Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > Felsefe > Felsefi Tartışmalar

Cevapla
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
  #1  
Alt 12-09-2016, 23:46
Save The Day Save The Day isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Yasaklandı
 
Üyelik tarihi: 20 Feb 2016
Mesajlar: 859
Standart Teoloji, Akıllı Tasarım Sorular ve Cevaplar

Merhabalar. Spartacus kitap yazmaya aslında sıcak bakıyor gibi görünüyor. Onun için konuları biz derleyelim. İddiaları biz üyeler ortaya koyalım spartacus da onları ele alsın ve kitaplaştıralım. Amaç bu. Spartacus kabul ediyorsa yapalım bu işi. Hatta şimdiye kadar yapmamak hataydı. Mesela Caner Taslman'ın tasarım delili adlı pdf dosyası var. 26 sayfa yazı var. Oradan bölüm bölüm buraya aktarmak uygun olacaktır. Spartacus da aynı o şekilde bölüm bölüm cevap verir. Daha sonra başka yazılar da buraya aktarırız. İşte spartacus da o iddiaları ele alıp cevap yazar düzenli ve sistemli bir şekilde. Sonra da önce pdf yapılır ardından spartacus arzu ederse kitap haline getirilebilir. Artık başlayayım. Tasarım delilinden alıntı yapıyorum arkadaşlar.
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 12-09-2016, 23:50
Save The Day Save The Day isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Yasaklandı
 
Üyelik tarihi: 20 Feb 2016
Mesajlar: 859
Standart

Tasarım delili ile varlıklardaki düzen ve gayesellik gibi unsurlardan yola çıkılarak, bu
varlıkların Tasarımcısı'nın varlığına ve bu Tasarımcı'nın kudreti, bilgisi, hâkimiyeti gibi
sıfatlarına ulaşılır. Kısacası, Kur'an'da dikkat çekilen Allah'ın birçok sıfatı bu delil ile
temellendirilir. "Tasarım delili" ile kastettiğim delil; düzen ve gaye delili, inayet ve ihtirâ
delili, teleolojik delil gibi farklı isimlerle tarihsel süreçte dile getirilmiştir.1
Birçok İslam
felsefecisinin kelamcısının savunduğu bu delili İbn Rüşd "Kur'an delili" olarak görmüştür.2

Gerçekten de Allah'ın yarattıkları üzerinde düşünmeye, bunlardan sonuçlar çıkarmaya
yönelik yüzlerce Kur'an ayetini hatırladığımızda; bunlardan Allah'ın varlığını ve sıfatlarını
temellendiren "tasarım delili"nin, İbn Rüşd'ün dediği gibi "Kur'an delili" olduğunu anlarız.
Burada, bu "Kur'an delili", modern bilimin verilerinin ışığı altında bir kez daha -kısa bir
şekilde- dile getirilecektir.
Allah'ın varlığını temel alan teizmin yaklaşımıyla, madde dışında hiçbir varlık kabul
etmeyen materyalizmin/natüralizmin/ateizmin yaklaşımı arasındaki çatışkıyı beş husus
üzerinden değerlendirebiliriz. Bu beş hususu, modern bilimin verileri ışığında formüle edilen
"tasarım delili"nin perspektifiyle irdelediğimizde; teizmin yaklaşımının ateist yaklaşımdan
çok daha rasyonel ve tutarlı olduğu görülecektir.



1- Maddenin Yaratılışına Karşı Maddenin Kendiliğinden Varlığı
Bu maddede işleyeceğimiz yaklaşım, "tasarım delili" olarak değil de "kozmolojik
delil" olarak ele alınır. Fakat teizm ile ateizmin bir çatışkı noktası olan bu hususa da diğer dört şıkta işlenecek olan "tasarım delili" ile beraber dikkat çekmek istiyorum. Bertrand Russell,
Copleston ile girdiği bir tartışmada "İşte evren karşımızda ve hepsi budur" diyerek karşımızda
duran evrenin bir açıklamaya ihtiyacı olmadan, her şeyin açıklamasını içinde barındırdığını
söylemek istemiştir.3
Klasik ateist yaklaşımı ifade eden bu yaklaşıma karşı teist filozoflar
"Neden hiçbir şey yerine bir şeyler var" sorusuyla, karşımızda duran evrenin ve maddenin,
kendi açıklamasını kendi içinde barındıramayacağını; fakat kendileri dışında bir açıklamaya
ihtiyaç duyduğunu dile getirmişlerdir. Gazzali gibi filozof ve kelamcıların da savundukları ve
İslam düşüncesinde "hudus delili" olarak nitelenen bu yaklaşım şöyle özetlenebilir:
1- Her var olmaya başlayan, başlangıcı için kendisi dışında bir sebebe muhtaçtır.
2- Evrenin bir başlangıcı vardır.
3- O halde Evrenin var olmaya başlamasının kendi dışında bir sebebi vardır.4
Bu argümantasyonun kalbini ikinci şık oluşturmaktadır. Materyalist-ateist bir anlayışı
savunanların itiraz edecekleri madde budur; çünkü onlara göre maddi evren öncesiz ve
sonrasızdır, kendi açıklaması için kendisi dışındaki hiçbir sebebe ihtiyacı yoktur. Marx ve
Engels gibi materyalist-ateistler de Allah'ın mı, maddenin/evrenin mi önce olduğu sorununun
idealizm/dinler ile materyalizm arasındaki en temel sorun olduğunu ifade etmişlerdir.5

Bu temel tartışmada, evrenin ve zamanın başlangıcı olması gerektiği, "tamamlanmış
sonsuz"un (actual infinity) bu evrende olamayacağını gösteren felsefi argümantasyonlarla
gösterilmiştir.6
Bu felsefi argümantasyonlara burada girmeyeceğim, fakat modern bilimin
verileriyle, tarih boyunca ateizm adına savunulan "evrenin ezeliliği" görüşünün nasıl
irrasyonel bir hal aldığına kısaca değinmek istiyorum. Bilimsel alanda evrenin başlangıcı
olması gerektiğiyle ilgili ilk veri Entropi Yasası ile ortaya çıktı. Özellikle Rudolf Clasius'un
çalışmalarıyla 19. Yüzyılın sonlarında ortaya konan bu yasa termodinamiğin ikinci yasası
olarak da bilinir ve evrenin en temel yasalarından biridir. Bu yasa, evrende düzensizliğin
sürekli arttığını ve bu sürecin tek yönlü, geri çevrilemez olduğunu söyler. Tek yönlü süreçler
sonun habercisidir. İnsanın yaşlanma süreci de evrendeki entropinin artışı da böyledir. Bu
yasayla ilk olarak, evrenin sonunun kaçınılmaz olduğu gibi felsefi açıdan önemli bir sonuç açığa çıktı; fakat bu sonuç, aslında evrenin başlangıcı olması gerektiği gibi daha da önemli bir
sonucu içinde barındırır. Bunu şöyle gösterebilirim:
1- Evrendeki entropi geri çevrilemeyecek şekilde sürekli artmaktadır.
2- Buna göre evrende bir gün termodinamik denge oluşacak ve "ısı ölümü"
yaşanacaktır. Kısacası evren ebedi değildir, bir sonu vardır.
3- Geçmiş zaman sonsuz olsaydı, evrende termodinamik dengeye gelinmesi ve
hareketin durması gerekirdi.
4- Şu anda hareketin devam ettiğine tanıklık etmekteyiz.
5- Demek ki evren sonsuzdan beri var olamaz, dolayısıyla evrenin bir başlangıcı
vardır.7
Evrenin bir başlangıcı olması gerektiğine en güçlü bilimsel destek ise 1920'li yıllardan
başlayarak geliştirilen Big Bang Teorisi ile geldi.8
Artık içinde bulunduğumuz evrenin
başlangıcı olup olmadığı değil, bu başlangıcın tam olarak ne zaman olduğu tartışma
konusudur. (Farklı hesaplama yöntemleri ile 14 milyar yıl kadar önce bu başlangıcın olduğu
belirlenmektedir.) Sonuçta daha önce gösterdiğimiz argümantasyonda, materyalist-ateistlerin
itiraz ettiği temel şık olan ikincisinde ifade edilen "Evrenin bir başlangıcı vardır" iddiası,
böylelikle bilimsel bir destek daha kazanmıştır. Big Bang Teorisi ile evrenin geçmişinin tenis
topundan küçük bir tekillik olduğu; hareketsiz-ihtişamsız-başlangıçlı küçük bir nokta olduğu
anlaşılmış oluyor. Maddeyi ilahlaştıran materyalist-ateistler için bunun ne kadar büyük bir
düşüş olduğu açıktır. Bu tekillik yokluktan varlığa geçişin nasıl olduğunu göstermez; yokluk,
bilimin konusu olamadığı için bunun bilimsel bir göstergesi olamaz. Fakat bu tekilliğin
bilimsel olarak tanımsız olması; yokluğun en önemli özelliğinin de tanımsızlığı olduğunu
düşündüğümüzde, bu tekilliği yokluk olarak değerlendirmemize imkân sağlar.
Evrenin başlangıcında, tekillik dediğimiz durumda, bütün fiziksel yasalar çökmüş
durumdadır; yani tekilliğe dair sorular artık fiziksel değil, metafiziktir. Tekilliğin yokluk
olarak değerlendirilmesi hiç de zorlama değildir; çünkü birincisi, tekilliğin olduğu aşamada
uzay ve zaman yoktur, uzay ve zaman dışı bir madde ise var olamaz; ikincisi ise, fiziksel
formüllerde tekillik aşamasında sonsuz değerler ortaya çıkar ve maddî hiçbir değer sonsuza eşit olamayacağı için bu durum fiziksel yasaların çöküşünü, yani fiziğin dışına çıkıp
metafiziğe girdiğimizi gösterir.
Teizm, evrende görülen ihtişamı, evrenin kendi marifetine değil, evrenin Yaratıcısı'na
gönderme yaparak açıkladığı, evreni başlangıçlı, bağımlı, hareket bahşedilmiş bir varlık
olarak tanımladığı için; tarih boyunca teizm tarafından ortaya konan evren görüşüne Big Bang
Teorisi uygun bir evren tablosu ortaya koymuştur. Eğer evrenin başlangıcındaki tekilliği bir
varlık olarak kabul edersek, o zaman Big Bang Teorisi sayesinde, evrenin başlangıcı minicik
bir noktaya indirilip değersizleştirilmiş ve yokluğa yaklaştırılmış olur; bu açıklamadan şüphe
edenler, önce milyarlarca yıldızlı evreni, sonra da küçücük bir noktayı düşünsünler. Eğer
evrenin başında tekillik olarak adlandırılan durumun "ontolojik statüsü"nü yokluğa denk
görürsek; o zaman Big Bang Teorisi, yokluktan varlığa geçişi -bu geçişin nasıl olduğu
gösterilemese bile- ifade eden bir teori olur. Her durumda, ister tekilliği minicik bir nokta,
ister yokluk olarak kabul edelim; 20. yüzyılda ortaya konan Big Bang Teorisi'nin gösterdiği
evren tablosunun; teizmin beklentileriyle, materyalist-ateist beklentilere nazaran çok daha
uyumlu olduğu gözükmektedir. Aşağı yukarı bugünkü haline benzer bir şekilde evrenin ezeli
olduğunu zanneden materyalist-ateist beklentiye karşın; artık, evrenin başının "ontolojik
statüsü"nün minik bir noktaya mı, yoksa yokluğa mı denk geldiğinin tartışması yapılmaktadır.

Konu spartacus tarafından (13-09-2016 Saat 03:07 ) değiştirilmiştir. Sebep: Bozuk karakterler düzeltildi
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 13-09-2016, 04:48
Save The Day Save The Day isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Yasaklandı
 
Üyelik tarihi: 20 Feb 2016
Mesajlar: 859
Standart

Spartacus bozuk karakterleri düzeltiyorsun ama konuya yazmıyorsun ilginç. Kitap yazmayı düşünmüyor musun bu iddiaları ele almayacak mısın? Forumda konulara girip yazıyorsun. Tamam hocam sana konuları veriyoruz bunlar hakkında da yaz ve kitap haline getirelim diyorum neden yanaşmıyorsun?
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 13-09-2016, 05:51
spartacus - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
spartacus spartacus isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 06 Apr 2006
Mesajlar: 12.338

Onur Üyeliği 

Standart

Save The Day
Kitap şekli şu aşamada zor, dediğim gibi kolektif olsun, dileyen herkes cevap versin, kitaplaştırma en son aşamada yapılabilir.

Kısa, kısa gidelim, bu makale Caner Taslaman'ın sitesinde idi..
Save The Day´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Tasarım delili ile varlıklardaki düzen ve gayesellik gibi unsurlardan yola çıkılarak, bu
varlıkların Tasarımcısı'nın varlığına ve bu Tasarımcı'nın kudreti, bilgisi, hâkimiyeti gibi
sıfatlarına ulaşılır. Kısacası, Kur'an'da dikkat çekilen Allah'ın birçok sıfatı bu delil ile
temellendirilir. "Tasarım delili" ile kastettiğim delil; düzen ve gaye delili, inayet ve ihtirâ
delili, teleolojik delil gibi farklı isimlerle tarihsel süreçte dile getirilmiştir.1
Birçok İslam
felsefecisinin kelamcısının savunduğu bu delili İbn Rüşd "Kur'an delili" olarak görmüştür.
Tasarım delili ile varlıklardaki düzen ve gayesellik gibi unsurlardan yola çıkılarak, bu varlıkların Tasarımcısı'nın varlığına ve bu Tasarımcı'nın kudreti, bilgisi, hâkimiyeti gibi sıfatlarına ulaşılır.

Birincisi inanca başvurma, gerçekten bilinen en kaba safsatalardan birisidir... ikincisi sıfat,nitelik, özellik tespit edilebilirliğe dairdir, şapkadan tavşan çıkartmak değil, bu yaşıma geldim hala metafizik kudretli bir masal kahramanının bilgisini, kudretini tespit etmedim -ki sıfatına dair ifade sahibi olayım...

Noel Baba ile, çocuklardaki oyun ve oyuncak isteği ve oyuncaklara baktığımızda, Noel Baba'nın oyuncak dağıttığına ulaşılır - mı?.

Süreğen ifade ettiğim gibi, Caner ve aslında bir çok sözde Akıllı Tasarımcı safsatanın, cehaletin kaymağını yiyor. Yağmurun yağması, Zeus'u işaret eder mi? Elbette etmez, mantıkta bu tür çıkarımlara yer yok, ancak mantıksızlıkla mümkün! lakin Yunan mitolojisine baktığımızda hayli uzun bir süre insanlık aynı türden safsatalarla bu kurguyu yapabilmiş ve dönüp tersin geri kendisini böyle kandırmış, teselli etmiş, tatmin etmiş...

Alıntıladığım kısımda 3 çeşit safsata mevcut;
1.) Noel Baba örneğiyle ifade edebileceğimiz türden safsata, öncülün, sonuçla bağdaşmaması, elmadan, armuta çıkış, bir diğer tarafıyla totoloji(su nedir? Su, su olduğu için su'dur -> totoloji)
2.) Doğada düzenden söz edebilmenin koşulu düzensizliktir, evren insanı referans aldığımzıda dahi baskın biçimde düzensizdir, herhangi bier amaç-gaye görülmez, amaç-gaye canlılarda subjektif, zihinsel zeminde ve çoğunlukla ihtiyaçtan-yoksunluktan, ahmaklıktan(güdüleme->koyun) ortaya çıkar.
3.) herhangi bir şeyin belirli bir denge durumunda olması veya bu denge durumuna veya amaç-gaye gibi mefhumların çeşitli cisimlere, ortamlara yüklenmiş olması, tasarlandığı anlamına gelmez. örneğin Peri bacaları ya da en ufak bir su yatağı tasarım değildir, insanın ister merakını, beğenisini cezbetsin ama isterse de su kaynağının, oluşturduğu yatak, su'yun akışını da doğru orantılı olarak hem hızlandırmış, ama hemde derli toplu bir biçim sergilemiş olsun, eğer biz bu duruma iradi bir akıllı tasarım şartlanması yükleyeceksek, bu önceden belirlenmiş önsel şartın, yani önyargının dışavurumu olurdu(örneğin Fırat nehri, yakınındaki Karadeniz dururken, sırf birilerinin keyfiyeti, amacı uğruna gidip Basra Körfezi'ne dökülmüyor, eğer akarsuya, denizlere ulaşmak namına bir amaç, gaye birde buna akıllı bir tasarım yükleseydik -ki Akıllı Tasarımcıların yaptığı en önemli yanlışlardan birisi- Fırat, Karadeniz'e akardı, oysa biliyoruz ki, su akışkandır ve akışın yönünü tayin eden de birilerinin amacı veya her bir akarsu için özelde yaptığı tasarımı değil, maddenin kütle çekimidir, yani fiziksel kuvvettir(amaç değil))...

Evrende AKILSIZ tasarım olarak örnek verilebilir referanslarımız, her ne kadar iddia sahibi safsataya başvurmuşsa da, sözde akıllı tasarım namına örnekleyebilecekerimizden milyon kez daha fazladır. Örneğin Andromeda galaksisi ile Samanyolu hızla birbirlerine yaklaşmaktadır, bu yaklaşımın sonu ise korkunç bir çarpışma olacak!

İnsan doğası gereği seçicidir, hal böyle olunca seçiciliğin getirdiği en önemli zaaflardan biriside safsata olur. Çünkü insan bu seçiciliğini, kendi namına pragmatist biçimde(fayda, kar, zarar) örgütler, hal böyle olunca gözlemlediği ortam koşulda olumluyu alırken, esası temsil eden olumsuz olanı görmezden gelmeye meyleder ve genellemelerini kendi seçiciliğiyle yapmaya çalışır, bu ise bir çeşit yanılgıdır, zaaf ve zanları da(inançları) beraberinde getirir ve koşullar. Örneğin bir bataklık insan için olumsuz iken, bataklık yosunu için de aksine olumludur...

Gözlemlediğimiz Evrene baktığımda hiç bir amaç, gaye heleki bir tasarım görmüyorum, aksine boylu, boyunca gelişigüzellik hakim, aynen oyuncaklara baktığımda bir Noel baba göremediğim gibi, Evren dinamik, çoğunlukla kaos(akıl, mantık, irade dışı) ortamı mevcut, düzensizliğin içinde düzen, amaçsızlığın içinde ise amaç ediniriz, böylece bunlara sahip oluruz-olabiliriz...

Örneğin

Uzay yönden bağımsız olmasa idi, pusulaya, yani yönlere gereksinimimiz olmazdı, bu durumda nasıl olurda uzayın yönlü olduğu iddia edilip ardınca bir dolu safsata üretilebilir?...

Bir terazinin iki kefeside ne yaparsak yapalım aynı seviyede olsaydı, hafif ile ağırın referansı da, lafzı da olmazdı, bu halde amaç-amaçsız, akıl-akılsız, düzen-düzensiz de terazi gibi, birisinin varlığı ve referans alımı diğerine hayat verir, bu bağlamda birisini saltıklaştırıp üzerine edebiyat dökmek arızadır... tartılan iki cisim eşit olsaydı, ikisi de birbirine göre ne ağır olarak ifade edilebilirdi, ne de hafif, amaç-amaçsız, akıl-akılsızlığın referansıdır...

Amaca da bakalım, örneklersek;
İnsan korkuluk yapar, böylece korkuluk sayesinde kuşları, haşereleri uzaklaştırmayı amaç edinir. Bu, yani bir yanda ürün diğer yanda ürünü yok edenin varlığı bize akıllı-kusursuz bir tasarımı göstermiyor, aksine olumsuzluyor, bir eliyle yapan, diğer eliyle yıkan bir akılsızlık... Diğer yönüyle de, insan korkuluğa bir amaç-gaye yükler, payelendirir, derki korkuluğun amacı korkutmaktır, aynı şekilde Evren'e baktığında gördüğü her şeye bir amaç, gaye giydirir, kendisi eliyle putu yapar, bir amaç payesi biçer, sonra döner o puta yine kendisi tapar, sorun budur...

Maddenin kaba halleri, katı, sıvı, gaz, plazmadır. Evrenin %99'u plazmadır, buna rağmen %0,1 ise katıdır! Buradan rahatlıkla şu sonuca varırız ki, Evren'in %0,1'lik kısmında belirli bir geçici denge durumu gözlemlenebilir, plazma hal ise kaostur, kaos ise ne bir amaç, ne bir gaye ne de bir düzen-tasarım ne de akıla-iradeye, belirgin bir şekile, forma sığdırılabilirlik, dayanırlık yansıtmaz! lakin insanın lineer mantığı, referanslara ve kendisine ve konumuna bağlı dar açısı sonucunda, dengesizlik içinde denge durumunu, kaos içinde olasılıklı ama geçici durgunluğu arar, meyleder, organizmalar hareket zemini elde edebilmek için, kendisini merkez referans, konumalmak zorundadır, böylece minik seçkisinden genellemeler, istisnalardan da kaideler oluşturur

neyse basit bir safsata çıkarımı için hayli uzun ve aslında ilk paragraf(Noel Baba) sonrası gereksiz bir değerlendirme oldu...

Son olarak Akıllı Tasarım söylemlerine karşın doğada, evrende milyonlarca akılsız durum örneği verilebilir, yine de meselenin diğer tarafı, sözde Akıllı Tasarımcı bu amaca, akıla ne zaman, nasıl sahip olmuş, sordukları safsata biçimiyle Akıllı Tasarımcı'nın sebebi kim, hangi daha üstün zeka, ne zaman başlattı? Akıllı bir tasarımcı, akılsız olabilir mi Eğer tasarımcının da amacı, gayesi varsa-ki zaten iddianın aslı bu!-, o halde bu amacı O'na kim vermiş, kim tasarlamış? Amaç gaipten inmez, tecrübeyle, fiiliyatla, mevcut durum ve mevcut olanın ve mevcudiyet koşulunda olanakların değerlendirilmesiyle, hareket zeminiyle edinilir, ister fiili, isterse zihinsel bir süreci temsil eder. görüldüğü gibi bu türden yani zaman mefhumlu soruların anlam taşımadığı mevcudiyet namına, ısrarla bu türden anlamsız sorular yöneltmeninde yeterince düşünememekten, idrak eksiğinden başka bir göstergesi yoktur.

Sonuç: Her ne olursa olsun, oyuncakların varlığı Noel Baba'yı işaret etmez, ama aksine Noel baba oyuncakların varlığı ve çocukların da oyuncak beklentisi, ümidi üzerinden hayal gücünde türetilir. Kazın ayağı öyle değil, böyle.

Sersemler akıllıların 7 yılda cevaplandıramayacağı soruları 1 günde sorarlar.
-------
İnsan korktuğuna ya da arzuladığına çok kolay inanır. La Fontaine
-------
Öküz tahta çıkarsa padişah olmaz, saray ahır olur. Çerkes Atasözü
-------
Akıllı bizi arayıp sormaz, aptal bacadan akar.
------
Su dağları kemirir, vadileri doldurur.
------
Aslanlar kendi tarihçilerine kavuşuncaya kadar kitaplar avcıyı övecektir.
------
Hürriyet, başkalarına vermedikçe alamayacağımız tek şeydir. William Allen White
------
Belki söylendi herşey,/ belki de gece bekleniyor/ yazılsın diye aynı cümle. Tüm nedenleri yeryüzünün/ bir çakıltaşına takılıp kaldı. Esteban
------
Sıradan insan kendini evrenin merkezi yapmanın yolunu arar; bilge kişinin evreni onun merkezindedir. Lao Tzu
Alıntı ile Cevapla
  #5  
Alt 13-09-2016, 14:02
Save The Day Save The Day isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Yasaklandı
 
Üyelik tarihi: 20 Feb 2016
Mesajlar: 859
Standart

Güzel cevap spartacus. Diğer bölümlere de cevap yazar mısın? Bu arada arkadaşlar siz de cevap yazabilirsiniz. Spartacus kolektif olsun diyor. Öyle diyorsan öyle olsun. Sonra pdf gibi yapılır. Yazın dostlar.
Alıntı ile Cevapla
  #6  
Alt 13-09-2016, 19:39
spartacus - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
spartacus spartacus isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 06 Apr 2006
Mesajlar: 12.338

Onur Üyeliği 

Standart

Save The Day, başlığı değiştirdim, zira hem kolektif olsun hem de bir nevi taslak görevide görsün, şimdilik kaba bir dil, üslupla ancak yazışabiliriz, olurda belge-materyal, pdf yaparsak bile bir çok paragraf tekrardan gözden geçirilmeli, karşılıklı diyalogun yerini, kitabik bir dil de almalı ki kolay olmayacak...
Save The Day´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Klasik ateist yaklaşımı ifade eden bu yaklaşıma karşı teist filozoflar
"Neden hiçbir şey yerine bir şeyler var" sorusuyla, karşımızda duran evrenin ve maddenin,
kendi açıklamasını kendi içinde barındıramayacağını; fakat kendileri dışında bir açıklamaya
ihtiyaç duyduğunu dile getirmişlerdir.
Neden hiçbir şey yerine bir şeyler var?
Varlık sebep/sonuç ilişkisi zemininde olmadığı gibi(daha alt zemindir), varlık bir olay, fiil de değildir, süreç belirtmez, bu bağlamda sebep/sonuç ilişkisi kurmak, akıl-mantık dışıdır... İkincisi, sebep/sonuç ilişkisi süreç dahilidir, bu bağlamda da süreç, verili ortamda öncül mevcuta(kendisi olay, fiil olmayan) muhtaçtır, bu önsel mevcut fiil değil, aksine hareketin, eylemin, değişimin, olayın üzerinde gerçekleştiği zemindir, böylece sebep/sonuç ilişkisi, onu açığa çıkartan zemine dayatılamaz. Bizler maddenin halden, hale geçişlerini yani biçime-yapıya dayalı yansımalarını, sebep/sonuç, olay ekseninde ele alabilirken, maddenin kendisini olay-fiil eksenine bağlayamayız dahi gözlemleyemeyiz, gözleminede sahip değiliz, zira kavramalrımızın esasını temsil eden DÖNÜŞMEK fiilidir, bu halde dönüşen ne? Doğru soru budur ve cevap basittir...

Bu halde sebep/sonuç ilişkisi varlık zemininde değil, varlığın bünyevi hareket-değişim-ilişki ağındaki YAPI-FORM esaslı değişimiyle tespit edilir. Öncül burada sebep/sonuç değil, varlık ve varlıktaki hareket-değişim ve yansıttığı(ardıl) bariz farktır, böylece sebep/sonuç ilişkisi varlık zemininde değil, o varlık zemini SAYESİNDE anlam kazanır... madde varsa hareket, değişim var, böylece bizler değişimin sebeplerini sorgulayabiliriz, ama değişerek sebep/sonuç ilişkisini anlamlı kılan varlığa nedensellik sorunsalı ile yaklaşamayız, tabiri caizse, sebep/sonuç ilişkisi varlığın gölgesidir..

Yoğurt varsa, ayran olabilir, ikiside madde-varlıktır, haliyle burada değişmeyen böylece zamanın hayali uzayına ait olmayan varlıktır, değişen ise biçimi, yapısı... Yoğurt yoksa, ayran da yoktur, dolayısıyla tartışmanın da anlamı kalmaz. İfadeyi daha iyi yansıtmak için, önceki yazıda Uzayın yönden bağımsız olduğu ifade edilmişti, dolayısıyla uzay bir yön belirtmez, bu bağlamda da Uzay'ın hangi yönde olduğu sorusu gibi, maddenin ne zaman başladığı sorusuda aynı minvalde safsata-anlamsızdır...

Yoğurt yoksa, ayran da yoktur ifadesi çarpıtılabilir, böylece denebilir ki, yağmur varsa Zeus vardır, oysa yağmur varsa bulut vardır denebilir, duman varsa ateş vardır denebilir ama duman varsa Allah, Zeus vardır denemez. Burada bile görüyoruz ki, sebep/sonuç ilişkisi bir şeyin, nitelik-yapı-formca dönüşmesiyle ilgili, gaipten gelmez, dönüşür. Pekala duman varsa armut vardır da denebilir, peki geçerli mi? Ayran, yoğurdun değişimiyle meydana geen ve hasılı yapı-form-bileşim esasına dayanan bir nitelik, biçim, hal, durum yansıması, yoğurtta öyleydi, sütte öyleydi, sebep/sonuç ilişkisi ancak form-yapı değişiminin zeminindedir!

Sebep/sonuç ilişkisi namına ifade ettiğimiz tüm göstergeler, varlığın bünyevi değişimlerine bağlı-dairdir, demek ki madde değişerek zaman kavramını, süreci anlamlı kılıyor, zaman faktörüne muhatap varlığın kendisi değil, yapısı, durumu, şekli, nitelik, özellikleri... Kısaca varlığın zamansal bir ölçümü, birimi yok, ortada... Buraya kadar ifade edilenler üzerinden, ilgili sorunun neden safsata olduğu, mantıksızca yapılmış bir akıl oyunu olduğu açıktır.

-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Bir şey'in varlığı ancak yapı-biçimi-sınırlarıyla ilintilendiğinde nedensellik anlam kazanır. Hiç birimiz ama hiç birimiz sebep/sonuç ilişkisinde, olmayan bir şey'in(örneğin yoğurt yok, hiç bir mazleme yok, ama ayran peydahlamak), madden varolduğunu görmeyiz , çünkü gözlemlediğimiz bir var olma biçimi değil, bir dönüşme-değişme, forma-yapıya gelme biçimidir, sebep/sonuç ilişkisi de buna dairdir.

Uzay yön, herhangi bir merkez, başlangıçi, bitiş yansıtamayacağı için, daha doğrusu bu türden mefhumlarla düşünelemeyeği, kıyaslamayacağı için, özne kendisini referans almak vasıtasıyla, uzaya değil kendisine göre yön tayin eder, işte varlıkta böyledir, özele indirgenebilir bir yön belirtmez, özne kendisini ve diğer şeylerin yapı, biçim, ebad gibi ayırt edici faktörlerinden yola çıkarak, başlangıç, bitiş, iç, dış gibi kavramlara sahip olur, kendisine göre bakarak içi de, dışıda olmayan uzaya, konumu gereği iç uzay, dış uzay diyebilir, kuzeyde, güneyde diyebilir ama bu ifadelerin göreliği kendisidir, uzay değil. Özne maddelerin hareketi, biçim, formuna bakarak zaman kavramına sahip olabilir, ama bu ifadelerin göreliği kendisi ve varlığın biçimi üzerinedir...

Nedensellik sürece sahiptir, varlık ise fiil, olay değildir, süreç belirtmez, varlıktan önce bir zaman yolu, referans noktası yoktur, zaman varlığın bünyesindedir, dışına atılamaz-taşınamaz. başlangıç mefhumu safsatasını da ele alalım, böylece 2 SAFSATAYA bağlı olan böylece sarfedilmiş ifadeleri ele alalım ve net bir ifadeyle özetleyip, bitirelim.

Demir, zaman geçtiği için paslanmaz, paslandığı için zaman kavramına, sürece, sebep/sonuç ilişkisine sahip oluruz. Zaman ve sebep/sonuç ilişkisi burada madde namına değil, pas namınadır ve pas gaipte kendinde bir varlık biçimi değil, varlığın yansıttığı DEĞİŞKEN yapı-form biçimidir. Böylece biz demirin neden paslandığını sorarız, görüldüğü gibi muhatap varlığın kendisi değil, değişip-dönüşerek yansıttığı görece nitel farklar üzerinedir...

Başlangıcı olmayanın, daha doğrusu mesafe, zaman cinsinden başlangıç mefhumuna vurulamaz olana başlangıçlı soru, başlangıç tayin etme çabası boştur, nafiledir, mantıksızdır. Burada gördüğümüz, insanın SAFATAYA DAYALI çıkarım yapması sonrası, geçersiz ve anlamsız çıkarımı uğruna, bir amaç üretmesi, sonra bu amacı uğruna da bir put yapmasıdır... Örneğin uzayın başlangıcı yoktur, ama insan uzay nerede başlar? diye sormakla yanlışı baştan yapar, bunun farkına varamadığı koşulda da öyle ya da böyle, kurgu, hayal de olsa uzaya(limitlenemez, böylece limitli, limitsiz anlamsız) bir limit(!), başlangıç, başlatan tayin edecektir... Uzayın yönü ne? diye soran birisi yanlışı baştan yapmıştır, bunun farkına varamadığı koşulda da öyle ya da böyle hayali de olsa uzaya bir yön ve yönlendiren tayin edecektir...(oysa yönsüz olanı bir yönde tayin etmek ve yönlenidirildiğini iddia etmek saçmadır, imkansızdır)

İşte böylece hem safsata biçimli, varlığın başlangıcı ne(başlangıç, bitiş yok) sorusu ama hemde bu safsataya karşıt tanrının başlangıcı ne sorusunun kapsamı olan safsata paradoks çözülür. İkisininde(madde ve tanrı) usulde ve tanımda betimlenmiş haliyle, bir başlangıcı yoktur,, ama sorun şu ki, tanrı, başlangıcı olmayan maddeye, üstelik zamanı da, başlangıç, bitiş mefhumunu da bünyevi anlamlı kılan varlığa, başlangıç tayin etme hatası, yanlışından gelir(!)...

Yanlış sorulara anlamlı biçimde doğru bir cevap verilemez, ancak sorunun yanlışı ortaya konabilir.

Neden hiçbir şey yerine bir şey var?

safsatayı iddia ettikleri biçimde açalım;

Tanrı neden var, sebebi ne? Tanrıyı başlatan kim? Madem hiçbir şeyliğin çözümü bir şeylik olarak tanrı, neden var?

Görüldüğü gibi safsata manığına dayalı paradoksun, yanlışı, safsatası tayin edilemezse bir çözüme de varılamaz, nihayetsiz boş bir saplantıya düşmekten öte gitmeyecek.
Hem her şeyin bir başlangıcı var denecek, ama iş tanrıya gelince de U dönüşü yapılacak... Bir şey varsa bir başlatanı olmalı(safasata ki yukarıda işledik!), o halde tanrı'da var mı? Var denrse, başlangıcı da olmalı, zira o kuralı sen koydun...

Akıllı tasarımcıya göre sorarsak;
Tanrının sebebi ne? O'nu kim başlattı?
Cevap;
Tanrının sebebi tanrı -> TOTOLOJİ olurdu...
tanrının bir sebebi, başlangıcı yok -> hani olmak zorunda diyordunuz, neden çark edildi?

verdikleri cevap, sebebin, sebebi olmaz.

Oysa varlık sebep, sonuç değildir, bu bağlamda, yukarıdaki türden totoloji ve safsataya düşmüyoruz, zira bir sürecin sağlayanı, dönüşen varlık, ortam bileşenlerinin varlığına bağlıdır, öncül süreç değil, ortam bileşenleridir(varlıktır). Bir şeyin varlığı başkadır, kaşı, gözü, rengi konusu başka, birincisi varlığa dairdir, ikincisi ise görünüşe dair, bu metaforla denebilir ki, sebep/sonuç ilişkisi varlığın kendisine değil, yapısı, biçimi, hali, durumuna, kısaca görünüşe dairdir...

Aynı tür safsata anlayıştan yola çıkarak, "uzay mı öncedir, yoksa tanrı mı?" sorusunu da sormak mümkün(safsata anlayışı, safsatanın farkına varamazsa, başlangıcı ol-a-mayan, bu türden kıyasa vurulamaz uzaya başlangıç tayin edeceklerdir, değil mi?) Özetlersek; benim boyum 3kg diyemeyiz, boy, ağırlığın muhatabı değildir, varlık da başlangıcın muhatabı değil, aksine başlangıç, varlığın muhatabıdır, yani, tersidir... metafor olarak ifade edersek, madde ağırlığa bağlı değildir, ama ağırlık madde miktarına bağlıdır...

Sonuç: yönü olmayana yön belirlemeye kalkmak, başlangıcı olmayana, başlangıç tayin etme gayreti havanda su dövmektir.

Her yönde, daha doğrusu yönden bağımsız uzaya, kuzeyde demek ne ise, o her yerdedir ifadeli bitmek, tükenmek bilmeyen türden safsataları da, -kiher yerde olan da hiç bir yerde değildir- sonra ele alırız.

Sersemler akıllıların 7 yılda cevaplandıramayacağı soruları 1 günde sorarlar.
-------
İnsan korktuğuna ya da arzuladığına çok kolay inanır. La Fontaine
-------
Öküz tahta çıkarsa padişah olmaz, saray ahır olur. Çerkes Atasözü
-------
Akıllı bizi arayıp sormaz, aptal bacadan akar.
------
Su dağları kemirir, vadileri doldurur.
------
Aslanlar kendi tarihçilerine kavuşuncaya kadar kitaplar avcıyı övecektir.
------
Hürriyet, başkalarına vermedikçe alamayacağımız tek şeydir. William Allen White
------
Belki söylendi herşey,/ belki de gece bekleniyor/ yazılsın diye aynı cümle. Tüm nedenleri yeryüzünün/ bir çakıltaşına takılıp kaldı. Esteban
------
Sıradan insan kendini evrenin merkezi yapmanın yolunu arar; bilge kişinin evreni onun merkezindedir. Lao Tzu
Alıntı ile Cevapla
  #7  
Alt 13-09-2016, 21:27
İlahimasal İlahimasal isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 22 Mar 2015
Mesajlar: 4.691
Standart

Sayın spartaküs

Bilim insanıyım diyen akademik ve prf ünvanlı kişilerin , varlığa dair nitelik ve niceliklerden hiç bir somut veri taşımayan Tanrı fikrine, neden bilimsel kandırmaca yolu açıyorlar.

Nitelik ve nicelik sadece felsefeye ait terimlermi? Bilimi bağlayıcılığı yokmu ? Varsa , bilim çevreleri bu tip insanlara nasıl prf ,bilim adamı unvanı veriyor?
Alıntı ile Cevapla
  #8  
Alt 13-09-2016, 22:46
NickMickyok NickMickyok isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 02 Sep 2016
Mesajlar: 343
Standart

İlahimasal´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Sayın spartaküs

Bilim insanıyım diyen akademik ve prf ünvanlı kişilerin , varlığa dair nitelik ve niceliklerden hiç bir somut veri taşımayan Tanrı fikrine, neden bilimsel kandırmaca yolu açıyorlar.

Nitelik ve nicelik sadece felsefeye ait terimlermi? Bilimi bağlayıcılığı yokmu ? Varsa , bilim çevreleri bu tip insanlara nasıl prf ,bilim adamı unvanı veriyor?
Caner taslaman bir bilim insanı değil.Bilim adamı yeni bir şey üretir, orjinal birşeyler ve bilim camiasında kabul görür.
Prof. olmak zor değil, kıytırık, çalıntı bir doktora tezi ile doktorası bitirdin mi önünde açılır. Prof olma değil, bilim insanı olmak çok zordur.
Alıntı ile Cevapla
  #9  
Alt 13-09-2016, 22:48
NickMickyok NickMickyok isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 02 Sep 2016
Mesajlar: 343
Standart

Tabletten yazdığım için ve düzeltme butonu olmadığı için imla hatalarını düzeltemiyorum
Alıntı ile Cevapla
  #10  
Alt 13-09-2016, 23:17
Save The Day Save The Day isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Yasaklandı
 
Üyelik tarihi: 20 Feb 2016
Mesajlar: 859
Standart

Spartacus sebep sonuç varlık için kurulamaz diyorsun. Mesela insanı ele alalım varlık olarak. Sebep ne idi evrim. Sonuç insan çıktı. Oluyormuş yahu neden olmasın ki? Yok alt yok üst yok beriki zemin nedir? Bunu kim çıkardı yahu? Proflar bahsetmiyor bundan
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Önerilen Siteler

Etiket
kitap, kuran, spartacus, tasarım, tasarım delili

Başlık Düzenleme Araçları
Stil

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 01:37 .