Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > Bilim > Biyoloji > Evrim

Cevapla
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
  #61  
Alt 22-12-2004, 21:26
reel reel isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 08 Dec 2004
Mesajlar: 156
Standart

Kendi kendinize bir taraflaşma ya da şablonlaşma yaratıyorsunuz durmadan
neye göre böyle bir sonuca ulaştınız?
Bir insanın diyelim evrimci olması onun o bahsettiğiniz tabloyu (konumuza göre doğayı, evreni) basit, özelliksiz bulmasını doğrudan koşullar mı?
Nedemek istediniz ?anlaşılamadı..
Evrim hakkında epey bir kafa yorup kitaplar devirdiğinizi düşünüyorum. Bu kadar kesin konuşabildiğinize göre. ..
Doğru çok okudum ..Çok literatürde takip ettim..En son "Bilimsel çatışmalar"tübitak yayınları..
Bakın, ne acıdır ki yazdıklarınız Harun Yahya vb.''de yazılanların ufkunu aşmıyor
İnsanları küçümseyerek sivrilmeye çalışmayınız..Bir isim harun yahya ,onun isim önemli değil fikri..eğer evrime yaptığı eleştrilerde bir hata buluyorsanız buyurun....siz o ufku aştınızmı acaba?
Tutup hiç çekinmeden evrimin mekanizması yoktur diyebiliyorsunuz.
evet yoktur...varsa buyur sen açıkla..
Neden yoktur..bir tasarım için bir tasarlayan yok kabul edersek ,olayı tamamen fiziksel kanunlar çerçevesinde ,olasılıklara bırakmak kaçınılmaz oluyor..
Bir karaciğer hücresinde 4000,000 ezim var ..birtanesi eksik olsa hastlıklar ortaya çıkıyor..Yani bir eksiklikte bile hata veriyor..Mikro evrimci olarak nasıl düşünmek lazım??????

Ama evrimcilerin, o kuram içinde öne sürdükleri bazı mekanizmalar var. Ayrıca mikroevrim ve makroevrim mekanizmaları diye de ayırmak gerekir. Moleküler mekanizmalar var. Bu en basit bir biyoloji kitabında bulunabilir. Açıp bu mekanizmaların neden işe yaramayacığını, sürekli takip ettiğiniz yayınlara da dayanarak kanıtlamaya çalışın. Böyle genel konuşmak yerine bunu yapın.
Öneriniz için teşekkür ederim ..Okuyorum..Okuduğum içinde ,kendime güvenerek yazıyorum..genel konuşma ,laf kalbalığı haddime değilidir

Ben size evrim düşüncesinin basit bazı gözlemlerden türevlendiğini yazmıştım. Örneğin deniz seviyesinden yükseklere çıkıldığında türleşme neden artar?
Böyle birşey senden duydum..NEDEN ARTAR?yorumunuz?

Buna her an her yerde yaratma halinde olan Allah böyle karar vermiştir mi diyelim?
Bak bu kabalığım sana değil bazı tas kafalılara..Hep aynı hata...Bu ise kuranı bilmemekten....yaratmak allaha has bir şeydir..Onun nasıl yarattığını biz bilemeyiz..Onun yaratmasını biz sorguluyamayız..Biz ancak yaratılmış bir evrenin yaratılmışları olarak bizim için kurgulanmış olan kanunlar ve kuralları ortaya koyabiliriz..insan iradesi sadece bir tasarımın mekanizmalarını ortaya koyar...
Yani diyelim bir araba..Allah ol !demiştir olmuştur..Allah insana bir irade verdiğinden bu iradesini ortaya koyacak,mekanizmalar ile araba yapmıştır..
Bir inanan, arabayı allah yarattı diyerek mekanizmalarını ortaya koyarken,siz ateistler ise,motorunu,difransiyelini ,fren,debreajı bularak ve işlevini ortaya koyarak"işte bakın arabanın oluşumunu açıklamaya gittikce yaklaşıyoruz diyorsunuz.......

Size bir kere daha söylüyorum..Yaratmak allaha hasdır..İnsanın ona kafa yorması hatadır..

Allah böyle karar vermiştir mi diyelim? Dünyanın 6 milyar yaşının yanında insanın yaşı 3-4 milyon yılı geçmiyor. Ve insandan önce pek çok canlının fosili, kalıtı bulunuyor. Bu nasıl açıklanacak?
Allahın neye karar verdiğini bilmek bize düşmez..Bizler sadece onun yarttıklarıyla onun varlığını bilebilriz.
İnsandan önce canlı olabilir ...neyle çeliştiki ,nasıl açıklanacak diye soruyorsun?Kuranlamı?ben öyle bir çelişki bulamadım.........

Şimdi Kur''an''daki veriler başka birşey diyor eldeki kanıtlar başka. Bunu nasıl "tevil" etmeyi uygun görürsünüz? Böyle şeylerle karşılaşınca Kur''an''ın sözlerini bilimsel açıdan irdelemek adeta bir zorunluluk olur. Serçe beyinlilik değil.
NE MESELA ÇELİŞEN?VERDİĞİN ÖRNEK ALLAHIN KUDRET SIFATINI İÇEREN AYET OLMAMALI..ONA DİKKAT..

KURAN BİLME GÖRE YORUMLANIR,BİLİM KURANA GÖRE DEĞİL.......



Evrim düşüncesini asla tamamlanmış, herşeyi çözmüş bir düşünce olarak ele almayın. Çözülmesi gereken pek çok karanlık nokta var. Hiç bir evrimci de doğadaki olayları basit tesadüfler olarak görmez. Bunların olma zorluğunun bilincindedir. Ama bu doğrudan, zeki bir yaratıcının varlığını koşullamaz hiç kimse için. Ben bilimsel alanın içinde yer alan biri olarak pek çok yayını takip ediyorum, okuyorum. Evrimle doğrudan ilişkili pek çok dergi, kürsü, anabilim dalı var. Hani sizin bilimsel dediğinizden. Öyle söylediğiniz gibi "azıcık moleküler biyoloji bilen biri" evrimi "saçma" bulmuyor bilim dünyasında. Haddinizi aşan şeyler söylemeyin. Yok bunlara da zaten onlar ideolojik kulüplerdir yollu birşeyler diyecekseniz, birşeyleri akıl ya da bilimle yargıladığınıza dair inancım sarsılır
TAMAMEN DOLDURMA BİR PARAGRAF,OLMUŞ..kÜRSÜLERİN VARLIĞIMI SENİ EVRİMCİ YAPTI? iRADENİZ NEYE YARIYOR?BİLGİLERİNİZİ ANALİZ EDEMİYORMUSUNUZ?DERGİ NE DERSE ,KÜRSÜLER NE DERSE HEMEN AMENNAMI DİYORSUNUZ?
BEN OKUYORUM ,İRDELİYORUM ,GÖRÜŞÜMÜ ORTAYA KOYUYORUM..
SELAM
REEL

kün fe yekün!!!
Alıntı ile Cevapla
  #62  
Alt 23-12-2004, 21:27
reel reel isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 08 Dec 2004
Mesajlar: 156
Standart

Yaşamın başlangıcında ses soluk yok!!Hıra dağınamı çekildi?Yaşamın temeli için iyi bir dialektik sağlam bir gerekce arıyor galiba!!!

kün fe yekün!!!
Alıntı ile Cevapla
  #63  
Alt 04-01-2005, 00:59
slycako slycako isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 28 Nov 2004
Mesajlar: 68
Standart Gecikmiş yazı...

(Reel''e)

Islerin yogunlugu yuzunden yanit gecikti. Kalan yerden devam ediyorum.

Kendi kendinize şablon yaratıyorsunuz derken şunu kastediyorum. Verdiğiniz tablo örneği konumuza bir örnek teşkil etmiyor diyorum. Konunun, birilerinin tabloyu basit görmesiyle, karmaşık görmesiyle ilgisi yok. Bu kadar basit bir taraflaşma yok yani.

Genelde (bu sitedeki çoğu yazıda da) evrimcilerin, doğadaki karmaşık olayları sanki çok basitçe oluveriyormuş tarzında düşündüğü ifade ediliyor inanır arkadaşlar tarafından. Doğrudan böyle bir ilişkinin kurulmaması gerektiğini söylüyorum alıntı yaptığınız yerde.

Güzel bir noktaya gelmişsiniz. Çok kitap okuyup, literatür takip ettiğinizi söylemişsiniz. Pek çok iddiada bulunuyorsunuz evrimle ilgili. Diyorum ki genellemeler yaparak saldırmak yerine o kitap ve literatürlerden aklınza yatmayan şeyleri,itiraz ettiğiniz noktaları yazarak zenginleştirsenize yazınızı. Ben yolunuzu açayım, doğal seçilim hakkında, nötr mutasyonların birikmesi hakkında, RNA''nın katalitik işlevleri hakkında, psedugenlerin genomda birikmesi hakkında, exon karışımı hakkında, popülasyon göçleri ve izolasyon hakkında, alttür ve varyete oluşum mekanizmaları hakkında, divergent ve convergent evrim hakkında, insan genomunda bakteri genomuna ait epey bir parça bulunması hakkında, bulunan fosil kayıtlarının, ağırlıkla, basit yapılı organizmalardan karmaşığa doğru gidiyor olması hakkında ve buraya sığdıramayacağım pek çok şey hakkında kafanıza yatmayanlar nelerdir? Yukarıdaki örnekler ilk elden karmakarışık aklıma gelenler ve hepsi evrim süreciyle ilgili. Bunları düşünmek için Hira dağına çıkmaya gerek yok. İddialarınızda samimiyseniz, nesnel verilere dayanarak konuşursunuz. O 4000000 enzim olduğunu da nereden okuduysanız onu da yazın. Hangi durumda varmış o kadar enzim bir hücrede? Asıl konu o değil tabi. Karaciğerle ilgili bu soruyu sormanız birşey ifade etmiyor. Bir organ olarak karaciğerin, ilkel biçimiyle ne zaman, hangi canlıda ortaya çıkıp farklı organizmalarda nasıl farklılaştığına bakın. Onun bile kendi içinde bir evrimi olduğunu görürsünüz, diğer organlarda olduğu gibi.

Demişsiniz ki "okuduğum için kendime güvenerek yazıyorum, genel konuşmak haddime değildir". Okuduklarınızdan çıkardığınız eleştiri notlarınız vardır mutlaka, onları yazın o zaman. Ancak bu şekilde genel konuşmamış olursunuz. Benim kimseyi küçümsemek gibi bir derdim yok. Ayrıca burada sivrilsem ne olur, kimse birbirini tanımaz etmez, bana ne kazandırır? Bırakın bu psikolojik çözümleme işini. Harun Yahya grubu, sizlerin dilinizden bir türlü düşürmediği ideolojik saldırının gerçek failidir işte. Bir bakın sitesine, Marx'tan, Lenin'den kalkar, komünizm saldırısına kadar vardırır işi. O yüzden ufkunuz onunla sınırlı kalmasın diyorum.

Evrimsel mekanizma diye birşey yoktur deyip işin içinden çıkıyorsunuz. Güzel de, beğenirsiniz beğenmezsiniz, evrim teorisinde buna ilişkin öne sürülen bazı mekanizmalar var, yukarıda bazılarını geçtim. Yoktur demeyin de onları tartışmaya çalışın.

Yükseklere çıkıldıkça türleşmenin arttığından bahsetmiştim. Bunu başka birşeyi anlatmak için örnek olarak vermiştim. Ama kısaca geçeyim, yükseğe çıkıldıkça morötesi gibi en etkili mutajenlerden birinin canlılar üzerine etkisi daha doğrudandır. Genom düzeyinde değişimler olabilme ihtimali artar böylece. Dağ gibi yüksek yerlere çıkıldıkça yaşam ortamı çeşitliliği de artar. Doğal seçilimi sağlayan etken sayısı arttığından tür çeşitliliği bununla paralellik gösterir. Yani tür çeşitliliğini sağlayan zemin mevcut ve bunu kolaylaştıran mutajen de mevcut. İkisinin bir arada varlığı tür çeşitlenme şansını arttırır sonuç olarak.
Aralarda bilimsel alana ilişkin ilginç yorumlar geçiyorsunuz. Yaratma işi Allah'a mahsustur,insanın buna kafa yorması hatadır vb. Gerçekten yaratılış işine kafa yormamalıyız deyip, pek çok bilim dalının kapısına kilit mi vuralım? Birşeyleri sorguladığımızda bunun neden sınırı olsun? Allah birşeye ol dediği için olmuşsa, bunu her varlık için genel olarak kabul ediyorsak bilim ne işe yarar o zaman? Bilimsel düşüncede böyle sınırlar olabilir mi?

İnsandan milyarlarca yıl öncesine kadar bazı canlıların izini sürebilirsiniz. Dinsel veriler buna izin vermez. Siz isterseniz, Allah'ın nezdindeki günlerin bizim bildiğimiz gün kavramına tekabül etmediğini söyleyin. Yine o fark kapanmaz. Kur'an'a gore herşey insan için yaratılmıştır, bitkiler, hayvanlar, eşyalar vs. Bilim böyle bir anlayışı dışlar, insanı diğer varlıklarla, canlılarla aynı düzeyde doğanın parçası haline getirir. Bize zor gelen belki de bunu kabullenmek. Hz. Muhammed bu yaratılma sırasını açıklarken bitkileri (ağaçları) ışıktan once söyler, sonra ışık yaratılmıştır der. Bunun doğru olduğunu nasıl kabul edebiliriz? Sonuçta, bugün dünyada gördüğümüz ne varsa çok küçük bir zaman diliminde (6 günde örneğin), birden, tümden varedilmiştir dinlerdeki inanışa gore. Bilimsel düşüncede bunu bulamazsınız. Bütün tartışma buradan çıkıyor zaten. Evrenin oluşumu milyarlarca yıl sürmüş, insanınki 3-5 milyon yıllıktır. Allah bu kadar süre neyi beklemiş gerçekten?

Son yazdığım kısma da, doğru dürüst anlamadan, doldurma bir paragraf olmuş demişsiniz. Sağolun. Bir başka yazınızda engin öngörünüzle "azıcık moleküler biyoloji bilen biri bu aptallıkları kabul edemez" demiştiniz. Ben o dergilerdeki, kürsülerdeki, bölümlerdeki insanların çok da iyi moleküler biyoloji bildikleri halde ne hikmetse evrim kuramını saçma ya da aptal bulmadıklarını vurguladım orada. Yani gerçekten haddinizi aştığınızı söylüyorum. Kürsülerin varlığı mı beni evrimci yapmış, dergi ne derse amenna mı diyormuşum. El insaf, bu kadar ucuz saldırı olur mu? Karşınızda çocuk yok, dikkatlice okuyup ona gore yazın. Yok böyle basit saldırılarla geçecekse, tartışmayı uzatmanın anlamı yoktur. Ve aleyna aleykumesselam!

Slycako
Alıntı ile Cevapla
  #64  
Alt 04-01-2005, 01:57
anthemoessa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
anthemoessa anthemoessa isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 03 Jan 2005
Mesajlar: 357
Standart Miller deneyi?

Miller deneyi:

aşağıdaki yazı http://www.harunyahya.org/evrim/hy_h...okeni/hk8.html stesinden alınmıştır...

Bu bilgiler Harun Yahya tarafından kaleme alınmıştır ancak bilgilerin kaynağı Harun Yahya değil yurtdışındaki BİLİM ADAMLARIDIR Harun Yahya bu bilgileri güzel bir şekilde derlemiştir..
"Onun bilimsel alanda seviyesi ne?" şeklinde gelebilecek sorular nedeniyle bunu yazdım...



"Hayatın kökeni konusunda evrimci kaynakların en çok itibar ettikleri çalışma ise, 1953 yılında Amerikalı araştırmacı Stanley Miller tarafından yapılan Miller Deneyi''dir. (Deney, Miller''in Chicago Üniversitesi''ndeki hocası Harold Urey''in katkısından dolayı "Urey-Miller Deneyi" olarak da bilinir.) Evrim sürecinin ilk aşaması olarak öne sürülen "kimyasal evrim" tezine "delil" olarak öne sürülen yegane girişim, işte bu deneydir. Aradan neredeyse yarım asır geçmesine ve büyük teknolojik ilerlemeler kaydedilmesine rağmen bu konuda hiçbir yeni girişimde bulunulmamıştır. Bugün halen ders kitaplarında canlıların ilk oluşumunun evrimsel açıklaması olarak Miller Deneyi okutulmaktadır. Çünkü bu tür çabaların teorilerini desteklemediğinin, aksine sürekli yalanladığının farkında olan evrim araştırmacıları, benzer deneylere girişmekten özellikle kaçınmaktadırlar.


Stanley Miller deney aparatıyla birlikte.
Stanley Miller''ın amacı, milyarlarca yıl önceki cansız dünyada proteinlerin yapı taşları olan amino asitlerin "tesadüfen" oluşabileceklerini gösteren deneysel bir kanıt ortaya koymaktı. Miller, deneyinde, ilkel dünya atmosferinde bulunduğunu varsaydığı -daha sonraları ise bulunmadığı anlaşılacak olan- amonyak, metan, hidrojen ve su buharından oluşan bir gaz karışımını kullandı. Bu gazlar, doğal şartlar altında birbirleriyle reaksiyona giremeyeceklerinden deney ortamına dışarıdan enerji takviyesi yaptı. İlkel atmosfer ortamında yıldırımlardan kaynaklanmış olabileceğini düşündüğü enerjiyi, yapay bir elektrik deşarj kaynağından sağladı.

Miller bu gaz karışımını bir hafta boyunca 100°C ısıda kaynattı, bir yandan da karışıma elektrik akımı verdi. Haftanın sonunda Miller, kavanozun dibinde bulunan karışımdaki kimyasalları ölçtü ve proteinlerin yapı taşlarını oluşturan 20 çeşit amino asitten üçünün sentezlendiğini gözledi.

Deney, evrimci çevrelerde büyük bir sevinç yarattı ve çok büyük bir başarı gibi lanse edildi. Hatta, çeşitli yayınlar olayın sarhoşluğu içinde, "Miller hayatı yarattı" şeklinde manşetler atacak kadar spekülasyon yaptılar. Oysa Miller''ın sentezlediği birtakım "cansız" moleküllerdi.

Bu deneyden aldıkları cesaretle evrimciler, hemen yeni senaryolar ürettiler. Amino asitlerden sonraki aşamalar da hemen kurgulandı. Çizilen senaryoya göre, amino asitler, daha sonra rastlantılar sonucu uygun dizilimlerde birleşmiş ve proteinleri oluşturmuşlardı. Tesadüf eseri meydana gelen bu proteinlerin bazıları da, kendilerini, "bir şekilde" (!) oluşmuş hücre zarı benzeri yapıların içine yerleştirerek hücreyi meydana getirmişlerdi. Hücreler de zamanla yan yana gelip birleşerek canlı organizmaları oluşturmuşlardı.

Oysa, bu senaryonun en büyük dayanağı olan Miller Deneyi, her yönden geçersizliği kanıtlanmış bir girişimden başka bir şey değildi.


Miller Deneyi''ni Geçersiz Kılan Dört Neden

Miller''ın, ilkel dünya koşullarında amino asitlerin kendi kendilerine oluşabileceklerini kanıtlamak amacıyla yaptığı deney birçok yönden tutarsızlık göstermektedir. Bunları şöyle sıralayabiliriz:

1- Miller, deneyinde, "soğuk tuzak" (cold trap) isimli bir mekanizma kullanarak amino asitleri oluştukları anda ortamdan izole etmişti. Çünkü aksi takdirde, amino asitleri oluşturan ortamın koşulları, bu molekülleri oluşmalarından hemen sonra imha edecekti.

Halbuki ilkel dünya koşullarında elbette bu çeşit bilinçli düzenekler yoktu. Ve bunlar olmadan herhangi bir çeşit amino asit elde edilse bile, bu moleküller aynı ortamda hemen parçalanacaklardı. Kimyager Richard Bliss''in belirttiği gibi, "bu soğuk tuzak olmasa, kimyasal ürünler elektrik kaynağı tarafından tahrip edilmiş olacaktı".255

Nitekim Miller, soğuk tuzak yerleştirmeden yaptığı daha önceki deneylerde tek bir amino asit bile elde edememişti.

2- Miller''ın deneyinde canlandırmaya çalıştığı ilkel atmosfer ortamı gerçekçi değildi. 1980''li yıllarda bilim adamları ilkel atmosferde, metan ve amonyak yerine azot ve karbondioksit bulunması gerektiği görüşünde birleştiler.

Peki Miller neden bu gazlar konusunda ısrar etmişti? Cevap basitti: Amonyak olmadan, bir amino asidin sentezlenmesi imkansızdı. Kevin Mc Kean, Discover dergisinde yayınladığı makalede bu durumu şöyle anlatıyor:

Miller ve Urey dünyanın eski atmosferini metan ve amonyak karıştırarak kopya ettiler… Oysa son çalışmalarda o zamanlar dünyanın çok sıcak olduğu ve ergimiş nikel ile demirin karışımından meydana geldiği anlaşılmıştır. Böylece o dönemdeki kimyasal atmosferin daha çok azot, karbondioksit ve su buharından oluşması gerekir. Oysa bunlar organik moleküllerin oluşması için amonyak ve metan kadar uygun değildirler.256

Nitekim Amerikalı bilim adamları J. P. Ferris ve C. T. Chen, karbondioksit, hidrojen, azot ve su buharından oluşan bir karışımla Miller''ın deneyini tekrarladılar ve bir tek molekül amino asit bile elde edemediler.257

3- Miller''ın deneyini geçersiz kılan bir diğer önemli nokta da, amino asitlerin oluştuğu öne sürülen dönemde, atmosferde amino asitlerin tümünü parçalayacak yoğunlukta oksijen bulunmasıydı. Miller''ın göz ardı ettiği bu gerçek, yaşları 3.5 milyar yıl olarak hesaplanan taşlardaki okside olmuş demir ve uranyum birikintileriyle anlaşıldı.258

Oksijen miktarının, bu dönemde evrimci teorisyenlerin iddia ettiklerinin çok üstünde olduğunu gösteren başka bulgular da ortaya çıktı. Araştırmalar, o dönemde dünya yüzeyine evrimcilerin tahmin ettiklerinden 10 bin kat daha fazla ultraviyole ışını ulaştığını gösterdi. Bu yoğun ultraviyolenin atmosferdeki su buharı ve karbondioksidi ayrıştırarak oksijen açığa çıkarması ise kaçınılmazdı.


Miller''ın deneyinde oluşturduğu yapay ortam, gerçekte ilkel dünya şartları ile hiçbir benzerlik göstermiyordu.
Bu durum, oksijen dikkate alınmadan yapılmış olan Miller Deneyi''ni tamamen geçersiz kılıyordu. Eğer deneyde oksijen kullanılsaydı, metan, karbondioksit ve suya, amonyak ise azot ve suya dönüşecekti. Diğer taraftan, oksijenin bulunmadığı bir ortamda -henüz ozon tabakası var olmadığından- ultraviyole ışınına doğrudan maruz kalacak olan amino asitlerin hemen parçalanacakları da açıktı. Sonuçta ilkel dünyada oksijenin var olması da, olmaması da amino asitler için yok edici bir ortam demekti.

4- Miller Deneyi''nin sonucunda, canlıların yapı ve fonksiyonlarını bozucu özelliklere sahip organik asitlerden de çok miktarda oluşmuştu. Amino asitlerin, izole edilmeyip de bu kimyasal maddelerle aynı ortamda bırakılmaları halinde ise, bunlarla kimyasal reaksiyona girip parçalanmaları ve farklı bileşiklere dönüşmeleri kaçınılmazdı.

Ayrıca deney sonucunda ortaya bol miktarda sağ-elli amino asit çıkmıştı.259 Yalnızca bu amino asitlerin varlığı bile evrim teorisini kendi mantığı içinde çürütmeye yeterliydi. Çünkü sağ-elli amino asitler, canlı yapısında kullanılamayan amino asitlerdi. Sonuç olarak Miller''ın deneyindeki amino asitlerin oluştuğu ortam, canlılık için elverişli değil, aksine ortaya çıkacak işe yarar molekülleri parçalayıcı, yakıcı bir asit karışımı niteliğindeydi.


Bugün Miller''ın kendisi de, 1953 yılında düzenlediği deneyin hayatın kökenini açıklamaktan çok uzak olduğunu kabul etmektedir.
Tüm bunların gösterdiği tek bir somut gerçek vardır: Miller Deneyi canlılığın ilkel dünya şartlarında tesadüfen meydana gelebileceği iddiasını desteklememektedir. Deney, amino asit sentezlemeye yönelik bilinçli ve kontrollü bir laboratuvar çalışmasıdır. Kullanılan gazların cinsleri ve karışım oranları amino asitlerin oluşabilmesi için en ideal ölçülerde belirlenmiştir. Ortama verilen enerji miktarı, ne eksik ne fazla, tamamen istenen reaksiyonların gerçekleşmesini sağlayacak biçimde titizlikle ayarlanmıştır. Deney aparatı, ilkel dünya koşullarında mevcut olabilecek hiçbir zararlı, tahrip edici ya da amino asit oluşumunu engelleyici unsuru barındırmayacak biçimde izole edilmiştir. İlkel dünyada var olan ve reaksiyonların seyrini değiştirecek hiçbir element, mineral ya da bileşik deney tüpüne konulmamıştır. Oksidasyon nedeniyle amino asitlerin varlığına imkan vermeyecek oksijen bunlardan yalnızca birisidir. Kaldı ki, hazırlanan ideal laboratuvar koşullarında bile, "soğuk tuzak" (cold trap) denen mekanizma olmadan amino asitlerin aynı ortamda parçalanmadan varlıklarını sürdürebilmeleri mümkün değildir.

Gerçekte Miller Deneyi''yle evrimin, "canlılığın bilinçsiz tesadüfler sonucu ortaya çıktığı" şeklindeki iddiası da çürümüştür. Çünkü deney, amino asitlerin ancak tüm koşulları özel olarak ayarlanmış bir laboratuvar ortamında, bilinçli müdahalelerle elde edilebileceğini göstermektedir.

Miller Deneyi, Türkiye''deki bazı kaynaklarda hala önemli bir bilimsel bulgu gibi gösterilse de, aslında evrimci otoriteler tarafından terk edilmiş durumdadır. Son yıllarda Batılı bilim dergilerinde deneyin hayatın kökenini açıklamak yönünden bir anlam ifade etmediği belirtilmektedir. Örneğin 1998''in Şubat ayında yayınlanan ünlü evrimci bilim dergisi Earth''deki "Yaşamın Potası" başlıklı makalede şu ifadeler yer alır:

Bugün Miller''ın senaryosu şüphelerle karşılanmaktadır. Bir nedeni, jeologların ilkel atmosferin başlıca karbondioksit ve azottan oluştuğunu kabul etmeleri. Bu gazlar ise 1953''teki deneyde (Miller Deneyi''nde) kullanılanlardan çok daha az aktifler. Kaldı ki, Miller''ın farz ettiği atmosfer var olmuş olabilseydi bile, amino asitler gibi basit molekülleri çok daha karmaşık bileşiklere, proteinler gibi polimerlere dönüştürecek gerekli kimyasal değişimler nasıl oluşabilirdi ki? Miller''ın kendisi bile, problemin bu noktasında ellerini ileri uzatıp, "bu bir sorun" diyerek şiddetle iç çekmekte, "polimerleri nasıl yapacaksınız? Bu o kadar kolay değil...260

Görüldüğü gibi, Miller''ın kendisi dahi bugün deneyinin, yaşamın kökenini açıklama adına bir anlam ifade etmediğinin farkındadır. National Geographic''in Mart 1998 sayısındaki, "Yeryüzündeki Yaşamın Kökeni" başlıklı makalede ise, konuyla ilgili şu satırlara yer verilir:

Pek çok bilim adamı bugün, ilkel atmosferin Miller''ın öne sürdüğünden farklı olduğunu tahmin ediyor. İlkel atmosferin, hidrojen, metan ve amonyaktan çok, karbondioksit ve azottan oluştuğunu düşünüyorlar. Bu ise kimyacılar için kötü haber! Karbondioksit ve azotu tepkimeye soktuklarında elde edilen organik bileşikler oldukça değersiz miktarlarda. Koca bir yüzme havuzuna atılan bir damla gıda renklendiricisiyle aynı oranda bir yoğunlukta... Bilim adamları, bu derece seyrek çözeltideki bir çorbada hayatın ortaya çıkmasını hayal etmeyi bile güç buluyor.261

Kısacası, ne Miller Deneyi ne de başka hiçbir evrimci çaba, yeryüzünde hayatın nasıl oluştuğu sorusunu cevaplayamamaktadır. Tüm araştırmalar, hayatın rastlantılarla ortaya çıkmasının imkansızlığını ortaya koymakta ve böylece hayatın yaratılmış olduğunu göstermektedir. Evrimcilerin bu açık gerçeği kabul etmemeleri ise, bilime tamamen aykırı birtakım ön yargılara sahip olmalarından kaynaklanır. Nitekim Miller Deneyi''ni öğrencisi Stanley Miller ile birlikte organize eden Harold Urey, bu konuda şu itirafı yapmıştır:

Yaşamın kökeni konusunu araştıran bizler, bu konuyu ne kadar çok incelersek inceleyelim, hayatın herhangi bir yerde evrimleşmiş olamayacak kadar kompleks olduğu sonucuna varıyoruz. (Ancak) Hepimiz bir inanç ifadesi olarak, yaşamın bu gezegenin üzerinde ölü maddeden evrimleştiğine inanıyoruz. Fakat kompleksliği o kadar büyük ki, nasıl evrimleştiğini hayal etmek bile bizim için zor.262

İlkel Atmosfer ve Proteinler

Evrimci kaynaklarda, amino asitlerin kökeni sorunu, buraya dek saydığımız bütün tutarsızlıklarına rağmen, Miller Deneyi ile geçiştirilmeye çalışılır. Bu geçersiz deneyle söz konusu sorunun çoktan çözülmüş olduğu gibi bir izlenim verilerek, evrim teorisinin açmazları örtülmeye çalışılır.

Ancak canlılığın kökenini rastlantılarla açıklama çabasının ikinci aşamasında, evrim teorisini, amino asitlerden çok daha büyük bir problem beklemektedir: Proteinler. Yani yüzlerce farklı amino asidin belirli bir sıra içinde birbirlerine eklenerek oluşturdukları canlılığın yapı taşları.

Proteinlerin doğal şartlarda tesadüfen oluştuklarını öne sürmek, amino asitlerin tesadüfen oluştuklarını öne sürmekten çok daha gerçek dışı bir iddiadır. Amino asitlerin, proteinleri oluşturmak üzere uygun dizilimlerde tesadüfen birleşebilmelerinin matematiksel imkansızlığını önceki sayfalarda olasılık hesapları ile incelemiştik. Ancak protein oluşumu, kimyasal olarak da ilkel dünya koşullarında mümkün değildir.


Proteinlerin Suda Sentezlenmesi Sorunu

Önceki sayfalarda da belirttiğimiz gibi, amino asitler protein oluşturmak üzere kimyasal olarak birleşirken, aralarında "peptid bağı" denilen özel bir bağ kurarlar. Bu bağ kurulurken bir su molekülü açığa çıkar.

Bu durum, ilkel hayatın denizlerde ortaya çıktığını öne süren evrimci açıklamayı devre dışı bırakmaktadır. Çünkü, kimyada Le Chatêlier Prensibi olarak bilinen kurala göre, açığa su çıkaran bir reaksiyonun (kondansasyon reaksiyonu) su içeren bir ortamda sonuçlanması mümkün değildir. Sulu bir ortamda bu çeşit bir reaksiyonun gerçekleşebilmesi, kimyasal reaksiyonlar içinde "oluşma ihtimali en düşük olanı" olarak nitelendirilir.

Dolayısıyla, evrimcilerin hayatın başladığı ve amino asitlerin oluştuğu yerler olarak belirttikleri okyanuslar, amino asitlerin, birleşerek proteinleri oluşturması için kesinlikle uygun olmayan ortamlardır.263

Öte yandan, evrim savunucularının bu gerçek karşısında iddialarını değiştirip, ilkel hayatın karalarda oluştuğunu öne sürmeleri de imkansızdır. Çünkü ilkel atmosferde oluştukları var sayılan amino asitleri ultraviyole ışınlarından koruyacak yegane ortam denizler ve okyanuslardır. Amino asitler karada ultraviyole yüzünden parçalanırlar. Le Chatêlier Prensibi ise denizlerdeki oluşum iddiasını çürütmektedir. Bu da evrim teorisi açısından tam bir ikilem oluşturmaktadır. "


Yukarıdaki bilgileri BİYOLOJİ PROFESÖRÜ David A. Dewitt tarafından kısaca yazılmış şu yazıda da bulabilirsiniz...

http://www.answersingenesis.org/docs2002/dw_origin.asp

Ayrıca;

http://www.answersingenesis.org/tj/v...merization.asp


Saygılarımla;
Alıntı ile Cevapla
  #65  
Alt 06-01-2005, 03:52
Üye Değil
 
Mesajlar: n/a
Standart

İLK MİKROORGANİZMALARIN DÜNYADA OLUŞTUĞUNU İDDİA EDEMEYEN DARWİNİSTLER ŞİMDİ DE İLK CANLILARIN "UZAYDA" OLUŞUP SONRA DÜNYAYA GELDİĞİNİ İDDİA ETMEYE BAŞLADILAR!MAYMUN İDDİASI YERİNE DE "TARLA FARESİ " YENİ ATALARI OLARAK İLAN EDİLDİ . . . ! ! !
Alıntı ile Cevapla
  #66  
Alt 22-04-2006, 10:41
erenkutsuz erenkutsuz isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 22 Apr 2006
Mesajlar: 113
erenkutsuz - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart Yaşam nasıl Başladı?

"Yaşam nasıl başladı? Sıradan kimyasal süreçlerin yardımıyla, cansız maddelerden türetilmiş olabilir mi"
.1950lerin başında Amerikalı kimyacı Stanley Miller, hayatın başlangıcına ilişkin savları sınamak için bazı deneyler yaptı. Şöyle ki, dünyanın ilk zamanlarında yaşadığımız şuan ki gibi bir dünya yoktu. Miller yanardağlardan püsküren gazların atmosferin oluşumunda Dünya'nın atmosferinin oluşumunda rolü olmuş olabileceğini de öne sürdü. Atmosfer ve yerkabuğunda ki maddesel denge şuan ki değerinden farklıydı. Dünyamızın yaşadığımız dönemdeki atmosfer bileşimi büyük oranda Azot'tan (atmosferin yaklaşık %78i) oluşmakta ve ondan sonra gelen gaz %21 ile Oksijen'dir. Ancak Dünya ilk oluştuğunda, atmosferde oksijen yok denecek kadar azdı. Bunların yerine metan, amonyak, hidrojen ve su buharı gibi gazlar mevcuttu. Diğer bilim adamları da bu görüşe katılmaktadır, ama bazıları ortamda hangi gazların olduğu konusunda farklı görüşler belirlemişlerdir. Bilim adamları havada çok az miktarda oksijenle beraber belki bir miktar su buharının da olabileceğini biliyorlardı. Ama diğer gazların hangileri olduğu kesin değildi. Yine de, bilimsel tahminlerden yola çıkılarak, çeşitli gazların farklı karışımlarıyla deneyler yapılmıştır. Bunun yanı sıra o dönemdeki enerji kaynağı olarak şimşekler vardı. Bunu taklit etmek içinde elektrik akımıyla kıvılcımlar meydana getirdi. İşte bu ortam yeniden yaratılarak deneyi tekrarlayan Miller deneyin sonunda, aygıtında, yalnızca canlılarda görülen cinsten karmaşık moleküller oluşmuştu.
Bugüne dek, yalnızca tek bir bilim adamının, yaptığı deneylerde bu yapıtaşları kendiliğinden birleşip DNA ve RNA gibi uzun moleküller oluşturmuştur. Hayatın evrimi için bir sonraki aşamanın bu olduğu açıktır
Böylece, bu deney aminoasitler gibi yaşamın bazı kimyasal yapıtaşlarının, Dünyanın ilk oluşma devresinde varolduğu düşünülen atmosfer koşullarında kendiliğinden oluşabildiğini gösterdi.
Alıntı ile Cevapla
  #67  
Alt 22-04-2006, 14:20
kozmox kozmox isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 25 Mar 2006
Mesajlar: 20
Standart YASAMIN TEMEL KIMYASI

sevgili eren
dün aksam bir arkadasim bana bir mail atmis ve bir de link var idi zamanin olursa bir okumani tavsiye ederim
http://www.geocities.com/wankeragnos...ratilmayis.htm

saygilar
Alıntı ile Cevapla
  #68  
Alt 22-04-2006, 20:01
erenkutsuz erenkutsuz isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 22 Apr 2006
Mesajlar: 113
erenkutsuz - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart Re: Yaşam nasıl Başladı?

evet bu yazıyı daha önce okumuştum sağol kozmox
Alıntı ile Cevapla
  #69  
Alt 22-04-2006, 21:05
deli_cevat deli_cevat isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 27 Jan 2006
Mesajlar: 808
Standart Re: Yaşam nasıl Başladı?

abilerim bu deney hakkında daha ayrıntılı bilgi verebilirmisiniz yani nerde ne zaman yapıldığı tam olarak hangi moleküllerin elde edildiği konusunu biraz daha açarmısınız

Gelenek ve Gelecek 'Ne Yapmalı'cılarındır
Alıntı ile Cevapla
  #70  
Alt 23-04-2006, 20:13
erenkutsuz erenkutsuz isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 22 Apr 2006
Mesajlar: 113
erenkutsuz - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart Re: Yaşam nasıl Başladı?

TÜBİTAK Başvuru Kitaplığı "Evrim" adlı kitabın 56. ve 57. sayfalarına bakabilirsiniz...

ama isterseniz daha detaylı burada da anlatırız
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Önerilen Siteler

Başlık Düzenleme Araçları
Stil

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 19:48 .