Bu konu önceden geçtiği için uzu uzadıya açıklama gereği duymuyoruz.

Meleklerin secde etmesi:

Bize göre melekler maddeye mahiyet kazandıran varlıklardır. Bugün atom altı dünyanın bir bilenemez oluşu, iki bin yıl önce kimi filozoflar tarafından tartışma konusu edilen "madde var mıdır ve gerçek midir" sorusunun aslında hala cevaplanamamış olması, artık kimi bilim çevrelerinin aslında her şeyin bir tür enerjiden ibaret olduğunu iddia etmeleri maddenin künhüne ilişkin "aslî" bir bilinmezliğin olmasının yanısıra İslam inancında "melek" olarak adlandırılan varlıkarın, doğa olaylarına ve maddeye vücut kazandıran varlıklar olduğunu düşünüyoruz.

Nitekim meleklere ilişkin taşıdığımız inançlar bize daha önemli ipuçlarını vermektedir. Örneğin melekler zorunlu olarak cebr(determinasyon) altındadırlar, onlar, Allah'ın kendilerine vermiş olduğu görevin dışına asla çıkamazlar, onlar doğadaki olayları çekip çevirirler, onlar neredeyse sayısız denecek kadar çokturlar, sürekli Allah'ı tesbih ederler(yani evreni çekip çevirirler). Bu durumda meleklerin insana secde etmiş olması, doğanın insanın denetimine ve müdahalesine açık olması anlamındadır. Melekler(eşya) insana boyun eğmiştir. İnsan eşyaya müdahale edebiliyor, koşullarını değiştirip çevirebiliyor. Doğadan bilgi devşirebiliyor. Bütün bunlar meleklerin insana secde etmiş olmasından yani onların insanın iktidarını kabul etmiş olmalarından kaynaklanmaktadır.Tabii melekler sadece maddi yasalar etrafında teşekkül etmiş varlıklar değildirler. Onların bizim "metafizik" diye adlandırdığımız, en azından şimdiki doğa bilgisi ile mahiyetlerine ilişkin sarih bilgi sahibi olamadığımız ve burada anlattıklarımızın da ötesinde özellikler taşıyan varlıklar olduğunu da kabul etmek durumundayız. Kur'an'daki ilgili ayetler bizi bu sonuca ulaştırıyor.
Sonuç olarak

Evrim teorisi veya gerçeği günlük hayatımızda genelde "insan türünün kökenine" ilişkin, hatta da daha da spesifik bir argüman ile "insanın maymundan evriyip türediği"ne ilişkin kabuller ve iddialar üzerinden tartışılır. Oysa bu, oldukça sığ ve ve gereksiz bir tartışma alanıdır. Çünkü evrim veya tekamül dediğimiz durumun evrende sadece biyolojik değil, kozmik ve kültürel/zihinsel alanlarda da ele alınması ve bütüncül olarak varlık alanına ve varlık algısına ilişkin bir algı biçimi olarak tartışılması gerekiyor.Doğrusu yeni sayılabilecek bir şeyler söylediğimi de düşünmüyorum çünkü "yaratılışçı tekamül" nazariyesinin İslami düşünce tarihi ve ana kaynaklarında oldukça sağlam veriler ile ortada olduğunu biliyoruz. İbni Tufeyl ve İbni haldun başta olmak üzere sayıları 50 yi bulan islam düşünürü tarafından çeşitli tarzlarda dile getirilmiştir.Elbbette tüm bu anlatılanlar yine de tartışmaya açıktır.Aykırı görüşler üzerinde gerçekler bulunacaktır.
Alıntı ile Cevapla
  #7  
Alt 28-08-2008, 09:49
ozedonus
Üye Değil
 
Mesajlar: n/a
Standart

Varlık yoktan varedilmedi

Varlık yoktan varedilmedi" demek materyalizmin durağan evren teorisini kabul etmek değildir.Kuran insanları yaratılış öncesi ölü görmektedir.Yani ademiyetten bahsetmememktedir.Bizi iki defa öldürdün ve iki defa dirilttin.ayeti siz ölü iken sizi dirltti ayeti hepsi kökenimizin yokluk değil ölülük olduğunu göstermektedir.Vacibulvucud,aynı anda vahdetül vücüd da değil mi?Durum böyle iken yoktan varedilişi ötede bir varlşığa vererek bir nevi materyalizmin o halde onu da biri yaratmış sözüne davetiye çıkarmış olmuyor muyuz?

Evren ezeli bir birlik bütünlüktür. Yaratma, hareketten başka bir şey değildir; her hareketin bir konusu olduğuna ve hareket ezeli-ebedi olduğuna göre varlık ezeli ve ebedidir.Çünkü varlık bir enerjiye ihtiyaç duymaktadır. Çünkü bildiğimiz ve bilemediğimiz, gördüğümüz ve göremediğimiz, Bütün Var oluşları, vareden, hayat veren, yaşatan, halden hale geçirerek sürekli idame ettiren bir doğal enerji' görmekteyiz. Bu doğal enerji,Başlangıcı olmayan zamanları takmıyor, aklımızın kavrayamayacağı, bilinmeyen boşluklarda, hiç kimsenin bilmediği ve bilemeyeceği tarzda kendiliğinden var olmuş olan, sonsuz kâinatın her tarafına ezelden ebede durmaksızın, sonsuz enerjisini, gücünü, vibrasyonunu ve ritmini ulaştırıyor.Yaratılış ise bunun değişlimidir.Ancak materyalistlerden farklı olarak buradaki enerjiyi bilinçsiz görmüyoruz.Onun bilincinin sonsuzluğu zaten onun zamansız ve meknasız olmasını ve her yerde aktif olmasını sağlıyor.Bu açıdan evrenin yaratılışı olarak anlaşılan ama halake fiilinden anlaşıldığı şekliyle düzenlemenin özü olan bu varlığın parçacıklarını ortaya çıkarması ile yaratılma kavramını düşünüyor olabiliriz.

Bu sonsuz enerjili ve herşeyde aktif varlık, parçacıklarını ortaya çıkarmak için bilinçli olarak kıvrılmış, kırılmış ve dalgalanmıştır. Big bangın bu olması mümkündür.Tabi bunu bigbangı maddenin oluşumu olarak görsekÖnce madde oluşmuş ve herşeyin enerjisi olan varlık, parçacıklarıyla hayat bulacak ilk Doğal Canlıların var olmasını sağlamıştır. Enerji maddeye girişte(melekut aleminden şehadet görünen aleme girişte) kendini oluşturan doğal enerji ile arasında perdeler inmektedir.Varlık özünden koptuğundan beri özlüğünü kaybetmektedir.Tekrar orijinine dönene kadar da bunlar tekamül yasalarıyla evrimleşmektedir.

İlk evrimde herşeyin enerjisi olan özün(Allahın) yasaları meydana gelmektedir.(melekler).Bu açıdan melekler de madde öncesi özün yasası olmayı başarmış ve melekut aleminde kalabilmişleridr.

Evrimin ikinci aşamasında herşeyin enerjisi olan öz(Allah) maddeye dönüşüm halini almaya başlamıştır.Allah göklerin ve yerin enerjisidir ayeti buna delil olabilir.Bunun big bang olması mümkündür.Zira sonzsuz hızda sonsuz zaman darlığında meydana gelmiş bu dönüğşüm ile big bang için anlatılanlar birbirleri ile uyuşmaktadır.

Evrimin üçüncü kademesinde ise sebepler yasasının işlendiği ilk orjine en uzak yere taşınma vardır ki bigbang ve kıyamet arası süreç evrimin üçüncü aşamasını oluşturuyorlar.Bu hayata dünya denilmesi anlamlıdır.Dünya en aşağıda demek.Dünyanın herşeyinin insanı özünden koparması için bir yer olması da anlamlıdır.Ancak kıyamet öncesi bile bunu aşanlar veya ölenler 4.evrime taşındıkları görülmektedir.Peygamberler ve Allahın veli kulları bu hayatta oldukları halde ölüm sonrası aşamaya çıkabilmektedir.Çünkü özden uzaklaştıran maddesel perdeleri yırtmışlardır.Kavramları günümüz diliyle anlatan araştırmacılar bu 7 aşamalı evrimi şöyle sıralıyorlar.
1.Herşeyin enerjisi olan özün yasalarının evrene çıkışı(Melekler ve ruhların bilinç aşamasından çıkması)

2.Herşeyin enerjisinin evrendeki yasalarının çalışma aşamasına gelişi(Yaratılma veya evrenin oluşumu)

3. Herşeyin enerjisinin bilincine göre çalışan evrensel yasaların çalışmaya başlaması(Dünya hayatı ve şartlarının oluşumu. Buradaki dünya yerküre değil şu haliyle evrenin hayatıdır.)

4.Maddenin tümünün tekrar enerjiye dönüşümü(Ölümle beraber sadece ruhun kalması olayı ve kıyametle beraber sebep sonuç ilişkisinin bitmesi)

5.Sebep ve sonuç dünyasındaki işlerin bilinç vicdanında karşılık verilmesidir(ahiretteki hesap ve mizan ile gerçekleşir)

6.Ölümsüzlük boyutudur ki hesap ve mizana göre bilinçlerin enerjileri(ruh) yer edinirler.(cennet ve cehennem).

7.Orjinleri olan herşeyin enerjisi olan öz varlığa vacibulvücuda tekrar döndürülmeleri.Ayetlerde devamlı bize döndürüleceksiniz deniyor.
Alıntı ile Cevapla
  #8  
Alt 28-08-2008, 12:02
frodo - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
frodo frodo isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 26 Aug 2006
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 5.877

Onur Üyeliği 

Standart

Sayın özedönüş tüm bu yazdıklarınızın bizim için iki anlamı var;

Birincisi tüm dinsel inançlar "bilim" le eninde sonunda uyuşurlar. Bu uyum sağlama başlangıçta şiddetle karşı çıkılan bilimsel öngörülerin "aslında kutsal kitapta" var olduğu şeklinde gerçekleşir. Eğer ortada olgularla inkar edilemeyecek kadar kanıt sunan bir bilimsel görüş varsa, mutlaka "kitap" yeniden değerlendirilir ve bu bilgilerin önceden vahyedildiği sonucu çıkartılır.
Bunu yapabilmek için kelimelere yeni anlamlar yüklenir, bol miktarda mecaz ifadeler bulunur, uymadığı yerlerde 'sufle' yapılır.

İkincisi ise evrim teorisi ile yaratılışçı evrim anlayışı ak ile kara kadar birbirine benzer. Nedeni evrimin ereksel olmayan, bunun sonucunda da insanı evrim merdiveninin son noktası olarak görmeyen anlayışında yatar. Oysa dinlerin bakış açısı insanın tanrının suretinde yaratılması veya halife olması şeklinde insan merkezlidir. Bilmiyorum bulabilir misiniz ama C.Sagan'ın ısrarı ile çekilen bir dünya fotoğrafı vardır. Sanırım Voyager 2 tarafından güneş sistemi terk etmeden heman önce çekilmiş. Dünya yani "halifelerin tahtı" miniminnacık bir noktadır. O kadar küçük ve belirsizdir ki eğer işaretlenmemişse bulmak, ayırt etmek çok zordur. O fotoğrafa bakarken insanın evrende kendine yüklediği anlamların ne kadar naif ne kadar düş gücünden yoksun olduğunu anlarsınız.

Yazılarınızın hem kendi içerisindeki tutarsızlıklarını hem de esinlendiği Kuran ile çelişkilerini fırsat buldukça yazmaya çalışırım. Eminim bir çok arkadaşımızda bu yönde eleştirilerde bulunacaktır.

Not: Bu yazıların alındığı blog sayfasının size ait olduğunu düşündüğümden
yazılarınızı kaldırmadım. Umarım öyledir.

İnsani olan her şey kabûlüm.
Alıntı ile Cevapla
  #9  
Alt 28-08-2008, 14:26
habilis habilis isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 20 Jan 2007
Mesajlar: 765
Standart

bu bilimden bahsedip arka kapıdan tanrıyı içeri almaya benzedi,
insanın yada organizmaların evrimi bilimsel , tanrı saçmalığı ilahiyattın içindedir, tanrının insanı evrimle yaratmış olması ve adem havva efsanesinin sembolik olarak görülmesi ve en neticede tanrıyı kabul ettirmek saçmalıktan, düzenbazlıktan başka bir şey değildir,,,,,karanlık bir tanrıyla kafasını doldurmuş, düşüncelerine pranga vurmuş virülü beyinlerin kalkıp bilimden bahsetmesi ulemalık da değil cahillik ve aptallıktır,,,,

NO GOD
NO RELIGION

"İnsanların varlığını belirleyen şey,
onların bilinçleri değildir; tam tersine,
onların bilincini belirleyen, toplumsal varlıklarıdır."


K. Marx
Alıntı ile Cevapla
  #10  
Alt 28-08-2008, 16:18
ozedonus
Üye Değil
 
Mesajlar: n/a
Standart

Sevgili frodo
evet "dinitartışmalar" adı altında faaliyet gösteren blog benimdir.Yazılanlar bir defada yazılmış değildir.Ayların ürünü olan konular var.Çoğu da ayrılmış olduğum "yaziyaz" forumundakidaki yazılarımdan oluşmuş.Belki ileride bir kitap olarak da basabilirim.Ve artık bu gibi önemli konuların buradaki eleşirilerini de görüp buradan da çekilebilirim.

Bana gelecek olan eleştirilerin "yaziyaz" daki eleştirilerle benzerli arzedeceğini biliyorum.İlk iki mesajı önceden yazmıştım.Pek yorum gelmemişti.Diğerlerini ekledim.Ancak bilgi çok fazla verildiği için eleştirilerin ilk mesajdan son mesaja doğru yapılmasını talep ediyorum.Bu daha verimli olacaktır.
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Önerilen Siteler

Başlık Düzenleme Araçları
Stil

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 01:19 .